Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    KAÇ KERE DOĞAR İNSAN (DEVAMI)

    Paylaş

    01001110020

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 16/12/10
    Yaş : 27
    Nerden : çorum

    KAÇ KERE DOĞAR İNSAN (DEVAMI)

    Mesaj  01001110020 Bir Çarş. Ara. 22, 2010 8:14 pm

    -Hayırlı sabahlar abla.
    -Hayırlı mı hayırsız mı daha anlayamadık henüz.
    -Ne oldu ki? Ana oğul sabah sabah böyle telaşlı nereye gidiyorsunuz?
    -Durağa gidiyoruz.

    Biraz meraklı bir kadındı Hayriye.Bir kere yakalarsa dibine kadar öğrenmezse rahat edemez,bu nedenle bazen insanları gereksiz sorulara boğardı.

    -Ne yapacaksınız ki?
    -Hastaneye gideceğiz .Hakan kaza geçirmiş.Şimdi hastanedeymiş ,biz de yanına gidiyoruz.
    -Vah vah! Geçmiş olsun abla.Umarım iyidir.nasıl olmuş ki kaza?

    Hayriye’nin son sorduğu soru belki de sorulacak en anlamlı soru olmuştu.
    Zeynep düşünmeye başladı.Sahi nasıl olmuştu kaza?

    Hakan ile Mustafa sırada ki otobüsün gelmesini beklemeye devam ediyorlardı. Bir taraftan havadan sudan koyu sohbet yapıyor, bir taraftan da otobüsün gelip gelmediğini kontrol ediyorlardı.Hava birden soğuduğu için üşümeye başlayan Mustafa, sabah evden çıkarken paltosunu almadığı için pişmanlığını dile getiriyordu.Hakan ise bu durum karşısında latife yapmaktan kendini alamıyordu.

    -“Boş ver Mustafa sen erkek adamsın,sana bir şey olmaz.” derken ,”Yalnız unutma ! Soğuğa karşı erkeklik olmaz.Vallahi adama kancayı taktı mı tepesinin üzerine diker” demeyi de ihmal etmiyordu.

    Aralarındaki bu keyifli sohbeti bozan Hakan’ın çalan telefonu oldu.Arayan Zeynep Hanım’dan başkası değildi.

    -Aha da Zeynep arıyor.Senin yüzünden fırça yiyeceğim şimdi.

    Evden çıkarken söz verdiği şeyi zamanında gerçekleştirememesinin mahcubiyeti ile bastı telefonun cevaplama düğmesine.

    -Alo! Söyle Zeynep.
    -Hakan nerdesin, saat kaç oldu haberin var mı?
    -Özür dilerim hayatım! Mustafa’nın yüzünden otobüsü kaçırdık.Sonraki otobüs birazdan gelecek.Bir saate kadar evdeyim.Sen ona göre hazırlanırsın.Geldiğimde hemen çıkarız.

    Bu konuşmalar Hakan ile Zeynep arasında geçen son konuşmalar oldu.Konuşmayı sonlandırıp telefonu cebine koyan Hakan arkadaşına dönerek:

    -“Senin yüzünden fırçayı yedik iyi mi.” dedi .

    Mustafa buna alaycı bir tebessümle cevap verdi.

    -Sen aile reisliğini kaptırmışın elinden.

    Gökyüzü iyice kararmış, artık şehrin bütün ışıkları yanmıştı.Bir taraftan da arabaların ışıkları ile şehir adeta ışıl ışıl yanıyordu.Artık durakta yalnız değildiler.Üç beş kişi daha gelip otobüs beklemeye başlamıştı.Hakan oturduğu yerden kalkarak durağa henüz yeni gelmiş yaşlı bir amcaya “Buyurun amcacığım şöyle oturun.” diyerek yerini verdi.Yaşlı amca:

    -“ Teşekkür ederim evladım ! Rahatsız olmasaydınız.” dedi
    -O ne demek bey amca? Biz otururken senin ayakta beklemen yakışık alır mı?

    O kalkınca Mustafa da kalkarak onun yanına gitti.Artık konuşmaya ayakta devam ediyorlardı.Bu arada hafiften yağmur çiselemeye başladı.İnsanların yüzüne vuran yağmur damlacıkları serin bir el gibi yüzlerini okşuyordu.Hakan yağmur damlacıklarından korunabilmek için paltosunun yakalarını yukarı dikerek kulaklarını ve yüzünün bir kısmını kapattı.Mustafa Hakan’ı öylece gördüğünde takılmaktan kendini alamadı.

    -Çek çek daha yukarı çek.Kapat her yerini de üşüme sakın.Biz burada soğuktan donalım.
    -Bir şey olmaz sana.Öyle olsa sabah kabanını unutmazdın.Neyse ben de ceketimin yakalarını kaldırayım bari.

    Yerler hafifçe ıslanmış olduğundan yolda seyir halindeki arabaların fren sesleri artmıştı.“Hava iyice bulutlandı .

    - Hakan “Şiddetli yağmur yağacak sanırım.Yakalanmadan eve ulaşsaydık bari. “ dedi.
    -Yağarsa elbet bir yere gizleniriz.Dert ettiğin şeye bak.
    -Yağmurun dinmesini beklersek iyice geç kalırız.Zeynep iyice çileden çıkar.Nerede kaldı Allah’ın belası otobüs?Ağaç olduk burada.Biraz daha beklersek kök salacağız iyi mi?

    Hakan otobüsün gelip gelmediğini kontrol etmek için kafasını bir kez daha çevirdi.Arabaların ışıkları gözlerini kamaştırmıştı.”Gelen giden yok hala.” diye kendi kendine homurdandı.”Bu arabanın geleceği yok.Ben bir sigara yakayım.” dedi Mustafa.Elini ceketinin iç cebine götürdü.Sigara tabakasını çıkardı.Mustafa yıllardır sarma sigara içerdi.”Öyle daha ucuza geliyor.” diyordu.Zehrin ucuzu nasıl oluyorsa? Akşam olunca bir tarafında tütün ,elinde sigara sarma makinesi, erinmez saatlerce uğraşırdı.Bunu aşağı yukarı her gece yapardı.Bu nasıl bir sabır,nasıl bir sigara içme arzusuydu pes doğrusu? Hakan bazı zamanlar,”Sen tek kişilik sigara fabrikasısın.” derdi .Tabakadan önce bir sigara çıkardı.Burnuna yaklaştırarak derin derin kokladı.Sonra iki dudağının arasına aldı.Pantolonun cebinden işlemeli çakmağı çıkararak ateşledi.Yavaş yavaş iki dudağının arasındaki sigaraya yaklaştırdı.Tam bu sırada az ileriden acı bir fren sesi geldi.Kader faaliyete geçmiş,duraktaki insanlar için ağlarını örmeye başlamıştı.Durakta bekleyen herkes sesin geldiği yöne doğru baktı.Gördükleri karşısında herkes şaşkına döndü.Koca bir ışık üzerlerine doğru geliyordu.Bir kaç saniye ne yapacağını bilemeden öylece kalakaldılar.Bu arada hepsinin yüzünde yaşadıkları dehşetin yarattığı korkunun izleri hakimdi.Gözleri öylesine büyümüştü ki neredeyse yuvalarından fırlayacaktı.Nefes alış verişleri hızlanmış,kalp atış sayıları artmıştı.Vücutları aşırı derecede adrenalin salgılıyordu.
    Nihayet içlerinden biri seslendi.

