Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    BEKLENMEYENDİ

    Paylaş

    01001110032

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 29/11/10

    BEKLENMEYENDİ

    Mesaj  01001110032 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 12:24 pm

    BEKLENMEYENDİ

    Sanki bir şeyler eksikti. Birden elindeki dosyayı karıştırmaya başladı. Evet, fotoğrafları tamdı, diploma… Evet, evet her şey tamdı. Dosyayı kapatırken esen rüzgar belgelerden birini köşedeki banka kadar uçurdu. Birden telaşlandı Feride. Ayağa kalktı ve belgeyi yakalayabilmek için giderken o bankta oturan genç belgeyi almış Feride’ye getiriyordu. Feride gülümsedi. Belgeyi aldı, teşekkür etti. Ne kadar hoş bir çocuk diye geçirdi içinden. Şimdi daha dikkatli olmalıyım diyordu. Çünkü bu belgeler onun için çok değerliydi. Biraz daha bekledikten sonra sıraya geçti. Çok heyecanlıydı. Bir aksilik çıkmasın diye içinden sürekli dua ediyordu. Sonunda sıra ona geldi ve Feride belgelerini uzattı. Heyecandan kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki dikkat etse kalp atışlarını duyabilirdi. Belgeleri inceleyen adam Feride’ye döndü ve:
    ___Kayıtınız yapıldı, tebrik ederiz. Öğrenci kimlik belgenizi karşı masadan alabilirsiniz.
    Feride uzun zamandır yaşadığı stresi sanki o anda birden üzerinden atmıştı. Hayallerine kavuşmanın verdiği mutlulukla öğrenci kimlik belgesini aldı ve üniversitenin bahçesine çıktı. Baktı, köşedeki bank boştu, oraya oturdu. Öğrenci kimlik belgesine bakıyordu.
    “Hayallerine ulaşmış olmak böyle bir duygu olsa gerek”, dedi. Ve üniversite sınavına hazırlandığı zamanlar geldi aklına. Nasıl da yoğun bir tempoydu. Hatırlamak dahi yoruyor insanı. Okuldan dershaneye, dershaneden eve o hiç bitmeyen koşuşturma… Bitmişti işte, ulaşmıştı hayallerine. Sonunda İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü. Tarifi mümkün olmayan bir mutluluk yaşıyordu.
    Feride uzun boyluydu. Saçları siyah, gözleri kahverengiydi. Yuvarlak yüzlü, beyaz tenli güzelce bir kızdı. Gözleri iri iriydi…
    Hayata sıkıca bağlıydı. Yaşamayı çok seviyordu. Ölümü hiç düşünmezdi. Oldukça hırslı bir kızdı. Hedefleri için çokça fedakârlıkta bulunabilirdi. Hırslı olduğu için de arkadaşları onu pek sevmezdi ama Feride bu durumun farkında değildi. Çünkü insanları severdi. Onlara hemen bağlanırdı. Sıcakkanlıydı. Hırslı oluşunu da başarılı olmak için gerekli diye düşünüyordu. Ancak onun hırsı biraz fazlaydı. Her zaman yaptığı işin en iyisini yapmak, bulunduğu yerde en iyi olmak isterdi. Bu yüzden çevresindeki insanları ihmal ettiği de olmuyor değildi.
    Annesiyle arası çok iyi değildi ama babasını çok severdi onunla iyi anlaşırdı. Kendinden büyük iki ablası kendinden küçük de bir erkek kardeşi vardı. Ailesinin maddi durumu iyiydi Erzurum’da yaşıyorlardı. Erzurum’un Pasinler ilçesinde… İki ablası evliydi küçük kardeşi de okuyordu.
    Okula kayıt olduğu günün üzerinden yaklaşık iki buçuk yıl geçmişti. Feride artık üçüncü sınıftaydı. İlk yıl alışmak konusunda zorluk çekmişti ancak artık iyice alışmıştı, bir arkadaş çevresi olmuştu. Hatta arkadaşlarıyla dört kişi eve çıkmışlardı. İstanbul’u çok sevmişti Feride, üniversite bittiğinde de İstanbul’da kalmak istiyordu.
    Bir Pazar günüydü. Güneşin doğuşu ile birlikte Feride de gözlerini açtı. Arkadaşları ile birlikte güzel bir kahvaltı sofrasına oturdular ve keyifle kahvaltılarını yaptılar. Çaylarını yudumlarken ev sakinlerinden Betül bir kurstan bahsetti. Kursun diksiyon kursu olduğunu diksiyonun gelişiminde etkili olacağını duyan Feride anında dikkatini Betül’ün konuşmasına verdi. Feride içinden şöyle geçirdi ”Aslında bu kursa gidebilirim yeterli vaktim var zamanımı boş bir şekilde geçirmektense kursa giderek vaktimi değerlendirir hem de mesleğim ve kendi gelişimim için bir şeyler kazanmış olurum.” Daha sonra Betül’e kursun nerede ve ne zaman olacağını sordu. Betül’ün cevabı üzerine yarın gidip kursa kayıt yaptırayım dedi ve onlara da kendisi ile gelmelerini söyledi. Ancak arkadaşları kursa gitmek istemediklerini söyledi.
    Ertesi gün Feride erkenden uyandı ve kursa kayıt yaptırmak için yola düştü. Kayıt yerindeki binanın önünde bir gençle karşılaştı ve kayıtların tam olarak nerede yapıldığını sordu. Genç, kayıtların ikinci katta koridorun sonunda sağdaki kapı olduğunu söyledi. Feride teşekkür ederek merdivenlere yöneldi. Merdivenlerden çıkarken genci bir yerlerden tanıdığını düşündü hafızasını uzunca bir süre yokladı ve sonunda hatırladı genci nereden tanıdığını. Genci üniversiteye kayıt yaptıracağı gün de görmüştü hatta o gün elindeki kâğıt uçunca, kâğıdı alıp getirmişti o genç. Feride orada o gençten hoşlanmıştı ama bir daha nerde göreceğim diye çok umursamamıştı neyse deyip geçmişti. Ama bugün o genci tekrar görmek Feride’ye ayrı bir his vermişti. İçinde bir kıpırtı oluştu ve genci tekrar görebilmeyi diledi bu sefer.
    Feride kursa kaydını yaptırırken aklında hep o genç vardı. Acaba adı neydi? O da benden hoşlanmış olabilir mi? Gibi sorular aklını kurcalıyordu. Feride kaydını yaptırıp binadan dışarı çıkarken genci bir kızın yanında bankta otururken gördü ve üzüldü ama çokta umursamadı bu durumu yoluna devam etti. Eve geldiğinde Feride hala genci düşünüyordu ve oldukça dalgındı. Betül’ün –Ne yaptın? Kayıt yaptırdın mı? Sorusunu duymadı. Bunun üzerine Betül sorusunu ikinci bir defa daha sordu ve Feride’yi birazcık sarsarak kendisini neden duymadığını bu dalgınlığın sebebini sordu. Feride bu durumu “yok bir şey öyle bir dalmışım” diyerek geçiştirmeye çalıştıysa da Betül ikna olmadı ve dalgınlığının sebebini öğrenmek için ısrar etti. Feride bu durumda kaçışının olmadığını düşünerek anlatmaya başladı. Okulun ilk günü bir çocukla karşılaşmıştım ve orada etkilenmiştim biraz çocuktan ama çok fazla üzerinde durmamıştım. Bugün kayıt yerindeki binanın önünde o genci bir daha gördüm ve içim kıpır kıpır etti. Farklı hislere kapıldım. Onunda beni hatırlayıp hatırlamadığını falan düşündüm. Dedi Betül’e. Betül kim bilir belki… Dedi ve sustu cümlesini tamamlamadı.
    Hafta sonu geldiğinde Feride kursa gitti. Bir de ne görsün o genç kurstaydı ve aynı sınıftaydılar. Feride şaşırmıştı bu kadar tesadüf olabilir miydi? Gençle birden göz göze geldiler ve genç Feride’ye gülümsedi hafifçe. Feride de küçük bir tebessümle gencin gülümsemesine karşılık verdi. Genç ona merhaba dedi. Feride heyecanlanmıştı, zaman o an durmuştu sanki. Feride karşılık veremiyordu merhaba demek istiyordu ama bir türlü sesi çıkmıyordu zorladı kendini ve o da gence merhaba dedi. Daha sonra gencin arkasındaki sıraya oturdu. Dersin hocası gelip derse başlayalı uzun bir zaman olmuştu; fakat Feride derse konsantre olamıyordu bir türlü, aklı gençteydi. Feride aklının bu kadar gençte olmasına bir anlam veremiyordu. Bu ders bitmişti genç arkasına dönerek Feride’ye:
    ___ Tanışabilir miyiz? Ben Mithat. ___Ben de Feride
    ___Acaba ben sizi daha önce gördüm mü? Yüzünüz hiç yabancı gelmiyor. ___Evet karşılaşmıştık. Okula kayıt yaptırmak için geldiğimde görmüştünüz. Hatırladınız mı?
    ___ A evet hatırladım. Kâğıdınız uçmuştu ben yakalamış size vermiştim. Peki, ne okuyorsunuz?
    ___İşletme ya siz?
    ___Bende gazetecilik okuyorum. Sizinle tanıştığıma sevindim.
    ___Bende.
    Böylece aralarında okulla ilgili sıcak bir sohbet başladı. Sohbet sırasında diğer ders başladı ve sohbetleri yarıda kaldı. Dersin hocası güzel konuşma kurallarından bahsediyordu ancak Feride de Mithat da dersi dinlemiyordu. İkisi de farklı bir şeyler düşünüyorlardı. Onlar düşüncelere dalmış olduklarından dersin bitişini dahi zor fark ettiler. Sınıftan birinin “sonunda ders bitti.”demesi ile ikisi de birden kendilerini toparladılar, kitaplarını kapattılar ve ayağa kalktılar sınıfın kapsına doğru giderlerken Mithat Feride’ye:
    ___“Görüşürüz diğer hafta.” Feride de tebessüm göstererek:
    ___Görüşürüz.
    Mithat aslen Sivaslı ama İstanbul’da doğup büyümüştü. O uzun boylu Siyah saçlı renkli gözleri olan bir gençti. Mithat ailesine düşkün biriydi ve onun bir kız kardeşi vardı.
