Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    İNTİHAR KAÇINILMAZ OLDU

    Paylaş

    Mustafakarakök

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 14/12/10

    İNTİHAR KAÇINILMAZ OLDU

    Mesaj  Mustafakarakök Bir Çarş. Ara. 22, 2010 11:00 am

    [justify]Mert, Konya Lisesi’nin kavgacı öğrencilerinden biriydi.Lise üçüncü sınıf öğrencisi olan Mert okulun başkanı olduğu gibi Bora,Akın,Serkan ve Atakan’dan oluşan grubunda reisiydi.Bu grup okulun en belalı grubuydu ve hocalarda dahil olmak üzere herkes bu gruptan çekinirdi.Derslerde hocalardan çok Mert ve grubunun sözü geçerdi.
    Mert okulun en güzel kızı olarak bilinen Gökçe’yle sevgiliydi.
    Gökçe,Mert’in kavga etmesinden çok rahatsız olurdu ama kim ne yaparsa yapsın Mert’i kavga esnasında durduramazdı.
    Gökçe’nin annesi Firdevs Hanım Mert’ten hiç hoşlanmazdı ve serseri olarak gördüğü Mert’ten kızını uzak tutmaya çalışırdı.
    Gökçe bazen kendi kendine:”Mert çok kavgacı biri,gelecekten onunla nasıl evlenip de aynı evde yaşayabilirim,nasıl anlaşacağız” gibi değerlendirmeler yapsa da Mert’ten vazgeçemiyordu.
    Firdevs Hanım’ın Mert’i istememe nedenlerinden biride Mert’in ailesinin fakir olmasıdır.
    Firdevs Hanım eşinden ayrıldıktan sonra kendi maddi durumu da zayıflamıştı.Bu yüzden kızının zengin biriyle evlenip geçim sıkıntısı çekmesini istemiyordu.Ama bunlar yalnız Firdevs Hanım’ın düşünceleriydi.Çünkü Gökçe asla Mert’ten maddi durumu için ayrılmazdı.
    Mert’in babası Ali Bey küçük bir tüccardı.Annesi Nefise Hanım’da ara sıra ev temizliklerine giderdi.Abisi olan Cavit ise taksi şoförlüğü yapıyordu.
    Mert kavgacı biri olduğundan babasıyla sürekli olarak bu konuda tartışırdı.Hatta arada babasından dayak yediği bile olurdu.
    Mert’e evde genelde abisi destek olur,okul masraflarının büyük kısmını da abisi karşılardı.
    Mert’in en yakın kız arkadaşı olan Merve, Mert’in reisi olduğu grubun tek kız üyesiydi.Merve tabiri caizse erkek gibi bir kızdı.Kavgalarda Merve de yer alır eline düşen bir daha zor kurtulurdu.
    Mert’in okulunda bütün hocalar Mert’in grubundan korkarlardı.Yalnız bir hoca bu gruptan korkmaz ve onlara karşı mücadele ederdi.O da okulun müdür yardımcısı Zafer Hoca’ydı.
    Zafer Hoca diğer hocalar gibi ürkek davranmazdı.Hatasını yakaladığı öğrenciyi disipline verir okuldan uzaklaştırırdı.Ama Mert ve grubu Zafer Bey’in eline koz vermemek için onun bulunmadığı yerlerde kavga eder, iz bırakmazlardı.
    Zafer Bey bu gruba karışmak için bahaneler üretirdi.Son bahanesi olan Merve’nin saçlarının okul kurallarına uymadığı ikazı ise Zafer Bey’e pahalıya patlamıştı.
    Bir gün sabah okul girişinde Zafer Bey Merve’ yanına çağırdı:

    ─ Merve bu saçlar ne?
    ─ Ne var hocam saçlarımda?
    ─ Senin okul kurallarından haberin yok galiba kızım.Bu saçlarla okula giremezsin!
    ─ Hocam niye giremediğimi söyler misiniz?Benim saçlarımda okul kurallarına uymayan bir durum yok.O yüzden çekilinde gireyim okula.
    ─ Saçlarını boyatmışsın ve saçların toplu değil.Bu şartlarda seni okula alamam kızım git saçlarını topla ve boyalı kısımlarını kestir.
    ─ Hocam şimdilik topluyum yarın da boyalı kısımlarını kestiririm derse geç kalacağım lütfen bırakında gireyim artık.
    ─ Peki tamam ama eğer yarın da böyle gelirsen okula almam seni haberin olsun!
    dedi ve Merve’yi sınıfına gönderdi.
    Merve saçlarını kestirmeyecekti sadece okula girebilmek için hocasına yalan söyledi.
    Zafer Bey de bir müddet çimlerin üstündeki bankta oturduktan sonra odasına doğru yöneldi ve yürürken bir yandan da kendi kendine “Eğer yarın Merve saçlarını kestirmez ise onları kendi ellerimle keseceğim” diyordu.
    Ertesi sabah Zafer Hoca Merve’ye gözükmemek için okulun giriş kapısının yanındaki büyük bir ağacın arkasına saklandı.Merve okula girerken sağına soluna bakarak yürüyordu.Çünkü o da Zafer Hoca’dan saklanıyordu.
    Zafer Hoca,Merve’nin saçlarının kesilmediğini gördüğünde sabah evden çıkarken ceketinin cebine koyduğu makasını eline aldı.Sessizce Merve’nin arkasından yaklaşarak saçlarından tuttu ve elindeki makasla saçlarının bir bölümünü kesti.Merve neler olduğunu anlayamadan Zafer Hoca’nın elinde kendi saçlarının bir kısmını görünce büyük bir çığlık attı ve hocasına vurmaya başladı.
    Zafer Hoca kendisine saldıran Merve’ye bir de tokat atınca bütün okul başlarına toplandı.Zafer Hoca etrafa toplanan öğrencilere beni dinlemeyenin sonu böyle olur dercesine bir bakış attı ve yavaş adımlarla okula doğru yöneldi
    Zafer Hoca gittikten sonra Mert ve grup üyeleri hemen Merve’nin yanına gelmişler ve neler olduğunu sormuşlardı.Olan biteni anlatan Merve’yi de alıp okulun arka merdiveninin altındaki bankın oraya giden grup üyeleri Merve’ye intikamını alacaklarını söyleyerek onu rahatlatmaya çalışmışlardır.
    Mert çocukluğunu beraber geçirdiği mahalle arkadaşı olan kunduracı Hüseyin’i arayarak kendisine yardım etmesini istemiştir.Olup biteni kısaca Hüseyin’e de anlatan Mert,Hüseyin’den Zafer Hoca’nın yeni aldığı arabasını herkes dersteyken ateşe verip yakmasını istemiştir.
    Hüseyin en yakın dostu olan Mert’in dediğini kabul etmiş ve herkes dersteyken Zafer Hoca’nın arabasını kundaklamıştır.
    Birkaç dakika sonra büyük bir gürültüyle dışarı çıkan herkes Zafer Hoca’nın arabasının alevler içinde yandığını görmüştü.Daha borcunu bile ödemediği arabasının yandığını gören Zafer Hoca dizlerinin üstüne çökerek ağlamaya başladı.
    Olay yerine gelen polis memurları:

    ─ Araba kimin?
    diye sorduklarında Zafer Hoca dünyası yıkılmış biri gibi kısık bir sesle,
    ─ Benim
    dedi.Polislerden bir tanesi;
    ─Bunu kimin yapabileceği hakkında bir fikriniz var mı?dediğinde Zafer Hoca ağlamaktan dolayı kızaran gözlerini Merve ve Mert’e çevirerek yüksek bir sesle,
    ─Bunlar işte bunlar yaptı arabamı bunlar yaktı yakalayın bunları memur bey!
    Polisler,Merve ve Mert’i gözaltına aldılar ve sorgu için emniyete götürdüler.
    Polislerin o kadar sıkıştırmasına rağmen Merve de Mert de gayet soğukkanlı bir şekilde bu işle bir alakalarının olmadıklarını söylediler ve delil yetersizliğinden serbest bırakıldılar.
    Geriye okula dönen Merve ve Mert’i kapıda Gökçe bekliyordu.Gökçe,Merve’ye kendilerini yalnız bırakmalarını söyleyerek Merve’yi yanından kibarca kovmuştu.Gökçe,Mert’e telaş ve sinir dolu bakışlarla bu araba işiyle bir alakasının olup olmadığını sordu.Mert emniyetteki soğukkanlı halini hiç bozmadan Gökçe’ye de aynı cevabı vermiş ve alakasının olmadığını söylemiştir.
    Zafer Hoca Mert ve grubunu disipline göndermek takıntısı yüzünden arabasından olmuştu.
    Bir kaç hafta okula gelemeyen Zafer Hoca yaptıklarından her ne kadar pişman olsa da iş işten geçmişti ve artık bu pişmanlık ona arabasını geriye getirmezdi.
