Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    BİR OKUL BİN HAYAT

    Paylaş

    1001110001

    Mesaj Sayısı : 3
    Kayıt tarihi : 15/12/10

    BİR OKUL BİN HAYAT

    Mesaj  1001110001 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 12:10 pm

    BİR OKUL BİN HAYAT
    Otobüs köy yoluna girmişti. Yollar çukur olduğu için takırtılar çıkarıyor, yolcular sağ sola savruluyordu. Mehmet pencereden dışarı bakarak yapacakları okulun hayalini kurdu. Yol boyunca arkadaşıyla birlikte bu hayali konuşmuşlardı. Yol kenarında ufak tefek otlar, dikenler, çalılar ve tarlalar vardı. Tarladaki insanlar bıkkın bir şekilde ellerindeki çapayı toprağa vuruyor ara sıra doğrularak kızgın güneşe hırsla bakıyorlardı. Yıllardır çalışmış olmanın verdiği yorgunluk artık onları bıktırmıştı. Çoğu çocuk yaşta tarlada çalışmaya başlamıştı.Bu yüzden çoğunun sırtı kambur, elleri nasırlıydı.Çalışanlar çocuklarını evde bırakamadıkları için tarlaya getirmişlerdi.Çocuklar tarlanın içinde oradan oraya koşuyor, çocukluğun verdiği heyecanla sıcaklığa aldırmayarak oyun oynuyorlardı.Otobüs tarlanın yanından geçerken Mehmet oyun oynayan çocuklara baktı ve içinden, ‘Çocukların yeri burası değil onların yeri okul yakında layık oldukları yerde olacaklar.’ diye geçirdi.Yapacakları okulu ve okulun bahçesinin öğrencilerle dolu olduğunun hayalini kurdu.Mehmet bunları düşünürken otobüs biranda durdu ve Mehmet ne oluyor dercesine etrafına bakınıp kendisini toparlamaya çalıştı. Murat uykusundan uyandı ve uykunun verdiği sersemlikle gözlerini ovuşturarak :
    ‘Ne oldu, köye mi geldik?’ diye sorular sormaya başladı. Şoför:
    ‘Köyde inecek var mı?’ dedi.
    Mehmet murat’ı dürttü:
    ‘Kalk hadi kendine gel köye geldik.’ Dedi.
    İki arkadaş otobüsten indiler. On iki saattir yoldaydılar ve çok yorgundular. Ama Mehmet köye yeniden gelmenin heyecanını yaşıyor, etrafını dikkatle inceliyor sanki tanıdık bir yüz arıyordu. Köydeki evleri şaşkınlıkla seyrediyordu. Köyün evleri kerpiçten oluşuyordu. Birkaç taş ev dışında hepsi kerpiç evdi. Evlerinin önünde iğde ağaçları, servi ağaçları ve çalılar vardı. Köy meydanında bir çeşme ve köyün ilerisinde köyle mezarlığı birbirine bağlayan bir köprü vardı.
    Kahvede oturan birkaç adamdan başka köyde kimse yoktu. Bu saatlerde herkes tarlada olurdu. İki arkadaş eve geldiler. Ev iki katlıydı ve taştan yapılmıştı.Bahçesi kocamandı.Bahçesi kocamandı.Bahçede büyük bir ahır , samanlık, tezeklik ve traktör koymak için bir de garaj bulunuyordu.Avludan içeri girdikleri zaman Hacer Hanım :
    ‘Oğlum .’ diye bir çığlık attı.Koşarak Mehmet’in boynuna sarıldı.Hacer Hanım’ın çığlını işiten Zeynep ile İbrahim’de evden dışarı çıktılar.
    İbrahim on iki yaşında uzun boylu, cılız zayıf bir çocuktu.Hatice ise on sekiz yaşında koyu, kahverengi gözlü , kumral saçlı, beyaz tenli, uzun boylu bir genç kızdı.Gençliğin verdiği edayla süzülerek abisine doğru yürüdü.:
    ‘Hoş geldin ağabey,’ dedi ve abisine sarıldı.Sonra Murat’ı fark etti.Bir anda göz göze geldiler.Murat uzun boylu, ela gözlü, siyah gür saçlı,esmer tenli bir delikanlıydı.O da Zeynep’i görünce ondan etkilendi.Hacer Hanım Zeynep’e döndü ve:
    ‘Gız Zeynep koş abinlere yemek hazırla uzun yoldan geldiler, garnıları açtır.’ dedi.Hacer Hanım Murat’a döndü ve :
    ‘Sen de hoşgeldin.’dedi. Murat :
    ‘Hoş bulduk.’ dedi ve eğilip Hacer Hanım’ın elini öptü.Hacer Hanım:
    ‘El öpenleriniz çok olsun evladım. Hadi içeri girin.’ dedi.
    Evin içi kilimlerle döşeliydi, duvarda hasır yastıklar dayalıydı.Yastıkların önünde minderler vardı. Bağdaş kurup minderlere oturdular.Hacer Hanım ile Murat koyu bir sohbete başladılar.Hacer Hanım sürekli ekinlerin bu yaz verimsiz olduğundan, işçilerin iyi çalışmadığından yakınıyordu. Ara sıra oğluna bakıp acıyor, oğlunun zayıfladığını düşünüyordu. Zeynep’in hazırladığı yemekten yedikten sonra banyo yapıp kendileri için hazırlanan odaya dinlenmek için gittiler. Yorgun oldukları için akşama kadar uyudular. Mehmet uyanınca aşağı indi ve babası Osman ağayı gördü. Gidip hemen elini öptü. Osman ağa köyün ağasıydı. Uzun boylu, pala bıyıklıydı. Yuvarlak bir göbeği vardı.Osman ağa:
    ‘Hoş geldin oğul.’ dedi.Mehmet:
    ‘Hoş bulduk baba.’ diye karşılık verdi.Bu sırada Murat da aşağı indi.Osman ağa ile tanıştı.Osman ağa onların halini hatırını , okulu şehir hayatını sordu.Osman ağa:
    ‘Zor oğul zor köy hayatı çok zor.Çok şükür okudun da gurtuldun , inşallah ibom da senin gibi okur, böyük adam olur.’ dedi.Mehmet bunun üzerine :Mehmet bunun üzerine:
    ‘Haklısın baba , köy hayatı amelelik çok zor, İbrahim ‘in de köydeki çocukların da okuyup kurtulması lazım.’ dedi.
    Osman ağa bu lafa bir şey demedi.Sadece bıyık altından güldü.Mehmet’e bir dükkan açmak istediğinden bahsetti:
    ‘Mehmet oğlum artık okulu bitirdin, sana güzel bir dükkan .Hayvan hekimisin ne de olsa Burada inekler, koyunlar çok her gün biri hastalanır, çok para kazanırsın.’
    ‘Tamam baba ama önce Murat’la yapmamız gereken işler var.Onları halledelim dükkan da açarız.’
    ‘Neymiş bakalım o işler, anlatın da biz de bilelim.’
    Mehmet tam okul işinden bahsedecekti ki komşunun oğlu ‘Osman ağa’ diye bağırarak geldi.Bu ses üzerine üçü birden dışarı çıktı.Osman ağa:
    ‘Ne oldu lan, yangın çıkmış gibi ne bağırıyon?’ diye çocuğa çıkıştı.Çocuk hızlı hızlı soluk alıp verirken :
    ‘Bizim ineğe bir şey oldu, bir anda hastalandı.Babam, ‘Osman ağanın oğlu hayvan hekimi , çağır gelsin .’dediydi , ondan geldim.’ dedi.Mehmet çocukla birlikte hemen gitti.Murat’ta biraz dolaşmak için avluya çıktı.Bu sırada ineklere su taşıyan Zeynep’i gördü.Yaz olduğu için avlunun içine inekler için yazlık adı verilen küçük bir avlu daha yapmışlardı.Zeynep kovaya su doldurup her bir ineğin önüne koyuyordu.Murat Zeynep’i biraz durup seyrettikten sonra koşarak yanına gitti ve elindeki kovaya yapıştı:
    ‘Bırak Zeynep ağırdır, ben taşırım.’ dedi.
    ‘Yok Murat Bey ben alışkınım, taşırım.Sizin üstünüz ıslanmasın.’
    ‘Islanmaz hadi ver şunu.’
    ‘Olmaz, annem misafire su taşıttım diye bana kızar.’
    ‘Suyu ben taşımak istediğimi söylerim annene bir şey demez, bir şey demez.Hadi artık bırak şunu.’diyerek su kovasını elinden aldı ve ineklerin önüne koydu.Zeynep mahçup bir edayla :
    ‘Sağ olun Murat Bey.’ dedi. Murat ona gülümseyerek:
    ‘Önemli değil bu işleri hep sen mi yaparsın?’dedi.
    ‘Bazen yaparım bazen de İbo yapar.’
    ‘Başka ne yaparsın.’
    ‘Ev işleri, yemek, örgü gibi şeyler…’
    ‘Peki, okula hiç gitmedin mi?’
    ‘Yok gitmedim. Ben istedim ama babam izin vermedi.Mehmet ağabeyim biraz okuma yazma öğrettiydi o kadar.Zaten bizim köyde okul yoktur.Çok eskiden yapmışlar ama kimse okula gitmediği için öğretmen de gelmez olmuş.Babam anlatırdı, öğretmen okula öğrenci toplayabilmek için köyü dolaşır öğrenci sayısını tespit edermiş.Ama bir tane bile öğrenci bulamamış.’Murat şaşkınlıkla Zeynep’e baktı.
    ‘Nasıl yani hiç çocuk yokmuş mu bu köyde?’Elif gülmeye başladı.
    ‘Olur mu hiç Murat Bey .Köyde hiç çocuk olmaz olur mu?’
    ‘O zaman niye öğretmen köy de hiç öğrenci bulamamış?’
    ‘Çünkü insanlar çocuklarını okula gitmesin diye saklarmış.Öğretmen her yeri ararmış tararmış ama bir türlü okuyacak tek bir çocuk bile bulamazmış.Köylüler çocuklarını öğretmen köyden gidene kadar saklamışlar.Çünkü öğretmen çok karalıymış tek bir çocuk bile bulsa köyde kalıp onu okutacakmış ama hiç çocuk bulamamış. Bir hafta on gün beklemiş, köyü dolaşmış ama sonra pes etmiş ,köyden çekip gitmiş. ’
    Murat duydukları karşısında şaşırmıştı.Çocuklarını okula göndermeyen aileler tanımıştı ama bu kadar ilginç bir olayla karşılaşmamıştı.Kendi kendine konuşur gibi :
    ‘Nereye saklamışlar çocukları da kimse bulamamış.’ dedi.
    ‘Samanlığa, tezekliğe, sütlüğe saklamışlar.Sütlüğü bilir misin sen?’
    ‘Evet, abin anlatmıştı.Peyniri, yağı koyduğunuz kamıştan yapılma ev gibi yermiş.’
    ‘Evet oralara saklıyorlarmış.’
    ‘Gerçekten ilginç bir olay.’ dedi Murat düşünceli bir ifadeyle.
    ‘Peki bugüne kadar hiç öğretmen gelmedi mi?’
    ‘Yıllar önce yapılan okul viraneye döndü.O okula hangi öğretmen gelecek.’
    ‘Buraya bir okul yapılsa gitmek ister misin?’
    ‘İsterim ama açılmaz ki.’
    ‘Neden açılmasın?’