    Feride eve geldiğinde çok mutlu olduğu her halinden belli oluyordu. Tabi kızlar hemen bu durumun farkına vardılar. Feride’nin etrafına toplandılar. Tuğba:
    ___ hadi anlat bize neler oldu?
    ___bu gün o gençle tanıştık.
    Kızlar merakla eee? Diyerek anlatmaya devam etmesini istiyorlardı. Feride devam etti
    ___adı Mithat, gözleri o kadar güzel ki, masmavi… O da hatırladı ilk gün birbirimizi gördüğümüzü, çok mutluyum.
    Aradan bir hafta geçtikten sonra tekrar kursa gelmişlerdi. Hocaları derste bazı diksiyon çalışmaları yaptırmıştı. Ders eğlenceli geçmişti. Çıkışta Mithat, beraber bir öğlen yemeği yemeyi teklif etti. Feride de hiç bekletmeden Mithat’ın bu yemek teklifini kabul etti. Restoranda gittiklerinde aralarında hoş bir sohbet başladı. Birbirlerine sorular sorarak daha iyi tanımaya çalışıyorlardı. Mithat da Feride’den hoşlanmıştı. İçinde garip bir his vardı. Daha önce kendini böyle hissettiğini hatırlamıyordu. Birbirlerine niye daha önce karşılaşmadık diye kızıyorlardı.
    Günler böylece gelip geçerken Mithat ile Feride daha sık görüşmeye başladılar. Birbirlerinden hoşlandıklarını itiraf ettiler. İkisi de iyi ki bu kursa katılmışım diyordu. Çünkü bu kurs sayesinde birbirlerini tanımışlardı. Birlikte çokça vakit geçiriyorlardı. Zaman da hızla ilerliyordu. Dördüncü sınıfa geçmişlerdi. Feride iş planları kurarken Mithat da bir an evvel onu ailesiyle tanıştırıp evlenmek istiyordu. Ama Feride, Mithat gibi düşünmüyor iş konusunda planlar kuruyordu. Bu da Mithat’ın canını sıkmıştı. Neyse ki Feride bu durumun çabuk farkına vardı. Mithat’ın gönlünü almak için onu sinemaya davet etti. Mithat’a: “Hadi bu akşam sinemaya gidelim.”dedi. Mithat da kabul etti. Akşam saat sekiz gibi Feride’yi evinden aldı ve birlikte otobüse binip sinemaya gittiler. Hangi filme gitsek diye afişlere bakıyorlar bir yandan fragmanları izliyorlardı. Feride’nin dikkatini çeken bir film vardı. Dustin Hoffman’ın oynadığı “Rain Man” yani Yağmur Adam adlı film… Feride Mithat’ a: ”Bir tanem ne olur bu filme gidelim, çok merak ettim bak.”dedi. Tabi ki Mithat Feride’yi kıramadı zaten film Mithat’ın da ilgisini çekmişti. Filmin başlamasına yaklaşık on, on beş dakika vardı. Sinema salonuna girmiş yerlerini almışlardı. Onların ilgisini çekmesine rağmen salon kalabalık değildi. Biraz sonra film başladı. Film ilerledikçe daha çok ilgilerini çekiyordu. Otizmli adam yani Dustin Hoffman çok farlıydı ve zekiydi. Feride ne değişik bir hastalık diye geçirdi içinden. Mithat da merakla filmi izliyordu. Yağmur adam yere düşen kürdanları bir bakışta saymıştı. Daha sonra filmin bitmesiyle sinema salonundan çıktılar. Biraz yürüyelim ondan sonra eve geçeriz deyip yol aldılar. Feride: ___Ne kadar ilginç değil mi?
    ___İlginç olan ne?
    ___İşte bu hastalık, otizm hastalığı daha önce duymuş muydun?
    ___Duymuştum ama tam olarak bilmiyordum.
    ___Adam çok zeki, nasılda saydı kürdanları…
    ___Evet, ben de inanamadım.
    Böyle konuşmaya devam ederken yarım saat gibi bir zaman geçti ve yürüyüşleri bitti. Otobüse bindiler ve Feride’nin arkadaşlarıyla kaldığı evin önüne geldiler. Saat on bir buçuk civarıydı. Kapının önünde konuşmaya dalmışlardı. Mithat:
    ___Canım cumartesi akşam birlikte yemeğe çıkalım olur mu?
    ___Bilmiyorum ki.
    ___Hadi ama bir tanem ısrar ediyorum.
    ___İyi bakalım olur. Nereye gideceğiz?
    ___Boğaza gideriz.
    ___Tamam, canım olur
    ___Hadi sen içeri gir üşüyeceksin
    ___Tamam, ama sen de hızlıca git üşütme, hava iyice soğudu.
    ___Olur, canım gidiyorum hadi iyi geceler dedi ve uzaklaştı Mithat.
    Birbirlerini o kadar çok seviyorlardı ki bir sorun olacak da ayrılacağız diye çok korkuyorlardı. Günler geçtikçe birbirlerine daha çok bağlanıyorlardı. Sevgileri de günden güne artıyordu. Herkes omları çok yakıştırıyordu. Feride ablalarına biraz bahsetmişti Mithat’tan. Onlara Mithat’ın fotoğraflarını göstermiş onlarda Mithat’ı çok beğenmişlerdi ve çok merak ediyorlardı. Cumartesi günü Feride oldukça heyecanlıydı. Birlikte ilk defa akşam yemeğine çıkacaklardı. Akşam ne giysem diye düşünürken neredeyse bütün dolabını alt üst etmişti. Sonunda koyu mavi renkteki elbisesini giymeye karar verdi. Akşam olduğunda Feride hazırlanmış Mithat’ı bekliyordu. Saat yaklaşık dokuzdu. Nerede kaldı Mithat acaba diye düşünüyordu ki tam o sırada kapı çaldı. Ev arkadaşlarından Tuğba kapıyı açtı. Gelen Mithat idi. Tuğba Mithat’ı görünce:
    ___Ooo hoş geldiniz, buyurun.
    ___Teşekkür ederim. Girmeyeceğim. Feride’yi çağırsanız.
    ___Ferideeee, diye bağırdı Tuğba.
    Feride çantasını aldı, kapıya geldi. Mithat Feride’yi görünce bir an durakladı. Feride o kadar güzel olmuştu ki Mithat’ın hayranlıktan gözleri büyümüştü. Sonra Feride,
    ___Merhaba Hoş geldin
    ___Merhaba
    Birlikte evin önüne çıktılar... Mithat Feride’ye bakıyordu. Feride gülümsedi. Mithat:
    ___Çok güzel olmuşsun canım.
    ___Teşekkür ederim sen de çok yakışıklısın
    Feridelerin ev boğaza yakın olduğu için yürüyerek gitmeye karar verdiler. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra geldiler. Mithat Feride’nin sandalyesini çekti, Feride oturdu. Daha sonra Mithat oturdu konuşmaya başladılar. Mithat gözlerini Feride’den alamıyordu. Birbirlerine aşkla bakıyorlardı. Sonra garson geldi. Önce Feride sonra Mithat ne yemek istediklerini söylediler. Ardından konuşmaya devam ediyorlardı. Mithat:
    ___Seni şu elbisenin rengiyle dünyayı çevreleyen şu deryalardan daha çok seviyorum
    ___Ben de seni çok seviyorum Mithat,
    ___ Hayatıma girdiğinden beri her şey daha güzel. Hayat bana daha hoş görünür oldu. Anladım ki artık sensiz olamam. Hayat arkadaşım dert ortağım, mutluluk kaynağım olur musun? Benimle evlenir misin? Dedi ve ceketinin cebinden çıkardığı yüzüğü Feride’ye uzattı. Feride:
    ___Yaptığın bu teklif sana olan aşkımı ve güvenimi kat kat artırdı. Derdini mutluluğunu paylaşmayı ve hayat arkadaşın olmayı kabul ediyorum. Dedi. Mithat yüzüğü Feride ‘nin parmağına taktı. Yaşadıkları aşk melekleri kıskandıracak gibiydi. Daha sonra yemeklerini yiyip kalktılar. Deniz kenarında biraz yürüdükten sonra Mithat Feride’yi evine bıraktı. Feride eve girdiğinde ev arkadaşları onun başına toplandılar
    ___Anlat hadi neler oldu? Diyorlardı.
    Feride kendini bir rüyada gibi hissediyordu Gözlerinin içi gülüyordu. Arkadaşları da Feride’yi daha önce bu kadar mutlu gördüklerini hatırlamıyorlardı. Feride:
    ___Mithat evlenme teklif etti bana.
    ___Ay çok güzel. Eee sen ne dedin peki?
    ___Ben de kabul ettim
    ___Tebrik ederiz. Eee bizi de düğününe çağırırsın artık…
    ___Tabi ki çağırmaz mıyım hiç.
    Üniversite’nin güz yarıyıl dönemi bitmek üzereyken Mithat ısrarla Feride’ye “seni ailemle tanıştırmak istiyorum” diyordu. Feride biraz çekiniyordu. Sonunda Mithat amacına ulaşmıştı ve bahar yarıyıl başlamadan önce Feride’yi ailesinin yanına götürdü. Mithat’ın ailesi Feride’yi çok sevmiş çok beğenmişlerdi. Feride de onları sevmişti. Feride kendi ailesine Mithat’tan bahsetmiş onlar da olur gözüyle bakmışlardı. Feride için ailesinin onayı oldukça önemliydi. Şaşılacak gibi her şey yolunda gidiyordu. Feride ruh ikizimi buldum diye düşünüyordu. Artık okulun son dönemindeydiler, ikisine de iş teklifleri geliyordu. Feride’ye özel şirketlerden Mithat’a ise gazetelerden... Artık az çok nerelerde çalışacakları konusu kafalarında şekillenmişti. Geleceğe yönelik planlarını kurmaya başlamışlardı. Okulun son günleriydi. Düğün tarihlerini de belirlemeleri gerekiyordu. Bir gün Mithat sordu:
    ___Canım düğün tarihimiz ne zaman olsun?
    ___Bilmiyorum ki bir yıl daha beklesek mi?
    Mithat şaşırmıştı.