    Okulun ilk dönemi sona ermişti ve Mert’in okulunun edebiyat öğretmeni Süleyman Hoca geçirdiği kalp krizinden dolayı hayatını kaybetmişti.
    O iki haftalık tatildeki bu olay hem öğrencilere hem öğretmenlere çok üzücü anlar yaşatmıştı.Çünkü Süleyman Hoca kimi kimsesi olmayan bir hocaydı ve okulun en iyi hocalarından bir tanesiydi.
    Süleyman Hoca’nın yerine Konya Lisesi’ne yeni bir edebiyat öğretmeni atanmıştı.
    Serseri öğrencileri yola sokan,çok sert biri olarak namı duyulan Kamil Hoca,Konya Lisesi’nin yeni edebiyat hocası olmuştu.
    Öğrenciler daha hocalarını görmeden gözleri çok korkmuştu.Mert ve grubu ise geleceği varsa göreceği de var diyerek rahat bir şekilde hareket ediyorlardı.
    Okulun ikinci döneminin ilk günü daha okulun açılmasına 1 saat varken dolmuşla Konya Lisesi’nin önüne gelen Kamil Hoca girişte solda bulunan ünlü bir ressamın tablosundaki ağaçları andıran çamların önündeki banklara oturmuştu.
    Okula ilk kez başlayan bir ilkokul öğrencisi gibi heyecanlı olan Kamil Hoca iki de bir saatine bakıp herkes nerde kaldı dercesine etrafına bakınıyordu.
    Yarım saat sonra okulun temizlik görevlisi olan Sadık efendi okula gelmişti.Girişte oturan Kamil Hoca’yı gören Sadık efendi kendisinin kim olduğunu sormuştu.Kamil Hoca kendini tanıttıktan sonra okulu açan Sadık efendiyle oturup çay içmiş hem de okul hakkında merak ettiği soruların cevabını almıştır.
    Bütün hocalar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı ve gelenler yeni edebiyat hocası olan Kamil Bey ile tanışıyordu.Namı sert ve katı biri olarak duyulan Kamil Hoca aslında gayet kibar ve tatlı dilli biriydi.
    Öğretmenler odasına en son gelen tarih hocası olan Zekiye Hanım yeni edebiyat hocasının eski okulunda da görev yaptığı edebiyat hocası olan Kamil Bey olduğunu görünce çok sevinmişti.Ders zili çalana kadar eski günler hakkında konuşan Kamil Hoca ve Zekiye Hanım anılarını yeniden hatırlamışlardı.
    Ders zili çaldığında bütün hocalar dersi olan sınıfa gittiler ve Kamil Hoca’da ilk dersi olan 11TA sınıfına gitmişti.Bu sınıf Mert ve arkadaşlarının sınıfıydı.
    Kamil Bey öncelikle öğrencilerle tanışmış ve onlara da kendisini tanıtmıştır.Öğrenciler karşılarına çok sert bir hoca beklerken böyle anlayışlı bir hoca çıkınca şaşırmışlardı.
    O sırada sınıfa giren müdür ve müdür yardımcısı Mert’i çağırarak Mert’in okulun dışında bir kavgaya karıştığını duyduklarını söylemişlerdir.Bu konuda kendisi hakkında işlem yapılacağını söylediklerinde Gökçe başta olmak üzere tüm sınıf telaşlanmıştı.Çünkü Konya Lisesi’nde bugüne kadar disipline giden her öğrenci okuldan uzaklaştırma cezası almıştı.
    Mert ayağa kalkıp Zafer Bey ile müdür beyin yanına doğru yöneldiğinde Kamil Hoca,Mert’e yerine oturmasını söylemiştir.Bu duruma şaşıran Zafer Bey:

    ─ Hocam duymadınız galiba öğrenci kavga etmiş ve hakkında işlem yapmamız gerekiyor.
    ─ Öğrenci şu anda benim dersimde ve benim iznim olmadan sizin bu öğrenciyi dersten almanız kurallar gereği yasaktır.O yüzden size iyi günler dilerim.
    Diyen Kamil Hoca Zafer Bey ve Müdür Bey’i sınıftan göndermiştir.
    Sınıfın hepsi bir kez daha şaşırmış ve Kamil Hoca’nın bu yaptığı davranışı hepsi takdir etmiştir.Mert ayağa kalkarak Kamil Hoca’ya teşekkür etmiş ve neden böyle bir şey yaptığını sormuştur.Kamil Hoca:

    ─Bakın arkadaşlar ben öyle öğrencinin açığını arayıp en ufak hatasında onu cezalandırmak için elinden geleni yapan hocalardan değilim.Benim için bir öğrenciyi bu vatana kazandırmak her şeyden önce gelir.O yüzden benden sakın çekinmeyin her ne yapmış olursanız olun benim kapım her zaman sizlere açık.Bir derdiniz olduğunda yada konuşmaya ihtiyaç duyduğunuzda ben hep buradayım.İstediğiniz zaman bana ulaşabilirsiniz.
    diyerek adeta 11TA sınıfının kalbinde taht kurmuştu.
    Mert ve grubu başta olmak üzere Kamil Hoca,11TA sınıfının en iyi dostu olmuştu.Bütün öğrenciler bundan sonra en ufak bir sorunları olduğunda Kamil Hoca’ya danışıyorlardı.
    Kamil Hoca bir gün Mert’i odasına çağırdı:
    ─ Mert yine kavga ettiğini duydum.Olum bak kavga hiç iyi bir şey değildir.Gün gelir kavga yüzünden çevrende ki en sevdiğin kişileri kaybedersin.Sorunlarını şiddetle değil insanlarla konuşarak çözmeyi dene.
    ─ Hocam biliyorum kavganın iyi bir şey olmadığını ama bazen öyle durumlar geliyor ki kendimi tutamıyorum.
    ─ Bak Mert size oğlum-kızım diye hitap ediyorum.Çünkü benim çocuğum yok hepiniz benim evladım gibisiniz.Sizlere zarar gelmesini istemem bundan sonra kavgalardan uzak dur.Hem bak Gökçe’yi de çok üzüyorsun bu kavgaların yüzünden.
    ─ Sağ olun hocam ben de sizi kendi babam gibi seviyorum.Geldiğiniz günden beri haksız olsak da hep bizi savundunuz.Sizin sözleriniz benim için çok değerli o yüzden söylediklerinizi düşüneceğim ve bundan sonra daha dikkatli olacağım
    ─ Beni dinleyeceğini biliyordum çok sağ ol olum.Bir sorunun olduğunda mutlaka bana gel.Şimdi dersine geç kalma hadi sınıfına git.
    diyerek Mert’i sınıfına gönderdi.
    Mert sınıfa gittiğinde grup arkadaşlarını yanına çağırarak bundan sonra çok zor duruma düşmedikçe kavga etmeyeceklerini söyledi.
    Mert’in artık kavga etmeyeceğini duyan Gökçe çok sevindi ve Mert’in bu kararı almasında etkili olan Kamil Hoca’sına teşekkür etti.
    Okula başka bir okuldan kaydını aldıran yeni bir öğrenci gelmişti.Adı Sibel olan bu yeni öğrenci Mert’lerin sınıfına geldi.Mert’in grup arkadaşlarından biri olan Akın yeni gelen bu kızdan çok hoşlanmıştı.
    Sibel okula lüks araçlarla geliyordu ve giydiği elbiseler kullandığı telefonlar hepsi çok pahalı şeylerdi.Akın böyle zengin bir kızın kendisiyle sevgili olmayacağını düşündüğünden ondan hoşlandığını kendisine söylemedi.
    Sibel okul dışı zamanlar da hayat kadınlığı yapıyordu.Bir gün okulun önünde Sibel’in iri yarı adamların arabasına bindiğini gören Kamil Hoca,Sibel’den şüphelenmişti.Kamil Hoca Sibel’in hayat kadınlığı yaptığını duyduğunda çok üzüldü ve bir gün Sibel’i de odasına çağırdı:
    ─Sibel sana bir şey sormak istiyorum.Ama bana doğruyu söyleyeceksin?
    ─Sorun hocam?
    ─Senin hakkında daha doğrusu çalıştığın iş hakkında pek iyi şeyler duymadım kızım.Bu konuda bana anlatmak istediğin bir şey var mı?
    Sibel’in gözleri doldu,yüzü kızardı ve vücudundan soğuk terler akmaya başlamıştı.Bir müddet sonra:
    ─Hocam bu konuyu konuşmasak.Lütfen!
    ─Bak kızım sorunlarını anlatmazsan çözüm bulamazsın.Şimdi bana her şeyi anlat nasıl böyle oldun neler yaşadın hepsini anlat bana.
    ─Annemle babam evlendikleri günden beri sürekli tartışırlarmış.Babam her gece eve sarhoş gelir annemi döver sonrada etrafı yıkar dökermiş.Sonra annem bana hamile kalmış ve babamla araları kısa bir sürede olsa düzelmiş.Babam içkiyi bırakmış.Ama bu çok uzun sürmemiş.