    ‘Babam izin vermez.Daha önce de açmak isteyenler oldu ama babam müsaade etmedi.Garşı çıktı,’ Köylü gısmının ne işi olur okulla,’ dedi.Köylü babamın ağzına bakar o ne derse o olur.’
    ‘Bu köyün muhtarı yok mu? Senin baban ne yapabilir ki?’
    ‘Benim babam hökümet gibi adamdır,o ne derse o olur.Mıhtar da onun ağzına bakar.Zaten mıhtar babamın adamıdır.Babam ne isterse onu yapar.’
    Bu sırada Hacer Hanım ‘Gız Ziynep, kör olmayasıca niriye ğayboldun.’ diye bağırınca Zeynep koşarak eve girdi.Murat’ta arkasından öylece bakakaldı.
    Evin yanındaki çardağa gidip oraya oturdu. Mehmet babasının okul işine karşı çıkacağını Murat’a söylemişti ama Murat bu kadarını beklemiyordu. Biraz direnin sonra kabullenir diye umuyordu. Yine de önemli olan köylüyü ikna etmekti.Mehmet gelince bu işi onunla konuşacaktı.
    İki saate kadar Mehmet geldi. Zeynep’te akşam yemeklerini hazırlamıştı. Yere sofrayı serdi,yemekleri koydu ve hep birlikte yediler.Bu sırada Mehmet babasına okul işinden bahsedecekti ama bu konuda hiç konuşmadılar.Murat’a Mehmet’in çocukluğunu anlattılar,tarla işinden bahsettiler.Vakit iyice geç olmuştu.İkisi de hala hala yol yorgunuydu. Hacer Hanım Mehmet ile Murat’a bakarak:
    ‘’Hadi çocuklar ikiniz de yol yorgunusunuz,yatın da bir güzel dinlenin.Benden bir isteğiniz var mı?’’ dedi Mehmet :
    ‘’Yok ana ellerinize sağlık ,her şey çok güzeldi.’’
    ‘’Murat oğlum evinde gibi gendi evinde gibi davran, rahat ol bir isteğin varsa söyle ‘’dedi.Oğlunun arkadaşını memnun etmek istiyordu.Murat ‘ta memnuniyetini dile getirerek:
    ‘’Sağol Hacer Ana ,beni çok memnun ettiniz ,hiç yabancılık çekmedim.Her şey için sağolun.’’dedi.
    ‘’Sen sağol oğul sen sağol .Hadi Allah rahatlık versin.’’
    Bunun üzerine ikisi de kendileri için hazırlanan odaya çıktılar.Murat odaya girince Mehmet’e Zeynep’in söylediklerini anlattı.
    ‘’işimiz zor gibi Mehmet ‘’dedi.
    ‘’Zor ama imkansız değil .Artık insanlar bir şeylerin farkından.’’
    ‘’Öyle ama yine de biz işimiz sağlama alalım.Ne olur ne olmaz.’’
    ‘’Merak etme sen ,ben babamla da köylüyle de konuşurum.inşallah her şey yoluna giderecek ve hayalimdeki okulu yapacağım’’
    ‘’Birlikte yapacağız.’’
    ‘’Evet birlikte yapacağız .Sonunda bu köyde de çocukların önlük giyeceği çantalarını sırtlanarak okula gideceğini göreceğim.Yıllardır bunun hayalini kurdum ben ,artık gerçekleşme zamanı geldi.’’
    Bu sırada Murat çoktan uyumuştu Mehmet ise heyecandan uyuyamıyordu.Biran önce hayalini gerçekleştirmek istiyor,bunun için sabırsızlanıyordu.Sabaha kadar bunun hayalini kurdu.
    Güneş ışıkları pencereden içeri sızıyor,Murat’ın yüzüne vuruyordu.Gözlerini yavaşca açtı güneş ışığı gözü gözüne kamaştırdı.Yana dönüp uyumaya çalıştı ama uyuyamadı.Sonra doğruldu ve Mehmet’in yatağına baktı ama Mehmet yatakta yoktu.Yatak çıkıp pencereden dışarı baktı.Zeynep’i gördü.Zeynep gine elinde bir kova suyla yazlığa doğru yalpalanarak gidiyordu.çocuk gibi sendeliyor,düşmemek için dengi zor sağlıyordu.Onun bu hali Murat’ın çok hoşuna gitti ve kendi kendine gülmeye başladı.Sonra üzerine giyinip aşağıya indi.Aşağıda güzel bir kahvaltı vardı. Hacer Hanım ona ekmek yapmış. İnekten süt sağmıştı. Murat aşağı inerken Hacer Hanım ona :
    ‘’ Sabahın aydın olsun Murat Bey oğlum’’ dedi
    ‘’Sizin de sabahınız aydın olsun Hacer Ana. Neler yaptınız böyle? Çok güzel bir sofra hazırlamışsınız.
    ‘’Estağfurullah oğlum afiyet olsun ,hadi sofraya buyur da garnını doyur ‘’
    ‘’ Özlemişim valla Hacer Ana köy kahvaltılarını ‘’
    ‘’Bunlar şeher yerinin hazır yemeklerine benzemez oğlum.Hepsini ben kendim ellerimle yaparım.YE de miden bayram etsin’’.
    ‘’Bu arada Mehmet i göremedim .Nereye gitti.’’
    ‘’Bilmem ki sabah erkenden galktı gitti.Nireye dimeme galmadan çıktı gitti.İşi vardır herhal,sen çayını soğutma birazdan gelir oda.’’
    Murat sofraya oturdu ve iştahla yemeğe başladı.Evde Hacer Hanım dan ve Elif ten başka kimse yoktu.Osman Ağayla İbrahim sabah erkenden tarladaki işçilerin yanına gitmiştiler.O kahvaltısının ederken Mehmet içeri girdi Murat ona :
    ‘’ Sabah sabah nereye gittin .’’ diye sordu.’’
    ‘’Eski okul binasına bakmaya gittiö.Harabeye dönmüş,baştan yapmak lazım.Okul babam küçükken yapılmıştı.kimse okula gitmeyince öğretmende okula gelmez oldu.
    ‘’Biliyorum ,dün Zeynep biraz anlatmıştı.
    ‘’Bakıyorum da Zeynep’te sana ne çok şey anlatmıştı.Çabuk kaynaşmışsınız .’’
    ‘’Yok dün konu açıldı da öylesine anlatmıştı.’’dedi Murat sıkılgan bir şekilde.Mehmet ‘de çok acıkmıştı.Hemen sofraya oturdu ve kahvaltısını etmeye başladı Murat ona:
    ‘’Okul meselesini babanla konuştun mu ?’’diye merakla sordu.
    ‘’Hayır akşam konuşacağım .Kahvaltımızı yaptıktan sonra eski okul binasına gidelim sen de bak.Neler yapabiliriz onu tespit edelim.Sonra da babamla konuşuruz.’’
    ‘’Tamam o zaman zaten son dayanamamışsın ,sabah erkenden gitmişsin.’’
    ‘’Evet bir an önce şu işe başlamak istiyorum .Sabaha kadar okul işini düşündüm sonra uyku tutmadı seni de uyandırmak istemedim önce kendim gidip eski binayı göreyim dedim.’’
    ‘’tamam ,bir de ben bakayım şu binayı ,inşallah biraz sağlamdır da bizi fazla uğraştırmaz.’’
    ‘’Sanmam ,yeni bir temel atmak lazım.’’
    Kahvaltılarını yaptıktan sonra eski binasının yanına gittiler.Binanın çatısı çökmüş sıvası yıkılmıştı.Bina kullanılamayacak haldeydi.
    Yeni baştan yapmak lazımdı. Temeller bile sağlam değildi.Ama iki arkadaş kararlıydı.Okulu yeniden yapacaklardı.Murat zaten böyle işlere alıştı.Bir çok köye okul yapmıştı,bu işle uğraşmıştı ve buraya da yapacaktı.o insanların hayatını kurtarmak için her şeyi yapardı.Murat binanın haline görünce hem şaşırdı hem de üzüldü.
    ‘’Baksana Mehmet bu bizi çok uğraştıracak ,gerçekten de yeniden yapmak lazım.’’
    ‘’Evet ,yeniden yapmak lazım ama bizi yıldırmaz.’’
    ‘’Tabi ki yıldırmaz,zaten bunun için gelmedik mi buraya?
    ‘’Haklısın ,çok haklısın.’’
    ‘’Hadi gidelim de bir an önce köylüyle konuşup temel atma çalışmalarına başlayalım.’’
    ‘’Önce babamla konuşmamız lazım.Köylü babamdan çekinir, o onay verirse bütün köylü zaten bize destek olur.Hatta bir aya kalmadan bile bitirebiliriz.
    ‘’İyi ama fazla vaktimiz yok.Hem sen ağa oğlu değil misin?Babandan çekiniyorlarsa sende de çekinirler.Bence bir an önce gidip konuşalım.’’
    ‘’Tamam o zaman ,dediğin gibi olsun,gidip konuşalım .’’
    İnsanlarla konuşmak için köy kahvesine gittiler.Öncelikle insanların halini hatırını sordular.Sonra Mehmet söze başladı.
    ‘’Ağalar ! Biz buraya okul yapmak için geldik. Yıllarca okuma yazma öğrenmediniz,kendinizi geliştirmediniz .Okul için,okumak için çaba göstermediniz.Siz kendi tarlanızda amale olarak çalışıyorsunuz.Bari izin verin de çocuklarınız kurtulsun.Okusunlar ,doktor öğretmen ,mühendis olsunlar.Çoğumuz imkanı olmadığı için çocuklarınızı kasabadaki okula göndermiyorsunuz.Gelin birlik olalım ,beraberce bir okul açalım.Çocuklarımız sizin gibi amale olmasın,okusunlar,hayatlarını kurtarsınlar.’’Mehmet’in sözlerinden etkilenen Topal Ali :
    ‘’Mehmet oğlum doğru söyler.Yıllarca kendi topraklarımızda amale olarak çalıştık.Kazandığımız yüzde yetmişini ağaya verdik.Gece gündüz çalıştık elimize ne geçti.Şimdi yaşlıyım ,çalışamıyorum hiçbir şey biriktiremedim.Çocuklarım olmasaydı yardım etmeseydi ne giyip ne içecektim .Biz mahvolduk bari gelin çocuklarımızı kurtaralım.’’deyince kahvedekiler birden coştu.Hepsinden ağa ne der diye bir korku olsa da şimdilik bu konuşmanın etkisiyle yüreklerinde bir ferahlılık vardı.Hepsi de Mehmet’e yardım edeceklerine dair söz verdiler.Yarın hemen inşaata başlanacaktı.Kendi kendilerine oldu bu iş diyorlardı.Köylü artık onlardan yanaydı.İkisi de her şeyin yolunda olduğunu düşünüyor.Osman Ağayı hiç hesaba bile katmıyorlardı.
    Köyde her şey çok çabuk duyulur ve hızla yayılır.Onların köylüyle yaptığı konuşma ve köylünün desteği Osman Ağa’nın kulağına gitmişti.Osman Ağa eve bir hışımla geldi.
    ‘’Mehmet ,Mehmet neredesin lan it oğlu ,ben seni bunun için mi okuttum çık hemen dışarı .’’diye bağırmaya başladı.Evdeki herkes şaşkınlıkla dışarı çıktı.Mehmet şaşkın şaşkın babasına bakıyor ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.Babası yine hiddetli bir şekilde bağırmaya başladı.
    ‘’Ulan it oğlu yemedim yedirdim,içmedim içirdim insanın hiç yediği kaba tükürür mü ?
