Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    NİHAL (HİLAL DİŞLİ)

    Paylaş

    1001110011

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    NİHAL (HİLAL DİŞLİ)

    Mesaj  1001110011 Bir Cuma Ara. 24, 2010 1:04 pm

    Büyük hayal ve umutlarla yürümeye başladığım bana son derece heyecan ve mutluluk veren bu güzel yolda böylesine günlerimin geçeceğini düşünemezdim.

    Kendi seçtiğim yolda yürümenin heyecan ve coşkusu vardı üzerimde. Bugün üniversiteye başlıyorum. İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü. Bu üniversiteyi ve bölümü kazanmak benim hayalimdi. Ailem de benim bu seçimimi onaylayarak sonuna kadar arkamda durdu.

    İyi bir mesleğe sahip olmak toplum içinde saygın bir yere sahip, örnek bir insan yapıyordu beni. Ailenin ilk çocuğu olmam onların tüm beklentilerini benim omzuma yüklemişti galiba.

    Babam işinden fırsat buldukça kitaplarla uğraşan, kendini geliştirmeye çalışan bir insandı. Tek isteği kendisi gibi çocuklarının da mutlu bir hayat sürmesiydi. Annem kendini çocuklarına ve eşine adamış bir ev hanımıydı. Onun da bizimle ilgili düşünceleri babamınkinden farksızdı.
    ***
    Siyah bir elbise almıştık. Siyah üzerinde yeşil çiçekleri olan… Bence gereksizdi ama annem öyle istemişti. Okulun açılış gününde usulüne uygun giyinmeliydim. Alışık olmadığım şeylerdi bunlar. Bana kalsa yüzümü yıkayıp, kıvırcık saçlarımı şöyle bir tarayıp giderdim. ‘’Hazırdım’’ artık. Karşısında beni öyle gören babam derin bir iç çektikten sonra sımsıkı sarıldı.
    Babam:
    ‘’ Seni ben bırakayım kızım. ‘’ dedi.
    Annem :
    ‘’ Yolun açık olsun yavrum. ‘’
    Kapıdan çıkarken hayallerimin okuluna, yepyeni bir hayata adım atma heyecanının git gide artığını hissettim.
    ‘’ Yolun açık olsun Nihal’’ dedim kendi kendime.

    İlkokulun birinci sınıfına yeni başlayan bir çocuk gibiydim. Yeni bir çevre, yeni arkadaşlar, farklı hayatlar…
    Eski öğrenciler rahat... Kampüsün bahçesinde, kafede, merdivenlerde oturmuş; çoktan sohbete dalmışlar bile.

    Ders programından öğrendiğim sınıfımda en arka sıralardan birinde oturuyorum bende. Elimde bir dönemin yıllık planı duruyor. Onu incelemeye koyuldum. İlk sene olduğundan olacak ki derslerin çoğu giriş dersleriydi. Psikolojiye giriş, Eğitim Bilimine giriş…Dersler: Sosyoloji, Felsefe, Fizyolojik Psikoloji gibi daha önceden görmediğim derslerdi.

    İncelemeye o kadar dalışım ki arkadaşımın ‘’Nihal’’ sesi beni hoplatmaya yetiyordu.O sesin sahibi benim eski okuldan arkadaşım Ayşegül’dü. Birlikte biraz sohbet ettikten sonra, kalkıp etrafı gezmeye başlıyoruz.Yalnız olmadığım, kendime bir arkadaş bulduğum için çok sevinmiştim. Fakülteyi, sınıfları gezdik. Son durağımız okulun kantini oluyordu. Birer çay alıp kantindeki masalardan birine kuruluyoruz. Etrafı keşfetmeye başlıyoruz.

    Ayşegül uzun saçlı, ince kaşlı, alımlı, güzel bir kızdı. Açık sözlü dobra ve cıvıl cıvıl konuşmaları hoşuma gidiyordu. Kantinde çaylarımızı yudumladıktan sonra kalkıp sınıfa gidiyoruz. En arka sıralardan birine oturuyoruz. Ders psikoloji…

    Dersin hocası orta boylu, 45-50 yaşlarında, kır saçlı bir adamdı. Dersini büyük bir ciddiyetle anlatıyor, anlayıp anlamadığımızı ölçmek amacıyla sorular soruyordu. Aldığım ilk dersin notlarını temize geçmek için sınıfta kalıyorum.