    Ben daha 2 yaşıma girmeden babam yeniden içkiye başlamış yine annemle tartışmaya başlamışlar.Annem artık dayanamayacak duruma gelmiş ve bir gece babamın silahıyla kendisini vurmuş.
    Babam annemin ölümünden kendini sorumlu tuttuğundan dolayı çok pişman olmuş ama iş işten geçmiş.Artık o evde yaşayamayacağını anlayan babam beni bırakıp gitmiş.Bana da babaannem baktı ve bu yaşa kadar o büyüttü.
    Ortaokulu yatılı olarak dışarıda okuduğumda okuldan geç çıktığımız bir gün yurda giderken içinden geçtiğim parkta birkaç serseri vardı.Geri dönmek istedim ama çok geç kalmıştım etrafımı çevirdiler ve gerisini anlamışsınızdır sanırım hocam.İşte böyle başladım işe.
    Babaannem bana aylık çok az miktarda para gönderebiliyordu.Gönderdiği para okul masraflarıma bile yetmiyordu.Bende bu koca şehirde tutunabilmek için bu işe başladım.Başlarda çok zorlandım ama zamanla alıştım.İşte hocam hikayem bu şimdi siz söyleyin bu vakitten sonra benim hayatım düzelir mi?
    ─ Bak kızım yaşadıkların hiç kolay şeyler değil anlıyorum seni ama daha yaşın çok genç hiç bir şey için geç kalmış değilsin…
    Konuşma bu şekilde sonlandı ve Sibel işi bırakmaya karar verdi.Akın da Sibel’in önceki hayatında ne iş yaptığını öğrendi ama kalbine söz geçiremediğinden ondan vazgeçemiyordu.
    Sibel’i bu haliyle bile kabul eden Akın bir gün bahçede de ki bankların birinde yalnız oturan Sibel’in yanına gitti ve kendisinden çok hoşlandığını söyleyerek Sibel’e sevgili olmayı teklif etti.
    Sibel daha önce ne işte çalıştığını bildiği halde kendisiyle sevgili olmak isteyen Akın’a hayret etmişti.Çünkü hiç kimse böyle bir şeye razı olmazdı.Sibel de Akın’dan çok hoşlanmıştı ve onun bu teklifini reddedememişti.
    Zamanla birbirlerine çok bağlanan bu çift Mert ve Gökçe’den sonra okulun en gözde çifti olmuşlardı.
    Mert’in babası Ali Bey çalıştığı işte zarar etmeye başlamıştı.Borç alarak işleri yoluna koymaya çalışsa da işler çok hızlı bir şekilde geriledi.İşler durdu denilecek kadar azalmış zarar gün geçtikçe artmıştır.Ali Bey aldığı borçları yeni borç alarak kapatmaya çalışınca yapılan borç artmış ve Ali Bey iflas bayrağını çekmiştir.
    Yüksek miktarda borcun altında kalan Ali Bey doğup büyüdüğü köydeki üstüne kayıtlı bütün mallarını topraklarını tarlalarını satsa da daha borcunun yarısını bile kapatamamıştır.Bu kadar stres ve üzüntüye dayanamayan Ali Bey kalp krizi geçirdi ve yataklara düştü.Oktay ve abisi Cavit babalarının bu durumuna çok üzülüyorlardı.
    Ali Bey’in doktoru, Cavit’e babasını stresten ve üzüntüden uzak tutmalarını söylemişti.Cahit babasının tek derdi olan borçlarını kapatabilmek için evlerini satmış ve babasına da çalıştığı taksi durağının sahibinin borçlarını ödediğini, kendisinin de zamanla çalışarak bu borçları kapatacağını söylemiştir.Babası bir nebze de olsa rahatlamıştı.Cavit evi sattığı adamla da anlaştı ve aynı evde kira vererek oturmaya devam ettiler.
    Okul da her şey yolunda gidiyordu.Gökçe ile Mert,Akın ile Sibel beraber takılıyorlar çok güzel zaman geçiriyorlardı.
    Bir gün sabah okul girişinde Gökçe’ye yandaki özel okulun öğrencilerinden birkaç tanesi laf atmıştı.Okul bahçesinden bunu gören Mert hemen koşarak dışarı çıktı.Mert’in koştuğunu gören grup üyeleri de hemen Mert’in arkasından koştular.
    Mert laf atan çocuklardan birine kafa attı ve diğer çocuklar Mert’e saldıracaklardı ki Akın,Serkan,Bora ve Atakan da hemen kavga alanına geldiler.Bir anda ortalık karıştı ve büyük bir kavga çıktı.
    Gökçe ne dese Mert’i durduramıyordu.Özel okuldan kavgayı izleyen kızlardan bir tanesi Mert’ten çok hoşlanmıştı.Kavgayı gören Kamil Hoca hemen koşarak kavganın olduğu yere gitmiş ve Mert ile arkadaşlarını durdurmuştu.Diğer okulun öğrencilerine de bir daha kendi okullarının önüne gelmemelerini söylemişti.
    Yukarda ki duvardan Mert’i izleyen Damla isimli kız ise Mert’e bakmaktan kendini alamamıştı.Mert’in kaşının kanadığını gören Gökçe kendisine kavga etmeyeceğine dair söz veren Mert’e her şeyin bittiğini söyleyerek okula doğru koşmuştu.Kamil Hoca da Mert’e kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söyleyerek bir daha böyle bir şey yaparsa hakkını helal etmeyeceğini söylemiştir.
    Mert yanındaki grup arkadaşlarına kendini yalnız bırakmalarını söyleyerek okul duvarının önündeki kaldırım taşının üstüne oturmuştu.Bu durumu fırsat bilen Damla yalnız oturan Mert’in yanına giderek onla tanışmaya çalışmıştı.Başta ters cevaplar veren Mert yalnızlığından kaynaklanan boşlukla kendisine yaklaşmaya çalışan Damla’nın yanağından bir kere öpmüştü.Tam o sırada Mert’in yanına geri dönen Gökçe gördüğü bu durum karşısında gözlerine inanamamıştı.Sanki Mert, Gökçe’nin kendisini terk etmesini beklermiş gibi o gider gitmez hemen başka bir kızdan öpüyordu.Gökçe’nin geldiğini fark eden Mert hemen ayağa kalkıp Damla’yı itmişti ama iş işten çoktan geçmişti.Çünkü Gökçe az önce her şeyi görmüştü.Damla’da Gökçe’yi iyice Mert’ten soğutmak için Mert’in yanağından öptüğü anda Gökçe göz yaşlarına hakim olamamış ve okula doğru koşmuştur.Mert hemen arkasından koşsa da nafile…
    Gökçe kendini odasına kapatmıştı.Yemek yemiyor konuşmuyordu.
    Mert’in kızını bu duruma sokmasını fırsat bilen Firdevs Hanım Mert’e karşı Gökçe’yi iyice doldurmaya çalışıyordu.Gökçe ertesi sabah okula giderken evlerinin karşısında ki sokak lambasının yanında bekleyen Mert’i gördü.Hiç o tarafa bakmadan yürüyen Gökçe’nin arkasından koşan Mert Gökçe’den ne kadar özür dilese de Gökçe onu dinlemiyordu bile.Okulun önüne kadar Gökçe’nin arkasından özür dileyerek koşan Mert dünkü yaptığı şey için çok pişmandı ama hatasının farkına geç vardı.
    Okulun karşısın da ki yaya geçidinde Mert yüzünden kırmızı ışığa dikkat etmeyen Gökçe karşıdan gelen arabayı fark etmedi ve araba Gökçe’ye çok hızlı bir şekilde çarptı.Gözlerinin önünde Gökçe’nin yere düştüğünü gören Mert Gökçenin yanına koştu hemen.Çarpan araba ise korkuya kapılıp hemen olay yerinden uzaklaştı.Mert avazının çıktığı kadar bağırıyor etraftakilerden yardım istiyordu.
    Okuldan ve çevrede ki vatandaşlardan yardıma gelenler hemen ambulansı arayarak şoka giren Mert’i sakinleştirmeye çalıştılar.
    Hastaneye kaldırılan Gökçe’nin durumu ağırdı.Hemen ameliyata alındı.Firdevs Hanım, kızının kaza geçirdiğini duyduğunda deliye dönmüştü.
    Gökçe’nin bütün arkadaşları,hocaları hastaneye koştular.Firdevs Hanım ameliyathanenin önünde bir sağa bir sola gidiyor,yerinde duramıyordu.Mert’in de hastaneye geldiğini gören Firdevs Hanım yüksek bir sesle ‘ defol buradan kızım senin yüzünden şimdi içeride yaşam mücadelesi veriyor defol’ diye bağırdı.