    -Arkadaşlar bu araba ne yapıyor böyle?
    -Herkes kaçsın ,araba üzerimize geliyor.
    - Hepimizi doğrayacak,ezip geçecek Vallahi.
    -Kardeşim ne yapıyorsun?
    - …

    Mustafa ağzında sigara öylece üzerlerine doğru gelen ışığa bakıyordu.Az önce fren sesini duydukları araba kontrolden çıkmıştı.Önce yolu ikiye bölen bariyerlere çarpmış,şimdi ise hızla üzerlerine doğru geliyordu.Durakta bekleyen zavallı insanlar saniyeler içerisinde üzerlerindeki şaşkınlığı atmış,üzerlerine gelen arabadan kaçmak için çeşitli manevralar yapmaya çalışıyorlardı.Korkunun verdiği endişeyle karmaşa meydana gelmişti.Çok şey yapıyor görünüyorlarsa da aslında hiçbir şey yapamıyorlardı.Araba ise sanki avını yakalamaya çalışan bir kaplan misali onlara hızla yaklaşıyordu.Arlarında fazla bir mesafe kalmamıştı.Artık kaçmak isteseler de iş işten geçmiş bunun için zamanları tükenmişti. Hepsi de bir anda yolun sonuna geldiklerini düşünürken , geçmişte yaşadıkları yaşantılar adeta bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti.
    Araba yaklaştıkça büyüyor , büyüyor kocaman oluyordu.Artık arabanın durağa dalması ve duraktaki bekleyen masum insanları paramparça etmesi an meselesi idi.Halbuki bu insanlar üç kuruş para için akşama kadar ter dökmüş,evine çoluk çocuğunun yanına dönmek için bekleşen, hiçbir günahı olmayan,masum insanlardı.Aslında gün bitmeye yüz tutmuşken böyle bir sonu hiçbiri hak etmemişti.
    Hakan , arabanın artık kendilerine çarpmasının kaçınılmaz olduğunu anladığında Mustafa’yı kolundan tutup ileri doğru iterek arabanın önünden kurtarmak istemişti .Ancak bunu başaramadı.Hakan çarpmadan saliseler önce arabanın sürücüsü ile göz göze geldi.Sürücünün masmavi olan gözlerindeki korkuyu ve paniği gördü.Sürücü arabanın önünden kaçın der gibi elini sağa sola doğru sallıyordu.Artık olan olmuştu.Kimisi arabanın önünden kaçıp kurtulurken Mustafa ve Hakan o kadar şanslı değildi.Gerçi Hakan’ın o son hamlesi Mustafa’nın sert darbe almasını önlemişti.Mustafa asıl darbeyi yere düştüğünde kafasını beton zemine sertçe çarptığında almıştı.Hakan ise arabanın tam önünde kaldığı için çok ciddi darbeler aldığı gibi tam on beş metre sürüklenmişti.Çarpmanın etkisi ile ayakkabıları yola savrulmuş,sürüklenmenin etkisi ile elbiselerinin büyük bir kısmı yırtılmıştı.Ortalık küçük çaplı bir savaş yerini andırıyordu.İnsanların bazıları cansızmış gibi hareketsiz bir şekilde yatarlarken ,bir kısmı acıdan inliyor,yalvarır bir dille çevredekilerden yardım istiyordu.
    Kısa süre içerisinde çevreden yardım için gelenlerle kaza alanı mahşer yerine dönmüştü.Herkes
    iyi niyetle yardım edebilme adına bir şeyler yapmaya çalışıyordu.Kazanın vahametinden kaynaklı korkunç bir kargaşa yaşanıyor,her kafadan başka bir ses çıkıyordu.Yaşanan her kazada ortaya çıkan görüntülerin aynısı, ne yazık ki yine tekrarlanıyordu.

    -Birisi ambulansı çağırsın!
    -Sanırım bu ölmüş,nefes alıp vermiyor.
    -Ambulansı beklemeyelim.Gelene kadar adamlar ölecekler.Hemen bir taksiye atıp gönderelim.
    -Olur mu öyle şey.Adamcağızlara daha fazla zarar veririz.Kımıldatmadan sağlık ekiplerini bekleyelim.
    -En ağıları bu galiba.ölmüş mü ne?
    -Arkadaşlar bunun kanaması var.Kravatı falan olan var mı?Kanamayı durdurmak için bağlayalım.
    -…
    Hakan ne bu kargaşayı görüyor,ne de konuşulanları duyuyordu.Çarpmanın etkisi ile savrulduğu noktada düştüğü gibi kalmış ,hiç kımıldamadan yatıyordu.Zaten ölmüş denilen kişilerden birisi de
    Hakan idi.Mustafa da kendinde değildi.Fakat o nefes alıp veriyor,nabzı çok rahat alınabiliyordu.
    Diğerleri çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı.Ancak birisi hariç hiçbirisinin hayati tehlikesi yok gibi görünüyordu.Araba kazadan sonra takla atmış ters dönmüştü.Sürücüsü ise içeride sıkışmış olduğundan kımıldayamıyordu.Durumu ise nispeten iyi idi.Kendindeydi ve durmadan ” ölen var mı?” sorusunu soruyordu.
    Ambulansın gecikmesi üzerine kaşlar çatıldı,kalabalıktan homurtular yükselmeye başladı.

    -Nerde kaldı bu ambulans yahu !
    -Hep böyle yapıyorlar arkadaş.Oysa hastane iki adım ötede.

    Nihayet uzaktan ambulansın o iç burkan ,yürek parçalayan siren sesi duyuldu.Bu ses yüzlerde belli belirsiz bir tebessüme neden oldu.

    -Geliyor ,geliyor !
    -Yolu açın arkadaşlar.Görevlileri engellemeyelim.İşlerini rahat yapsınlar.
    Sağlık görevlileri hızlı bir ilk yardımın ardından durumu en ağır olan Hakan’ı ilk olarak alıp hastaneye doğru hızla yol almaya başlamışlardı.Diğer yaralıları ise arkadan gelen diğer ambulanslar alarak hastanenin yolunu tutmuştu.Şimdi alanda sadece sürücü kalmıştı.Onun kurtarılabilmesi için itfaiyenin gelmesi bekleniyordu.Diğerlerinin olay yerinden ayrılmasından kısa süre sonra ekipler gelerek onu da sıkıştığı yerden çıkarıp sağlık ekiplerine teslim etmişlerdi.


    Zeynep, Hayriye ile yaptıkları konuşmayı çok acelelerinin olduğunu söyleyerek bitirip Volkan’la birlikte tekrar durağa doğru hızlı adımlarla yürümeye devam ettiler.Durağa vardıklarında ilk dolmuşa binip hastaneye doğru yol almaya başladılar.Her ikisi de oldukça heyecanlıydı.Zeynep duygularını gizleyip şimdilik sakin görünse de Volkan hissettiklerini gizleyemiyordu.

    -Anne çok heyecanlıyım biliyor musun? Bir an önce hastaneye gitmek ,babama şöyle sıkı sıkı sarılmak istiyorum.
    -Ben de oğlum bende.

    Nihayet hastanenin önünde dolmuştan inmişler,koşar adımlarla hastanenin bahçe kapısından içeri girerek koridordaki kalabalığa karışmışlardı.Annesi kaybolur korkusuyla Volkan’ın elini sıkı sıkı tutuyordu.Zeynep “Nihayet hastanedeyiz.” diye düşündü.Heyecanları daha da artmıştı.Nihayet geceden bu yana süren hasretlik sona erecekti.Hasretlik ama ,ne hasretlik.Bizim için geceden bu yana olan zaman kavramı onlar için yıl gibi gelmişti.
    Zeynep’in bu zamana kadar hastanede pek işi olmamıştı.O yüzden ne yapacaklar,nereye
    gidecekler bilmiyordu.Upuzun koridorda bilinçsizce yürüyorlardı.Böylece bir şey yapamayacaklarını anlayan Volkan:

    -“Anne şuradan bir görevliye soralım.” dedi.

    İlk gördükleri görevliye olayı anlatarak nereye gitmeleri gerektiğini sordular.Görevli kendilerini
    acil polikliniğine yönlendirerek oradan bilgi alabileceklerini söyledikten sonra gidecekleri yeri tarif etti.Görevlinin tarif ettiği şekilde giderek acile ulaştılar.Tedirgin bir şekilde görevli hemşireye doğru yaklaştılar.

    -İyi günler hemşire hanım.Şey ,ben Hakan Yıldırım’ın eşiyim.Dün gece kaza geçirmiş.Bu hastanede diye telefon ettiler.Kendisini görmeye geldik.Nereye gitmemiz gerekiyor?

    Hemşire önündeki dün geceye ait olan hasta isimlerinin yazılı olan defterin sayfalarını çeviriyor,bir taraftan da Hakan ,Hakan şeklinde mırıldanıyordu.Kısa süre sonra Hakan’a ait bilgileri bulmuştu.