    Ayşegül çoktan dışarı çıkmış, kendine arkadaş bile bulmuştu. Yanıma geldi. Heyecanlı ve kıpır kıpır …
    ‘’Tanıştım biriyle’’ dedi.
    ‘’Kimle ? Ne çabuk’’ deyip gülüyorum.
    Yanıma çekip sırayı başlıyor anlatmaya. ‘’Adı Murat. Ankaralıymış. Burada yurtta kalıyor. Burada hiç tanıdığı yokmuş.’’

    Kendisinden geçmiş, anlatmasını sürdürüyor. Sıkıldığımı hissediyorum. Boş ver deyip kapatmaya çalışıyorum konuyu.
    Felsefe dersi… Sınıfta kimseden ses çıkmıyor. Hocanın anlattıklarını yarı uykulu halimizle anlamaya çalışıyoruz. Dersin sonu geliyor. Hocanın ‘’Bugünlük bu kadar yeter’’ demesi hepimizi sevindiriyor ve sonunda ders bitiyor. Murat görünüyor kapıdan. Ayşegül işaret ediyor Murat’ı. Murat felsefe dersinden kaldığı için Ayşegül’den notları istiyor.

    Ayşegül:
    ‘’Benden not alınmaz’’ deyip beni gösteriyor.’’ Bu arada ben sizi tanıştırmayı unuttum.’’ Murat ve Nihal…

    Başımı kaldırmamla göz göze gelmemiz bir oluyor. Toplanıp, hep birlikte kantine gidiyoruz. Her zamanki yerimiz boş, hemen oturuyoruz. Çay ile birlikte sohbette iyice koyulaşmaya başlıyor.
    ***
    Yoklama zorunluluğunun olmadığı derslere girmiyor Ayşegül ile okulun bahçesindeki banklarda oturuyoruz. Arada Murat yanımıza geliyor, konuşup sohbet ediyoruz. Muratla okul etkinliklerinden, derslerden, sınavlardan bahsediyoruz.

    Yarı yıl tatiline kadar böyle sürüyor Muratla ilişkimiz. Aramızda adı konmamış bir yakınlık…İlk ayrılığımıza hazırlanıyoruz. Onu özleyeceğimi hissediyorum.

    Okuldaki hareketli günlerin ardından gelen tatil, beni dinlenmiş bir insan yerine huzursuz biri yapıyor. Her şey tam oysaki. Ailemin yanındayım, arkadaşlarım yanımda ama onsuz.

    Annem Murat’ın bana gönderdiği yazıları görüyor. elinde bir tomar kağıt.
    Annem:
    ‘’Kim bu Murat anlat bakalım , kim, nereli, ne zaman tanıştınız?’’ İş başında yakalanmış bir hısız gibi kalıveriyorum adeta. Çaresiz anlatmaya başlıyorum ‘’Adı Murat, bizim bölüm ikinci sınıf, Ankaralıymış’’
    ‘’Dikkatli ol kızım; iyi tanı, hemen güvenme.’’ diyor. Henüz ortada bir şey yokken annemi bu denli uyarışları beni rahatsız ediyor. Her biri bir öncekinden farksızmış gibi gelen günler geçiyor ve nihayetinde tatil bitiyor.

    Kırmızı bir gül oluyor Murat’ın tatil dönüşü hediyesi.
    Murat :
    ‘’Haberlerim var sana’’ diyor. ‘’ Bizimkilere seni anlattım. Fotoğraflarını gösterdim.’’ Diyor ve heyecanla devam ediyor.’’Çok beğendiler seni; görmek için can atıyorlar.’’
    ‘’Gerek yoktu böyle bir şeye ‘’ diyorum. Oysa devam ediyor.
    ‘’Olur mu hiç?’’ diye gülüyor.’’ Onlar da bilmeli aramızdakileri’’

    Onlar kim? Kim neyi bilmeli? Ortada bilinecek ne vardı ki ? Birlikte yaşadığımız güzel günler de geleceğe yönelik şeyler konuşup, paylaştığımızı hatırlamıyorum. Yanlış bende mi acaba? İki kişinin arasındaki yaklaşmanın elbette böyle bir sonuç doğuracağını düşünmem gerekirdi. Ondan etkilendim bu doğruydu ama daha ilerisini düşünmek için daha çok erkendi.
    ***
    Okulun düzenlediği bir geziye katılmak için müracaat ediyoruz. Ayşegül ile Esat da geliyor. Esat Ayşegül’ün arkadaşı, öğretmenlik okuyor ikinci sınıf.