    Mert sevdiği kızın gözünün önünde kaza geçirmesinin verdiği acının yanında bir de Firdevs Hanım’dan tepki görünce iyice bunalıma girmiş ve oracıkta yığılmış kalmıştı.Kamil Hoca ve Mert’in arkadaşları hemen Mert’in yanına gelerek ‘hemşire yok mu biri yardım etsin’ diye seslendiler.Hemen yardıma koşan hemşireler Mert’i de bir odaya yatırıp sakinleştirici vererek uyuttular.
    Herkes Gökçe’nin durumunu merak ediyordu.Doktor ameliyata gireli 3 saati geçmişti ve hala hiçbir haber verilmemişti.
    Firdevs Hanım acısından olacak ki ‘burası nasıl hastane kaç saat oldu hala çıkmadılar kızıma bir şey olursa bu hastanenin yüzünden’ diye etrafındaki hastane personeline feryat ediyordu.Ve sonunda doktor ameliyattan çıkmıştı.Herkes doktorun gözünün içine bakıyordu.Beklenen soru annesi Firdevs Hanım’dan geldi.
    ─Gökçe’nin durumu nasıl? Kızımın durumu nasıl doktor?
    ─Öncelikle geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.Merak etmeyin Gökçe hayati tehlikeyi atlattı.Şu anda durumu iyi.
    ─Allah’ım şükürler olsun sana kızımı bana geri bağışladın.
    Diyen Firdevs Hanım doktorun yüzüne baktığın da doktorun yüzünün asık olduğunu gördü ve devamını getirdi:
    ─Doktor bey bize söylemek istediğiniz başka bir şey mi var ne oluyor neden yüzünüz böyle?
    ─Şey efendim kızınız hayati tehlikeyi atlattı ama bir durum daha var.
    ─Söyleyin doktor bey meraktan çatlatmayın bizi neyi var Gökçe’nin?
    ─Bu nasıl söylenir bilmiyorum ama Gökçe bundan sonra yürüyemeyebilir.
    Firdevs Hanım kızının hayati tehlikeyi atlatmasının sevincini yaşayamadan onun yürüyemeyeceğini duyunca dünyaları yıkılmıştı. Ameliyathanenin girişinde bulunan sandalyeye oturtulan Firdevs Hanım’ın eline yüzüne kolonya sürüldükten sonra kendisine gelmişti.Kamil Hoca doktora:
    ─Peki Gökçe’nin yürüyebilmesi için hiçbir yol yok mu?
    ─Aslında bir yol var ama maddiyatı çok fazla. Bilmiyorum gönderebilir misiniz?
    Sandalyede oturan Firdevs Hanım birden ayağa zıpladı ve doktorun yanına gelerek:
    ─Nedir o doktor söyle?
    ─Yurt dışında bu ameliyatı yapan bir hastane var kurtulma şansıda yüksek ama hastane çok pahalı.
    ─Fiyatı ne olursa olsun o parayı bulup kızımı iyileştireceğim.Gerekirse canımı bile veririm.
    Hastanede Gökçe’nin sınıf arkadaşlarından Alper’de vardı.Alper’in annesi büyük bir şirketin sahibiydi ve Alper Firdevs Hanım’a bütün masrafları annesiyle kendisinin karşılayabileceğini söyleyerek herkeste yeniden bir umut doğurmuştu.
    Alper annesiyle de konuşup her şeyi ayarladı.Bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra Gökçe yurtdışına gönderildi.
    Alper’in Gökçe’ye yardım etmesinin nedeni gerçekte Gökçe’den hoşlanmasıdır.Alper bu sayede Gökçe ve annesine yakınlaşacaktı.
    Yurt dışında ameliyatı yapılan Gökçe’nin durumu gayet iyiydi.Yaklaşık 3 haftalık bir tedavi sürecinden geçen Gökçe hala yürüyemiyordu.Doktorlar bundan sonrasının zamana bırakılacağını kendilerinin her şeyi yaptıklarını söylediler.Ve Gökçe uçakla Türkiye’ye gönderildi.
    Havaalanın da Gökçe ve annesi Firdevs Hanımı karşılayan Alper Gökçe için hazırlattığı özel bir araçla onları evlerine bıraktı.Firdevs Hanım,Alper’i tam kızına layık biri olarak görüyordu.
    Firdevs Hanım,Gökçe’ye ilaçlarını vererek biraz dinlenmesini söyledi.Alper’de müsaade isteyerek evden ayrıldı.
    Yolda giderken Alper kendi kendine ‘bundan sonra Gökçe’ye daha yakınım,ama Mert ne olacak?Acaba Gökçe Mert’e geri döner mi?Belki Gökçe Mert’i unutmuştur belki artık benimle sevgili olur’ gibi değişik düşüncelere kapılmıştı.
    Haftalardır Gökçe’yi göremeyen Mert ise Gökçe’nin durumunu çok merak etmekteydi.Kendisi eve giremediği için sınıf arkadaşlarından bazılarını Gökçe’nin yanına gönderen Mert durumunun iyi olduğunu öğrenince biraz rahatlamıştı.
    Herkes kendince planlar yapıyordu.Firdevs Hanım kızını nasıl Alper’le sevgili yapabileceğini düşünürken Alper’de nasıl Gökçe’yle sevgili olabileceğini;Mert,Gökçe’ye kendisini nasıl affettireceğini düşünürken Gökçe de bundan sonra kendisinin ne karar vereceğini düşünüyordu.Çünkü Gökçe,Mert’i hala çok seviyordu ama Mert’in o kızı öpmesi daha sonra kızın Mert’i öpmesi,Mert’in kavgacı kişiliği Gökçe’yi Mert’ten soğutuyordu.
    Alper’in Gökçe’ye çok iyi davranması,Gökçe’nin ameliyat parasının Alper tarafından karşılanması Gökçe’nin kendisini Alper’e karşı borçlu hissetmesine neden oluyordu.
    Alper her gün Gökçe’lerin evine gidiyor Gökçe’nin durumunu kontrol ediyordu.Mert’te birkaç defa Gökçe’yi görmek için evlerine gitmişti ama Firdevs Hanım,Mert’i içeri almıyor onu her geldiğinde kovuyordu.Gökçe bir gün annesine:
    ─Anne Mert hiç beni ziyarete gelmedi mi?
    ─Hayır kızım bütün arkadaşların geldi ama o hiç gelmedi.Seni aldattığı o şıllığın yanındadır.Bak Alper’e çocuk her gün elinde çiçekle senin durumuna bakmaya geliyor.Ah ah çok az kaldı Alper gibileri günümüzde…
    Firdevs Hanım,Gökçe’yi Mert’ten soğutabilmek için elinden gelen bütün çabayı gösteriyordu.
    Gökçe annesinin söylediklerine inandığından Mert’ten artık nefret ediyordu.Ama her ne kadar nefret ettiğini sansa da hala Mert’i çok seviyordu.
    Gökçe her gün yürümek için fizik tedavi görüyordu.Yavaş yavaş yürümeye başlayan Gökçe birkaç hafta içinde büyük aşama kaydetmiş ve nerdeyse eskisi kadar iyi yürüyebilecek hale gelmiştir.
    Yeniden okula döndüğünde bütün arkadaşları ve hocaları Gökçe adına çok sevinmişlerdi.Mert,Gökçe’yi okulda uzun zaman sonra ilk defa görünce çok mutlu olmuştu.Kendisiyle konuşmaya gittiğinde Gökçe,Mert’in yüzüne dahi bakmamış ve onun olduğu ortamdan uzaklaşmıştır.
    Mert,Gökçe’nin hala Damla’yı öptüğünden kendine kızdığını sansa da onun üstüne Firdevs Hanım’ın uydurduğu yalanlar da eklenmişti.Gökçe okul da sürekli Alper ile takılmaya başlamıştı.Bu duruma çok sinirlenen Mert,teneffüsün birinde Alper’i okulun arkasındaki merdivenlerin orada sıkıştırdı:
    ─Alper seni birkaç gündür Gökçe’nin yanın da görüyorum ne oluyor?
    ─Bu durum seni ilgilendirmez Mert çekil yolumdan.
    ─Bana bak ulan şerefsiz senin takıldığın o kız benim sevgilim ayağını denk al bir daha seni Gökçe’nin yanında görmeyeyim.
    ─Eski sevgilim demek istedin herhalde Mert unutma Gökçe seni terk etmişti.O yüzden çekil şimdi yolumdan.
    Diyen Alper tam arkasını döndü ve gidiyordu ki Mert: ‘Alper’ diye seslendi.Geriye dönen Alper’e sağlam bir kafa atan Mert,bundan sonra kendisinin Gökçe’den uzak durmazsa başına daha büyük belalar açacağını söyleyerek sınıfına doğru yöneldi.
    Lavaboya giderken Alper’i gören Gökçe Alper’in burnunun kanadığını gördü ve neler olduğunu sordu.Alper başta ağzında gevelese de Mert’in yatığını söyledi.Bu duruma çok sinirlenen Gökçe hemen sınıfa gidip Mert’i yanına çağırdı:
    ─Mert ne yapmaya çalışıyorsun sen Alper’in o hali ne öyle?