    ___Neden bekleyelim ki okulda bitti?
    ___Evet, okul bitti ama yine de iş konusunda kesin bir şeyler yok. Önce iş hayatımıza başlayalım yine daha sonra evleniriz.
    ___Ama bir tanem evlilikle birlikte yürütebiliriz ikisini, zaten öyle yapmamız gerekli.
    Feride yine hırsına kapılmıştı. Kariyer hayalleri kuruyordu. Eğer evlenirsem kariyer falan yapamam diye düşündü. O yüzden bu konuda biraz çekingen davranmıştı. Ancak onun bu tavrı Mithat’ı üzmüştü. Mithat Feride’nin neden böyle davrandığına bir türlü anlam veremiyordu. Bu durumun Mithat’ı üzdüğünü fark eden Feride ne yapacağını şaşırmıştı. Bir yıl daha beklesek birazcık işte ilersek de ondan sonra evlensek ne olurdu sanki diye düşünüyordu. Ama Mithat’ı da çok seviyordu dayanamıyordu üzülmesine. Çaresiz kabul etti erken evlenmeyi ve okul bittikten iki ay sonra olarak düğün tarihlerini belirlediler. Yani düğünlerine üç ay gibi bir zaman kalmıştı. Son sınav zamanları biraz derslerine yoğunlaştılar. Son sınavların kötü geçmemesi gerekiyordu.
    Sonunda okul bitmişti. Okulun son zamanlarında gelen bir iş teklifi Feride’nin aklına yatmıştı. Okul bittikten yaklaşık iki hafta sonra özel bir şirkette çalışmaya başladı. Mithat kendi yeni bir gazete çıkarmak istiyordu. Ancak bunun için sermaye ve biraz da kariyer yapmak gerekiyordu. Bu yüzden Mithat da özel bir gazetede Yayın Satış ve Dağıtım Genel Müdür Yardımcısı olarak işe başladı. Bu arada düğün hazırlıklarına başlamışlardı. Vakit daralmıştı. İki yerde düğüm yapmaya karar verdiler. Birini İstanbul’da diğerini Erzurum’da yapacaklardı. Evlendikten sonra İstanbul da oturacaklardı. Çünkü zaten işleri İstanbul’daydı. Ama zaten İstanbul’u çok seviyorlardı. Ev eşyalarını da tamamlamışlardı. Böylece düğün hazırlıkları devam ederken düğün haftası gelip çatmıştı. İlk düğünü İstanbul’da yaptılar. İstanbul’daki düğün bittikten sonra da Erzurum’da düğün yaptılar. Balayı için Kuşadası’na gittiler orada da yaklaşık bir hafta kaldıktan sonra İstanbul’a döndüler. Çünkü çalışmaları gerekiyordu işten aldıkları izin süresi dolmuştu. Düğünleri o kadar güzel geçmişti ki... İkisi de hayatlarının en mutlu günlerini yaşamışlardı. Balayı için gittikleri Kuşadası’nda da çok eğlenmişlerdi. Mithat daha sonra anlatırken şöyle diyordu. ___Nikâh memuru Feride Ağaoğlu ile evlenmeyi kabul ediyor musun dediğinde heyecandan memurun söylediklerini duymadım. Hatta başka bir şey dahi sormuş olsaydı cevabım evet olacaktı.
    Böyle söylüyor gülüşüyorlardı. Her an birlikteydiler. İşe gittiklerinde dahi özlüyorlardı birbirlerini. Gerçi bu konuda haklıydılar. Çünkü işleri oldukça yoğundu. Bu yoğunluk birbirlerini gördükleri ve beraber geçirdikleri vakti daralmıştı. Ancak Feride işlerin yoğunluğundan şikâyetçi değildi, olmak istediği yerdeydi, çalışmaktan hoşlanıyordu, adeta işlerin yoruculuğu ona zevk veriyordu. Kariyer yapmak istiyor ve işinde ilerlemek istiyordu. Bu istekler Feride’nin lise yıllarından beri vardı. Hep hayalleri bunlardı. Belki hırslı oluşunun nedenlerinden biri de bu hayalleriydi.
    Evliliklerinin üzerinden yaklaşık dört ay geçmişti. Feride akşama eve gelmişti. Yüzünde güller açıyordu. Mithat henüz eve gelmemişti. Mutfağa girdi. Mithat’ın en sevdiği yemeği yeni karnıyarığı pişiriyordu. Yemek pişerken Mithat gelmişti. Feride kapıyı açtı:
    ___Hoş geldin Mithat
    ___Hoş bulduk hayatım. Nasılsın?
    ___Çok mutluyum, biliyor musun bugün ne oldu?
    Mithat heyecanla sordu:
    ___Merak ettim bak anlatsana ne oldu?
    ___Bugün... Terfi ettim ve müdür yardımcısı oldum.
    Mithat sevinçle
    ___Tebrik ederim canım benim çok sevindirici bir haber bu.
    Dedi ve Feride’ye sarıldı. İkisi de bu duruma sevinmişlerdi. Daha sonra yemeğe geçtiler. Yemeklerini yerken Mithat:
    ___ canım yemekten sonra sinemaya gidelim mi?
    ___İyi olurdu aslında ama çalışmam gereken dosyalar var.
    ___Ama karıcığım uzun zamandır birlikte bir şeyler yapmıyoruz, kendimize hiç vakit ayıramıyoruz. Varsa yoksa iş, sıkılmaya başlıyorum bu durumdan, hem işlerini gelince de yapabilirsin vakit geç olmaz… Diyerek Feride’ye ısrar ediyordu. Feride aslında inatçı bir kız olmasına rağmen Mithat’ı kıramıyordu, yani kabul etti ve yemekten sonra hazırlandılar, sinemaya gittiler.’’Dejavu ‘’isimli bir filmi izlemeye karar verdiler. Ve sinema salonuna girdiler, filmi izlediler. Film bitti. Beğenmişlerdi filmi. Eve giderken yolda konuşuyorlardı. Feride:
    ___ Bak işte bir sürü vakit kaybettik şimdi nasıl yetiştireceğim o dosyaları.
    ___Hayatım o iş konusunu biraz abartmıyor musun sence de?
    ___Ne yapıyorum da abartıyorum ki yaptıklarım hep doğal şeyler. Allah aşkına abartı mı bunlar?
    Mithat tartışmak istemediği için
    ___Tamam, hayatım sen bilirsin. Ancak kendini fazla yıpratmanı istemiyorum.
    ___Beni düşündüğünü biliyorum sevgilim ama ben böyle mutluyum, kendimi böyle daha rahat hissediyorum. Hayatım bu şekilde anlam kazanıyor. Mithat son cümleye alınmış olacak ki tekrarladı.
    ___Hayatım bu şekilde anlam kazanıyor
    ___Aaa bir tanem yanlış anlama ne olur. Hayatımın en büyük anlamı sensin.
    Aradan bir ay kadar bir zaman geçmişti.O sabah Feride birden uyandı. Henüz çalar saatin çalmasına 10 dakika kadar bir zaman vardı. Şaşırdı kendine. Çünkü çalar saat ikinci çalışında ancak duyabilirdi. Doğruldu yatağında ayağa kalktı, başı dönmeye başladı. Feride Allah Allah ne oluyor böyle dedi sonra yataktan birden kalktım ya herhalde ondan böyle başım döndü diye düşündü. Kahvaltıyı hazırlandıktan sonra Mithat’ı uyandırdı. Birlikte kahvaltı masasına oturdular ancak Feride yemiyordu. Mithat:
    ___ hayatım niye yemiyorsun?
    ___Bilmem canım istemiyor
    ___Hayırdır canım neyin var?
    ___Bir şeyim yok ama biraz midem bulanıyor o yüzden pek yiyesim yok.
    ___Eee iş konusunda o kadar stres yapıyorsun tabi ki miden bulanır sana o kadar söylüyorum kendini böyle zorlama diye ama beni dinlemiyorsun ki…