    -Evet Hakan Yıldırım. İşte burada.Dün gece 07.45 ‘te getirilmiş.Evet trafik kazası.Kendisi buradaki müdahalenin ardından yoğun bakıma alınmış.
    -Bu yoğun bakım nerde oluyor.? Nasıl gidebiliriz?
    -Şimdi buradan geri dönün,ileriden sağa dönün ,orada merdivenleri göreceksiniz.Merdivenlerden ikinci
    kata çıkın,yoğun bakım karşınıza çıkacaktır.Görevlilerle konuşun ,onlar size yardımcı olur.
    -Teşekkür ederiz hemşire hanım.Size iyi çalışmalar.
    -Hadi size de geçmiş olsun.Umarım hastanızın durumu iyidir.
    Tekrar “sağ ol” dedikten sonra hemşirenin dediği gibi geri döndüler.Az ileriden sağa dönüp merdivenleri buldular.Merdivenlerden çıkarlarken basamakları çifter çifter atlıyorlardı.İşte şimdi yoğun bakımın önündeydiler.Artık ak ve kara belli olmak üzereydi.Mırıldanıyordu Zeynep Hanım.Belli ki dua ediyordu.Hemen görevlinin yanına gittiler.

    -Özür Dilerim.Acilden buraya gönderdiler.Ben Hakan Yıldırım’ın eşiyim.Gece trafik kazası geçirmiş.Bu hastaneye getirmişler.Acilde çalışan hemşire yoğun bakımda olduğunu söyledi.

    Görevli Zeynep’in yüzüne acıyan gözlerle uzunca bir süre baktı.Zeynep bu bakışların altında yatan gerçeklerin ne olduğunu hisseder gibi oldu.O soruyu sorup sormamakta tereddüt eden Zeynep ,her şeye rağmen sormaya karar verdi.

    -Şimdi durumu nasıl?

    Görevli ilk başta ne yapacağını şaşırdı.Bu bölümde çalışanlar için en zor olan şey bu sorulara cevap vermekti.Konuyu izah ederken görevlinin sesi titriyor,kelimelerde bazen takılıyor,konuşurken kekeliyor,konuşurken gözlerini kaçırıyordu.

    -Şöyle oturun Hanımefendi.Eşiniz dün gece buraya getirildiğinde kendinde değildi ve iç kanaması vardı.Her türlü müdahale yapıldı.Kanama durduruldu.Vücudunda çok sayıda kırığı vardı.Onlar için hemen ameliyata alındı.Kanama tehlikesi devam ettiği için şu an uyutuluyor.Ne yalan söyleyeyim durumu şu an iyi değil.Hayati tehlikesi devam ediyor.

    Zeynep görevlinin sözünü kesti.

    -Mutlaka yapılacak başka şeyler daha vardır.Başka bir hastaneye gitmesi gerekiyorsa oraya götürelim.Yapabileceğimiz ne varsa onu yapalım.Yeter ki eşim iyileşsin.
    -Bakın hanımefendi şu an hastamızı değil başka bir hastaneye götürmek yerinden kımıldatmak bile ölüme davetiye çıkartmak olur.Ayrıca emin olun,biz ne gerekiyorsa yapıyoruz.Sizinde dua etmekten başka yapabileceğiniz bir şey yok.

    Volkan o ana kadar meraklı gözlerle konuşmaları dinlemişti.Kendi kendine bir umudun daha sonuna geldiklerini düşünüyordu.Aslında görecekleri karşısında hayretler içinde kalabileceklerini düşünüyordu.Bir parça kalmış olan umutlarının tamamen eriyip yok olacağı ihtimalini göz önünde bulundurarak konuşmaya karıştı.

    -Şimdi görebilir miyiz babamı?
    -Baban şimdi verilen ilaçların etkisiyle uyuyor.Zaten hastalarımızın sağlığının tehlikeye düşmesi söz konusu olduğundan , yoğun bakım ünitesine girmek yasaktır.
    -Ne olur yalvarıyorum size ! Şöyle uzaktan da görsek yeter.

    Görevlinin işi oldukça zordu.Bir tarafta hastanenin kuralları,bir tarafta ise babasını belki de bir daha göremeyecek bir çocuk ve o çocuğun yalvarmaları vardı.Bir müddet düşündü,kafasını kaşıdı,önündeki kalem ile oynadı ve kendince bir çözüm buldu.Hem hastane kuralları işleyecek hem çocuğun istediği olacaktı.

    -İçeri almam mümkün değil.Yoğun bakım ünitesinin camından içerisi gözüküyor.Oradan görebilirsiniz.Ancak lütfen sessiz olalım.Ayrıca hastayı gördüğümüzde de sakin olmaya çalışalım.Yoksa bunu yaptığım için azar işitirim.
    İşte o an gelmişti.Hemen camdan içeri bakarak hızlıca odanın içerisinde göz gezdirdiler.Hakan’ın bulunduğu yatağı arıyorlardı.Bütün yataklara baktıkları halde ne gariptir Hakan’ı göremediler.Oysa Hakan o yataklardan birinde yatmaktaydı.Dikkatlice bir kez daha baktılar.Babasının olduğu yatağı ilk olarak Volkan gördü. Bir taraftan annesinin üzerindeki hırkayı çekiştirirken bir taraftan heyecanlı; ama, bir o kadar da kısık bir sesle seslendi.

    -Bak anne işte oradaki babam.
    -Hani nerede?
    -Bak işte orada.Köşedeki yatakta yatıyor.

    Görmüştü Zeynep.Görmüştü görmesine de gördüğüne bin pişman olmuştu.Sırt üstü yatıyordu Hakan.Ağzında nefes almasını sağlayan boruya benzer bir şey vardı.Kafasını beyaz bir sargı ile iyice sarmışlardı.Boynunun yan tarafına beslenmesini sağlamak için bir hortum yerleştirmişlerdi.Tamamen soyutmuşlar,vücudunun göğüs kısmına kalp atışlarını takip amaçlı plakalar yapıştırmışlardı.Yüzü şiş olduğu gibi rengi bembeyazdı. Öylece kımıldamadan,ekmek ,su istemeden ,gelenden gidenden habersiz,hiçbir şeye tepki vermeden,derin bir uykudaymışçasına yatıyordu. Ölü bir insandan tek farkı nefes alıp vermesinden başka bir şey değildi. Görüntü insanın içini acıtıyor,adeta isyankarlığa sürüklüyordu.
    Zeynep ,evden çıkarken “Şartlar ne olursa olsun ağlamayacağım,metanetli olup hayatta kalması için ne gerekiyorsa onu yapacağım.” diye kendine söz vermişti.Bu sözünü yerine getirebilmek için ne kadar metanetli olmaya çalışsa da gözlerinden süzülen birkaç damla yaşa hakim olamadı.Aslında görüntü çok kötüydü.Fakat , belki nefes alırken bir daha göremeyebilirim düşüncesiyle doya doya bakıyordu.Dış görünüşü ile sakindi.Henüz o birkaç damla göz yaşından başka tepki vermemişti.Buna karşın iç dünyasında adeta fırtınalar kopuyordu.Patlamaya hazır bir bomba gibiydi.Bu bomba ne zaman ,nerede patlar,kimlere zarar verir kestirmek mümkün değildi.
    Bir süre sonra görevli yanlarına yaklaşarak;

    -“Artık buradan uzaklaşmanız gerekiyor.Aksi taktirde ben zor durumda kalacağım.” dedi.

    Ana oğul oradan hiç uzaklaşmak istemiyor,uzaktan da olsa saatlerce seyretmek istiyorlardı.

    -Biliyorum zor durumda kalabilirsiniz.Fakat ne olur bize biraz daha müsaade edin.

    Görevli aslında onları oradan hemen uzaklaştırması gerektiğini biliyor ama nedense bunu yapmak istemiyordu.Belki de boynunu bükerek sessizce babasını izleyen ,sadece içine içine ağlayan,tüm isyan ve feryatlarını yüreğinde yaşayan yavrucağa acımıştı yüreği.

    -Peki biraz daha kalın.Fakat ondan sonra ne olur uzaklaşın.

    Zeynep görevlinin bu davranışına minnettar kalmıştı.Minnettarlığını sözleriyle de belli etmişti.

    -Çok sağ olun efendim.Allah sizi sevdiklerinize bağışlasın.
    Görevli gittikten sonra ana ile oğul kaldıkları yerden çaresiz bakışlarla Hakan’ı izlemeye devam ettiler.Zeynep Hakan’ın ölerek sonsuza kadar aralarından ayrılması ihtimalini hiç düşünmek istemiyordu. Aklına bu ihtimal geldiğinde de “Ben,biz onsuz ne ederiz?Allah’ım sen onu bize bağışla.” diyordu.Zeynep Hakan’ın yüzüne baktığı her an geçmişi yaşıyor, zihninde çeşitli anıları canlanıyordu.Böylece ,birlikte ne güzel anlarının olduğunu bir kez daha hatırlıyor,onlarla teselli buluyordu.Yine geçmişe daldığı anlardan birinde aklına ilk konuşmaya cesaret ettikleri ve sonrasında evlendikleri yıllar gelmişti.