    ─Sana yaklaşanın sonu öyle olur Gökçe.Seni hala çok seviyorum ne olur dön bana geri.
    ─Sen beni kendine böyle mi döndüreceksin? Çevremde ki insanlara zarar vererek mi? Sen hakkını çoktan kaybettin Mert, artık beni unut.
    Tam o sırada Alper de gelmişti.Gökçe,Mert’e:
    ─Hemen Alper’den özür dile Mert.
    ─O kim de ben ondan özür dileyeceğim Gökçe?
    ─Kim öyle mi?Alper benim sevgilim Mert özür dile ondan.
    Bir anda beyninden vurulmuşa dönen Mert,Gökçe’nin söylediğine inanamadı ve ‘sevgilin mi?’ diye tekrar ettiğinde Gökçe’den ‘evet sevgilim’ cevabını aldı.Alper de neler olduğunu anlayamamıştı ama galiba amacına ulaşmıştı.Çünkü Gökçe Mert’in yanında sevgili olduklarını söylemişti.
    Mert durgun bir halde ‘madem Alper sevgilin kusura bakmayın o zaman mutluluklar dilerim’ diyerek sınıfı terk etti.
    Gökçe de bir anlık sinirle söylediği bu kelime için çok pişman oldu ama iş işten geçmişti.Çünkü sevgilim dediğini Alper de duymuştu ve bunu geri çekemezdi.
    Alper Gökçe’ye demek sende beni seviyorsun diyerek sıkıca sarıldığında Gökçe’nin yüzündeki pişmanlık çok rahat bir şekilde görülüyordu.Ama Gökçe Alper’e ben bunu Mert’e olan sinirimden dolayı böyle söyledim diyemezdi.Çünkü Alper,Gökçe için, onun yürüyebilmesi için o kadar yardım etmişti.Gökçe de Alper’i üzmemek için ‘evet Alper ben de senden hoşlanıyorum.Ameliyat olduğum günden beri bana çok iyi davranıyorsun.Beni hiç yalnız bırakmadın.’ gibi cümleler kursa da içinden ‘Allah’ım ben ne yaptım.Alper kendisini sevdiğimi sanıyor.Şimdi ben nasıl derim seni sevmiyorum diye.Çocuk bana o kadar yardım etti.Ya Mert ne olacak ona da Alper’le sevgiliyim dedim.Of ne yaptım ben’ diyordu.
    Mert birkaç gün okula gelmemişti.Alper de okulda herkese Gökçe ile sevgili olduğunu duyurmuştu.Herkes gelip geçerken Gökçe’ye ‘hadi hayırlı olsun bakalım Alper zengin çocuk iyi yere kapak attın’ diye laf sokuyordu.
    Mert okula geldiği gün sınıfta en arka sıraya oturdu ve sert bakışlarla dalıp gidiyordu.Gökçe sınıfa girdiğinde Mert’i o halde görünce çok üzüldü.Tam Mert’in yanına gitmeyi düşünüyordu ki ‘Aşkım’ diye gelen Alper Gökçe’yi alıp bahçeye çıkardı.
    Gökçe kendisinin ne yaptığını anlayamıyordu.Sevdiği çocuk içeride kendisi için üzülürken o dışarıda yanında ona karşı hiçbir şey hissetmediği Alper’le dolaşıyordu.Mert camdan dışarıya baktığında Alper ile Gökçe’yi el ele görünce daha da kızmış.Artık Gökçe’yi unutacağına dair kendine söz vermişti.
    Mert kendisine çok ilgi duyan yanda ki özel okuldan Damla’ya haber göndererek kendisiyle sevgili olmak istediğini söylediğinde dünden hazır olan Damla bu teklifi kabul etmişti.
    Bir gün okul çıkışı Gökçe yine Alper ile sahil yolunda giderken ilerde ki balık tutan adamların arkasında ki bankta iki kişi oturuyordu.Gökçe yaklaştıkça daha da dikkatli bakıyordu.Çünkü oturanları bir yerden tanıyacak gibiydi ki oturanların Mert ile okulun önündeki Mert’in öptüğü kız olan Damla olduğunu anladı.
    Gökçe hiç onları görmemiş gibi davranarak Alper’e sarılıp önlerinden geçti.Ama içinde fırtınalar koparan Gökçe,Mert’i çok yanlış tanıdığını düşünüyordu.Çünkü daha 2 hafta öncesine kadar kendini çok sevdiğini söyleyen Mert şimdi sahilde başka bir kızla oturuyordu.Gökçe Mert için bunları düşünüyordu ama bir yandan da kendi kendine ‘ben Mert’e söylüyorum da peki kendim ne yapıyorum?’ diyordu.Mert’te Damla’ya karşı gülüyordu ama aklı hala Gökçe’deydi.
    Ertesi gün okul da Mert grup üyelerini toplayarak bundan sonra Alper’e karşı çok sert olacaklarını söyleyerek en ufak bir hatasında kavga çıkaracaklarını söyledi.
    Sibel sevgilisi Akın’ın ayakkabılarının çok eskidiğini fark etti.Ama Sibel,Akın’ın ve ailesinin maddi durumunu bildiğinden ayakkabı alamayacağını biliyordu.Kendisi Akın’a bir ayakkabı almak istese hem bunu Akın kabul etmezdi hem de ayakkabı alacak kadar kendisinin de parası yoktu.Çünkü Sibel’e babaannesi köyden aylık belli bir para gönderiyordu ve bu para Sibel’in kendi ihtiyaçlarına bile yetmiyordu.
    Sibel paraya ihtiyaç duyduğu için Akın ve Kamil Hoca başta olmak üzere kimseye çaktırmadan eski işinde ki müşterilerinden bir tanesiyle anlaştı ve bazı geceler de para karşılığında yine hayat kadınlığı yapmaya başladı.
    İlk gece aldığı parayla da Akın’a yeni bir ayakkabı alan Sibel bu ayakkabıları Akın’a kendisi verse kabul etmeyeceğini bildiğinden Akın’ın evine götürerek annesine verdi.Annesine de ayakkabıları kendisinin aldığını söylememesini isteyen Sibel biraz sohbet ettikten sonra evine geri döndü.
    Akın akşam eve geldiğinde odasındaki ayakkabıları görünce annesinin yanına gitti ve ayakkabıların nerden geldiğini sordu.Annesi de babasına bu ay ikramiye verdikleri yalanını söyledi.
    Akın annesinden gizli babasının ağzını aradı ve bu ay babasına ikramiye falan verilmediğini öğrendi.
    Annesini sıkıştırdıktan sonra ayakkabıları Sibel’in aldığını öğrenen Akın hemen Sibel’in kaldığı eve giderek kapıyı çaldı.Kapıya kimse bakmadı.
    Akın,Sibel’i aradı:
    ─Neredesin sen?
    ─Evdeyim aşkım ne oldu neden sordun?
    ─Hiç öyle merak ettim de bir arayım dedim.
    ─Hım evdeyim canım ya nerde olabilirim ki bu saatte başka…
    ─Ama sesin dışarıdan geliyor gibi?
    ─Ha onu mu soruyorsun şey aşkım ya balkondayım da çamaşır asıyorum ondandır.
    Akın dışarıya çıkıp balkona baktığında kimseyi göremedi ve tekrar sordu:
    ─Hala balkonda mısın yani?
    ─Evet canım ya dedim ya çamaşır asıyorum diye.
    Akın,Sibel’in bir işler karıştırdığını anlamıştı.Çünkü Sibel göz göre göre yalan söylüyordu.
    Akın,Sibel’e vermek için götürdüğü ayakkabıları kapının ağzına bırakarak evin önünden uzaklaştı.Sibel’e de hiçbir şey söylemedi.
    Sibel o gece evde değildi çünkü yine müşteriye gitmişti.Ancak ertesi sabah Sibel eve gittiğinde kapıda ayakkabıları görünce dün gece Akın’ın onu aradığında aslında evin önünde olduğunu anladı.Ve okula gittiğinde Akın’a ne yalan uyduracağını düşünmeye başladı.
    Akın okulun giriş kapısında Sibel’i bekliyordu.
    Sibel okula geldiğinde Akın çok acil konuşmaları gerektiğini söyleyince Sibel dünkü olayla ilgili konuşacağını anlamıştı.Okulun bahçesinde ağaçların yanındaki banklardan birine oturan Akın:
    ─Dün akşam neredeydin Sibel?
    ─Şey…Aşkım ben dün akşam sana yalan söyledim.Aslında ben evde değildim.
    ─Onu biliyorum.Çünkü sen balkon da çamaşır astığını söylediğinde ben sizin balkonun önündeydim.
    ─Evet aşkım ben dün gece şeydeydim.
    ─Neredeydin Sibel deli etme beni?
    ─Bir akrabamızın yanındaydım.
    ─Hani senin babaannenden başka akraban yoktu.Başka yalan bulamadın mı?