    ___Tamam, canım, bundan sonra daha dikkatli olurum kızma bu kadar.
    Ancak Feride bu mide bulantılarının sebebinin stres olduğunu düşünmüyordu. Hamile olabileceği aklına geliyordu ama bunu aklına getirmeyi hiç istemiyordu.”hayır hamilelik değildir olamaz. Öyle bir şey olursa ben ne yaparım işim, hayallerim hayır, hayır olamaz. Peki, neden midem bulanıyor o zaman? Belki de gerçekten Mithat’ın dediği gibi iş stresidir. Yani umarım öyledir. Peki ya öyle değilse ya gerçekten hamileysem? Bu düşünceler âdeta Feride’nin beynini kemiriyordu. Neyse artık işten eve gelirken bir eczane uğrar, test alırım diye geçirdi içinden. Daha sonra ikisi de evden çıkıp işlerine gittiler. Feride iş yerine geldiğinde masasının üzerinde bir zarf duruyordu. Merakla zarfı açtı. Başka bir iş teklifiydi bu. Feride şaşırmıştı. Ama hoşuna gitmişti bu teklifi değerlendirmeyi düşünmüyordu. Çünkü kendi işinden oldukça memnundu. Zarfı keyifle çekmecesine koydu. Birden sevincine bir gölge düştü çünkü hamile olabileceği geldi aklına. Eğer hamileyse her şey çok değişirdi. Bu tür düşüncelerle gün çok zor bitmişti. İşten çıkmış eve giderken yolda bir eczaneye uğradı. Hamilelik testi aldı. Sonra eve geldi. Mithat henüz gelmemişti. Bu iyiydi. İçinden Mithat’a söylemeden önce kendim emin olmalıyım dedi. Bir süre sonra testi yapmıştı ancak sonuca bakmaktan çekiniyor çok da korkuyordu. Ya korktuğu gibi hamileyse, ama daha fazla merak etmenin ve korkmanın bir anlamı yoktu. Sonuca bakması gerekiyordu. Sonuca baktı ve dondu kaldı. Ayaktaydı hemen yanındaki koltuğa oturdu. Evet hamileydi. Aklından bin türlü şey geçiyordu.” Bu çocuğu dünyaya getiremem. Bütün kariyerim mahvolacak. İşimde ilerleyemeyeceğim. Her şey daha kötü olacak. Mithat ne der acaba? O da istemez sanırım. O da biliyor benim işime ne kadar düşkün olduğumu. Bu çocuk hayatımdaki her şeyi değiştirir” diye düşünüyordu. Bu tür düşüncelerle Mutfağa girip yemek yapmaya başladı. Biraz sonra Mithat geldi. Mithat bugün çok sevinçliydi. Feride ise oldukça üzgün. Mithat’a hamile olduğunu söyleyecekti. Mithat’ın ne diyeceğini merak ediyordu. Feride sofrayı hazırlanmaya başladı. Yemek yerken konuşuyorlardı. Feride nasıl söyleneceğini bilemiyordu. Mithat bugünkü mutluluğunun sebebini anlatıyordu.
    ___Bugün gazetemizin bu haftalık tirajının şimdiye kadarki en yüksek seviye ye ulaştığını öğrendik.
    Feride üzgündü ve bu habere pek aldırış etmemişti. Hafiften gülümsedi.
    ___Tebrik ederim canım. Bu çok iyi.
    Bu şekilde konuşmaya devam ederlerken bir sessizlik oldu. Feride aklından nasıl söylesem, ne zaman söylesem gibi düşünürken sanki bu sessizlik onun için fırsattı. Aniden ___Ben hamileyim.
    Mithat bu cümleyi duyar duymaz dondu kaldı. Elindeki çatalı bıraktı. Kulaklarına inanmıyordu. Acaba doğrumu duymuştu. Feride’ye:
    ___Sahi mi söylüyorsun.
    Feride bu durumdan rahatsız olduğunu belli eden bir ifadeyle: ___Evet, doğru, bugün test yaptım olumlu çıktı.
    ___Aman Allah’ım bu çok güzel bir haber.
    Diyerek ayağa kalktı ve Feride’ye sarıldı. Feride şaşırmıştı bu kader sevinmesine. Çünkü Mithat’ın çocuklarının olmasını bu kadar çok istediğini bilmiyordu. Mithat’a:
    ___Ama ben bu çocuğu istemiyorum.
    Mithat, Neden? Deyince Feride düşüncelerini söylemeye başladı.
    ___İstemiyorum, hem neden isteyeyim ki ben buna hazır değilim, çocuk bakmak bana göre değil, yapamam, biliyorsun hem işim var. O ne olacak. Hayallerim, hedeflerim var. Hayır Hayır Mithat ben bu çocuğu gerçekten istemiyorum. Hem çok erken bu çocuğu aldıralım.
    Mithat duyduğu cümleler karşısında sanki şoka girmişti. Çok şaşkındı. Feride’den böyle bir şey beklemiyordu. Bu cümleler bir çocuklarının olacağının sevincini yarım bırakmıştı. Feride’ye:
    ___Nasıl olurda aldıralım dersin sana inanmıyorum Feride. hâlbuki o bizim bebeğimiz canımızdan bir parça…
    Mithat böyle konuşmaya devam ede dursun. Feride kararlı bu konuda kararlı ama içinde bir canlı olması, ondan bir parça olması garip, hoş bir duyguydu. Mithat’ın söyledikleri etkilenmişti onu ancak yine de aklına kariyer yapacağı, iş hayatı gelince vazgeçiyordu. Mithat’a tekrar:
    ___Bu çocuğu aldıralım ben yapamam.
    ___Bak hayatım aslında bir sorun yok sen yine çalışırsın. Bebeğimize annem bakar sadece ilk bir kaç ay bırakırsın işi daha sonra devam edersin. Ne var ki bunda. Hadi ama bak bu sorun değil ki.
    ___Bilmiyorum Mithat, evet bir çocuğumuz olacak olması güzel bir şey ama hem daha çok erken değil mi sence de?
    ___Evet, biraz erken ama bu bebeğimizi aldırmak için yeterli bir sebep olamaz. Hem işine de sadece kısa bir süre ara vereceksin.
    Diye konuşmaya devam ediyor. Feride’yi ikna etmeye çalışıyordu. Feride’nin aklı karışmıştı, düşünmek istediğini söyledi ve öyle konuşmayı kapattılar. Mithat bu hamileliğin erken ve beklenmedik olduğu için Feride’ye biraz hak veriyordu ancak yine de bebeklerini aldırmalarını kabullenemezdi. Ertesi gün doktora gittiklerinde öğrenmişlerdi ki. Feride bir aylık hamileydi. Mithat baba olacağı için oldukça mutluydu ancak Feride kararsızdı. Bu bebeğin yapması gereken şeyleri engelleyeceğini düşünüyordu. Bir yandan da sanki bu bebeği istiyordu. Annelik duygusunu tatmak istiyordu. Hamile olmak aslında çok farklı bir duyguydu. Bu tür düşünceler olmasına rağmen iş hayatı aklına geldiğinde Mithat’a yine bebeği aldıralım diyordu.
    Yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca Feride’nin aklında hep bu bebeğin aldırma fikri vardı. Mithat her ne kadar karşı çıksa da Feride işim diyor başka da bir şey demiyordu. Feride’nin aklında bebeği aldırma fikri vardı ama geçen bu bir ay içersinde o da bebeğini benimsemişti. Sahiplemişti sanki. Aklına hiç bebeği olmayan insanlar geldi. Onlar bebekleri olmadığı için üzülürken ben ise olduğunu için üzülüyorum. Ne büyük tezat diyordu. Ona yaşama hakkı tanımak gerekirdi. Onu bu şekilde daha dünyaya hiç getirmeden yok etmeye çalışmak ne kadar da acımasızca bir davranış olacaktı. Bunu yapmaya hakkım var mıydı? Aslında bu kendisine verilmiş bir şanstı. Çünkü herkes anne olamıyordu. Hem cennet de anaların ayaklarının altında değil miydi? Bu tür düşünce Feride’nin aklını uzunca bir süre meşgul etmiş. Sonunda Feride bebeğini aldırmaktan vazgeçmişti. Yaşadığı bu ruhsal durumu atlatmak, hamileliğinde getirmiş olduğu hassasiyet sebebiyle zor olmuştu. Mithat’ın verdiği destek bebeklerini bu kadar çok istemesi ve ona hep çözüm yolları sunması da oldukça etkiliydi. İşine belli bir süre ara verir, daha sonra da Mithat’ın annesi bakardı bebeklerine. Bebekleri biraz daha büyüdüğünde de kreşe gönderirlerdi. Evet, artık Feride üçüncü ayındaydı hamileliğinin ve bu bebeği kesinlikle istiyordu. Kendisine daha çok dikkat etmeye çalışıyordu. Eee ne de olsa iki canlıydı değil mi? Yemesine içmesine, uyku düzenine oldukça dikkat etmeliydi. Mithat Feride’deki bu değişime çok seviyordu. Evet, belki erken ve beklenmedik bir bebekti ama onların bebeğiydi. Canlarından bir can, bebeklerini sabırsızlıkla bekliyorlardı. Dördüncü aya girdiklerinde bebeklerinin cinsiyetini öğrenmek için doktora gittiler. Doktor bebeklerinin erkek olduğunu söylemişti. Mithat ve Feride şimdiden oğluna isim düşünmeye başladılar ve ona Yiğit ismini koymaya karar verdiler… Artık hamileliğin beşinci ayına gelmişti ve Feride ilk zamanlar bebeği istemeyişinde hayalleri, hedefleri, iş hayatı, kariyeri son derece önemliydi. Halen öyleydi ama yine de bu bebek de vazgeçilmezdi artık. Günler su gibi geçiyor zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamıyorlardı. Hamileliğinin yedinci ayına geldiğinde Feride artık zorlanmaya başlıyordu. Normal bir hamilelikten farklı bir durum olduğunu söylüyordu doktoru daha çok istirahat etmesi gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden Feride işinden izin almış ve dinlenmeye çekilmişti. Hamileliğin getirdiği sıkıntı ve stres Feride’nin alıngan, her şeye ağlayan hemencecik üzülen birisi olmasına sebebiyet vermişti. Bu durum da Mithat için zordu. Eşinin üzerine titriyor, bir dediğini iki etmiyor. Onu üzmemeye kırmamaya çalışıyordu. Hamilelik sekizinci aya girmişti. Doğum yaklaştıkça Feride’deki stres artıyordu. İlk defa doğum yapacağı için korkuyordu. Artık daha sık doktoruna gitmeye başlamıştı. Kendine çok dikkat ediyordu çünkü bebeğine bir şey olmasını istemiyordu.