    ‘’Baba ne diyorsun anlamadım ,ne yediğini kaba tükürmesi?’’
    ‘’Okul yapacam demmişsin ,siz mahvoldunuz bari çocuklarınız kurtulsun demişsin demişsin.Ulan eşek oğlu köylüyü kurtarmak size mi kaldı?Onlar amele nelerine gerek okumak.’’
    ‘’Yalan mı baba,insanları yok parasına çalıştırmıyor musun?Yazık değil mi onlara?Onlar da okusun kendi hayatları olsun ,başkaları için değil kendileri için çalışsınlar .Hem kendilerinin ,hem başkalarının hayatlarının hayatlarını kurtarsınlar fena mı?’’
    ‘’Bu değirmenin suyu nereden geliyor zannediyen sen a salak oğlum ?O ırgatlar olmasın hepiniz aç kalırsınız.Siz benim ocağıma incir ağacı mı dikeceksiniz lan diyerek elini kaldırdı,tam Mehmet’e tokat atacaktı ki Hacer Hanım elini tuttu.
    ‘’Etme bey,gurbanın olam,bir cahilik etmiş.’’diye yalvarmaya başladı.Osman Ağa elini indirdi. Ve sinirli sinirli söylenmeye başladı.
    ‘’Ben size yapacağımı bilirdim ama oğlumsun diye ses çıkarmıyom.Bu okul işinden vazgeçeceksiniz.’’
    ‘’Hayır baba asla vazgeçmeyeceğim .’’
    ‘’Bak oğlum ,sinirlendirme beni,baba sözü dinle.Bu düzen bugüne kadar gelmiş ,böyle gider,huzurumuzu kaçırma.’’
    ‘’Bundan sonra düzen değişecek böyle gitmeyecek .Senin rahatın içinde başka insanları yok sayamam.’’
    ‘’Bu düzeni sen mi değiştiricen?’’
    ‘’Evet,ben değiştireceğim.’’
    ‘’Benim müsaadem olmadan hiçbir şey yapamazsın.’’
    ‘’Senden müsaade istemiyorum ki baba’’
    ‘’Sen tek başına hiçbir şey yapamazsınız,köylü benim müsaadem olmadan size yardım eder mi sandın?
    ‘’Tek başınıza da olsa yapacağız bu okulu.Kesin kararımızı bu.Buna sen dahil kimse engel olamaz.’’
    Osman Ağa Murat’ı kastederek
    ‘’O it oğlunu da buraya bunun için mi getirdin?Ben size yapacağımı bilirim.Ya bu işten vazgeçersiniz ya da sizi köyden sürürüm.’’
    ‘’Merak etme baba evinden gideriz ama okul yapmadan ,köye öğretmen getirmeden köyü dışına adımımızı atmayız’’dedi ve ikisi de eşyalarını toplayıp gittiler.Eski okul binası önüne bir çadır kurup oraya yerleştiler.
    Osman Ağa sinirden köpürüyor ,avlunun içinde bir aşağı,bir yukarı yürüyüp duruyordu.Kendi kendine sürekli :
    ‘’İt oğlu itler ben size yapacağımı bilirim.Eski köye yeni adet getirdiler.Köylüğüm okumaktan ne anlarmış?Okusun adam olsun diye gönderdik başımıza çorap örmeye geldi.Adam yerine eşek oldu. Ben o gıymet bilmezlere de gösteririm.Ağa’nın arkasından iş çevirmek ne demekmiş gösteririm onlara.Bunları fazla başıbaş bıraktık.’’diye söyleniyordu.
    Sonra adamlarından birini yanına çağırdı.
    ‘’Hemen git köy kahvesine ,’’Eğer kim kim okul işine yardım ederse Osman Ağa onun evini başına yıkacak,onu kendine düşman belirleyecekti,’’Osman Ağa böyle söyledi:görelim bakalım bir tek kişi bile onlara yardım etmeye cesaret edecek mi?diye bıyık altından sırttı
    Mehmet ise babasıyla tartışma yaşadığı için sinirliydi.Babasının kendisine karşı çıkması onu fazlasıyla sinirlendirmişti.Üstelik köylü onlara yardım etmekten vazgeçecek diye de çok korkuyordu.Çadırın önündeki taşa oturdu ve başını ellerinin arasına alarak düşünceli bir şekilde sabit bir noktaya bakmaya başladı.Köylü onlara yardım etmezse tek başlarına okulu nasıl bitireceklerini düşündü.Babasının neler yapabileceğini düşündü ve tedirgin oldu.Murat onun bu halini görünce üzüldü ve yanına gitti.
    ‘’Canını sıkma Mehmet her şey yoluna girecek inan bana,babanda hatasını anlayacak ve bize hak verecek,hadi toparla kendini ‘’
    ‘’Babamın bu tavrı beni hem şaşırtıyor hem de sinirlendiriyor.Gerçi bu tepkiyi bekliyordum ama ya köylü bile yardım etmekten vazgeçerse ?asıl beni endişelendiren bu.’’
    ‘’Merak etme her şey yoluna girecek inşallah.Sen dememiş miydin .İnsanlar bir şeyin farkında diye,onlarda neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilecekler seviyedeler.Hem ilk engel pes mi edeceğiz’’
    Murat’ın desteği sayesinde Mehmet biraz kendine geldi ve babası köylüyü tehdit ederse ne yapacaklarını hatta yapabileceklerini konuştular.Her türlü tehlikeyi göze almışlardır.Gerekli yerlere dilekçe vereceklerdi, kimse yardım etmezse belki bu işi yalnız başlarına bitireceklerdi.Ertesi gün köylüyle birlikte okul yapımına başlanacaktı.Bütün aletler hazırdı.İkisi de heyecanla köylü bekliyordu.Ama ne gelen vardı ne giden vardı.İlerde Topal Ali’nin geldiğini gördüler ve biraz sevindiler ama Topal Ali’den başka kimse yoktu ortalıkta Mehmet merakla sordu:
    ‘’Ali emmi niye ki hiç kimse gelmedi?Söz vermişlerdi.Herkes yardım edecekti.’’
    ‘’Köylü babanın sizi evden kovduğunu duymuş oğul..oğlunu kovan bize ne eder dediler.Hem dün ağanın adamları kahveye geldi.Size yardım eden düşmanı bileceğini söyledi.Ağanın düşmanlığı kötüdür,varsın olsun .Zaten bir ayağım çukurda .Ben gorkmuyom gayri ağa kısmından.’’
    Zaten ikisi de bunu bekliyordu ama yine duyunca kötü oldular.’’
    ‘’Murat Mehmet ‘e :
    ‘’Ne yapacağız şimdi.?’’diye sordu
    ‘’Gidip köylülerle gine konuşacağız.Sonra gider babamla konuşurum ben.Bunu yapmaya hakkı yok. Bu ülkede kanunla ,nizam var.
    ‘’Bu köyün kanunu nizamı da Osman Ağadır oğul,önce o ne derse o olur.Bir sözü kanun gibidir.’’
    ‘’Merak etme Ali emmi bu köyün kanunu değişecek .’’diyerek kendinden emin bir şekilde köy kahvesine doğru gitti onları ikna edebilmek için gayet sakin ve yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
    ‘’Ağalar biz sizin için buradayız .Korkmayın!yardım edin bize.Gelin birlikte çocuklarımızın hayatını kurtaralım.Birlik olursak kimse bize bir şey yapmaz.Kanun var nizam var .’’
    ‘’Ağam biz napak al işte baban seni evden kovdu.Yıllardır hökümet buraya okul mu getirdi?mıhtar Bilem Ağadan yana.O ne derse o olur hem çoluk çocuk çalışmak zorundayız.Yoksa aç galırız biz aleme doğmuşuz ,başka bir şey bilmeyiz.Hem size yardım edersek Ağa’nın düşmanı oluruk.
    Ağa’nın düşmanlığı kötüdür.Etmediğini eder insana ‘’
    ‘’Bir şey yapamaz birlikte olursak hiçbir şey diyemez.Bana güvenin?Ağa oğlu’na güvenmiyor musunz?’’bu sırada Murat’ta söze karıştı.
    ‘’Korkmanıza gerek yok,zaten çocuk okutmamanın çok büyük bir cezası var olmazsa Ankara’ya telgraf çekeriz.Siz yeter ki yardım edin haklısınız biz ararız.Hep birlik olursak Ağa’da bir şey yapamaz.Gelin el elle verelim çocuklarımızı okutalım.Biz sizin için bütün tehlikeleri göze aldık.Sırf sizin çocuklarınız her şeye yapmaya hazırız siz kendi çocuklarınız için hiçbir şey yapmayacak mısınız?’’
    Köylü Ağa’dan korkuyor ne yapacağını bilemiyordu ama yine de konuşmanın etkisiyle birazcık cesarete geldiler ve o gün temel atma çalışmaları başladı.Tabi bu olayı duyan Osman Ağa küplere bindi.Tarla başındaki işçilere bağırıyor:
    ‘’Sizz görürsünüz ırgat takımı ,Ağa lafı dinlememek ne demekmiş görürsünüz’’sonrada tarlada çalışan kadınlara dönerek :
    ‘’Siz burada çalışırken kocalarınız gelip yardım edecekleri okul yapmaya gitmişler.Sizin neyinize gerek okul .Kıt kafalı çocuklarınız okuyup ta adam mı olacak sanki.Ben onlara gösteririm.’’diyordu.Sonra yanındakine dönerek:
    ‘’Topal Ali mi onlara karşı çıkmış .’’diye sordu.
    ‘’Heye Ağam ,zaten onlara sabahtan yardım için gitmiş.Senin sözünü hiçe saymış.’’
    ‘’Ulan Topal Ali,bu bardağı taşıran son damla oldu.Sen görürsün diyerek gözlerini kıstı ve uzaklara baktı.Sonra da aklına parlak bir fikir gelmiş gibi gülümsedi.
    Köylü ise o gün akşama kadar çalışmıştı.Henüz ağanın akıbetine uğramamışlardı.Mehmet babam haberi alır almaz buraya damlardı.Kesin haberi almıştır.Buraya gelmediğine göre ya durumu kabullendi ya da aklında farklı planlar var diye düşündü.Ama durumu kabullenmiş olması ve her şeyin yolunda gitmesi için dua ediyordu.
    Ertesi sabah Murat Hacer Hanım’ın yaptığı sıcak ekmek kokusuyla uyandı.Çadırdan çıktığımda Mehmet ile Zeynep’in gülüşerek kahvaltı yaptıklarını gördü.Zeynep babasından habersiz annesiyle birlikte onlara kahvaltı hazırlamıştı.Artık babasından gizli onlara yemek getirecekti.Murat’ta onların yanına gitti ,çok acıkmıştı ,hemen kahvaltıya başladı.Mehmet arkadaşına gülümseyerek.
    ‘’Bak Murat Zeynep’te bize yardım edecek bundan sonra yemekler ondan.’’dedi.Murat Zeynep’e bakarak gülümsedi ,Zeynep’te utangaç bir ifadeyle başını önüne eğdi.Mehmet su almak için çeşmeye gidince Murat ile Zeynep yalnız kaldılar.Murat içinden,’’Acaba onunla görüşüp konuşmak istediğimi ,ona yakından tanımak istediğimi söylesem kabul eder mi? diye geçirdi.