    ─Ya yalan değil aşkım ya bende öyle biliyordum ama babaannem aradı ve burada bir akrabamızın olduğunu söyledi.Bende tanışmaya gitmiştim.
    ─Peki bana neden söylemedin bunu?Neden evdeyim diye yalan söyledin bana.
    ─Bilmiyorum canım ya bir anda öyle söyledim işte.Uzatmayalım hadi.
    Dedi ve Akın’ın yanağından bir kere öptü.Akın Sibel’e karşı inanmış numarası yaptı ama içinden ‘bakalım ne işler karıştırıyorsun Sibel’ diyordu.
    Mert,Damla’yla o kadar çok görüşmeye başlamıştı ki kendisi bile ne yaptığını anlayamıyordu.Başlarda Mert’ten hoşlanan Damla,Mert ile zaman geçirdikçe ona aşık olmuştu ve çok bağlanmıştı.Sürekli olarak da Mert’e artık sensiz yaşayamam diyordu.
    Alper de Damla’nın Mert’e dediğinin aynısını Gökçe’ye söylüyordu.Gökçe her ne kadar Alper ile sevgili olduğundan pişman olsa da annesi Firdevs Hanım çok mutluydu.Çünkü Alper çok zengindi ve Gökçe’nin hayatı kurtulacaktı.
    Damla,Mert ile sevgili oldu olmasına da bir şeyi unutmuştu.O da eski sevgilisi İsmail idi.Çünkü İsmail,Damla’dan ayrıldığı halde hala onu çok seviyordu.
    Damla’nın bir başkasıyla sevgili olduğunu duyan İsmail bu kişinin kim olduğunu araştırmaya başladı.Çünkü İsmail takıntılı bir tipti.Damla’nın yeni sevgilisinin Mert olduğunu öğrenen İsmail hemen arkadaşlarını toplayarak Konya Lisesi’nin karşısında ki bir çay bahçesine gittiler.Amaçları okul çıkışında Mert’i Damla’nın yanında dövmekti.
    Damla her okul çıkışı olduğu gibi bugünde Mert’in okulunun önüne gelmişti.Mert,Damla’nın elinden tutarak sahil yolunda yürümeye başladılar.İsmail ve arkadaşları fark ettirmeden hemen peşlerine takıldılar.Ancak İsmail ve arkadaşları da bir şeyi fark etmediler.Akın,Bora,Serkan ve Atakan’da İsmail’in Mert’in peşine takıldığını anladılar ve okuldan birkaç çocuk daha toplayıp onlarda İsmail’in peşine takıldılar.Sahil yolunda İsmail ‘Mert’ diye bağırdı.Damla ve Mert geri döndüklerinde aralarında İsmail’in de olduğu 7 kişi gördüler.Hepsi Mert’e tehdit edici gözlerle bakıyordu.İsmail ile Mert birbirlerine ağır ithamlarda bulunuyordu:
    ─Sen kimsin de benim sevdiğim kızla çıkarsın lan!
    ─Asıl sen kimsin de benimle böyle konuşursun oğlum başına büyük bir bela almadan çek git buradan.
    ─Arkadaşlar duydunuz mu belaymış.Aman çok korktum.Sen ne sanıyorsun lan kendini.Bizim kim olduğumuzu biliyor musun sen?
    Mert gülümseyerek:
    ─7 cüceler misiniz yoksa?
    İsmail bu söze dayanamadı ve ‘hadi arkadaşlar kim olduğumuzu gösterelim şuna’ demişti ki arkadan yüksek bir sesle ‘durun bakalım’ diye bir ses geldi.
    İsmail ve arkadaşları geri döndüklerinde Mert’in grubundaki arkadaşlarını gördüler.Sayıca eşit hale gelmişlerdi.Bir anda ortalık karıştı ve büyük bir kavga çıktı.Sayıca eşitlerdi ama Mert ile Akın çok güçlülerdi.
    İsmail’in tarafından bir kişi bile yara almadan kurtulamadı.Bir süre sonra İsmail ve arkadaşları kaçmaya başladılar.İsmail bir yandan kaçıyor bir yandan da ‘ bu burada bitmedi oğlum görüşeceğiz sizinle’ diye etrafa tehdit yağdırıyordu.
    Damla çok panik yapmıştı.Mert ve arkadaşları İsmail’i dövdüler ama İsmail çok zengin olduğundan Mert ve grubunu beş dakikada dağıtacak kişiler bulabilirdi.
    Damla Mert’e:
    ─Neden böyle yaptın Mert.İsmail şimdi dayak yedi ama peşini bırakmayacaktır.Keşke hiç bulaşmasaydın.
    ─Sen merak etme Damla bize bir şey olmaz ben çocukluğumdan beri İsmail gibi kaç kişiyle kavga ettim.Hiç bir şey yapamazlar.
    ─Mert bildiğin gibi biri değil işte o çok takıntılıdır.Size zarar vermeden peşinizi bırakmaz artık.
    ─Damla yeter tamam sen düşünme beni ben başımın çaresine bakarım.İsmail’de bir şey yapamaz bize.
    Diyen Mert havalı bir şekilde Akın’lara dönerek:
    ─Öyle değil mi çocuklar?
    ─Sen nasıl dediysen doğrudur reis.
    ─Eyvallah çocuklar bugün içinde sağ olun.
    Dedi ve Damla’yı da alarak yürümeye devam etti.
    Firdevs Hanım,Alper ve annesini o akşam yemeğe davet etmişti.Gökçe bundan habersiz olduğundan annesine bugün neden çok yemek yaptığını sordu.Firdevs Hanım da:
    ─Akşam Alper ile annesini yemeğe davet ettim.
    ─Ne yaptın ne yaptın.Anne niye bana haber vermiyorsun ya of.Ben Alper’i kendimden soğutmak istiyorum sen ne yapıyorsun.
    ─Alper ile ayrılırsan sana annelik haklarımı helal etmem Gökçe.Alper çok iyi bir çocuk.Sen şimdi ayaktaysan onun ve annesinin sayesinde ayaktasın.
    ─Bende bu yüzden ayrılalım diyemiyorum zaten ama en azından Alper’i kendimden soğutmayı başarırsam belki o zaman o benden ayrılır.
    ─Öyle bir şey olmayacak Gökçe bu işin dönüşü yok artık.
    Firdevs Hanım sanki Gökçe’ye bir şey ima etmek istemiş gibi bakıyordu.Gökçe hiçbir şeyden habersiz odasına hazırlanmaya gitti. Firdevs Hanım, dün Alper’i arayarak eve çağırdı:
    ─Oğlum Alper gördüğüm kadarıyla Gökçe’yi seviyorsun öyle değil mi?
    Alper başını yere eğerek utanmış bir vaziyette:
    ─Evet efendim.Hem de çok seviyorum.
    ─Gökçe de seni sevdiğine göre bence bu işi çok uzatmayalım en azından aranızda bağ bulunması için nişan yapalım.
    Alper duyduklarına inanamamıştı.Çünkü daha haftalar öncesine kadar sınıfta uzaktan uzağa gördüğü Gökçe’yle nişanlanacaktı.Biraz toparlanıp kendine gelen Alper:
    ─Efendim ben çok isterim tabi ki de ama Gökçe ne diyor bu işe. Onun da haberi var değil mi?
    ─Daha yok oğlum ben önce senin fikirlerini almak istedim. Ama eminim Gökçe de çok isteyecektir. Sen anneni de al ve yarın akşam bize yemeğe gelin.Bunları detaylıca yemekte konuşuruz.
    Alper büyük bir mutlulukla bu daveti kabul etti ve hemen annesini arayarak durumu izah etti.
    Kapı çaldı ve Firdevs Hanım Gökçe’ye ben açarım kızım diye seslendi. Kapıda elinde çiçek ve çikolatayla Alper ve yanında da annesi vardı. Firdevs Hanım onları içeri buyur ederek Gökçe’ye ‘misafirlerimiz geldi kızım hadi sen de gel aşağı yemek yiyeceğiz’ diye seslendi.
    Gökçe bu yemeğe katılmayı hiç istemiyordu.Çünkü Alper ile sevgili olduğu günden beri bir huzursuzluk vardı içinde.
    Firdevs Hanım,Alper ile annesini sofraya buyur ederek Gökçe’ye: ‘Kızım yemekleri servis etmeye başlayalım’ dedi.
    Alper mutluluktan uçacakmış gibi yerinde duramıyordu.Gökçe ise her şeyden habersiz yemekleri Alper ile annesinin tabaklarına servis etmeye başladı.
    Yemeğe başladılar ve Firdevs Hanım ikide bir lafı döndürüp dolaştırıp Alper ile Gökçe’nin ilişkisine getiriyordu.Gökçe ise bu konu açıldığında hemen başka konu açıp konuyu kapatmaya çalışıyordu.