    Dokuzunca aya girdiklerinde artık bebeklerini kucaklarına alabilmek için sabırsızlanıyorlardı. Biran evvel ona kavuşmak istiyorlardı. Bebeklerinin doğduğunu hayal ediyorlardı. Büyüdüğünü, onlara anne baba dediğini, ortalıkta koşturduğunu... Son zamanlarda Feride hareket etmekte de zorluk çekiyordu. Belli ki bebekleri artık dünyaya gelmek istiyordu. Çünkü hafiften sancılar başlamıştı. Doğum için iki hafta kalmıştı. Feride’nin sancıları hepten sıklaşmaya başlamıştı. Bunun üzerine Mithat ve Feride hastaneye gittiler. Doktorları Feride’nin doğuma kadar hastanede kalması onun için de bebek için de daha iyi olacaktır deyince Feride’nin bugünden itibaren doğumu hastanede beklemesine karar verdiler. İki hafta vardı ama ilk haftanın sonunda Feride’nin sancıları şiddetlenmişti ve hastaneye yatışının beşinci günüydü ki sabah saat dört sıralarında ve oldukça zor geçen bir doğumun ardından Yiğit dünyaya gelmişti. Feride için doğum çok zor gerçekleşmişti. Doktoru da bu durumu dile getirirken ‘’Eğer biraz daha dayanıklı ve güçlü olmasaydınız sizi kaybedebilirdik ama tebrik ederim dayanıklı bir annesiniz “ diyordu. Feride ilk kez bebeğini kucağına aldığında duyduğu mutluluk tarif edilmeyecek kadar çoktu. Onu kucağına almış sıkı sıkı tutuyordu. Sanki özlem giderir gibi ona uzun uzun bakıyordu. Mithat için de oldukça sıkıntılı ve zorlu bir beş gün geçmişti. Ona göre elin kolun bağlı öylece beklemek daha çok zordu. Ama bu bekleyişin meyvesi çok güzeldi. O da oğlu Yiğit’i kucağına almış ve yaşadığı sıkıntıları bir anda unutuvermişti. Henüz daha yirmi dört yaşındaydı ve baba olmuştu.” Bu duygu sanırım anlatılmaz, yaşanır “diyordu. Feride ise bebeğin kucağına aldığında ilk zamanlar onu istemediği için kendinden utanıyor ve kızıyordu kendine. Az kalsın bu güzel duyguyu, annelik duygusunu tadamayacak. Kucağına bebeğini alamayacaktı. Çok şükür ki isteğinde çok da ısrarcı olmamıştı. Tabi ki Mithat’ın ısrarı ve bebeklerini çokça istemesinde büyük bir etkiye sahipti. Doğumun ertesi günüydü. Feride hastaneden taburcu dilecekti bunun için hazırlık yapıyordu. O sırada Mithat:
    ___Bir bebeğimiz var inanamıyorum bu mükemmel bir duygu.
    ___Haklısın çok güzel. Onu kucağına almak, koklamak…
    ___Sana benziyor.
    ___Eee tabi ki annesine benzeyecek. Ama sana da benziyor baksana şunun burnuna.
    ___Evet, benimki gibi kocaman…
    Deyip gülüştüler. Hastaneden ayrıldılar.
    Bebekleri için hazırladıkları odaya girip bebeklerini yatağına yatırdılar. Mithan’ın annesigil, Feride’nin annesigil yani bütün aile oradaydılar. Feride ve Mithat‘ı tebrik ettiler, torunlarını da çok seviyorlardı. Yiğit bebek uyuyordu. Annesi ve babası da onun odasında beşiğinin başında duruyor. Onu seyrediyorlardı. Mithat:
    ___Bu çok güzel bir şey de mi?
    ___Evet, bizim bebeğimiz. Bizim yani, bizden bir parça
    ___Nasıl da tatlı uyuyor. Hiç bıkmadan onu böylece uzun bir süre izleyebilirim.
    ___Ben de hayatım. İlk zamanlar ne kadar yanlış düşündüğümü onu ilk kucağıma aldığımda o kadar derinden hissettim ki anlatamam. Meğer ne kadar kıymetliymiş benim için.
    ___Ben sana söylemiştim demek istemiyorum ama hayatta işten, kariyerden daha önemli şeyler var.
    ___Haklısın ya hiç bebeğimiz olmasaydı. O zaman ne yapardık. Ben büyük bir düşüncesizlik etmişim.
    ___Çok şükür ki artık o da bizimle.
    Mithat ve Feride bebeğin odasından çıkıp ailelerinin yanlarına geldiler, onlarla koyu bir sohbet başladılar. Onlarda, böyle bir kalabalık bir aile ortamını özlemiş olmalılar ki çok mutluydular ve sohbetleri geç saatlere kadar sürüyordu. Sohbeti arada bir Yiğit’in ağlamaları bölüyordu. Güzel bir sohbet geçmişti. Yiğit’in doğumu iki ailenin de kaynaşmasına vesile olmuştu.
    Aradan geçen bir haftadan sonra Feride’nin anne ve babasının memlekete, Erzurum’a, dönmeleri gerekiyordu. Mithat onları garajda yolcu etti. Ancak Mithat’ın annesi onlarla kaldı. Çünkü Feride bebek bakmayı pek bilmiyordu yardıma ihtiyacı vardı ve bir süre sonrada çalışmaya başlayacaktı.
    Yiğit ilk hafta annesini pek yormuyordu. Fakat ilk haftadan sonra daha az uyumaya başladı. Beş dakika uyuyor ardından hemen uyanıyordu. Biraz da huysuz bir çocuktu. Erkek çocuklar huysuz olur diyorlardı Feride’ye…
    Sürekli bebeğiyle ilgileniyordu. Annesi de yardım ediyordu Feride’ye Mithat iki hafta sonra tekrar çalışmaya başlamıştı.
    Yaklaşık iki ay geçmişti. Feride artık işe başlayacaktı. Mithat’ın annesi bakacaktı Yiğit’e. Oğlundan gün içerisinde uzak kalacağı için üzülüyordu ama işini de özlemişti. Yiğit bebeğin bakımı babaanneye kalmıştı. Torununu çok seviyor, onunla yakından ilgileniyordu. Feride işe başlamıştı. Ancak Yiğit’in huysuzluğu canını sıkıyordu. Çocuk sürekli ağlıyordu neredeyse hiç uyumuyordu. Doktora götürmüşlerdi. Herhangi bir rahatsızlığı yoktu. Erkek çocukları huysuz olur diyorlardı. Feride bilmiyordu ki çocuk bakmayı. Zaten işten de yorgun geliyor pek fazla ilgilenemiyordu oğluyla ama çok seviyordu. Yiğit büyüdükçe uslanır diye düşünüyorlardı ama öyle olmadı. Hiç kimsenin kucağına gitmiyordu. Yabancılardan çok fazla çekiniyordu. İstediği bir şey için bas bas bağırıyordu. Zaten çoğu zamanda ağlıyordu. Babaannesi de sabretmek konusunda zorlanıyordu.
    Zaman böyle geçerken yiğit bir buçuk yaşına gelmişti. Yiğit’in huysuzluğu artmıştı. Hiç konuşmuyordu. Erkek çocukları geç konuşur diyorlardı… Feride’nin aklı iyice karışmıştı. Mithat ile oğullarını konuşturmak için o kadar uğraşıyorlardı ki… Bir gün Feride ve Mithat ikisi de geç gelmişti oğullarının konuşmayışı onları üzüyor ve düşündürüyordu. Salonda otururken Mithat:
    ___oğluuum… Yiğit… diye sesleniyordu. Yiğit onlara bakmıyordu. Tekrar seslendiler yine bakmıyordu. Sanki duymuyordu. Tekrar seslendiler ve üçüncü seslenişlerinde yiğit onlara baktı. Kulaklarında bir sorun mu var acaba diye doktora götürdüler ancak doktor hiçbir sorun olmadığını söyledi. Zaten doğduğu ilk zamanlarda işitme testi uygulamışlardı. O zaman da bir sorun çıkmamıştı. Peki, o halde yiğit neden onları duymuyormuş gibi davranıyordu. Feride ve Mithat bu duruma pek fazla anlam vermiyorlardı. Herhalde yaşı küçük olduğu için böyledir diyerek onlar da rutin işlerine devam ettiler.
    Yiğit kahverengi gözlü siyah saçlı, hafif kilolu bir çocuktu. İki yaşına basmak üzereydi. Geç de olsa yavaş yavaş yürümeye çalışıyordu.
    Bir öğlen vakti komşusu Necla Hanım küçük oğlunu yanına alıp Feridelerin evine geldi. Bu esnada babaanne Yiğitle birlikte bahçede yalnızdı. Necla Hanım ve Yiğit’ten altı ay kadar büyük olan oğlu Sercan onların yanına geldiler. Birbirlerine hal hatır sorduktan sonra sohbet koyulaştı. Yiğit elindeki oyuncak arabanın tekerleklerini çeviriyor ve Sercan yanında hiç yokmuş gibi davranıyordu. Sercan Yiğit’ten kilolu irice bir çocuktu. Yiğit’in elinden oyuncağını birden aldı. ”o öyle oynanmaz” dedi hırçın bir şekilde. Arabayı alıp sürmeye başladı. Yiğit önce hiçbir şey olmamış gibi davrandı daha sonra gözlerini Sercan’ın üzerine dikerek bağırmaya ve ağlamaya başladı. Yiğit bağırınca Sercan korkuyla annesinin yanına kaçtı. Babaanne ve Necla Hanım ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Durumu fark eden babaanne yiğit’i sakinleştirmeye çalıştı ama bu oldukça zordu. Necla Hanım ise umursamaz bir tavırla Sercan’ı alıp oradan uzaklaşmaya başladı. Bu sırada “Alt tarafı bir oyuncak, bu kadar büyütecek ne vardı ki. Acaba bir daha getirmese miydim oğlumu yiğit’in yanına. Hem bu yiğit çok garip bir çocuktu. Neden böyleydi. Neyse canım bana ne annesi babası düşünsün çocuklarını…” diye düşünüyordu. Sonra koşturarak evin yolunu tuttu. Babaanne ise yiğit’i yeni yeni sakinleştirmişti. Öğlen yemeğini yedirdikten sonra uyuttu yavrucağı. Ne de güzel uyuyordu. Ortalığı birbirine katan o çocuk değildi sanki. Babaanne anormallik sezdiği bu durumu Mithat ve geliniyle konuşmalıydı. Derken telefon çaldı, arayan Feride idi.