    Zeynep’te ürkek ürkek ona bakıyor.,ne yapacağını kestiremiyordu.Murat uzun süre Zeynep’i seyrettikten sonra bütün cesaretini topladı ve Zeynep’e görüşmek istediğini söyledi.Zeynep’te bunu bekliyor gibi hemen:
    ‘’Her gün akşam üzeri Hatçe Ana’ya süt vermeye gidyorum.Onun evi köyün dışında kasaba yolunun yanındadır.Oraya gel,görüşürüz.’’dedi
    Sonra sofrayı topladı ve kıkırdayarak hızla oradan uzaklaştı.Murat’ında gözlerinin içi gülüyordu.Mehmet ‘te geldi ve Zeynep’in arkasından şaşkınlıkla bakakaldı.
    ‘’Ne oldu buna ,niye bu kadar sevinçli?’’
    ‘’Hiç ,okul yapılınca sen de öğrencimiz olursun dedim de ondan herhalde.’’
    ‘’Yapılsın da orası kolay’’
    ‘’Hadi kalk ta şu işe bir an önce başlayalım.’’
    ‘’Daha kimse gelmedi ki.’’
    ‘’Vakit erken ,gelirler birazdan,biz yavaş yavaş başlayalım.
    Mehmet bir an önce inşaat başlamak için sabırsızlanıyor,yeni bir aksilik çıkmaması için dua ediyordu.Öğleye kadar çalıştılar.Yine kimse gelmemişti.Ortalıkta Topal Ali bile yoktu.İyice merak etmeye başladılar.Murat Mehmet’e
    ‘’Ne oldu acaba ,niye kimse gelmedi?’’diye sordu.Mehmet düşünceli bir ifadeyle:
    ‘’Bilmiyorum’’dedi.Sonrada Murat’a dönerek:
    ‘’Belki babam bir aksili çıkarmıştır.Hadi gidip ne olduğunu anlamaya çalışalım.’’dedi ve köy kahvesine doğru gittiler.Mehmet ise Murat’ın geldiğini görenler dağılmaya başladı.Mehmet arkalarından koşarak onları durdurmaya çalıştı.
    ‘’Ağalar durun nereye gidiyorsunuz, ne oldu ?Neden inşaata gelmiyorsunuz,niye kaçıyorsunuz?’’diye sorular sormaya başladı.
    Kalabalıktan biri:
    ‘’Ağam biz size yardım edemek ,gelin siz de bu işten vazgeçin.Topal ali ön ayak oldu diye onun öteki bacağını ağanın adamları kırmış.Fıkrayı ne hale getirmişler.Şimdi hapten yürüyemez oldu.Biz sana yardım edersek bizim ocağımız söndürür.Bu ağa milletine bulaşmaya gelmez’’.diyerek çekip gitti.Mehmet neye uğradığına şaşırmıştı.Babasının bu kadar vicdansız olabileceğini aklı almıyordu.Donmuş gibi öylece kalakaldı.Murat onu kolundan sarsamaya başladı.
    ‘’Mehmet onu kolundan sarsmaya başladı:
    ‘’Mehmet iyi misin kendine gel ?’’
    Mehmet uykudan uyanır gibi başını hafifçe kaldırdı. Murat’ın yüzüne garip garip baktı.
    ‘’Aklım almıyor,beni okutmak için şehre gönderen adam nasıl olurda bu masum insanlara bu vicdansızlığı yapar.’’dedi.Sinirden titriyor ,yumruklarını sıkıyordu.Mehmet onu sakinleştirmeye çalıştı.
    ‘’Anlaşılan babam insanların okuyup ,bilgilenmesini istemiyor.Öyle olursa insanlar ağalık sisteminin ne kadar barbarca olduğunu anlayacak ve ağaya isyan edecek,onun ağalığı da elden gidecek.Ağalığının gitmesinden korku yor.Bak sana ,sen oğlu olduğun halde babana karşı geliyorsun oğlum böyle yaparsa ,diğerleri okuyup bilgilendiğinde neler yapar diye düşünüyordur o da .Anlaşılan okulun yapılmaması için elinden gelen her şeyi yapacak ama biz de pes etmeyeceğiz .İşimiz zor ama üstesinden geleceğiz .Ben bir çok köye okul yaptım.Böyleleriyle çok karşılaştım.Merak etme sonunda hayallerini gerçekleştireceğiz.Kimse yardım etmese de biz,ikimiz o okulu .Hem sen demez miydin,insan bir şeyi çok istediği zaman onu mutlaka yapar hiç bir engel bunu mani olamaz.bütün dünyada ona yardım eder,’’diye.
    Mehmet Murat’ın desteği karşısında biraz kendine geldi.Aslında babasının yanına gidip birkaç cümle bir şeyler söylemek ,ondan hırsını almak istiyordu ama vazgeçti.Birlikte okula gidip çalışamaya başladılar.Üstelik gerekli yerlere telgraf çekmişler,köydeki çocukların okumadığına dair rapor hazırlamışlardı ama Osman Ağa ona da engel oldu.Tanıdıkları sayesinde köydeki bütün çocuklar aslında vakit geçiriyorlardı,buğday başakları arasında ,şeker pancarı içinde dolaşıyor ,oyun oynuyorlardı.Yinede vazgeçmemişlerdi,bütün imkanları zorlayacaklardı.Tek başlarına da olsalar bu okul bitecekti.Kararlılardı,bu okulu bitireceklerdi.Gece gündüz demeden çalışıyorlardı.Zeynep’te onlara yemek getiriyor ,İbrahim’de babamdan gizli gelip yardım ediyordu.Bu arada Zeynep ile Murat her gün buluşuyordu .Zeynep Murat’a verdiği mendillerden veriyordu.Ne kadar birbirlerine sevdiklerini söylemeseler aslında birbirlerini seviyorlardı ve ikisi de bunun farkındaydı.Murat ,Zeynep ile bir gelecek kurmayı bile planlıyordu.Fakat Mehmet ‘e bu durumu nasıl anlatacağını düşünüyordu.Onun tepkisinden çekiniyordu.Olan olmuştu artık gönlünü Zeynep’e kaptırmıştı.Üstelik Zeynep ‘te ona karşı boş değildi.Bu durumu bir an önce Mehmet’e söylemek gerekti.Murat bu durumu Mehmet’e bir türlü açamıyordu.
    Osman Ağa’nın evinde bugün büyük bir telaş vardı.Akören köyünün ağası halim ağa misafirliğe gelecekti.Ev temizlendi,koyun kesildi ,etinden yemek yapıldı.Hacer Hanım Halim ağa’dan hiç haz etmezdi.Bir taraftan yemek yapıyor bir taraftan da.
    ‘’Pis domuz azgın teke ,bir de onun için yemek yapıyoruz.Zıkkım yiyesice.’’diye söyleniyordu.Bir tek adam için bu kadar hazırlık yapılması Hacer Hanım’ı sinirlendiriyordu.Ama Osman Ağa ,Halim ağa2ya çok itibar ederdi.Bu yüzden her şeyin yerli yerinde olmasını ve güzel bir hazırlık yapılması istedi.Bütğn hazırlıklar da tamamlanmıştı.Osman ağa dört gözle Halim Ağa’nın gelmesini bekliyordu.
    Halim ağa kısa boylu şişman bir adamdı.Üç tane eşi vardı.Hacer Hanım bu yüzden ona azgın teke derdi.Osman Ağa Halim Ağayla kucaklaştı.
    ‘’Hoş geldin ağam ,sefa geldin,buyur böyle içeri geç’’dedi.
    ‘’Hoşbulduk Osman Ağa ‘’diye karşılık verdi.Halim Ağa ve içeri girdiler.Sofra hazırlandı ve onun için yapılan yemeklerden sofraya konuldu.Bir taraftan yemekleri iştahla yiyorlar diğer taraftan da sohbet ediyorlardı.
    ‘’Osman Ağa duydum ki senin oğlan seherli arkadaşlarıyla birlikte okul yapıyormuş ,köylüyü gışkırtmış sana garşı.’’
    ‘’Sorma ağam başımıza gelenlerİ.Oğlum olmasa ben ona yapacağımı bilirdim ya evlat işte gıyamıyon .Şeher yerine okusun diye gönderdim de oralarda bana garşı gelmeyi öğrenmiş.’’
    ‘’Aslında bunları köyden dışarı çıkarmamak lazım. Sen yanlış yaptın Osman Ağa .Bırak amelerin yanında çalışsın,şeher yerine gidince yeni yeni adetler öğreniyorlar,dirliğimizi düzenimizi bozuyorlar.’’
    ‘’Doğru diyon ağam ,ne yapalım okuyacam diye dutturdu,biz de okuttukiböyük adam olsun didik,hata ettik.’’
    ‘’Neyse boşver olmuş bir kere ,bari diğer oğlana sahip çık.’’
    ‘’Yok ağam tövbe ,bundan sonra okul da okumakta yok.Bir kere dilim yandı,bir daha tövbe.’’

    ‘’Neyse boş ver zaten Topal ali’ye yaptığından sonra köyle iyice sinmiştir.Bir daha sana garşı gelemez.Ne yapsan yap gıkım diyemez.O iki eksik akıllı da hiç bir şey yapamaz.Nerde görülmüş iki insanın okul yaptığı .’’
    ‘’Doğru diyon ağam.Hep yapsalarda okutacak öğrenciyi nirden bulacaklar.’’
    ‘’Bana kolunu kırarsın kimse okulun yolunu bulamaz.’’
    Bu sözden sonra ikisi de kahkalarla gülmeye başladı.Zeynep’te sofrayı toplamak için içeri girdi.Zeynep içeri girip çıktıkça HalimAğa göz ucuyla onu takip ediyordu.Zeynep yemek tencerelerini mutfağa bıraktı.Hacer hanım sinirle tencerelere baktı ve söylenmeye başladı:
    ‘’Zıkkımın yiyesiceler üç dava yemeği nirelerine yidiler.Görmemiş gibi bir solukta yutmuşlar hepsini zıkkımın yıyesiceler.’’diye sinirli sinirli söylendi.Zeynep’te annesinin o haline bakıp kıs kıs gülüyordu.Hacer Hanım zeynep’e yan gözle baktı ve onun güldüğünü görünce o sinirle ona da kızdı.
    ‘’Ne gülüyon gız hadi git de ineklere yem ver.Bir işe yara’’Zeynep çıkarken babasıyla Halim Ağanın konuşmalarına kulak misafiri oldu.
    Halim Ağa:
    ‘’Bırak bunları da Osman ağa sen benim dediğimi dinle.Bizim hanımlar kartlaştı artık.Onlardan bize avrat olmaz artık.Bize şöyle taptaze bir fidan lazım.Hem senin avratta gocamış.Ağa gısmı bir dene avratla ömrünü geçirir mi?Bak bana üç dene avradım emme bir dene daha alacam.Ne diyon şöyle anlı şanlı çifte düğün yapalım.
    ‘’Bilmem ki Halim Ağa sonra köylü ne der?’’
    ‘’Ne derse desin ağa gısmı ne zamandan beri köylüyü takar olmuş.Hem sen ağasın ağa hiçbir avratla durur mu.?Sana daha taze bir avrat lazım.
    ‘’Yakışır ağama da ha!’’
    ‘’Doğru diyon aslında bizim avrat iyice gocadı.Bir ayağı çukurda.Ben daha dincim kuvvetliyim.’’
    ‘’Hadi söyle ağam çifte düğün yapak.’’
    ‘’İyi güzel diyon da ağam kızı nerden bulacaz.’’