    Yemek bittikten sonra Gökçe ile annesi sofrayı toplamaya başladılar.Alper de onlara yardım ediyordu.Sofrayı da topladıktan sonra hep beraber oturma odasına geçtiler ve Firdevs Hanım,Gökçe hadi kızım sen bize birer kahve yap dedi.
    Gökçe bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştı ama tam olarak neler olduğunu anlayamadı.Gökçe kahveleri getirdi ve annesinin yanına oturarak sohbet etmeye başladılar.Konu döndü dolaştı ve nişan konusuna geldi.
    Firdevs Hanım bu işi çok uzatmaya gerek olmadığını söyleyerek en kısa zaman da nişan yapmalarının uygun olacağını söylüyordu.Alper’in annesi bu acelenin ne olduğunu sorduğunda Alper ‘Anne ya sen de karıştırma işte şimdi nişan yaparız okul bitince de düğün olur’ dedi.
    Zavallı Gökçe annesinin bir şeyler karıştırdığını anlamıştı ama bu kadar da ileri gidebileceğini tahmin etmemişti.Alper Gökçe’ye dönerek:

    ─E aşkım sen ne düşünüyorsun bu konuşulanlar hakkında.Sence ne zaman yapalım nişanımızı.
    ─Ben,şey,ben bilmiyorum…
    ─Yoksa sen istemiyor musun canım ya?
    ─Şey,istiyorum tabi ki istiyorum ama hani okul bitseydi en azından daha yaşımız çok küçük değil mi sence?
    Diyen Gökçe’nin dili tutulmuştu sanki.Alper’in annesi Buket Hanım,Gökçe istemiyor herhalde Alper çok zorlama istersen dediğinde bir an paniğe kapılan Firdevs Hanım ‘Yok canım siz Gökçe’ye bakmayın.O çok heyecanlandığı için böyle oldu.Aslında oda çok istiyor.’dedi.
    Gökçe hiçbir şey diyemiyordu şoka girdiği bu olay karşısında.Oldu bittiye getirilen bu nişan tarihi bir hafta sonrasına konuldu.Çünkü Firdevs Hanım kızının her an vazgeçebileceğini tahmin ettiğinden dolayı bir an önce bu nişanın yapılmasını istiyordu.
    Firdevs Hanıma göre nişan yapıldıktan sonra artık geri dönüş olmayacaktı ve kızı istediği gibi zengin biriyle evlenmiş olacaktı.
    Alper ertesi gün nişan davetiyelerini bastırarak okulda ki herkese dağıttı.Davetiye Mert’e de ulaşmıştı.Beyninden vurulmuşa dönen Mert neye uğradığına şaşırmıştı.
    Hayatının aşkı Alper ile evlenecekti ve Mert’in elinden hiçbir şey gelmiyordu.Gökçe o gün okula geldiğinde sınıfın zemini yırtılmış zarflarla doluydu.Merak edip birine baktığında kendi nişan davetiyesinin olduğunu gördü.
    Sınıfta Gökçe’nin kendi kız arkadaşlarıyla Alper’in arkadaşları hariç herkes davetiyeleri yırtıp yere atmıştı.O sırada sınıfa Mert’te gelmişti ve Mert önce Gökçe’ye baktı sonra Akın’a dönerek yerlerdeki bu pislikleri Sadık dayıya söyleyelim de temizlesin.Yoksa mikrop bulaşır diyerek Gökçe’nin nişan davetiyelerini aşağılamıştı.
    Gökçe,Mert’e kızamıyordu.Çünkü kendisi de bu davetiyeleri pislik olarak görüyordu.Gökçe hala Mert’i çok seviyordu ama kızgınlıkla bir anda söylediği söz kendisine pahalıya mal olmuştu.Kamil Hoca da Alper ile Gökçe’nin bu kadar acele davranmalarına anlam verememişti.Bu durumun sonunun kötü olacağını düşünen Kamil Hoca önce Gökçe’yi odasına çağırarak:
    ─Kızım Gökçe bu aceleniz ne.Yangından mal kaçırır gibi nişan yapmaya karar verdiniz.İyice düşündün mü bu sevgili olmaya benzemez nişan ciddi bir olay evliliğin kapısı demek.Sen kendini hazır hissediyor musun?
    ─Hocam çok düşünecek bir şey yok kararımızı verdik biz.Sizi de o gün aramızda görürsek çok mutlu olurum.Lütfen gelin.
    Diyen Gökçe’nin ağzı bunları diyordu ama Kamil Hoca Gökçe’nin gözlerine baktığında çaresizlikten ve pişmanlıktan başka bir şey görmüyordu.Nişan gününe birkaç gün kalmıştı.
    Alper ile Gökçe nişan için hazırlıklarını artırsalar da Gökçe o kadar isteksizdi ki içinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.
    Alper Gökçe’yle nişanlanmanın heyecanı yüzünden yanı başında ki Gökçe’nin üzgünlüğünü fark edemiyordu.Nişan günü geldiğinde Gökçe’nin sınıfından 2 tane Gökçe’nin kız arkadaşı ve 2 tane de Alper’in erkek arkadaşı olmak üzere toplam 4 kişi nişan törenine katılmıştı.
    Hocaların tamamı nişana katılmıştı ama Kamil Hoca nişan başlayana kadar Gökçe’ye eğer istemiyorsan pişman olacaksan şimdi vazgeç sonra çok geç olur dercesine bakıyordu.Ama Gökçe’nin gözlerinin içinde hala mecburiyet vardı.
    Tören sona erdiğinde Firdevs Hanım ile Alper en çok sevinenler olmuşlardı.Buket Hanım ise Gökçe’de ki isteksizliği fark etse de oğlunun mutluluğu için karışmıyordu.
    Mert,Gökçe’nin nişanlandığı gün kendisini sahilde bulmuştu.Elinde bira ağzında sigara olan Mert çok dertliydi.Adeta içi yanıyordu.Canından çok sevdiği Gökçe artık başkasınındı.Mert bu duruma dayanamıyordu ve kafasında bin bir düşünce vardı.Mert,Damla ile sevgili olduğunda çok pişman olmuştu.Damla yüzünden Gökçe’yi kaybetmişti.
    O gece Mert Damla’yı arayarak artık sevgili olmadıklarını söyledi.Damla bir anda neler olduğunu anlayamadı.Mert kendisini terk etmişti.Hemen Mert’in olduğu yere gelen Damla Mert’e sarılmaya çalışmış fakat sarhoş olan Mert Damla’yı ittirerek ‘git buradan hep senin yüzünden sevdiğim kızı kaybettim git buradan’ diyerek acısını Damla’dan çıkarmıştır.
    Damla ‘Aşkım yapma böyle bak ben varım yanında ne olur kendine gel hadi ben seni çok seviyorum’ dese de Mert çok kararlıydı.Damla’nın oyununa bir daha düşmeyecekti.
    Mert Damla’ya bir daha kendisini rahatsız etmemesini söyleyerek olduğu yerden ayrıldı.Damla yıkılmıştı.Çünkü Mert’i gerçekten çok seviyordu.
    Arabasına atlayıp eve doğru giden Damla yola bakmıyordu bile.Mert’in söyledikleri gözünün önüne geliyordu.Damla aklından ben ne yapacağım artık diye geçirirken arabasıyla fark etmeden karşı şeride geçmişti.Bir anda karşısına çıkan kamyonu gören Damla direksiyonu hiç kırmadan kamyona doğru sürdü ve ağzından çıkan son söz ‘seni seviyorum Mert’ olmuştu.Arabası tuzla buz olan Damla o arabanın içinde can verdi.
    Hemen olay yerine gelen polis ekipleri Damla’nın ailesine haber verdiler.Tek çocukları olan Damla’nın öldüğünü duyan anne ve babası şoka girmişlerdi.Damla’nın kaza geçirip öldüğüne inanamayan İsmail deliye dönmüştü.
    Damla’nın en yakın arkadaşı Esra’da olay yerine gelmişti ve İsmail’e Damla’nın yaklaşık 1 saat önce kendisini arayarak Mert’in kendisini terk ettiğini söylediğini söylemişti.Mert ve arkadaşları bu olayı bir gün sonra öğrenmişlerdi.
    Mert,Damla’nın kendisi yüzünden intihar ettiğini anlamıştı ve Damla’yla sevgili olduğu günden çok pişmandı ama neye yarardı artık Damla yoktu.Mert bir kez daha acı çekiyordu.Kendisi yüzünden bir insan intihar etmişti.
    İsmail de Damla’nın cenaze merasiminde kendi kendine söz vermiş ve intikamını alacağını söylemiştir.