    ___anneciğim bu gün geç geleceğim biraz. İş uzadı. Haber vereyim dedim.
    ___tamam kızım ben idare ederim ama biraz erken gelmeye çalış sizinle konuşacaklarım var.
    ___aaa hayırdır anne önemli bir şey mi oldu yoksa?
    ___yok kızım gelince konuşuruz sen kafana takma.
    ___tamam anneciğim. Bizim yaramaz ne yapıyor, çok yormuyor seni değil mi?
    ___yok kızım şu an uyuyor zaten. Yemeğini de yedi. Merak etme sen.
    ___oldu anne. Görüşürüz akşama…
    ___hadi görüşürüz kızım.
    Dedi ve telefonu kapattılar.
    Feride’nin bu işleri yüzünden Yiğit annesini pek göremiyordu. Yalnızca akşamları. O da işten yorgun argın gelmiş bir anne… Feride oğlunun kendine sıcak davranmadığının farkındaydı. Bu yüzden çok üzülüyordu. Yiğit’e nerdeyse her akşam eve gelirken bir oyuncak veya yiyecek alırdı. Ancak yiğit tek annesine karşı değil babasına karşı da böyleydi. Hep kendi halinde yaşıyordu. Nelere kızıp nelerden hoşlanacağını tahmin etmek o kadar güçtü ki. Bazen bazı şeylere aşırı derecede kızıp öfkelenebiliyordu.
    Akşam olduğunda Feride ve Mithat’ı karşısına alan babaanne onlara gündüz komşunun oğluyla yaşananları anlattı. Yiğit’in Sercan’la ilgilenmeyişinden, oyuncağının alınmasına verdiği ani tepkiden bahsetti. Mithat ve feride bunun doğal olduğunu ve her çocuğun oyuncağı alındığında ağlayacağını düşünüyorlardı. Bu düşüncelerle annelerinin söylediklerini dikkate almadılar ve geçiştirdiler.
    O akşam Feride ve Mithat Yiğit’in odasındaydılar. Yiğit de babaannesiyle salonda televizyona bakıyorlardı. Yiğit adeta bir televizyon bağımlısıydı. Televizyon olmasa onu tutmak mümkün olmazdı herhalde. Feride, Yiğit mutlu olsun diye onun odasında bir değişiklik yapmayı geçiriyordu aklından. Mithat’a:
    ___Mithat Yiğit’in odasının şeklini değiştirelim mi, ne dersin?
    ___Olur değiştirelim. Belki bu sayede oğlumuzu mutlu ve gülerken görebiliriz
    ___Hadi hemen değiştirelim.
    ___Olur. Beşik ile dolabın yerini değiştirelim
    ___Tamam, hadi tut ucundan
    ___Evet, oldu böyle. Oyuncakların yerlerini de değiştirelim
    ___Tamam… Onları da hallettik
    ___Hadi Yiğit’e gösterelim.
    Feride salona gitti ve Yiğit’in elinden tuttu ve yavaş yavaş odaya girdiler. Odanın yeni halini gören Yiğit ağlamaya ve bağırmaya başladı. O kadar çok bağırıyordu ki ne yaptıysalar da onu susturmayı başaramadılar. Sonuç olarak odayı eski haline getirdiler. Ancak o zaman susmuştu Yiğit. Feride ve Mithat oğullarının neden böyle yaptığını bir türlü çözemiyorlardı. Bu çocuğun ne derdi vardı? Neden bu kadar çok tepki veriyordu? Neden hala konuşmuyordu? İki yaşına girmişti artık konuşuyor olması gerekiyordu. Bu olayla annelerine hak vermişlerdi. Feride:
    ___Neden böyle yapıyor bu çocuk? Bir türlü aklım almıyor.
    ___Ben de anlamıyorum. İki yaşına geldi ama normal bir çocuk gibi değil. Başına buyruk davranıyor hep.
    ___Yarın bir çocuk psikiyatrına götürelim, olur mu?
    ___Tamam, canım yarın işten izin alayım, öğleden sonra götürürüz.
    ___Peki, inşallah kötü bir şey yoktur.
    ___İnşallah…
    ___Ya kötü bir şey varsa Mithat, o zaman ne yaparız?
    Mithat sessiz kaldı. Hüzünlendi biraz, pencereye doğru yürüdü. Aklında Feride’nin sorduğu soru tekrarlanıyordu, “ya kötü bir şey varsa?” sonra Feride’ye döndü üzüldüğünü belli etmemeye çalışarak
    ___Yoktur, ne olabilir ki? Yani yoktur inşallah, bilmiyorum…
    O gece Feride’nin gözüne uyku girmedi. Birazcık dalsa bile aniden uyanıyordu. Yatağın içinde dönüp durdu. Oğlu bir türlü çıkmıyordu aklından. Sonunda vakit sabaha yaklaşırken göz kapakları iyice ağırlaştı ve ister istemez daldı uykuya.
    Bu sabah güneş Feride ve Mithat için her zamankinden farklı doğmuştu. Sabahleyin kalktıklarında ikisi de daldın ve düşünceliydi. İkisinin de düşündüğü şey aynıydı, Yiğit’ti. Suratlarından düşen bin parça… İlk defa bu kadar sessiz bir kahvaltı yapmışlardı. Zaten pek bir şey de yemediler. Daha sonra Mithat iş yerine gitmek için ayaklandı. Feride üzgün bir ses tonuyla
    ___Öğleden sonra geleceksin değil mi?
    ___Evet, geleceğim. Geldiğimde hazır olun emen çıkalım, olur mu?
    ___Olur, canım. Hadi görüşürüz.
    ___Görüşürüz…
    Mithat işe Feride de oğlunun yanına gitti. Yiğit de erkenden uyanmış yatağında oturuyordu. Elinde de oyuncak arabası… Feride Yiğit’le konuşmaya çalışıyordu. Yiğit tepki vermiyordu. Feride’nin söylediklerini anlamıyor gibiydi. Şakın şaşkın etrafına bakınıyordu o kadar. Yiğit’in gözlerine bakmaya çalışıyordu ama ne mümkün Yiğit gözlerini kaçırıyordu. Feride’nin morali iyice bozulmuştu. Feride Yiğit’i kendinden bir parça gibi hissederken Yiğit sanki onu dışlıyordu. ”Oğlumu çok ihmal ettim. İş güç derken onla ilgilenemedim. Tabi çocuk ta soğudu benden ama ne yapsam gönlünü alamıyorum ki” diye geçiriyordu içinden. Tam o sırada annesi girdi içeriye. Feride’nin üzgün olduğunu fark ederek:
    ___Kızım neyin var? Neden öyle üzgün duruyorsun?
    ___Anne görmüyor musun Yiğit bana çok soğuk davranıyor. Sanki beni sevmiyor. İşten dolayı onu çok fazla ihmal ettim. Bütün suç bende.
    Diyerek ağlamaya başladı. Annesi:
    ___Kızım sadece sana karşı böyle değil ki. Bak bütün gün onunla beraberim ama bana da soğuk davranıyor. Suçlama bu kadar kendini.
    ___Ona sevgimi gösteremedim
    ___Bence farklı bir şey var bu çocukta. Bir doktora götürmek lazım.
    ___Dün Mithat’la konuştuk öğleden sonra gideceğiz. Sen de bizimle gel, olur mu? Ne de olsa bizden çok seninle birlikte.
    ___Olur, kızım gidelim.
    Vakit öğlene yaklaşırken Feride Yiğit’i hazırlamaya başladı. Biraz sonra da Mithat geldi. Feride annesini de çağırdı ve birlikte arabalarına binip ünlü ve başarılı bir psikiyatra gittiler. Dünden randevu almışlardı. Biraz erken gelmişlerdi. Randevu saatine daha on dakika vardı. Biraz bekledikten sonra doktor onları odasına çağırdı:
    ___Yiğit’in ailesi siz misiniz?
    ___Evet biziz.
    ___Buyurun. İçeri geçelim.
    Birlikte içeri girdiler. Feride ve Mithat’ın içinde bir korku ve hep aynı soru “ya kötü bir şey varsa?” doktor odasındaki oyuncaklardan Yiğit’e verdi. Feride ve Mithat’a da:
    ___Yiğit oyuncaklarla oynarken biz de sizinle konuşalım. Tekrar hoş geldiniz.
    ___Hoş bulduk
    ___Nasılsınız?
    ___teşekkür ederiz, iyiyiz, siz nasılsınız?
    ___ben de iyiyim. Sağ olun. Eee Yiğit bebek nasıl? Sorunlarınız nedir?
    Feride anlatmaya başladı.
    ___Oğlumuzun görünürde pek bir sağlık problemi yok ancak hiç konuşmuyor. Tek bir harf dahi çıkarmıyor sadece ağlıyor, bağırıyor. Erkek çocuklar geç konuşur dediler. Biz de belki ilerde konuşur diye fazla önemsemedik.