    Orası kolay Osman Ağa sen kafanı yorma.Benim bir gızım var daha yirmisine yeni bastı.Boylu poslu güzel mi güzel senden iyisini mi bulacak .Ağa gızı ağayla evlenmeli.Hni senin gız fena değilmiş.Evlilik çağını gelmiş.Gız gısmını fazla bekletmeye gelmez sonra azar.Hem ağa gızı ağayla evlenmeli öyle değil mi Osman Ağa?diyerek eliyle bıyıklarını sıvazlamaya başladı.Osman Ağa aslında kızını severdi ona karşı zaafı vardı ama halim ağa’yı kırmak olmaz hem onun düşmanlığından çok dostluğu iyidir diye düşünerek:
    ‘’Haklısın ağam senin ki sana benim ki bana. ‘’diyerek kahkalarla gülmeye başladılar.
    Zeynep duydukları karşısında donup kaldı.Kapı eşiğinde bekliyor ne bir adım geri ne de bir adım ileri gidebiliyordu.Hiç bir şey düşünemiyor ne yapacağını bilemeden öylece bekliyordu.Sonra annesinin sesiyle irkildi ve kendine geldi.Hacer hanım kızının kendi söylediklerini yapmamasına çok sinirlenmişti.Onu öylece kapı eşiğinde görünce sinirle bağırmaya başladı:
    ‘’Gız sen daha burada mısın ?Ben sana ineklere yem vir dimedim mi?
    Artık sözümüz dinlenmez mi oldu?’’
    Zeynep annesine boş gözlerle baktı.Annesi Zeynep’in bu halime şaşırdı.
    ‘’Gızım ne oldu niye öyle bakıyon ?diye merakla sordu.Oysa Zeynep annesinin söylediklerinin hiç birini duymamıştı.Hacer hanım onu kolundan tuttu ve sarsmaya başladı..
    ‘’Gız nerde aklın kendine gel ‘’diye Zeynep’i sarsıyordu.
    Zeynep birden irkildi ve kendine geldi sonra koşarak odasına gitti.Hacer hanım ne olduğunu anlayamadı.Hayretle Zeynep ‘in arkasından bakakaldı.Sonra’da onun böyle davranmasına kızdı ve arkasından söylenmeye başladı:
    ‘’ A benim şaşkoloz gızım.Ben sana ineklere yem ver dimedim mi?
    Kim bilir aklı nirede .Ah ah hep benim kabahatim.El bebek gül bebek büyütürsen böyle olur .Artık lafımızı da duymaz oldu.’’
    Zeynep ise annesinin söylediklerini duymuyordu.Oda içinde bir aşağı bir yukarı dolanıp durdu.Ne yapacağını bilemiyordu.Her şeyi duymuştu .Babasının
    ‘’Haklısın ağam’’deyişi sonra ikisinin o tiksindirici kahkası kulağından yankılanıyordu.Zeynep kendini dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi hissetti.Babası resmen onu hiç itiraz etmeden Halim Ağa vermiştir.Babası yaşında biriyle evlenmesine gönlü razı olmuştu.Zeynep bunları düşünüyor sinirinden ağlıyordu.Elinden başka bir şey yapmak gelmiyordu.Sonra murat’ı düşündü.Duyduklarını ona anlatacaktı.Bunları bilmeye hakkı vardı .Üstelik beni seviyorsa mutlaka bir çözüm yolu bulur diye düşündü.Evin içinde kendi kendine söyleniyordu.
    ‘’Murat’a her şeyi anlatmalıyım.Hatice Anaya süt vermeye gittiğimde onunla buluşacaktık ozaman ona her şeyi anlatırım.Belki beni gelir Halim Ağa’dan önce ister.Ya benimle evlenmek istemezse?Yok Murat’ım öyle bir şey yapmaz beni yarı yolda bırakmaz.Her ne kadar bana beni sevdiğini söylemese de beni seviyor biliyorum .Öyle olmasaydı ikimizin ismini işlediğim mendili almazdı.Mutlaka Murat’a bunu söylemeliyim o bir çare bulur.Evet söylemeliyim .Ben babamların elinden kurtarır.Yoksa ben ölürüm.O hınzır kılıklıyla evlenmektense ölürüm daha iyi.Murat’ın beni ölüme terk etmez kurtarır beni .Evet kurtarır beni Murat’ım yoksa ölürüm evlenmem ben onunla ölürüm ölürüm..’’diye hep aynı şeyleri tekrar ediyor ateşli hastalığa tutulmuş gibi söyleniyordu.
    Halim Ağa bir haftaya kadar Zeynep’i istemek için geri geleceğini söyleyerek gitti.Halim Ağa’nın yüzü gülüyor Osman Ağa’ya şimdiden dünür diye hitap ediyordu.Osman Ağa onu uğurladıktan sonra düşünceli bir ifadeyle odasına gidip yatağa uzandı.Bu evlilik meselesinde Halim Ağa kadar rahat değildi.
    Her ne kadar ağa olsa da yine de Hacer Hanım ‘a değer verdiği için ondan çekinirdi.Onun nasıl bir tepki vereceğini düşünüyordu.En çokta Zeynep için üzülecekti.Bu evlilikle Halim Ağa gibi bir ağanın desteğini alacaktı. Ama aynı zamanda kızını da hanımını da mutsuz edecekti.Bir kere söz vermişti artık dönüşü olmazdı.Osman Ağa sonra Halim Ağa’nın güzel kızını merek etti ve onu düşünmeye başladı.Kendisi güzel ve genç bir kızla evlenecekti.Hem Hacer Hanım’a yardım ederdi.Zeynep’te ağayla evlenmiş olacaktı.Bir an önce bu evlilik meselesini Hacer Hanım’a söyleyecekti.Hatta bu akşam söylemeliyim diye düşündü.
    Akşamüzeri Zeynep koşarak ahıra gitti.Annesinin sağdığı sütü şişeye doldurdu.Ve Hatçe Ana’nın evine doğru koşarak gitti.Hacer Hanım yine zeynep’in arkasından şaşkınlıkla baktı .Kendi kendine :
    ‘’Bu gıza ne oldu bugün bir garip davranıyor.’’diye söylendi.Murat ile her zaman ki yerlerinde buluştular.Zeynep ne yapacağını bilemiyor ve tedirgin bir şekilde ona bakıyordu.Ne söyleceğini durumu Murat’a nasıl anlatacağını bilmiyordu.Yüzü korkudan bembeyaz olmuştu.Murat Zeynep’in bu durumunu fark etti .Zeynep’in yüzüne şaşkınlıkla baktı:
    ‘’Ne oldu Zeynep ne bu halin hasta mısın?Yüzün bembeyaz olmuş ne bu halin?’’
    Murat öyle söyleyince Zeynep yere çömeldi ve başını elleri arasına alarak ağlamaya başladı.’’
    Murat Zeynep ‘in bu halini görünce iyice telaşlandı.O da Zeynep ‘in yanına çömeldi.Onun başına okşamaya başladı.Onun sakinleştirmeye çalışıyordu.
    ‘’Zeynep ne oldu kendi kendine gel de ne olduğunu anlat bana .Hadi Zeynep ‘in sakin olmaya çalış kendine gel.Ne oldu bak beni de korkutuyorsun anlat ta derdine çare bulalım.’’diye konuşuyor saçını öpüyordu.
    Zeynep ‘te yavaş yavaş kendine gelmeye başladı.Ama hıçkırıkları durmuyordu.Murat’a bütün olan biteni anlattı .Murat duydukları karşısında çok şaşırdı.
    ‘’Babam nasıl böyle bir şey yapar.Bu adam çıldırdı mı?nasıl kendi yaşında biriyle seni evlendirmeye kalkar?Sen daha çocuksun onunla asla evlenemezsin .’’
    Murat’ın bu ani çıkışı Zeynep ‘i çok sevindirmişti.Bir den ayağa kalktı ve:
    ‘’O zaman beni ondan önce sen iste ‘’dedi.
    Murat bir an duraksadı.
    ‘’İyi ama bunu abine nasıl söylerim ?ben senin kardeşini seviyorum diye nasıl derim?’’
    ‘’ O zaman yaşlı azgın tekeyle mi evleneyim.Beni severken seviyorsun da abime söylemeye gelince ne korkuyorsun.Bunu daha önce hiç mi düşünmedin?Yoksa benimle gönül eylendirmek mi niyetin?’’
    ‘’Yok Zeynep ‘im sen beni yanlış anladın.Olur mu öyle şey ben seninle bir gelecek kurmayı uzun süredir düşünüyordum.Sadece abime bunu uygun dille nasıl anlatırım onu düşünüyordum.’’
    ‘’Ben onunla evlenemem Murat.Abim’le konuş ondan çekinme .Mutlaka anlayışla karşılar.Abim anlayışlı insandır bizden yana olur bize destek olur.Eğer beni istemezsen ben mahvolurum kendimi öldürürüm yaşayamam ben Murat’’
    Murat elleriyle Zeynep ‘in ağzını kapattı.
    ‘’Sus Zeynep öyle konuşma .Sana söz veriyorum her şey yoluna girecek.
    Yeter ki sen tatlı canını üzme ‘’dedi.
    Zeynep benim üzerime başım Murat’ın omzuna yasladı ve murat’ta ona sarıldı yine Zeynep ‘in saçlarını okşamaya başladı.Zeynep ilk defa Murat’ı kendine bu kadar yakın görünüyordu.Onun yanında kendimi çok huzurla hissetti ve bütün sıkıntıları bir anda gitmişti .ömür boyu böyle kalabilirdi.Murat’la Zeynep yine buluşmak üzere ayrıldılar.Zeynep çok mutluydu hayeller kurarak evin yolunu tuttu.Bu sırada Osman ağa’da evlilik meselesini hacer hanım’a anlatmıştı.Hacer hanım Osman ağa’yakarşı çıkacak oldu ama yediği tokatta yanına kar kaldı .Hacer hanım sinir nöbeti geçiriyor gibi titriyor beddular ederekdövünüyordu.Bu yaştan sonra üstüne kuma geldiğine yoksa kızının aç hamım !baabası yanında biriyle evlendiğine yansın bilemedi.
    ‘’Kör talihli gızım benim seni pis hınzırı gılıklıyla evlendirmek için mi bugünlere getirdim ben. Kör olasıca ağa bozuntusu benide gızımı da yaktın.kör olasıca ağa bozuntusu beni de gızımı da yaktın .Pis ağzın tekelr elin gızını da diyerek beddua olan okuyordu.Zeynep annesinin bu halini görünce koşarak yanına gitti.’
    Ne oldu anne nedir bu halin ?
    Hacer hanım kızına yaşlı gözlerle baktı ve onu bağrına bastı.
    ‘’Kara talihli gızım benim annen sen bugünleri gün diye mi doğrdu.
    Zaynep annesinin evlilik işi öğrendiğini anladı.garip bir şekilde gülümsüyordu.Murat onun içki rahatlamıştı.Annesine de murat’ı onun söylediklerini anlatmak annesinin içini de rahtlatmak istedi fakat bunun tehlikeli olabileceğini düşündü.İçinden :
    ‘’Merak etme sen anne murat’ım beni kurtaracak.diyordu.Annesini sakinleştirmek için:
    ‘’Sakin ol anne her şey yoluna girecek ‘’.dedi
    Murat ‘ın onu kurtaracağına inanıyor daha doğrusu inanmak istiyordu.Aksi bir fikir düşünmek bile istemiyordu.Bütün ümidini Murat’a bağlanmıştı ve o inanıyordu kesinlikle murat onu kurtaracaktı.