    Hakan’ın askerden yeni döndüğü seneydi.1989 yılı ağustos ayının başlarıydı.
    Aslında Hakan daha askere gitmeden Zeynep’i, Zeynep de Hakan’ı uzaktan uzağa seviyor ,fakat birbirlerine bir türlü açılamıyorlardı.Askerden geldiğinde Zeynep’in çok geleni olduğunu duymuştu.Zeynep’in inatçılığı,evlenmemek için ayak diretmesi olmasaydı ailesi şimdiye kadar baş göz etmişlerdi bile.Zeynep’in başkasıyla evlendiğinin düşüncesi bile,kanın beynine sıçraması için yetiyordu.Bu yüzden bir an önce Zeynep’e duygularını açmak istiyordu.Lakin daha önce de söylediğimiz gibi oldukça sıkılgan ve utangaç bir kişiliğe sahipti.Hele kızlarla konuşurken kekeler,yüreği ağzına gelir,söyleyeceklerini unutuverirdi.
    Hakan fazla uzun boylu değildi ;ama, yakışıklı sayılacak bir delikanlı idi.Zaman zaman uzattığı sarı saçları düz ve ince telliydi.Hafiften çıkık bir burnu,kalınca kaşları vardı.Kahverengi gözlerinde bazen çocuk masumluğunda ,bazen insanın içini titreten delici bir bakış vardı.Aynı zamanda çalışkan,dürüst,cesur,sözünün eri mert bir karaktere sahip idi.Köydeki yaşlı ,genç,çocuk herkes severdi.Köyden veya köy dışından hiç kimseyle husumeti olmamıştı.Uzaktan uzağa Zeynep’i sevmekten başka hiç kimseye yan gözle bile bakmamıştı.Sizin anlayacağınız Çorum İline bağlı, Alaca İlçesinin şirin bir köyü olan ,Beşiktepe Köyünde doğmuş, büyümüş tipik bir Anadolu delikanlısıydı.Her şeye rağmen Zeynep’e açılmak ,onu deli gibi sevdiğini ve evlenmek istediğini haykırmak istiyordu .Bunu yapabilecek en uygun anı kolluyordu.
    Hakan ,babası öldüğünden başkaları için tarlalarda çalışır,böylece evin geçimini sağlardı.Zeynepler ise çiftçilikle geçinirler , yazları köyde,kışları ise ilçede yaşarlardı.
    O yaz –Zeynep ile Hakan’ın ilk defa konuştukları yaz-Hakan askerden yeni gelmiş olduğundan biraz kafasını dinlemiş ve sonrasında köyün ileri gelenlerinden Rüstem Dede’nin tarlalarında çalışmaya başlamıştı.Çalışkan insan olduğundan iş bulmakta zorlanmıyor,köyün bütün ileri gelenleri yanında çalıştırmak istiyordu.Ücretini de herkesinkinden daha çok verirlerdi.Zeynep ve ailesi ise her zamanki gibi yine kendi tarlalarını işliyorlardı.Zeynep tarlada çalışmaz ,sadece çalışanların yemeklerini hazırlar,öğle olduğunda yemekleri tarlaya taşırdı.Yemekten sonra ise kalanları toplar eve dönerek akşam yemeği hazırlıklarına başlardı.Yaşı küçüktü ama yemek yapmada oldukça maharetli idi.Zeynep’in yine her zamanki gibi öğle yemeği getirdiği bir gün babası,sularının bitmiş olduğunu söyleyerek aşağıdaki çeşmeden bir testi su getirmesini istedi.İşte o an kader iki gencin ağlarını örmeye,belki de yıllar sürecek bir sevdanın hikayesi yazmaya başlamıştı.
    Zeynep çeşmeye vardığında Hakan işe ara vermiş ,çeşmeye gelmiş, yüzünü yıkayarak serinlemeye çalışıyordu.Çeşmeye doğru eğik vaziyette iken birinin yaklaştığını, kendine doğru gelen karartıdan fark etti.Karartı çeşmenin yanına kadar gelerek durdu.Bu karartının kime ait olduğunu merak eden Hakan, hiç doğrulmadan kafasını yavaşça çeşmenin yanı başında bekleyen şahsa doğru çevirdi.Yüzü hala ıslaktı ve yanaklarına doğru sular sızıyordu.Gelen kişi ile göz göze geldiler.İşte o an, tabiri caizse feleği şaştı Hakan’ın. Ölesiye sevdiği insana ilk defa bu kadar yakındı ve ilk defa sevdiği kızın çimen yeşili gözlerine bu kadar yakından bakıyordu.Bütün vücudu buz kesmişti.Hemen doğruldu ,çeşmenin başından bir iki adım geri çekildi. Heyecanlandı,ne yapacağını şaşırdı,eli ayağına dolandı.Bir anda eşekten düşmüş karpuza döndü.Hatta bir ara geri çekilirken arkasındaki taşı görememiş olacak ki takılıp düşecek oldu.Allah’tan son anda toparladı da düşmedi.Aslında konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor ;ama, ne söyleyeceğini kestiremiyordu.Yüzüne bakamıyordu Zeynep’in.Baksa daha da heyecanlanıyor,şaşkın ördeğe dönüyordu.Aslında konuşabilmek için Hakan adına bundan daha iyi bir fırsat bulunamazdı.Lakin bırak konuşmayı ağzını açamıyordu.Dili tutulmuş,kelimeler boğazına düğümlenmişti.
    Zeynep kız olmasına rağmen Hakan’dan daha sakindi.Hakan’ın içinde bulunduğu durum hoşuna gitmiş ,başını hafifçe yere doğru eğerek gülümsemişti.Arada göz göze geliyorlar,bir şey diyecek oluyorlar,cesaret edemeyip tekrar başlarını öne eğiyorlardı. Bu durum birkaç dakika devam etti.Aslında Zeynep Hakan’ın kendisiyle konuşmasını,kendisine seni seviyorum demesini o kadar çok istiyordu ki.İstiyordu istemesine de Hakan’ın insanların düşüncesini okuyacak yeteneği yoktu ki.Keşke olsaydı ne güzel olurdu değil mi?
    Zeynep bütün cesaretini toplayarak belli belirsiz bir ses tonuyla konuştu.

    -Şey,işiniz bitti mi acaba?

    Aslında bu normal,sıradan ,hayatımızda bir çok kez karşılaşabileceğimiz bir soru idi.Hakan’ı terleten soru değildi elbet.O soruyu sorandı.

    -Buyurun siz doldurun testinizi.
    -Teşekkür ederim !

    Çeşmeye iyice yaklaşan Zeynep ,testisini doldurmaya başladı.Hakan ise onu hayran hayran izliyor,kendince hayaller kuruyor,bu anın hiç bitmemesi için dualar ediyordu.Zeynep aslında izlendiğinin farkında idi.Normalde o testiyi karşısındaki insanın kafasında çoktan kırmıştı.Şimdi ise Hakan’ın kendisini izlemesinden memnun bile oluyordu.
    Ne yazık ki testi dolmuştu.Doğruldu Zeynep.Testiyi sol omzunun üstüne aldı.Bir kez daha bakıştılar.Zeynep,Hakan bana gitme dese ,Hakan ise Zeynep gitmese der gibi bakıyordu.Zeynep geriye doğru dönüp iki adım atmıştı ki kolunda bir el hissetti.Hakan çok sıkılmasına rağmen bu fırsatı kaçırmak istemiyordu.Canı birazcık yanmıştı Zeynep’in ;ama, “olsun “ diyordu.

    -Durun ne yapıyorsunuz?
    -Zeynep ne olur gitme,sana diyeceklerim var.
    -Olmaz babamlar merak ederler.Epey oldu geleli.

    Aslında Zeynep de gitmek,yaşadıkları anın büyüsünü ve güzelliğini bozmak istemiyordu.Ama çalışanların su beklediğini bildiği için gitmek mecburiyetinde hissediyordu kendini.