    ___Peki, Yiğit kaç yaşında?
    ___İki yaşında.
    ___Tamam, peki başka çocuklardan farklı olarak daha neler yapıyor?
    ___Ona seslendiğimiz zaman sanki bizi duymuyor bize bakmıyor, öncelerden iki çağırışımıza bakmasa üçüncüye bakardı. Şimdi hiç bakmıyor. Bizi sevmediği için mi böyle yapıyor, -bilmiyorum. Hem bize uzak davranıyor. Hep başına buyruk hareket ediyor. Geçen gün odasının şeklini değiştirdik diye kıyameti kopardı. Biz de çaresiz eski haline getirdik.
    Doktor, Feride’nin anlattıklarını dikkatle dinliyordu. Mithat’ın annesi de geçen gün komşunun oğlu Sercan’la yaşadıkları olayı anlattı. Doktor düşünceliydi. Sanki aklında bir şey vardı ama emin olmaya çalışıyor gibiydi. Dedi ki:
    ___peki, oğlunuz sizinle göz kontağı kurabiliyor mu, yoksa bu durumdan kaçınıyor mu?
    ___hayır, hiç göz göze gelemiyoruz hemen gözlerini kaçırıyor. Özellikle göz göze gelebilmek için uğraşıyoruz ama bir türlü olmuyor.
    Doktorun aldığı cevaplarla sanki kafasındaki taşlar yerine oturuyordu. Aldığı cevaplardan sonra şöyle biraz düşünüyordu. Sonra tekrar soru sormaya devam etti. Feridelerin verdiği cevapları not alıyordu önündeki küçük kâğıda. Yeni bir soru sordu:
    ___oğlunuz sembolik oyunları oynamaktan hoşlanır mı, yani bir nesneyi başka bir nesne yerine kullanarak oynar mı? Mesela küpü mikrofon olarak kullanır mı?
    ___hayır, böyle yapmaz ama küplerle çok güzel kale yapar yani yaşından beklenmeyecek kadar başarılı.
    ___Anlıyorum. Peki, oyuncaklarıyla oynama biçimi nasıldır?
    ___mesela oyuncak arabasıyla normal bir şekilde onu sürüyormuş gibi değil de yalnızca tekerlekleriyle oynar. Tekerleklerini çevirir ve izler.
    ___Yiğit ce-e ve saklambaç gibi oyunlara ilgi gösterir mi?
    Bu soruyu babaanne cevapladı. Mithat ve Feride kendilerinden utandılar, oğullarıyla yeterince ilgilenmedikleri ortaya çıktı. Mithat’ın annesi:
    ___hayır, birkaç defa bu gibi oyunları oynamaya çalıştım Yiğit’le ama hoşuna gitmedi, ilgilenmedi.
    ___sıra dışı beden hareketleri var mı?
    ___evet, durduğu yerde sallanıyor genelde, ellerini de bir değişik tutuyor sanki…
    ___Peki, bir şeyi göstermek için işaret parmağını kullandığı oluyor mu? Ya da bir şeyle ilgilendiğini göstermek ve size belli etmek için işaret parmağıyla gösteriyor mu?
    ___mesela televizyon izlerken bazı reklâmlarda işaret parmağını uzatarak ısrarla gösteriyor bize.
    ___Peki, çocuğunuz kucakta sallanmaktan hoşlanır mı?
    ___hayır, bundan pek hoşlanmaz. Zaten pek uyuduğu da söylenemez.
    Feride ve Mithat’ın endişeleri iyice artmaya başladı. İçlerinden sürekli dua ediyorlardı kötü bir şey olmaması için. Doktor da düşünceliydi aldığı notları incelerken alnını kaşıyordu. Dedi ki:
    ___aklımda bir şey var ancak size söylemeden önce biraz da Yiğit’e bakmam lazım.
    ___aklınızdaki şeyi söyleseniz…
    ___ acele etmeyin söyleyeceğim.
    Diyerek yerinden kalktı ve Yiğit’in yanına geldi. Yiğit yine oyuncak arabanın tekerleklerini oynamakla meşguldü. Doktor Yiğit’le göz göze gelmeye çalıştı ama olmadı. Onun dikkatini çekeceğini düşündüğü ilginç bir oyuncağı göstererek ona “aaa bak bu kuş senin olsun mu?” dedi ancak Yiğit ilgilenmedi bile. bir süre sonra Yiğit’in ilgisini çekmeyi başarmıştı. Yiğit’e “ışık nerede? Işığı göster hadi? Dedi. Yiğit de işaret parmağıyla ışığı gösterdi. Bu hareketin üzerine doktor artık emindi düşündüğü şey konusunda. Ama bunu aileye nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Bu durum doktorlar için oldukça zordu. Yiğit’in yanından kalktı ve masasının başına doğru yavaş yavaş yürümeye başladı. Bu sırada Feride, Mithat ve Mithat’ın annesi doktorun ağzından çıkacak birkaç kelimeye bakıyorlardı. Bir yandan da konuşmasını istemiyorlardı çünkü kötü bir haber vereceği belliydi. Doktor konuşmaya başladı:
    ___Demin de demiştim şüphelendiğim bir şey var diye biraz önce oğlunuz Yiğit’e de bakınca şüphem gitti ve düşündüğüm şeyde emin oldum. Bunu söylemek oldukça zor. Ancak zor da olsa söylemek zorundayım. Oğlunuz Yiğit bir otizm hastasıdır. Otizm doğuştan gelen gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bir bozukluktur. Yiğit bu hastalığın hemen hemen bütün belirtilerini gösteriyor. Çok üzgünüm ama maalesef böyle…
    Feride adeta şoka girmişti. Korktukları şey gelmişti işte başlarına. Mithat döndü ve son derce üzgün bir halde doktora:
    ___peki, bu hastalığın sebebi nedir doktor bey
    ___bu hastalığın sebebi genetik olabilir. Ailenizde bu hastalığa yakalanmış başka biri var mı?
    ___hayır, daha önce bu hastalığa yakalanmış biri yok. Başka ne olabilir?
    ___hamilelik sırasında veya doğum esnasında yaşanan sorunlar olabilir. Hamilelikte yaşanan ruhsal sorunlar çok önemlidir, yanlış ilaç kullanımı da... Ayrıca doğum esnasında yaşanan travmalar da bu hatsallığa sebep olabilir.
    ___doğum esnasında bazı sorunlar yaşamıştık. Doğum çok zor olmuştu. Hamilelik de kolay geçmemişti. Ancak otizm hastalığı hiç beklenmedikti. Peki, otizm nedir doktor bey. Oğlumuza nasıl davranacağız biz şimdi?
    ___oğlunuzun duyusal algıları bozuktur. Kokuları, sesleri, tatları, temasları, görüntüleri bizlerden daha farklı algılarlar. Sizin hiç fark etmediğiniz kokuları onlar fark edebilirler ve bundan çok fazla rahatsız olurlar. Bu durumda aşırı yüklenme yaşanabilir ve çocuk koku alma duyusunu kaybedebilir. Bizim duyduğumuz gibi duymazlar o yüzden verdikleri tepkiler de bizden farklıdır. Siz ona seslendiğinizde sizin onu çağırdığınızı algılamayabilir belki de onun duyduğu işaret dili gibi bir şeydir. Onu anlamadığınız zamanlarda vücut diline dikkat edin acıkmış, incinmiş veya korkmuş olabilir. Ayrıca hayal dünyaları kısıtlıdır. Espriden anlamazlar. Yani somut düşünürler. Onunla iletişim kurmaya çalışırken buna dikkat edin. Mesela “arkandan atlı mı kovalıyor” demek yerine “neden bu kadar hızlı koşuyorsun” demeyi tercih edin…
    Mithat, Feride ve anneleri son derece üzgün ve ne yapacaklarını şaşırmış bir haldeydiler. O kadar beklenmedikti ki hala durumun farkına varabilmiş sayılmazlardı. Feride doktora:
    ___tedavisi nasıl?
    ___bilinen medikal bir tedavisi yok ancak özel eğitim ve davranış terapileri ile iyileştirilebilir. Hatta tamamen dahi iyileşebilir ancak bu basit bir şey değil. Büyük fedakârlık ve özveri ister. En önemlisi de sabır… Erken teşhis son derce önemlidir siz bu konuda şanslısınız.
    Bu cümleler Feride’yi iyiden iyiye sarsmıştı. Anormal ve ulaşılamaz bir çocuğa sahip olmanın acısını derinden hissetmişti. Oğlu Yiğit’e bakıyor ve kendini ondan çok uzak hissediyordu. Yaşam boyu süren bir bozukluk olması çok üzücüydü. Meğer bunca zaman yaşadıkları sıkıntıların nedeni bu hastalıkmış. Feride neden daha önce fark etmedim diye kendine kızıyordu.