    Murat elindeki mendile bakarak Zeynep i düşünüyordu. Ne yapacaktı? Mehmet e Zeynep i sevdiğini nasıl söyleyecekti. Ama söylemek zorundaydı,hem de hemen söylemeliydi. İçinden Mehmet e durumu nasıl açıklayacağını prova ediyordu. Mehmet in karşısına çıkacaktı ve:
    “Bak Mehmet ben senin kardeşin Zeynep’le evlenmek istiyorum. Biz birbirimizi çok seviyoruz. Tamam biz arkadaştan da öte kardeşiz ama ne yapayım? Gönlüme söz dinletemedim “diyecekti. Yok yok böyle olmaz damdan düşer gibi nasıl söyleyecekti, ne diyecekti? Bir an önce söylemeliydi ama bunu nasıl yapacağını bilemiyordu. O bunları düşünürken çadıra Mehmet girdi. Murat o kadar dalgındı ki Mehmet i fark etmedi. Mehmet Murat’ ın o haline bakıp gülmeye başladı. Murat Mehmet i görünce rengi attı. Hemen mendili cebine koydu, telaşlandı, ne yapacağını bilemiyordu.Mehmet gülmeye devam etti.
    “ O mendil ne, niye cebine koydun? Söyle bakayım yavuklunun hediyesimi? Hadi oğlum söylesene, insan hiç en yakın arkadaşından sevdiği kızı saklar mı? Söyle hadi kız kim, tanıdık mı? Diye Murat a yaklaştı.Murat ne diyeceğini bilemedi dili tutulmuş gibiydi, konuşamıyordu. Kendini arkadaşına ihanet ediyormuş gibi hissetti. Ayağa kalktı ve hızla çadırdan çıktı. Mehmet te arkasından çıktı. Onun bu hali Mehmet i daha da neşelendirdi.Murat ı utandırdığını düşünerek onunla dalga geçmek istedi.
    “Vay be ne yere bakan yürek yakanmışsın ne ara yavuklu buldun kendine?
    Murat yine hiçbir şey söylemiyordu. Mehmet ısrar etmeye devam etti.
    “Yapma be oğlum, ne var bu kadar çekinecek? Söyle hadi bu kadar uzatma”
    Murat derin bir nefes aldı
    İçinden söylemeliyim diyordu Zeynep in o çaresiz hali gözünün önüne geldi. Zeynep in kendisine yalvarır gibi bakan masum gözlerini hatırladı ve tüm cesaretini toplayıp cılız bir sesle:
    “Zeynep i” dedi ve başını önüne eğdi.
    Mehmet bunu duyunca şaşırdı ve yüzündeki gülümseme dondu kaldı.Yanlış duyduğunu düşündü ve sordu:
    “ Ne dedin anlamadım”
    Murat başı önünde biraz daha yüksek sesle:
    “ Zeynep i” dedi.
    Mehmet bu seferde merakla sordu:
    “ Hangi Zeynep ten benim kardeşim Zeynep mi yoksa?
    Murat hiçbir şey söylemiyordu, öylece önüne bakıyordu. Mehmet bu sefer hiddetle soruyu tekrarladı:
    “ Benim kardeşim Zeynep mi?”
    Murat yine hiçbir şey söylemedi. Aslında Murat ın bu suskun halinden Mehmet kendi kardeşine aşık olduğunu anlamıştı ama yine de Murat tan duymak istiyordu. Çünkü bunu bir türlü arkadaşına yakıştıramıyordu. Murat öylece suskun kalınca Mehmet bu sefer murat ı yakasından tuttu ve sarsmaya başladı.
    “ Murat bir şey söylesene. Niye konuşmuyorsun “ dedi.
    Murat başını kaldırdı ve:
    “ Evet, senin kardeşin Zeynep” dedi. Mehmet iyice sinirlenmişti. Yakasından sımsıkı tutup onu şiddetle sarstı.
    “ Seni kardeşim bildim evime aldım.Ekmeğimi, suyumu paylaştım. Sen ise benim kız kardeşime göz diktin.
    Mehmet böyle söyleyince Murat kendisini savunmaya geçti. Ona her şeyi anlatacaktı. Bu konuda Mehmet i fazla incitmek istemiyordu.
    Yeteri kadar onu üzmüştü:
    “Hayır Mehmet böyle düşünme. Bak dışarıdan nasıl göründüğünü biliyorum ama sandığın gibi değil. Bizimkisi masum bir sevgi, yemin ederim. Kardeşini gerçekten çok seviyorum Mehmet. Ne olur kızma bana.”
    Mehmet Murat ın yakasını bıraktı. Biraz sakinleşmiş görünüyordu ama yine de çok sinirliydi.
    “ Ne zamandır devam ediyor?”
    “ Uzun zamandır. Onu ilk gördüğümde zaten ondan etkilenmiştim. Kötü bir amacım yoktu. Bize yardım etmek zorundasın.
    “ Ne yardımı? Bir de benden yardım mı bekliyorsun?”
    “ Mehmet böyle söyleme, durum çok vahim.”
    “ Ne oldu?”
    “Zeynep le evlenmek lazım”
    “ Ha bir de evlenmek istiyorsun”
    “ Evet Mehmet, onunla bir gelecek düşünüyordum zaten ama şimdi elimizi biraz çabuk tutmalıyız.”
    Mehmet bunları duyunca Murat ı yanlış anladı ve öfkeyle ona baktı, yumruğunu sıktı.
    “ Ne demek bu Murat, niye elini çabuk tutmalısın? Yoksa….”
    “ Hayır Mehmet beni yanlış anladın. Düşündüğün gibi değil. Baban Zeynep i Halim Ağayla evlendirecekmiş. Halim Ağadan önce benim Zeynep i istemem lazım. Yoksa babası yaşında biriyle evlenecek.”
    Mehmet bunları duyunca çok şaşırdı.Şok üstüne şok yaşıyordu.
    “ Ne babam kafayı mı yedi? O adamla Zeynep i evlendirmeyi nasıl düşünür?”
    “ Ne diyorsun Mehmet, Zeynep i bana isteyecek miyiz? Mehmet çok sinirliydi. Duydukları onu iyice sinirlendirmişti.
    “Aslında seni affetmiş değilim ama sana yardım edeceğim. Zeynep in onunla evlenmesinden senin ile evlenmesi iyidir. Ama işimiz çok zor. Babam bize Zeynep i vermez. Halim Ağaya söz verdiyse ona verir. Yine de şansımızı deneyelim.”
    Murat rahatlamıştı. Rahat bir nefes aldı. Yarın Zeynep i isteyeceklerdi. Murat bunun heyecanını yaşamaya başladı. İçi kıpır kıpırdı. Zeynep le ilgili evlilik hayalleri kuruyor ve bundan çok memnun oluyordu. Ara sıra Osman Ağa Zeynep i vermezse diye düşünüyor, böyle bir şey karşısında ne yapacağını kestiremiyordu. Ama yine de iyi düşünmeye çalışıyordu, Mehmet e güveniyordu. O babasını belki yumuşatır, bu konudaki tavrı okul konusundaki kadar sert olmaz diye düşündü. Zaten Zeynep te Murat ı seviyordu. Belki kızına kıyamaz da bana verir diye düşündü.
    O gün yine akşama kadar çalıştılar. İnşaatı kış olmadan bitirmek istiyorlar, bunun için gece gündüz çalışıyorlardı. Akşam olunca da kollarını kımıldatacak halleri kalmıyordu. Zeynep Hatçe Ana ya süt götürürken onların yanına da uğramıştı. Hem onlara yemek getirdi hem de Murat ın abisine bir şey söyleyip söylemediğini öğrenmek istemişti. Onların yanına gittiğinde ikisinin yorgun bir şekilde çadırın önünde oturduğunu gördü. Elindeki sepeti yere bırakarak:
    “ Size yemek getirdim “ dedi ve tedirgin bir şekilde bir abisine bir Murat a baktı. İkisi de tek kelime etmediler. Zeynep onların bu haline şaşırmıştı. Yere çömeldi ve sepetteki yemekleri boşaltmaya başladı. Bir taraftan da, “ Acaba abim her şeyi biliyor mu?” diye düşünüyor, göz ucuyla abisine bakıyordu. Mehmet te Zeynep i izliyordu.
    “ Bırak şimdi yemeği Zeynep, babam seni Halim Ağayla evlendirecekmiş doğru mu?” dedi.
    Zeynep başını kaldırıp abisine baktı ve:
    “Evet abi diyerek yüzünü elleri arasına alıp ağlamaya başladı. Sıkıntılarının hepsini dökmek istiyormuş gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Zeynep in bu hali Mehmet i çok üzdü , Zeynep in ellerini tuttu, saçını okşadı.
    “Korkma abim, her şey yoluna girecek. Bak ben buradayım,senin yanındayım. Kimse sana bir şey yapamaz. Sen üzülme, hadi sil göz yaşlarını. Zeynep abisinin yüzüne minnetle baktı ve:
    “ Abi” diye haykırarak onun boynuna sarıldı. Abisinin bu sözleri onu çok rahatlatmıştı, kendisini kuş kadar hafif hissediyordu.Mehmet Zeynep in göz yaşlarını elleriyle sildi ve ona gülümsedi. Sonra da Murat ı işaret ederek:
    “ Murat seni sevdiğini söylüyor söyle bakalım sen de onu seviyormusun? diye sordu.
    Bu soruya ikisi de çok sevinmişti. Sabahtan beri Murat la konuşmayan, sert tavır takınan Mehmet şimdi bu soruyu gülerek soruyordu.
    “ Galiba Zeynep in ağlaması onu çok üzdü” diye düşündü Murat. Zeynep te bu soru karşısında bir şey diyemedi, başını önüne eğdi.
    Mehmet:
    “ Anlaşıldı, sen de onu seviyorsun. Tamam yarı seni istemeye gelelim. İbrahim e söyle yarın sabah buraya gelsin, babama haberi onunla gönderelim” dedi.
    Zeynep kulaklarına inanamıyordu. Ne diyeceğini bilemedi, çok sevinçliydi. “Ağbiciğim” diyerek Mehmet in boynuna atıldı. Zeynep in mutluluğu Mehmet i de mutlu etti.
    “Deli kız, hadi geç olmadan git te babam kızmasın.”dedi. Zeynep mutluluktan uçacakmış gibiydi. Şarkı söyleye söyleye eve gitti.
    Murat ta Mehmet in tavrı karşısında şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu. Onun bu kadar yumuşayacağını düşünmüyordu.
    Mehmet in yüzüne tebessümle bakıyordu. Mehmet bunu fark etti.
    “Hiç sevinme Murat, seni daha affetmiş değilim. Sen Zeynep e dua et. Kardeşim o kadar üzgün olmasaydı ben seni süründürürdüm ama…..”
    “ Olsun Mehmet, bize destek olacaksın ya o yeter”.
    “ Destek olmasına olacağım da, babamı biliyorsun. İşimiz gerçekten çok zor dua ette insafa gelsin yoksa ikimizi de yakar.”
    “ Tamam okul işinde çok sert ve vicdansız davrandı ama Zeynep onun kızı, ona nasıl kıyacak, biraz olsun merhamet eder herhalde.
    “ Aslında babam Zeynep i sever, ona karşı zaafı vardır. Onun bir dediğini iki etmezdi ama bu da Halim Ağa, eğer ona söz verdiye asla sözünden dönemez, yoksa itibarı zedelenir.”
    “Kızını kendi yaşında biriyle evlendirmeye gönlü razı olacak öyle mi?”.
    “ Bilmiyorum, biz elimizden geleni yapalım,bakalım ne olacak”.