    -Ama seninle mutlaka konuşmam lazım.Söyleyeceklerim çok mühim.
    -Şimdi olmaz.Şimdi gideyim.Yarın ikindi vakti ,ezan okunurken derenin oraya gel.Seni bekleyeceğim.Ne söyleyeceksen orada söylersin.
    -Yarın ikindi vakti.Mutlaka geleceğim.Mutlaka!
    Gözlerin son kez buluşmasından sonra Zeynep,aralarında geçen konuşmadan utanmış olacak ki başını öne eğdi ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.Hakan ise ,o gözden kayboluncaya kadar arkasından baktı,baktı.
    O gece uyuyamamıştı Hakan.İçi içine sığmıyordu.”Bir an önce güneş göstersin yüzünü.” diyordu.”Bir an önce göstersin de Zeynep’im ile buluşayım.” Hani neredeyse gidip geceyi buluşacakları yerde geçirecekti.Bazen de “Ya o beni sevmiyorsa ,ya benimle evlenmeyi kabul etmezse,ben o zaman ne yaparım.” diyordu.Kafasında bu karamsar düşünceler oluştuğunda ”Yok ,yok kabul etmeyecek olsa neden buluşmaya çağırsın.” diyerek kendine teselli vermeye çalışıyordu. .Böylece sabaha kadar gözünü bile kırpmayıp kendi kendine konuştu durdu.
    Sabah ,öğle derken nihayet ikindi yaklaşmış ,buluşma anı yaklaşmıştı.Hakan Rüstem Dede’den bir bahaneyle izin alarak doğruca dün kararlaştırdıkları buluşma noktasına gitti ve beklemeye başladı.Bir taraftan da dilinden duayı hiç eksik etmiyordu.

    -Allah’ım ne olur bir aksilik olmasın.

    İkindi olmuş,ezanlar okunmuş,namazlar kılınmıştı ;fakat, Zeynep ortalıkta görünmüyordu.Gelmekten vazgeçmiş olabileceğini düşündüğünde boğulacak gibi oluyordu.Bu anlarda “işi çıkmıştır her halde.” diyerek kendini rahatlatıyor,belki birazdan gelir umuduyla bekleyişine devam ediyordu. Artık umutlarının tamamen bitmeye yüz tuttuğu sırada kendine doğru yaklaşan ayak sesleri ile irkildi.Kafasını seslerin geldiği tarafa hızlıca çevirdi. O an yaşadığı mutluluğu hayatının hiçbir döneminde yaşamamıştı.Zeynep karşısında duruyordu işte.Bir çırpıda Oturduğu yerden kalkarak doğruldu.İlk başta ne söyleyeceğini bilemedi.Biraz duraksadıktan sonra:

    -“Hoş geldin.Geç kalınca gelmeyeceksin diye çok korktum.” diyebildi sadece.
    -Ancak fırsat bulabildim.

    Bu kısa konuşmanın ardından susarak dere kenarına oturdular.Dakikalarca hiç konuşmadılar.Çevreden gelen kuş seslerine,hemen önlerinden akan derenin şırıltısına,tarlalar da çalışan traktörlerin motor seslerine inat sustular ,sustular.Saatlerce konuşmak istiyorlarken kendiliğinden gelişen bu anlamsız suskunluğa Zeynep son vermek istedi.

    -Önemli bir şey diyecektin bana.
    -“Şey” dedi ama arkası gelmedi.

    Bütün vücudu ateşler içerisinde yanıyordu.Konuşmak istiyordu ama söylemeyi istediği cümleler ağzından bir türlü çıkmıyordu.Olumsuz bir tepkiyle karşılaşmaktan çok korkuyordu.Bir başlayabilse arkası çorap söküğü gibi gelecek,güle sevdasını haykıran bülbül gibi şakıyacaktı.Konuşamıyordu;ama, eline geçen bu fırsatı da iyi değerlendirmeliydi.”Bir daha böyle uygun bir anı bulamayabilirim .” diye düşündü.Bütün cesaretini toplayarak:

    -“Bak Zeynep.” dedi.Söyleyeceklerim ikimizi ilgilendiriyor.
    -İkimizi ilgilendiren ne imiş?

    Bu soru ile iyice cesaretlenen Hakan niyetinin ciddi olduğunu ,duygularının geçici bir heves olmadığını ,gelecekle ilgili planlarını ve hayallerini tane tane anlattı.Sakince Hakan’ı dinleyen Zeynep,bir anda suskunlaştı,uzaklara doğru daldı gözleri.Kim bilir ne düşünüyordu şu an. Bu suskunluk Hakan’ı korkutup yüreğini ağzına getirdiyse de düşündüğü gibi olmadı.Zeynep’te Hakan’a duygularının karşılıksız olmadığını, uzun zamandan beri ona karşı aynı duyguları beslediğini söylediğinde dünyalar onun olmuştu.Bundan sonraki yaşama gayesinin onu mutlu etmekten başka bir şey olmadığına dair orada Zeynep’e söz verdi.Safiye Teyze Hakan ile Zeynep arasındaki bu ilişkiyi ilk başta onaylamamış olsa da sonrası malum.Saygı ve sevgi içerisinde birlikte geçen tam 20 yıl ve pırlanta değerinde iki çocuk.


    Görevli bir kez daha yaklaşarak zamanın dolduğunu, artık oradan ayrılarak dışarıdaki bekleme salonuna geçmelerini söyledi.Artık onlar da görevliyi zor durumda bıraktıklarını biliyorlardı.Zeynep görevliye doğru döndü.Ne kadar yorgun ve ne kadar bitkin olduğu gözlerinden açıkça belli oluyordu.Gözlerinin altı bir gece de mor mor olmuş,balon gibi şişmişti.

    -Bize gösterdiğiniz ilgi ve alakaya teşekkür ederiz.
    -Önemli değil bayan.Ha! Eğer ben burada olursam yine camdan görmenize fırsat veririm.
    -Hadi Volkan bekleme salonuna geçelim.

    Anne ile oğul geriye doğru dönüp dışarı çıkacaklardı ki her ikisi de aynı anda arkalarına dönüp ,camdan içeri doğru bakarak bir kez daha görmek istediler.Volkan bu kadar yükü acaba nasıl kaldırıyor, bu kadar nasıl sakin olabiliyordu? Aslında avazı çıktığı kadar ağlamak istiyordu.Öyleyse Volkanı tutan neydi,niçin ağlayamıyordu? Volkan babasının iyileşeceğini ,ayağa kalkacağını ,hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına kaldıkları yerden devam edeceklerini hissediyor,belki de buna inanmak istiyordu.Bu sakinliğinin ve dayanma gücünün altında bu olabilir miydi acaba?
    Birlikte bekleme salonuna geçtiler.Evden apar topar çıktıkları için kahvaltı edememişlerdi.Anne yüreği çocuğunun aç karnına hastane köşelerinde beklemesine el vermedi.

    -Şuradan simit çay falan alalım.

    Aklında babası varken bir şey yiyemeyeceğini düşündü.

    -Aç değilim anne.
    -Ne demek aç değilim? Sabah beraber çıktık.Bir şey yemedin.Biliyorum üzgünsün ve bir şey yemek istemiyorsun.Ancak yemezsen hastalanırsın Allah korusun.
    -Sen de yersen yerim o zaman.

    Oğlunun gönlünü yapabilmek için teklifini kabul etti.İki simit ile iki çay aldılar.Zeynep simitlere elini bile sürmedi.Sadece birkaç yudum çaydan aldı.Zaten onun amacı çocuğuna bir şeyler yedirebilmekti.Onu da başarmış gibi görünüyordu.Volkan her iki simidi yemiş,çayını yudumlamıştı.

    -Yine simit çay alalım mı?
    -Yeter annem.Bende yerim deyip sadece bana yedirerek zaten beni kandırmış oldun.

    Anne oğul arasında bu sıcak konuşmalar yaşanırken yoğun bakıma bakan doktor önlerinden hızla geçerek hastaların olduğu bölüme girdi.
    -Tüh ya! Gördün mü? Lafa daldık, doktorun gelişini göremedik.Ben aslında onunla konuşmak istiyordum.Neyse inşallah geri buradan çıkar.Dikkat edelim de bu sefer de kaçırmayalım.

    Her ikisi de bu konuşmadan sonra bir daha konuşmadılar.Gözlerini yoğun bakımın giriş kapısına dikerek pür dikkat doktorun o kapıdan çıkmasını beklemeye koyuldular.Zeynep bir ara duvardaki saate baktı.Saat 10.15’i gösteriyordu.”Saat baya olmuş ,doktor kaçta çıkar acaba.” diye düşündü.O ara giriş kapısı açıldı.Kapıda doktor duruyordu.Volkan sesleniverdi.