    Doktora merak ettikleri şeyleri sorduktan sonra oradan çıkıp evlerine gittiler. Yolda kimseden ses çıkmıyordu. Herkes sanki dilini yutmuştu. Babaanne arabanın penceresinden dışarı bakarken yanaklarından süzülen gözyaşlarını sildi. Feride yaşadığı şoku halen üzerinden atabilmiş değildi. Oğlunu bir bilen ona ne yapması gerektiğini söylemedikçe hiç ulaşamayacağı bir uzaylı gibi görmeye başlamıştı. Mithat sakin olmaya çalışıyordu ancak bunu başarmak çok zordu. Yol bu tür düşüncelerle sona ermişti. Eve geldiklerinde Feride Yiğit’i annesinin yanındayken yatak odasına çıktı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kendini o saate kadar zor tutmuştu. Ağlıyor ve kendine kızıyordu.” Bu çocuğun böyle olmasının sebebi sensin. Ne vardı ki onunla biraz daha fazla ilgilenseydin. Bu kadar içine kapanmazdı çocuk. Hep işim dedin başka bir şey demedin. Hâlbuki o senin oğlun, canından bir par ça, işinden değerli değil ya. Hem hamilelik sırasında da yeterince dikkatli değildin. Bütün suç sende. Acaba hangi günahının bedeliydi bu hastalık. “ diye düşünürken gözyaşları da dinmek bilmiyor, sımsıcak damlıyordu yanaklarından… Koridordan geçerken Feride’nin sesini duyan Mithat birden odaya girdi. Feride’nin ağladığını görünce ona sarıldı ve: ___ canım ağlama ne olur. ___oğlumuz neden böyleMithat. ___ inan ki feride bu durum beni de son derece sarstı ve etkiledi. Çıldırmak üzereyim. Bununla nasıl baş edebileceğimizi ben de bilmiyorum ancak üzülmek durumu değiştirmiyor. Bilakis bizim üzülmemiz oğlumuzu da etkileyebilir. Önce başka doktorlara da gösterelim. Daha sonra tedavi için ne gerekiyorsa, elimizden ne geliyorsa yaparız. Ancak üzülmek bir çare değil biliyorsun.
    Mithat böyle söylüyordu kendisi de çok fazla üzülüyordu ama Feride’ye belli etmemesi gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden Feride’yi teselli etmeye çalışıyordu. Akşam yemeğinde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Herkes Yiğit’i ve bu hastalığın neden olduğunu düşünüyordu. Yiğit ise sandalyesinde sallanıyor ve parmaklarıyla değişik hareketler yapıyordu. Herkes beklenmeyen bu hastalık karşısında ne yapacağını şaşırmıştı Yiğit’e de her zamankinden farklı davranıyorlardı. Daha doğrusu ona nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Ertesi gün başka bir çocuk psikiyatrına götürdüler Yiğit’i. Maalesef o da Yiğit’in otizm olduğunu söylüyordu. Feride ve Mithat emin olmak için başka bir doktora daha götürdüler ve ondan da aynı cevabı alınca anladılar ki Yiğit gerçekten bir otizm hastasıydı. Bu eminlik onları iyice üzdü ve telaşlandırdı.
    Feride o kadar çok kendini suçluyordu ki. Hatta hastalığı araştırırken okuduğu bir yazı onu iyice üzdü. Yazıda bu hastalığın çocukla yeterince ilgilenilmediği için ortaya çıktığından bahsediyordu. Feride’nin yaşadığı pişmanlık hat safhaya ulaşmıştı. Feride’nin derinden duyduğu üzüntü ve yaşadığı büyük pişmanlık işini bırakmasına neden oldu. Kendince yaptığı hatayı telafi etmeye çalışıyordu. Mithat ve annesi yapma dediyse de onları dinlemedi. Feride‘nin ailesi bu durumu bir türlü kabullenemediler. “Nasıl olur böyle bir şey?” diyerek inanmıyorlardı.
    Feride ve Mithat şimdiden sonra ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Tedavi süreci nasıl olacaktı. Bu konuda doktorları bilgi vermişti ancak kendileri de bu hastalığı araştırmaya başladılar. Yeterince araştırma yaptıktan ve doktorlarına da danıştıktan sonra Yiğit’e özel eğitim aldırmaya karar verdiler. Bir rehberlik ve araştırma merkezine başvuru yaptılar. Bu başvuruyla rehberlik ve araştırma merkezi içinde bulunan özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından Yiğit’in eğitsel değerlendirilmesi ve tanılaması yapıldı. Daha sonra Yiğit için bir yıllık eğitsel plan hazırlandı. Feride ve Mithat da rehberlik ve araştırma merkezi görevlileri ile uzun uzun konuştular. Tedavi süreci hakkında bilgi almaya çalıştılar. Zaten evde de Yiğit’in eğitimi devam edecekti. Feride ve Mithat’a büyük iş düşüyordu. Bundan sonra Yiğit’e daha fazla zaman ayırmaya, onun eğitimi ile ilgilenmeye, kendilerini ona adamaya karar verdiler.
    Hayat artık onlar için daha zordu. Bundan sonra sabırlı olmaları gerekiyordu. Yiğit’in eğitimi başlamıştı. Zaman hızlıca akıp gidiyordu. Eğitimi rehberlik ve araştırma merkezi ile ev arasında geçiyordu. Eğitimi sırasında Feride ve Mithat çokça zorlanıyorlardı. Feride sürekli bu duruma üzülüyor çocuğunun neden bu durumda olduğunu sorguluyordu. Yiğit’in hemen iyileşmesini ve konuşmasını istiyordu. Kendine anne diyeceği günü hayal ediyor ve sabırsızlıkla bekliyordu. Yiğit’in eğitimi sürüyordu ancak bir gelişme göstermiyordu. Yiğit hala konuşmuyor, tepki vermiyordu. Feride ve Mithat kahroluyorlardı evlatlarının bu denli içine kapanık oluşundan dolayı. Yiğit’in eğitimine başlayalı uzun zaman geçmişti. Ancak Yiğit’in davranışlarında bir gelişme olmuyordu. Feride oğlunun hala konuşmamasını anlamıyor doktorları ile sürekli konuşuyordu. Yiğit’in konuşması için çaba gösteriyor oğlunun üzerine gidiyordu. Bu durum Yiğit’in kızmasına sert hareketlerde bulunmasına neden oluyordu. Feride oğlunu böyle sinirli gördüğünde daha da çok üzülüyor, Mithat ile tartışmalara giriyordu.
    Bu şekilde hayatları sürüp giderken Yiğit dört yaşına gelmişti. Hala bir gelişme göstermiyordu anne ve babası acı çekiyor üzülüyorlardı. Feride’nin ailesi Yiğit’i kabullenemiyordu aradan geçen zamana rağmen. Hatta diğer torunlarını Yiğit’ten uzak tutuyorlardı. Mümkün oldukça da kimseye böyle bir torunları olduğundan bahsetmiyorlardı. Feride ve Mithat bu olanlara zor sabrediyorlardı, onlarında dayanmaya güçleri kalmamıştı. Ama sabrediyorlardı Yiğit’in iyileşeceği günü özlemle bekliyorlardı, inançlıydılar.
    Günlerden bir gün Feride Yiğit’i parka götürdü. Parkta Yiğit oynamaya başladı. Feride gözünü bir an olsun ondan ayırmadı. Feride ve Yiğit’in parka geldiğini gören ve onun hasta olduğunu bilen parktaki diğer anneler çocuklarını alıp parktan uzaklaştılar. Feride anladı ki yaşadıkları yerde kimse anlayışlı değildi. Toplumda kabul edilmiyor olmak Feride’nin canını sıkıyordu.
    Toplumda kabul edilmemek, ailesinin Yiğit’in varlığını gizlemesi, ondan utanmaları her şey üst üste geliyordu. Ancak bunların hepsi bir yana Feride’yi en çok üzen Yiğit’in aldığı eğitime rağmen beklenen düzeyde gelişme gösterememiş olmasıydı.
    O gün Feride ve Mithat oğulları Yiğit’e tuvalet eğitimi verebilmek için onun çok fazla üstüne gittiler. Daha önce de uğraşmışlardı ama bugünkü ilgileri biraz daha fazlaydı. Şaşılacak bir şey oldu ve Yiğit tuvalet eğitimine olumlu tepki gösterdi. Yani Feride ve Mithat’ın istedikleri şey yavaş yavaş oluyordu. Böyle bir şey yaşamaları onları çok mutlu etmişti ve umutlandırmıştı.
    Feride düşünmeye başladı. Ne kadar da tuhaftı yaşam. Meğer sahip olduğumuz şeyler çok değerliymiş ve biz de hiç farkında değilmişiz. Tuvalet eğitimi vermek dahi iki yılımızı aldı. Hâlbuki normalde çok kolaymış. Biz Yiğit’in ağzından çıkacak bir kelimeyi beklerken konuşabiliyor olmanın kıymetini daha önce bilememişiz. Bir çocuğun annesine “anne” diye seslenmesi ne kadar değerliymiş meğer.
    Yiğit artık beş yaşına girmişti. Özel eğitim süreci devam ediyordu. Artık tuvalet eğitimini almıştı. Bunu öğrendiği için umutlanan Mithat ve Feride Yiğit’i konuşturabilmek için yoğun çaba sarf ediyorlardı. Onun çok fazla üstüne gidiyorlardı. Feride oğlunun kendine “anne” dediğini duyabilmek için nelerini feda etmezdi ki. Hep hayallerinde o an vardı. O anı sabırsızlıkla bekliyordu. Yiğit’e duvardaki resmini gösteriyor, “bak, anne…” diyordu. “anne” kelimesini tekrarlıyordu. “bana anne diyeceksin… Anne, anne, ben senin annenim” ne yapsa kar etmiyordu. Yiğit yine konuşmuyordu. Bu şekilde çalışmaları uzunca bir süre devam etti. Ancak başarılı bir sonuç elde edemiyorlardı. Yinede pes etmeyecekti. Engeller istendiğinde aşılabilirdi…
    Yine bir gün Feride ve Yiğit bu çalışmalardan birini yapıyorlardı. Yiğit’in odasındaydılar. Feride bu sefer de çok fazla uğraşmıştı Yiğit’i konuşturabilmek ve anne dediğini duyabilmek için. Kendini de yıpratıyordu. Feride’nin bunca çabasına rağmen Yiğit yine konuşmuyordu. Feride bu sefer çok fazla üzüldü. Gözyaşları yanaklarından sel olup akmaya başlayacaktı ki, oğlu görmesin diye odadan çıkmaya karar verdi, kalktı ve kapıya doğru yürüdü. Tam kapıdan çıkacakken duyduğu sesle birden durdu,
    ___Anne!

    -SON-

      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:01 pm