    O gece Murat ın gözüne uyku girmemişti. Osman Ağanın Zeynep i vermemesinden çok korkuyordu. Sürekli bunu düşündü. Sabaha karşı çıktı biraz dolaştı, içi sıkılmıştı, bir an önce gidip Zeynep i istemek ve sıkıntıdan kurtulmak istiyordu. Sabah olunca yine inşaata devam ettiler. İbrahim geldiğinde Osman Ağa ya Zeynep i istemeye geleceklerini haber yolladılar. Murat ın içi içine sığmıyordu. Bir an önce akşam olması için dua ediyordu. Murat ın bu hali Mehmet in gözünden kaçmamıştı. O da aslında en az Murat kadar stresliydi. Kardeşinin o ağlayan hali gözünün önünden hiç gitmiyordu. Babasına güvenmiyor, onun Zeynep i gerçekten Halim Ağa ile evlendirmesinden çok korkuyordu. Bu durumda ne yapardı, buna nasıl engel olurdu, bilmiyordu. Babası Zeynep i Murat a versin diye dua ediyor, aksini düşünmek istemiyordu. Babasının bu gaddarlığı onu iyice sinirlendiriyordu. İkisi de akşama kadar bunları düşünerek çalıştı. Tek laf edecek halleri kalmamıştı. Akşamın stresi ikisini de yıpratmıştı. Çalışmaktan değil düşünmekten yorulmuşlardı.
    Akşam olunca temiz kıyafetlerini giydiler ve Osman Ağa nın evine doğru yürümeye başladılar. İkisi de çok gergin olduğu için yolda hiç konuşmadılar. Eve geldiler ve kapıyı çaldılar. Neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Belki Osman Ağa onları içeri almadan kovardı. Her şeye hazırlıklılardı. Kapıyı Hacer Hanım açtı ve onlara tebessüm ederek:
    “ Hoş geldiniz oğlum dedi”.
    Hoş bulduk, diyerek Hacer Hanım ın elini öptüler. Hacer Hanım onları içeri davet etti, ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiler. Osman Ağa köşede minderin üzerinde oturuyordu. Onları görünce:
    “ Hoş geldiniz buyurun oturun” dedi.
    Böyle karşılanmayı hiç beklemiyorlardı. İkisi de çok şaşırdı. Murat Osman Ağa nın yumuşadığını düşündü. “ Kızına kıyamadı galiba, o yüzden bize iyi davranıyor, belki de bana verecek Zeynep i” diye düşündü.
    Mehmet ise babasına hala güvenmiyordu.Acaba niye bu kadar sakin diye düşündü.
    Osman Ağa onları alaycı tavırla süzdü.
    “ Eee anlatın bakalım , nasıl gidiyor okul inşaatı.” Diye sordu.
    Mehmet babasının bu alaycı haline çok sinirlenmişti, ama burada Zeynep için bulunuyordu. Sakin olmaya çalıştı.
    “ İyi gidiyor, kışa bitiririz” dedi.
    Bunun üzerine Osman Ağa kahkaha atmaya başladı, uzun süre kahkahalar atı.
    “ Demek kışa biter ha! Sizin elinizde sihirli değnek mi var oğlum. İki kişi kışa bitireceksiniz öyle mi?”diye kahkahalarla gülüyordu.
    Mehmet sakin olmaya çalışıyordu. Babasının istediği de buydu, onları sinirlendirmek, küçük düşürmekti ama Mehmet babasının istediği kalıba girmeyecekti.
    Sakin bir tavırla:
    “ Elimizde sihirli değnek yok ama inancımız var. İnanç sihirli değnekten daha kuvvetlidir” dedi.
    Osman Ağa:
    “ İnanç ha! dedi ve tekrar kahkahalarla gülmeye başladı.Onun bu hali Murat ı korkutmaya başladı. Az önce iyi karşılandıkları için sevinen ve ümitlenen Murat şimdi Osman Ağa nın bu davranışı karşısında iyice korkmaya başladı. Zeynep ise mutfak kapısın dan onları dinliyor ve anlamaya çalışıyordu, zaten en çok o tedirgindi.İçi sürekli babasının kendisini Murat a vermesi için dua ediyordu.
    Mehmet babasına:
    “ Evet baba inanç, bizim inancımız var. Tabi böyle zor şeylerin gerçekleşeceğine dair inancın olmadığı için, sen her şeyin kolayını seçtiğin için, buna inanmak sana zor gelebilir” dedi.
    Bu laf karşısında Osman Ağa kahkahayı kesti.
    “ İyi bakalım, kışa bitireceğinize inanın, belki iki kişiyle biter, belli mi olur? Eee sebebi ziyaretiniz nedir? Bana herhalde inançtan bahsetmeye gelmediniz.”
    “ Hayır, biz senden…” dedi orada kaldı. Çünkü Hacer Hanım:
    “Zeynep kızım, kahveleri getir “ diye bağırdı.” Kahve olmadan olmaz” dedi.
    Zeynep de kahveleri aldı ve içeri girdi. Heyecandan elleri titriyordu. Kahvelerini içerken Mehmet tekrar söze girdi.
    “ Biz buraya Allah ın emri, Peygamber in kavliyle kardeşim Zeynep i arkadaşım Murat a istemeye geldik” dedi.
    Osman Ağa yine gülmeye başladı.
    “ Demek kardeşini arkadaşına istiyorsun? dedi. Osman Ağa alaycı bir tavırla.

    “ Evet baba” diye karşılık verdi Mehmet.
    Sonra Osman Ağa Murat a döndü:
    “ Zeynep le mi evlenmek istiyorsun? dedi.
    Murat sıkılgan bir tavırla:
    “ Evet efendim” dedi.
    Osman Ağa takındığı alaycı tavrı henüz bırakmamıştı.
    “ Kızımla evlendiğin zaman nerede oturacaksınız, ne yiyip içeceksiniz? Yoksa onu da mı inşaatta çalıştıracaksın?”
    Murat bu soru karşısında şaşırdı kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Gerçekten de bunu hiç düşünmemişti. Evlendikleri zaman ne yapacaktı,nerede yaşayacaklardı bilmiyordu. Tek istediği ve düşündüğü Zeynep le evlenmekti ve onu Halim Ağa ile evlenmekten kurtarmaktı. Osman Ağa ya şaşkın gözlerle baktı.
    “ Şey, ev tutarım” dedi
    Osman Ağa yine kahkahalarla güldü.
    “ Burada herkesin kendine ait evi var, boş ev mi var ki tutacaksın?”
    Murat kıpkırmızı kesildi, ne diyeceğini bilemedi. Bu sırada Mehmet söze karıştı:
    “ Bir kaç ay nişanlı kalırlar, biz de bu arada ikisine küçük bir ev yaparız. Yeter ki sevenleri ayırmayalım.”
    Osman Ağa her lafın ardından güldüğü gibi bu söze de güldü.
    “ Maşallah siz de hem ev hem okul, bakıyom da çok hızlısınız. Ev neyin yaptırırsak size haber verelim. Ne de olsa çok hızlısınız, dakkada yaparsınız.”
    Osman Ağa nın bu alaycı konuşmaları Mehmet in iyice canını sıkmaya başlamıştı.
    “ Baba, Zeynep in senin yaşında biriyle evlenmesinden Murat la evlenmesi daha iyidir. Nasıl oluyor da kızına kıyıyorsun. Bırak istediği ile evlensin”
    “ Tamam dediğiniz gibi olsun”
    Bu söz üzerine Murat ile Mehmet sevinçle birbirlerine baktılar. Herkes bu söze çok şaşırmıştı. Osman Ağa ardından:
    “ Emme şartlarım var “dedi.
    Murat heyecanla atıldı:
    “ Hepsine razıyım, yeter ki Zeynep ile evlenelim” dedi.
    Osman Ağa:
    “ Otuz baş koyun, bir tane at, bir de kamyon getirin, götürün kızı” dedi.
    Bu sefer apışıp kaldılar. Murat ne diyeceğini bilemedi, Mehmet sinirle çıkıştı:
    “ Baba sen delirdin mi? Bunları nereden bulalım biz?”
    “ Ne bileyim ben. Nereden bulursanız bulun ağa kızını bedavaya vermiş dedirtmem, benden kızı istediniz ben de şartlarımı söyledim.”
    “ Bu kadarı da fazla ama baba”
    “ Ne yapayım oğlum, işinize gelirse”
    Hiçbir şey diyemeden çekip gittiler. Murat kocaman bir boşluğa düşmüş gibiydi. Ne yapacağını bilmiyordu. Zeynep ise odasında hüngür hüngür ağlıyor, bundan sonra kendisine ne olacağını merak ediyordu.
    Murat sinirden yumruğunu sıkıp oraya buraya tekmeler savurmaya başladı. Mehmet onu zor sakinleştirdi. Çadırın önüne oturdular. Murat başını elleri arasına aldı ve sıktı. Bir yandan sayıklıyor gibi söyleniyordu.
    “ Ben bu kadar şeyi nereden bulurum” diyordu.
    “ Tamam Murat bir çaresine bakacağız” dedi. Mehmet ama çareyi o da bilmiyordu. Kız kardeşini bu durumdan kurtarmayı o da istiyordu.
    Murat sabaha kadar uyumamıştı. Üç gündür uyumuyordu zaten. Sevdiğinin zor zamanında yanında olmamak, onun derdine çare bulamamak, onu delirtiyordu. Sabaha kadar çadırın önünde bir aşağı bir yukarı dolandı durdu. Ne yapacağını düşündü ama hiçbir şey bulamadı.
    Mehmet uyandığında Murt ı o halde görünce durumuna üzüldü.
    “ Murat bu halde eline ne geçecek, hadi biraz dinlen kendine gel”
    “ Yok Mehmet bu böyle olmayacak, kafayı yiyeceğim, hiçbir yol çözüm yolu yok”
    “ Bende olsa, bende yok. Hiç para isteyeceğin kimse yok mu?”
    “ Durumumu biliyorsun Mehmet, bu kadar şeyi kim bana verir nereden bulurum?”
    Murat ın babası Murat küçükken ölmüştü. Yaşlı bir annesinden başka kimsesi yoktu. Murat çaresizlik içinde kıvranıyordu. Mehmet ise arkadaşı ve kardeşi için hiçbir şey yapamamanın acısını yaşıyordu. Babası hem ona hem de kardeşine acı çektirmişti.
    Osman Ağa Zeynep i eve hapsetti. Hacer Hanım a:
    “ Bu kız bu evden çıkmayacak bir daha, seviyormuş bir de, bu yaşta sevmeyi nerden bilir bu? Bana bak hanım eğer kaçarsa,evden çıkarsa senden bilirim, seni eşşek sudan gelene kadar döverim. Beni ele güne karşı ilezir etmeyin. Evlenene kadar otursun evde.”
    “ Olur ağam, sen meraklanmayasın. Ben ona mukayet olurum.”
    Zeynep artık annesinin gözetimi altında yaşıyordu. Evinden dışarı çıkamıyordu, Halim Ağa ile evlenmektense ölürüm diye düşünüyordu. Bir yolunu bulup Murat ın yanına gidip ona kendisini kaçırmasını söyleyecekti. Artık hiçbir şey yemiyor, içmiyor,ruh gibi dolaşıyordu. Onun bu hali Hacer Hanım ı çok üzüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu.