    -Anne bak doktor çıktı.Hadi yanına gidelim.

    İkisi de oturdukları yerden fırlayarak doktora doğru yönelmişlerdi ki doktor hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı.Arkasından hafif koşar adımlarla iyice yaklaştıklarında Zeynep seslendi.

    -Doktor bey bir saniye bakar mısınız?

    Doktor sesin geldiği tarafa doğru baktığında bir kadın ve çocuğun kendine doğru yaklaştığını fark etti.

    -Buyurun ne istemiştiniz?

    Zeynep,iyi bir şeyler duyabilme umudu ile konuşmaya başladı.

    -Ben hastanız Hakan Yıldırım’ın eşiyim.Durumunu soracaktım.
    -Hakan,Hakan! Evet şu dün gece kaza geçiren hasta.
    -Evet ,o doktor bey! Nasıl eşim?
    -Gereken bilgiyi arkadaşlar vermişlerdir.Beyinde kanama riski devam ediyor.Bu yüzden şimdilik ilaçla uyutuyoruz. Beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.
    -Bizim yapabileceğimiz ne var.
    -Dua etmekten başka hiçbir şey.Sizin burada kalmanıza da gerek yok.İçeri girmek yasak.Göremeyeceğinize göre buralarda sürünmeniz manasız.Siz evinize gidin.Yalnız çıkarken telefon numaranızı bırakın.Olumlu ya da olumsuz bir gelişme olduğunda mutlaka sizi arar bilgilendirirler.Ayrıca her gün saat 12.00 ile 13.00 arası gelip durumunu sorabilirsiniz.Daha olmadı ,buranın telefon numarasını versinler.Durumunu telefonla da öğrenebilirsiniz.

    Aslında oradan ayrılmak istemiyorlardı.Göremeseler bile Hakan’ın yakınlarında olmak istiyorlardı.Sağlıklı düşünüldüğünde doktor da doğru söylüyordu.Kendisi neyse de Volkan buralarda perişan olurdu.Sonunda mantık ,duyguya galip geldiğinden eve gitmeye karar verdiler.Çıkarken hem telefon numarasını onlara verdiler,hem onlardan hastanenin telefon numarasını aldılar.Böylece nice umutlarla geldikleri hastaneden Hakan’ı kaderiyle baş başa bırakıp bütün umutları tükenmiş olarak gerisin geri eve doğru yola çıktılar.

    Safiye Teyze evde meraktan iyice deliye dönmüş,”Arayacağız dediler,saat kaç oldu hala arayıp bir kelam bile etmediler.” diye söylenip duruyordu.Bu sırada kapı zili çalıverdi. “Hayırdır İnşallah ! Geldiler mi acaba ?” diyerek kapıya doğru yöneldi.Kapıyı açtığında şaşkınlığını gizleyemedi.

    -Ne oldu,bir şey mi oldu yoksa,neden böyle erken geldiniz?
    -Anne az dur.Önce içeri geçelim,soluklanalım,her şeyi anlatacağım.

    İçeri girdiler.Çok yorgun olduklarından kendilerini kanepeye zor attılar.Safiye teyze meraklı sorularına aralıksız devam ediyordu.Anlattı Zeynep.Gördüklerini,doktorun söylediklerini bir bir ,tane tane anlattı.Anlatması da yaşaması kadar yürek burkan,insanın içini acıtan zor bir durumdu.O anlattıkça Safiye Teyze dizlerine vuruyor ,her cümlede “vaaaaah vah” diyordu…

    Kazanın üstünden tamı tamına on koca gün geçmişti.Hakan için hiç yaşanmamış on gün, Yıldırım ailesi için gecesi gündüzü belli olmayan ,çaresizliğin doruk noktasında yaşandığı,göz yaşlarının dinmediği,duaların hiç eksik olmadığı on koca gün .Mutlu yüzlerin yerini asık suratların,uykunun yerini gece boyunca endişeli bekleyişlerin aldığı on gün.Bu on gün içerisinde çalan her telefon yürekleri ağızlara getirmiş,”acaba” sorusunun her defasında sorulmasına neden olmuştu. Kısacası yaşamaktan hiç kimsenin haz almayacağı on gün.Zeynep Hanım, tam on gün boyunca bir umut deyip gündüzleri hastanede ,geceleri telefon başında sayıklayarak geçirmişti günlerini.Hastanede olduğu zamanlarda görevliden izin alarak camdan özlem dolu bakışlarla Hakan’ı seyretmişti.
    Gecelerin en zifirisinin yaşandığı günlerin onuncusunun sabahında çalan telefonu Volkan açtı.

    -Alo ,kimsiniz?
    -Hakan beyin nesi oluyorsun?
    -Ben oğluyum.
    -Ben hastaneden arıyorum.Baban ile ilgili arıyorum.Annen evde ise telefona çağırır mısın?
    -Anneeee! Hastaneden arıyorlar. Babamla ilgiliymiş.

    Zeynep Hastane lafını duyunca irkildi.Hayırdır İnşallah.” diyerek yaptığı işi bırakıp hızlıca telefonun yanına geldi.Telefonu Volkan’dan alarak konuşmaya başladı.

    -Buyurun ben Zeynep.Hakan’ın eşiyim.
    -Zeynep Hanım ben hastaneden arıyorum.Hemen hastaneye gelmeniz gerekiyor.Size söyleyeceklerimiz var.
    -Yoksa Hakan’a bir şey mi oldu?
    -Telaş etmeyin.Buraya geldiğinizde konuşuruz.

    Zeynep evden nasıl çıktığını bilmiyordu.Bir an önce hastaneye ulaşabilmek için hızlı hareket ediyor,yol boyunca kendisine seslenenleri duymuyordu bile.Evdekilere de hiçbir şey söylemediği için onlar da büsbütün endişelenmişlerdi.Hastaneye vardığında doğruca yoğun bakım ünitesinin olduğu kata çıktı.Hızlı hareket ettiği için nefes nefese kalmıştı.Çalışanlardan birinin yanına yaklaşarak:

    -Hastanız Hakan ile ilgili beni çağırmıştınız.Ne oldu acaba? Öğrenebilir miyim?
    -Nefes nefese kalmışsınız.Buyurun şöyle oturup biraz dinlenin.Doktorunuz birazdan sizinle görüşecek.Su falan ister misiniz?

    Kazanın ilk gününden bu tarafa yaşadığı her olay ,yaptığı her konuşma bu kadar esrarengiz olmak zorunda mıydı? Artık dayanacak gücünün kalmadığını hissetmeye başlamıştı.Her konuşmanın arkasından tekrar tekrar endişelenmesi ve sonunda endişelerinin doğru çıkması sinir sistemini alt üst etmişti.Hani bu kadar hanım ,bu kadar inançlı,bu kadar saygılı,bu kadar iyi yürekli bir insan olmasa ,şimdiye çoktan patlamıştı bile.
    Bir süre sonra doktor göründü.Doktorun yüzündeki mahsun duruş ve bakışlarındaki acıyıcı ifadeden bazı şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı.Bu yüzden ne olduğunu sorma gereği bile duymamış,olanları doktorun anlatmasını beklemişti.Bu zamana kadar bu soruyu sorduğunda aldığı olumsuz cevaplardan bıkmıştı. Böyle bir durumu hastanın birinci dereceden yakınına açıklamak,doktor adına da kolay değildi.Bu yüzden konuya nasıl gireceğini,onun iç dünyasında bir yıkıma neden olmadan nasıl anlatacağını bilmiyordu.
    Doktor kısa bir süre sessiz bekleyişin arkasından artık bazı gerçekleri açıklamanın zamanının geldiğini düşünmüş olacak ki konuşmaya başladı.

    -“Eşiniz” diyerek söze başladı.Eşiniz Hakan Bey,nasıl söylesem?

    Söylemekte oldukça zorlanıyordu.

    -Hastamızın bu sabaha karşı maalesef beyin ölümü gerçekleşti.

    Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadığından bu ifadenin ,Zeynep için fazla bir anlamı yoktu.Sahi ne demekti beyin ölümünün gerçekleşmesi? Soğuk bir yüzü vardı ve kötü bir şeyleri ifade ettiği kesindi.Ama anlattığı kötülük ne kadar kötü olabilirdi acaba? Tüm bu soruların cevabını öğrenebilmek için doktorun sözünü kesti.