    Aradan bir hafta falan geçtikten sonra Mert okulda Alper’e çaktırmadan Gökçe’yi çağırarak biraz konuşma imkanlarının olup olmadığını sormuştur.Gökçe bu teklifi kabul etmiş ve Mert’lerin okulda ki mekanı olan arka merdivenin oraya gitmişlerdir.Mert Gökçe’ye:
    ─Beni sadece dinle lütfen.Bak Gökçe o gün kavga ettiğimde ben sana laf attılar diye kavgaya girdim.Sana laf attılar diye.Anlıyor musun beni sana yani hayatımda en çok değer verdiğim insana.Tamam sende haklısın bir söz verdim ama bu söz her şeye göz yumacağım anlamına gelmiyor.O gün kavga ettim diye beni orada terk ettin.Ben senin beni terk etmen yüzünden yalnız kalmak ve seninle nasıl barışabileceğimi düşünmek için bizim çocukları gönderdim ve oraya kaldırıma tek başıma oturmuştum.Sonra Damla çıktı geldi.Bende anlamadım nereden geldi neden geldi.Yanıma oturdu ve bana teselli vermeye çalıştı.Beni terk etmenin verdiği şaşkınlıkla nasıl olduğunu anlamadan bir kere öptüm onu.Bu konuda çok hatalıyım biliyorum ama senden o kadar özür diledim affetmedin.Üstüne üstlük bide gittin Alper ile sevgili oldun onu da geçtim gittin bir de nişan yaptın.Ben sensiz yaşayamam Gökçe.Eğer senin de içinde eğer bana karşı azcık bir şey varsa ne olur dön bana geri.
    Dedi ve Gökçe,Mert’e sarılarak:
    ─Bende sensiz yaşayamam Mert.Alper ile mecburiyetten nişanlanmıştım ama hala seni çok seviyorum ben artık hiç ayrılmayalım olur mu?
    Mert bu duruma çok sevinmişti.Çünkü sevdiği kız ona geri dönmüştü.
    Gökçe Mert’in elinden tutarak sınıfa girmiş ve Mert ile yeniden sevgili olduğunu söylediğinde sınıfın hepsi sevinçten havaya uçmuştu.Tam o sırada arkalarından Alper girmiş ve el ele tutuşan Gökçe ile Mert’e burada neler olduğunu sormuştu.
    Mert artık Gökçe ile yeniden sevgili olduklarını söylediğinde Alper gülerek artık çok geç Mert o benimle nişanlandı dedi.Gökçe de gülümseyerek parmağında ki yüzüğü çıkardı ve artık nişanlı değiliz ama diyerek Alper’in yüzündeki gülümsemeyi yok etti.
    Alper sınıfın içinde rezil olmuştu.Hemen sınıftan çıkan Alper delirmiş gibi ‘ne yapacağım ben ne yapacağım’ ben diye sayıklıyordu.Okul bahçesinden de koşarak çıkan Alper karşıdan gelen aracı görmedi.Araç büyük bir hızla Alper’e çarptı ve Alper yere yığıldı kaldı.Hemen olay yerine gelen okul da ki öğretmen ve öğrenciler Alper’i hastaneye kaldırsalar da Alper çoktan ölmüştü.Alper’in öldüğünü duyan Gökçe çok üzülmüştü her ne kadar onu sevmese de kendisi yüzünden araba çarptığı Alper ile sevgili olduğu güne lanet okuyordu.Onla sevgili olduğu için çok pişmandı ama neye yarardı.İş işten geçmişti.Alper’in annesi de tek oğlu olan Alper’in ölümüne dayanamadı ve kalp krizi geçirdi.Hastane de yoğun bakıma alınan Buket Hanım’ın durumu da iyi değildi.
    Firdevs Hanım da Alper’in ölümüne inanamıyordu.Bir hafta da iki kişi ölmüştü.Bunlardan biri Mert kendisini terk etti diye diğeri de Gökçe kendisini terk etti diye kaza geçirdi.Hastanede durumu ağır olan Buket Hanım’ında beyin ölümü gerçekleşmişti.Gökçe ile Mert yaptıkları hatalar yüzünden kaç kişinin ölümüne neden olmuştu.
    Damla’nın ölümünü hala kabullenemeyen İsmail,Mert’e zarar vermek için plan yapıyordu.
    Sibel’den kuşku duyan Akın’da bir gün Sibel’i takip etti ve Sibel’in hala hayat kadınlığı yaptığını öğrendiğinde Sibel’i terk etti.Akın’ın kendisini terk etmesine dayanamayan Sibel okulun karşısındaki bir binanın tepesine çıkarak intihar etmeye karar vermişti.Bunu gören Akın hemen Sibel’in yanına çıkarak atlamamasını söyledi.Sibel de Akın’a ona layık olmadığını ölmesinin her ikisini de mutlu edeceğini söyleyerek atlayacağı yere biraz daha yaklaştı.Aşağıya bütün okul toplanmıştı.İtfaiye ve polise de haber verildi.Ancak Sibel kararlıydı ve atlayacaktı.
    Akın Sibel’e doğru yavaş yavaş yaklaşmaya başlamıştı.Sibel,Akın’a gelmemesini yoksa atlayacağını söyledi.Ama Akın Sibel’i atlamaz sanıyordu.Tam o sırada Sibel ‘seni çok sevdim Akın her şey senin içindi’ dedi ve atladı.Akın da tutabilmek için koştuğunda dengesini kontrol edemedi ve Akın da Sibel’in arkasından düştü.
    8.Kattan yere çakılan Akın ve Sibel’de ölmüşlerdi.Bu kadar acıya dayanamayan Mert ile Gökçe haykıra haykıra yeter artık ölmesin kimse dayanamıyoruz diyerek ağlamaya başladılar.Tam o sırada bir araba sesi geldi.Arabadan inen İsmail’di ve elinde bir tabanca vardı.İsmail Mert’e benim çektiğim acıyı sende çekeceksin diyerek tabancanın bütün şarjörünü Gökçe’ye sıktı.
    Kanlar içinde kalan Gökçe’yi gören Mert,İsmail’e dönerek ‘ne yaptın lan sen’ dedi ve İsmail’e doğru koşmaya başladı.İsmail bir anda paniğe kapıldı ve kaçmaya başladı.Koşarken tabancasının şarjörünü değiştirmeye çalışan İsmail’in ayağı taşa takıldı ve yerde yuvarlanmaya başladı.Hemen üstüne atlayan Mert birkaç tane yumruk attıktan sonra elindeki tabancayı aldı ve yedek şarjörü taktı.
    İsmail,Mert’e ‘yapma Mert ben bir hata yaptım sen yapma ne olur dur yapma’ dese de Mert şarjörde ki 14 merminin 13 tanesini İsmail’e sıktı.
    Silah sesinin nerden geldiğini anlamaya çalışan Kamil Hoca ve diğer öğrenciler hemen Mert’lerin peşinden koştular.Elinde silah bir köşede ağlayan Mert ile yerde kanlar içinde yatan İsmail’i gören Kamil Hoca ‘oğlum ne yaptın Mert’ dedi.
    Mert yarı gülümser bir şekilde ‘Her şey bitti hocam.Damla,Alper,Buket Hanım,Akın,Sibel,Gökçe,İsmail…Hepsi öldü.Benim yüzümden hepsi öldü hocam.Anlıyor musunuz benim yüzümden’ dedi.Mert deli gibi kahkaha atmaya başladı.Kamil Hoca Mert’i sakinleştirmeye çalışıyordu ama nafile.Mert kendinde değildi.Mert tabancayı kafasına dayayarak ‘Hocam ben her şeyden çok pişmanım.Yemin ederim çok pişmanım.Ama son pişmanlık fayda etmiyor be hocam’ diyerek tabancasında ki son mermiyi de kendi kafasına sıkan Mert’te öldü.
    Kamil Hoca oracıkta dizlerinin üstüne çöktü ve ölen o kadar öğrencisinin acısına dayanamadı.Mert’in öldüğünü duyan ailesi çökmüştü.
    Stresten ve üzüntüden uzak durması gereken Ali Bey oğlunun öldüğünü duyunca bir kez daha kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.Ölen bunca insanın cenaze törenleri yapıldıktan sonra geride kalan yakınları hayata küsmüşlerdi.Mert’in okulunda her gün ders başlamadan önce Mert,Akın,Gökçe ve Sibel için saygı duruşu yapılıyordu.
    Kamil Hoca kendi çocuğu gibi gördüğü bu dört öğrencinin ölümünü kaldıramadığı için meslekten istifa etmişti.Cavit ve annesi Mert için,Akın’ın annesi Akın ve Sibel için,Firdevs Hanım da Gökçe için her gece gizli gizli ağlıyorlardı.Daha iki hafta öncesine kadar hayatta olan bunca kişi iki hafta sonra ölmüşlerdi.Herkese inanılmaz gelen bu durum karşısında kimsenin elinden bir şey gelmiyordu.
    Mert ve Gökçe’nin aldığı yanlış kararlar yüzünden kendileri de dahil olmak üzere onca kişi ölmüştü.Belki sonradan pişman oldular ama son pişmanlık fayda etmez.

    Sizde verdiğiniz karara sonradan keşke demek istemiyorsanız,pişman olmak istemiyorsanız aldığınız bir kararı iki kere düşünün…



      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:45 pm