    Halim ağa Zeynep i istemiş , Osman ağa da vermişti. Halim ağa nın kızı da Osman ağa ya verilmişti. Bir haftaya kadar düğün yapılacaktı. Zeynep hastalığa tutulmuş gibi zangır zangır titriyor ve kendi kendine söyleniyordu. “ Murat ım beni ölüme terk etmez, beni kaçırır, yoksa ben ölürüm, evlenemem. Beni kaçırır….yoksa…..yoksa….kaçırır beni Murat ım. O deyyuslara vermez beni, diye söyleniyordu. Evde düğün hazırlığı vardı. Zeynep o kargaşadan yararlanıp Murat ın yanına gitti. “ Murat, Murat” diye bağırarak. Murat ile Mehmet merakla Zeynep e baktılar. Zeynep Murat ın boynuna sarıldı, Murat ta ona sımsıkı sarıldı, sonra Zeynep ağlamaklı bir sesle:
    “ Beni kaçır yoksa ölürüm” dedi.
    “ Ne oldu Zeynep, ne demek ölürüm”.
    “Bir haftaya kadar düğünüm oluyor, ben o ağa bozuntusuyla evlenmektense ölürüm daha iyi, ne olur kaçır beni.”
    Murat yere bakarak “ olmaz” dedi. Zeynep in bir anda yüzü sapsarı kesildi. Zorlukla” nasıl olmaz “ dedi. Murat Zeynep in elini tuttu, gözlerinin içine bakarak, “olmaz Zeynep im , abini burada tek bırakamam. Bir an önce okulu bitirmemiz lazım. Bir sürü çocuğun hayatı için kendi hayatımızdan vazgeçmeliyiz. Abine bu köyün çocuklarına bunu yapamam.
    Zeynep ellerini çekti, arkasını döndü ve koşarak gitti, ne yapacağını bilmiyordu. Şimdi çaresiz ve yapayalnızdı. Ne yaptığını, nereye gittiğini bilmiyordu. Murat ın söyledikleri beyninde yankı yapıyor, başka hiçbir şey düşünmüyordu.
    Sevdiği için hiçbir şey yapamamak Murat ı çıldırtıyordu. Elindeki kazmayı aynı noktaya defalarca vuruyordu. Mehmet kolundan tuttu: “yeter artık” dedi. Murat Mehmet e bakarak sayıklar gibi söyleniyordu. “ Hiçbir şey, hiçbir şey yapamadım”, sonra kazmayı alıp vurmaya devam etti.

    1001110001

    Mesaj Sayısı : 3
    Kayıt tarihi : 15/12/10

    Geri: BİR OKUL BİN HAYAT

    Mesaj  1001110001 Bir Cuma Ara. 24, 2010 1:01 pm

    Düğün hazırlıkları tamamlanmış, düğün günü gelmişti. Davulun, çalgının sesi her yerden duyuluyordu. Köyün içi çalgı sesiyle inliyordu. Murat başını kaldırıp dikkatle sesleri dinledi. Acı acı tebessüm edip derin bir ah çekti.” Hiçbir şey yapmadım” diye söyleniyor ,kaderine razı oluyordu.
    Zeynep e gelinlik giydirdiler. Onu süsleyen duvağını taktılar. Sanki gelin olacakmış gibi değil de, ölüme gidiyor gibiydi. Konuşmuyor, gülmüyor, ağlamıyordu. Dışarıda,” gelini almaya geldiler” diye bir ses duyuldu. Zeynep o sesle kendine geldi. Herkes” gelini almaya geldiler” diyordu. Hacer Hanım: “Hadi benim güzel kızım,damat alaya geldi, inelim aşağıya” dedi. Zeynep konuşmayı unutmuş gibiydi. Bir şey söylemek istiyor,söylemiyor,yerinden kımıldamadan öylece duruyordu. Hacer hanım: “ hadi kızım, inelim aşağıya” dedi. Zeynep kendini zorlayarak kısık bir sesle “sen in biraz sonra ben de gelirim” dedi. Hacer hanım çıktı. Zeynep etrafına bakındı.Bir anda kendine gelmiş gibiydi, pencereden dışarıya baktı herkes çok mutlu görünüyor, eğleniyordu. Bir anda aklına kaçma fikri geldi. Fakat her yer tıklım tıklım insan doluydu, nasıl kaçacaktı? Sessizce odadan çıktı, aşağıya indi, annesiyle babasının yatak odasına girdi, pencereden baktı. Evin arkasında kimsecikler yoktu. Pencereden atladı ve kimseye görünmeden gizlice okula doğru koştu.
    Soluk soluğa Murat ın yanına geldi.” Murat” diye bağırdı. Murat karşısında Zeynep i görünce çok şaşırdı. Zeynep, Murat ın yanına gitti. Gözlerinin içine bakarak:
    “ Ne olur beni kaçır” dedi. Murat Zeynep in elini tuttu, sonra dönüp Mehmet e baktı. Mehmet yanına geldi:
    “Kardeşim sana emanet ona iyi bak” dedi. Zeynep “abi” diye boynuna sarılıp ağlamaya başladı. Mehmet te ona sarıldı. Sonra geriye giderek “ hadi hemen gidin , kaçtığını anladılarsa hemen peşine düşmüşlerdir. Sizi bulmadan hemen kasabaya kaçın” dedi. Zeynep ile Murat elele tutuşup koşmaya başladılar.
    Hacer hanım Zeynep i çağırmak için yukarı çıktı. Kapının önünde “ Zeynep,Zeynep” diye bağırıyordu. Sonra kapıyı açtı içeride kimse yoktu. Diğer odalara baktı, her yeri aradı. Zeynep yoktu, yüreğine bir ateş düştü. Koşarak Osman ağanın yanına vardı. Kulağına “ kız kaçmış” dedi. Osman ağa şiddetle bağırdı. “ Nasıl kaçar kadın? Bir kıza sahip olamadın. Evin içini, dışını aradılar, kız yok. Hacer hanım dövünüyor, ağlıyordu. İnsanlar merakla olup biteni izliyordu. Halim ağa: “ Osman ağa bu nasıl iş? Bir kıza sahip çıkamadın, irezillik bu ben kaçan kızı istemem, bulun icabına bakın.
    Namusunuzu temizleyin,senin kızın yoksa benimki de yok. Öküz öldü ortaklık bitti” dedi. Bunun üzerine Osman ağa daha da sinirlendi. Hemen ihtiyar heyeti toplandı ve Zeynep in öldürülmesi kararlaştırıldı. Bütün köy de buna şahit oldu. Osman ağa hemen adamlarını gönderdi,bulunup öldürülecekti. İbrahim bütün olan bitenleri izledikten sonra koşarak Mehmet in yanına gitti. Her şeyi ona anlattı. Mehmet dehşete düşmüş gibiydi. Arkadaşını ve kardeşini kurtarmak için o da onların peşine düştü.
    Murat ile Zeynep her şeyden habersiz kasabaya kaçıyor, yolda hayaller kuruyorlardı. Zeynep: “ Murat ım küçücük bir evimiz olsun, boy boy çocuklarımız olsun, sen işten dönünce ben sana çok güzel yemekler yaparım. Birlikte çocuklarımızı büyütürüz, çok mutlu oluruz” dedi.
    “ Oluruz Zeynep im çok mutlu oluruz”.
    “ Çok mutlu oluruz Murat öyle değil mi?”
    “ Evet Zeynep im çok mutlu oluruz. Biraz gayret az kaldı kasabaya”.
    “ Çok yoruldum ama, daha fazla yürüyemeyeceğim.”
    “Az kaldı Zeynep hadi biraz gayret, evimizi, çocuklarımızı düşün, hadi biraz gayret et”.
    “ Çok mutlu olacağız küçük bir evimiz olacak, çocuklarımız olacak ben sana yemek yapacağım.”
    “ Evet Zeynep az kaldı hadi biraz daha hızlı yürü”.
    “ Ama çok yoruldum”.
    “ Hadi Zeynep im biraz daha biraz daha hızlı”.
    Onlar bu şekilde kaçmaya çalışırken Osman ağanın adamları onları bulmuştu. Hemen arkalarında iz sürüyorlardı. Onlara çok yaklaşmışlardı.
    Zeynep çok yorulmuş görünüyordu.
    “ Hadi Zeynep bak kasaba göründü, hadi biraz gayret et, çok yaklaştık, kurtulacağız”. Zeynep sevinçle Murat ın boynuna sarıldı.
    “ Kurtulduk değil mi? Çok mutlu olacağız, çocuklarımız, evimiz olacak değil mi? Çok mutlu olacağız değil mi?”
    “ Evet Zeynep im çok mutlu olacağız”.
    “ Zeynep” diye bir ses yankılandı biraz uzaktan. Osman ağanın adamları onları bulmuştu. Ellerinde silahlar onlara doğru bakıyorlardı. Zeynep titremeye başladı, ne yapacağını bilemiyordu. “ Çok mutlu olacağız “diye mırıldandı. Ardı ardına kurşun sesleri geldi ,ikisinin de cansız bedeni yere yığıldı. Mehmet kurşun seslerini duyunca olduğu yere yığıldı. “Yetişemedim” dedi kendi kendine. Sonra koşarak kardeşiyle arkadaşının cansız bedeninin yanına gitti. Nasıl kıydılar size, dövünüyor, babasına, köylüye küfrediyor,acı içinde çığlık atıyordu.
    İkisini de bir atın üzerine koyarak köy meydanına getirdi. Herkes merakla etrafına toplandı. Acı dolu gözlerle kalabalığa bakıyordu. Sonra ölüleri attan yere indirdi, kalabalığa bakarak:
    “ Ne istediniz bu iki birbirini seven insandan? Ne istediniz? Sizin mertliğiniz bu mu? Gücünüz iki zavallı insana mı yetti? Okul yapalım dedik çocuklarınız kurtulsun, ağanın korkusundan kaçacak delik aradınız. İki zavallı insanı öldürmeye gelince gözünü kırpmadan ölüm fermanlarını imzaladınız.
    “ Murat ı göstererek” “bu çocuk sizin için, çocuklarınız için kalktı memleketinden geldi. Ne için?
    Sizin gibi ciğeri beş para etmezlerin çocukları okusun adam olsun diye. Ama sizi düşünen bu insanın canına hiç düşünmeden kıydınız. Bu mu sizin insanlığınız,size yardım eli uzatanlara böyle mi muamele ediyorsunuz? Hepiniz korkak zavallı insanlarsınız, yazıklar olsun” diye bağırdı. Olanları duyan Osman ağa da köy meydanına geldi. Babasını gören Mehmet daha da sinirlendi.
    “ Ooo baba bakıyorum evden çıkmışsın, çık tabi bak namusun temizlendi, göğsünü gere gere yürü artık sokaklarda, ne de olsa alnın pak. Sen nasıl bir babasın? Küçücük kızını kendi çıkarın için kendi yaşında biriyle evlendirmeye kalkışıyorsun, sonra da sevdiği ile kaçtı diye ,o mutlu olmasın diye, kendi kızını,kendi kanından, ciğerinden olanı öldürtüyorsun. Mutlumu sun şimdi? Tabi ya namusun temizlendi ya mutlusundur.
    Bu iki gencin mezarını buraya, köy meydanına yapacağım. Her gördüğünüzde kendi insanlığınızı hatırlayacaksınız. Namus anlayışını hatırlayacaksınız” diyerek eline kazma küreği alarak mezar çukuru kazdı ve ikisini yan yana gömdü.
    Sonra: “ Umarım her baktığınızda vicdanınız sızlar da başka gençlere aynı muameleyi yapmazsınız.” Diyerek acı içinde mezara bir kez daha baktı ve arkasına dönüp gitti.

      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:22 pm