    -Beyin ölümü ne demek?
    -Bunu söylemek zor.Beyin ölümü gerçekleşen hastanın sadece kalbi çalışır durumdadır.Beyin görev yapamadığından kişi vücut fonksiyonlarını yitirmiştir.Beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın dönüşü mümkün değildir.Çok üzgünüm.Artık yapacak bir şey kalmadı.Yine de hani bir umut ,bol bol dua edin.

    Zeynep ilk cümleden sonrasını duymadı.Daha ilk cümlede beyninden vurulmuşa döndü.Gözlerinin önü karardı,dizleri titriyordu.Soğuk soğuk terlemeye başladı.Vücudunun karıncalanmaya, parmak uçlarından uyuşmaya başladığını hissetti.Avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu ama bunu yapacak gücü kalmamıştı.Sonrasını hatırlayamıyordu Zeynep.Uyandığında bir yatakta yatıyordu.Kolunda bir hortumun bağlı olduğunu gördü. Bayılmıştı .Hemen müdahale etmişler,kendine gelebilmesi için serum bağlamışlardı.Başında doktor ve hemşire vardı.kendi aralarında konuşuyorlardı.

    -Hocam hasta kendine geliyor galiba.
    -Geçmiş olsun.Korkuttunuz bizi.
    -Ne oldu bana ?
    -Stres vücudunuzu yıkıma uğratmış.Eşinizle ilgili gerçekleri öğrendiğinizde tansiyonunuz düştü,bayıldınız..Birazdan bir şeyiniz kalmaz.

    Evet,kendine gelmişti.Buna sevinmeli miydi? Kendine gelmişti; ama kendinde olmak gerçeklerle tekrar yüzleşmek anlamına gelmiyor muydu?

    -İyice toparlandıktan sonra evinize gidin ve biraz dinlenin.Eğer bir gelişme olursa mutlaka haber veririz.

    İyice kendine geldiğinde eve gitti.Herkes merakla onu bekliyordu.Sonrası duymak istemediği sorular,konuşmak istemediği cevaplar.Evdekiler de duydukları karşısında Zeynep’in hissettiği duyguları hissettiler,onun yıkılışı gibi yıkıldılar.Artık Yıldırım ailesinin yüzündeki kıskanılası mutluluk izleri silinmişti.Kimsenin yüzünde bırakın kahkahanın ,küçücük bir tebessümün bile belirtisi yoktu.Üçü de Hakan’ı çok özlüyor, Hakan olmadan yaptıkları hiçbir şeyden zevk almıyorlardı.Bundan sonra ne olacak,hayatlarında ne değişecek,kader bundan sonra onlara daha ne oyunlar oynayacak, şimdiden kestirmek mümkün değildi.

    O vehim kazanın üzerinden bir ay geçmişti.Hakan’ın köyü olan Beşiktepe Köyü her zaman ki olağan günlerinden birini yaşıyordu.Öğle olmak üzereydi.Kimi bahçe ,kimi hayvan işleri ile uğraşırken kimileri de namaz için abdest alıyordu.Bunlar köyde her zaman yaşanan doğal yaşantılardı.Doğal olmayan Akif Hocanın minareden okuduğu sala idi.Herkes biliyordu ki salaya ölü için ya da Cuma namazına çağrı için okunurdu.Bu gün günlerden çarşambaydı.Öyleyse geriye bir ihtimal kalıyordu.İyide kim ölmüştü ki? Köyden biri ölmüş olsa duyarlardı elbet.Herkes ne olduğu belli olmayan salaya dikkat kesildi.Sala bittikten sonra Akif Hoca merhum Hakan Yıldırım dediğinde herkesin ağzı bir karış açık kaldı.Köyde herkeste bir mırıldanma hakimdi.

    -Allah Rahmet eylesin.
    -Vah,vah ! Çok da gençti.
    -Zeynep şimdi yıkılmıştır vallahi.
    -Cenazeyi köye getirirler mi acaba? Yok canım niye getirsinler.Çoluk çocuk hep orda.

    Hakan’ın köyde kimi kimsesi kalmamış,bazıları ölmüş ,bazıları büyük şehirlere yerleşmişlerdi.Fakat köyde bir matem havası vardı.Öyle ki köyde ağlayanlar bile vardı.Her fert sanki ailelerinden biri ölmüşçesine üzgündüler.Çünkü Hakan köydeki herkesle iyi geçinir,herkesin yardımına koşar,kimseye saygıda kusur etmezdi.O gün öğle namazının arkasından Hakan’ın gıyabında cenaze namazı kıldılar.Arkasından bol bol dualar ettiler.


    Hakan’ın ölüm haberinin üzerinden iki buçuk yıl geçmişti.Beşiktepe köyünden Hakkı Dayı bazı alıp satım işleri için İstanbul’a gelmişti.İşlerini hallettikten sonra, gelmişken bir de Zeyneplere uğrayayım bari diyerek kapıların çaldı.Aslında kapıyı çalmadan önce çok düşündü.Utandığı için bir an kapıdan geri dönmeyi bile düşünmüştü.Utanıyordu ;çünkü, Hakan’ın ölüm haberini duyduklarında köylülerin hepsi de çok üzülmüş olmalarına rağmen bir Allah’ın kulu arayıp Zeynep’e baş sağlığı dilememişti.Bunların arasında kendisi de vardı.Her şeye rağmen çaldı kapıyı.Açan Volkandı.En son gördüğünde küçücük bir çocuktu.”Şimdi nasılda büyümüş,tam bir delikanlı olmuş.Aynı babasına benzemiş” diye düşündü.

    -Şey ,sen Volkan mısın?
    -Evet,ama siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
    -Sen beni tanımazsın.Ben babanın köyünden geliyorum.Annen evde mi acaba?

    Zeynep içeriden seslendi:

    -Volkan gelen kimmiş?
    -Bilmiyorum köyden geldiğini söylüyor.

    Köyden gelmiş lafını duyunca heyecanlanmış,hemen kapıya koşmuştu.Çünkü köylerinden birini görmeyeli dört-beş yıl olmuştu.

    -Kimmiş bakayım.Aman Allah’ım Hakkı Dayı sen misin?Ne işin var senin buralarda? Ayakta kaldın ,içeri buyur.
    Hakkı Dayı içeri girip kanepeye yerleşmişti ki soru bombardımanı başladı.

    -Köyde ne var ne yok? Ölen kalan var mı? Bizim ev ne durumda? Köye yeni okul yapılacak diye duyduyduk.Ne oldu o iş? …

    Hakkı Dayı sorulan sorulara bir bir cevap veriyordu.Zeynep ise anlatılanları büyük bir keyifle ,ağzı açık dinliyordu. Belli ki Zeynep doğduğu, büyüdüğü köyünü çok özlemişti.Dünya telaşından dolayı uzun zamandır gidip görememişti.
    Hakkı Dayı bir ara “Başınız sağolsun Hakan ölmüş.Kusura bakmayın! Zamanında arayıp başsağlığı veremedik.” diyecek oldu.Fakat gözlerindeki mutluluğu gördüğünde “ Üzerinden uzun zaman geçti.Belli ki unutulmuş.Şimdi söyleyip acılarını tazelemenin bir anlamı yok.” diyerek susmayı tercih etti.Bir taraftan koyu bir sohbet edip bir taraftan Zeynep’in demlediği tavşan kanı çaylarını yudumluyorlardı.Hakkı Dayı çayından birkaç yudum almıştı ki kapı zili çaldı.Volkan koşarak kapıyı açtı.Kapıyı çalan şahıs içeri girdiğinde Hakkı Dayı’nın nutku tutuldu.Ağzı bir karış açık kaldı.Elindeki çay dolu bardak yere düşmüştü.İçinden “Nasıl olur?” demekten kendini alamadı.Şahıs içeri girdiğinde Zeynep ayağa kalkarak seslendi.

    -Hoş geldin hayatım ! Bak kim gelmiş.

    Az önce içeri giren kişi, iki buçuk yıl önce öldü denilen Hakan’dan başkası değildi.Hakkı Dayı hala girdiği şoktan çıkamamış,hala yaşadığı şu ana hayret etmekteydi.

    -Hoş geldin Hakkı Dayı.Hangi rüzgar attı seni buralara?

    Konuşamıyordu Hakkı Dayı.Her kelimesinde kekeliyor,her kelime boğazına diziliyordu.Evdekiler Hakkı Dayının şu anki ruh haline ve davranışlarına bir anlam veremiyorlar,kendilerine “Ne oldu ki şimdi? Neden böyle davranıyor?” diyorlardı.

    -Ne oldu Hakkı Dayı hortlak görmüşe döndün.

    Hakkı Dayı kendince hortlak görmüştü.Gördüğü hortlak Hakan’ın ta kendisi idi.Davranışlarındaki bu garipliğin sebebi, Hakkı Dayının kendine gelip her şeyi ayrıntısıyla anlatmasından sonra anlaşıldı.

    Hakan’ın geçirdiği kazanın üzerinden bir ay gibi bir süre geçti. Köy muhtarı Osman olayı ancak bir ay sonra duymuştu.Hem durumunu öğrenmek hem de geçmiş olsun demek için Zeynepleri aradı.Telefonu Zeynep açtı.

    -Alo !
    -Zeynep sen misin?
    -Evet de siz kimsiniz?
    -Ben Osman.
    -Osman !
    -Muhtar,muhtar.
    -Şimdi tanıdım.Buyur Abi .
    -Biz bir şey duyduk.Hakan trafik kazası geçirmiş.Doğru mu duyduklarımız ?
    - “Doğru abi” derken gözyaşlarına hakim olamadı Zeynep.
    -Şimdi durumu nasıl?
    Bu konuşmalar gerçekleştirilirken hatlarda oluşan arızadan dolayı, sesler kesik kesik geldiğinden anlaşmakta oldukça zorlanıyorlardı.

    -Abi sorma.Beyin ölümü gerçekleşti diyor doktorlar.
    -Anlayamadım ne gerçekleşti diyorlar.
    -Beyin ölümü .
    -Vah,vah!Allah rahmet eylesin.
    -Yanlış anladın.Ölmedi abi.Beyin ölümü gerçekleşti diyorlar.Alo!Alo!
    -Alo Zeynep ne dediğin anlaşılmıyor.

    Bu son cümleden sonra daha fazla konuşup Zeynep’i üzmek istemeyen Osman çok üzgün olduğunu,Kendisinin de sabırlı olması gerektiğini söyleyerek konuşmayı sonlandırdı.Zaten konuşma hatlardan dolayı uzatılacak gibi değildi.Ertesi gün sabah namazında Akif Hoca’ya durumu anlatarak bir sala vermesini istedi.


    Hakkı Dayı ile yapılan köy sohbeti Hakan’ın gelişinden sonra daha da koyulaştı.Ama Hakkı dayı hala olayın şokundaydı.Böyle bir şey nasıl olabilirdi?Salalar verilmiş ,cenaze namazı bile kılınmıştı.Oysa Hakan karşısında kanlı ,canlı bir şekilde hiçbir şey olmamış gibi duruyordu.Sahi nasıl olmuştu bu?
    Zeynep kazadan tam on gün sonra Hakan’ın beyin ölümünün gerçekleştiği haberini aldı.O günden sonra Zeynep çalan her telefonda yıkılıyor.”İşte bu sefer o kötü haberi verecekler.” diye bekliyordu.Sinir sistemi alt üst olmuştu.Bir ay sonra Osman aramış ve Zeynep ile aralarında o konuşmalar geçmişti. Osman’ın, beyin ölümü gerçekleşti sözünü hatların azizliğiyle ölümü gerçekleşti anlamıştı.Böylece yıllarca anlatıp anlatıp gülünecek, fıkralık bir yanlışlık gerçekleşmiş oldu.

    Oysa Hakan doktorları bile şaşırtan bir şekilde Azrail’e direniyordu.doktorların kendi aralarında fazla yaşamaz dedikleri Hakan ,aradan üç ay geçmiş olmasına rağmen hala canlıydı,hala nefes alabiliyordu.Bütün hastane personeli hayretler içerisindeydi.Hakan’ın bu derece direnmesine ,hayatta kalma mücadelesine sebep neydi acaba? Zeynep’e duyduğu sevgiden dolayı, onu bu dünyada bir başına bırakmak istemiyor olabilir miydi?Bunlar , bu yaşanmışlığın sır olan ve cevaplanması mümkün olmadığından sır kalacak olan sorularıydı.Tek gerçek aradan tam üç ay geçmişti ve Hakan gözlerini açmasa da bu hayatta idi.
    Üç ay sonra sabaha karşı telefon bir kez daha çaldı.Zeynep “İşte bu sefer tamam.” diyerek açtı telefonu.Hastaneden arandığını duyunca artık, kendini duyabileceği kötü senaryoların hepsine hazırlamıştı.Görevli hiç beklemeden konuya girdi.

    -Zeynep Hanımla görüşüyorum değil mi?
    -Buyurun ! Ben Zeynep.
    -Eşiniz.

    Görevli eşiniz dediğinde “Söyleyin artık.Söyleyin de sizde kutulun bende.Bitsin artık bu cehennem azabı.” der gibiydi.

    -Bugün gece yarısından sonra bir mucize oldu.Eşiniz gözlerini açtı.

    Kötü bir haberle karşılaşacağına öylesine şartlamıştı ki kendini,ilk başta görevlinin ne söylediğini algılayamadı.Bu yüzden beklenen tepkiyi vermedi.Görevli üç ay sonra gelen bu habere bu denli tepkisiz kalmasını yadırgadı.Ne olduğunu anlamaya çalışmak için bir kez daha yineledi.

    -Eşiniz kendine geldi diyorum.Heeey ! Hakan uyandı,gözlerini açtı.

    Anlamıştı bu sefer.Anlamıştı da ne yapacağını ,ne söyleyeceğini bilememişti.Tarif edilemez bir duygu seline kaptırmıştı kendini.Bu ana kadar hep kötü haberlerle tutulan dili ,bu sefer belki de bu hayatta duyabileceği en iyi haberle tutulmuştu.Sadece teşekkür edebildi.Sonrasında telefonu kapattı. Mutluluğunu paylaşmak için ev halkını uyandırdı.Zeynep’in içinin böyle kıpır kıpır olmasına alışık olmadıkları için şaşkındılar.Ortada iyi bir şeylerin olduğu kesindi ,ama neydi? Hepsi de meraktan çatlamak üzere idiler.Zeynep onları daha fazla merak içerisinde bırakamamak için söze başladı.

    -Bilin bakalım ne oldu?
    -Nerden bilelim gelin ne oldu.Anlat da biz de bilelim.
    -Anne meraktan öldürdün bizi.Hadi anlat.
    -Az önce hastaneden aradılar.

    Bu işte bir gariplik vardı.”Hastaneden aradıkları her defasında hayal kırıklığı yaşamışlardı.Şimdi Zeynep’i bu kadar sevindirecek ne söylememiş olabilirlerdi.Olsa olsa Hakan’ın daha kötüye gitmediğini söylemişlerdir.” diye düşündüler.

    -Şimdi kulaklarınız iyi açın.Hakan gözlerini açıp konuşmuş.

    Evdeki herkes duyduklarına inanamamıştı.Doktorların umut vermediği Hakan gerçekten açmış olabilir miydi gözlerini ? Yıldırım ailesinin evindeki matem havası gitmiş yerine bayram havası gelmişti.Herkes birbirine sarılıyor ,havalara zıplıyorlardı.Ne yaptıklarını bilmeden gönüllerince eğleniyorlardı.Üç ay önce asılan suratlarda, şimdi rengarenk gülücükler açmıştı.
    Ne gariptir ki karanlığın en zifirisinde gelen bir telefonla Hakan ile ilgili gerçekleri duyduklarında beyinlerinden vurulmuşa dönen,adeta hayata küsen Yıldırım ailesi ,tam üç ay sonra bu sefer karanlıkların en alacasında gelen bir telefonla Hakan’ın yeniden doğuşunu duyduklarında ölesiye mutlu olmuşlardı.
    Hakan öylesine mucizevi şeyler yaşamıştı ki şimdi yeniden doğmuş gibi hissediyordu kendini.Gerçekten de Hakan ,bir akşam üstü gelen talihsiz kazadan sonra nefes almasına rağmen bedenen ölmüş gibiyken,üç ay sonra gözlerini açarken yeniden doğmuş gibiydi.

    Sahi, kaç kere doğabilirdi ki insan?




    SON

      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:19 pm