    Dört kişilik neşeli bir grup oluyoruz. Ayşegül ile Esat uyumlu bir ikili oluyorlar. Dağ, tepe yürüyüp, tırmanıyoruz. Murat ile Esat fotoğraf çekme yarışına giriyorlar.

    Esat :
    ‘’Şöyle geçin sizi de çekeyim’’ diyor. Utangaç bir tavırla yaklaşıyorum yanına ve elimizde geziden kalan bir sürü resim oluyor. Eğlenceli güzel bir gün geçiriyoruz hep birlikte.

    Üç saat sosyoloji dersi var bugün. Ayşegül ile birlikte ders hazırlık yapıyoruz. Çaylarımızı içerken Mehmet geliyor. Mehmet bizim sınıfın kahkaha makinesi. Çok eğlenceli bir çocuk Mehmet.’’ Son dersin notlarını versene’’ diyerek geliyor yanımıza. Bir yandan notları geçiriyor bir yandan da espri yağmuruna tutuyor bizi.

    O sırada kantinin kapısında Murat’ ı görüyorum. Etrafa şöyle bir bakış attıktan sonra bizim olduğumuz masaya doğru yürüyor. Gülüşmelerimizi duymuş olacak ki yüzünde ciddi bir ifade ile ‘’Keyfinizi bozmuş olmayayım’’ diyor. Bakışları Mehmet’in üzerinde. Anlıyorum ki Mehmet’le konuşmalarımıza kızmış; kendince tavır yapıyor. Birlikteliklerde olması doğal olan sahiplenme duygusunu görüyorum gözlerinde. Oysa onun çok bahsettiği özgürlük kavramı nerede? Defterimi toplayıp Mehmet’e dönüyorum.
    ‘’ Uzun süredir bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Keyifli sohbetin için teşekkürler.’’ Ayşegül durumun farkında olmuş olacak ki ‘’ Haydi dışarı çıkalım.’’ Diyor.

    Okul binasından ayrıldıktan sonra Ayşegül’le bahçeye çıkıyoruz. Ayşegül hiçbir şey sormuyor bana.
    ‘’ Şuraya bak.’’ Diyor. ‘’Biz çoluk çocukla uğraşırken millet işini biliyor.’’ İster istemez kafamı çevirip bakıyorum. Siyah son model bir arabanın önünde duran bir çift…
    ‘’ Kim bunlar?’’
    ‘’ Ahmet Bey ve kız arkadaşı’’
    Sinirlerim boşalıyor ve gülmeye başlıyorum. ‘’ Bey mi ? Bey ha…‘’ Ayşegül ‘’ Evet’’ diyor , ‘’Beymiş mi ne…Fabrikaları, şirketleri varmış’’
    ‘’ Bunlarda korumaları.’’ diyor. ‘’ Korumaları mı?’’. Yine gülme krizine giriyorum.’’ Neyi kimden koruyorlar.’’ Diyorum.
    Ayşegül:
    ‘’ Ahmet Bey’ i. Kim bilir ne düşmanları var. Düşmanı çoktur böylelerinin…Bilmezsin sen; beylik zor iştir.’’ Diyor.
    ‘’ O da beyliğini memleketinde sürdürsün.’’ Diyorum.
    ‘’Öyle deme. Fabrikam var, toprağım var diye oturacağına farklı bir meslek edinmeye gelmiş.’’ Diyor.
    ‘’Bana ne.’’ Deyip omuz silkiyorum.

    ***

    ‘’Taksime bir iki , bir iki…’’ Yanımıza doğru yaklaşan ses, Ömer bu !
    ‘’Haydi kızlar toparlanın sinemaya gidiyoruz.’’ Diye bağırıyor.
    ‘’İşte sınıfımızın Eğlenceden Sorumlu Devlet Bakanı.’’ Diye geliyor Ayşegül.
    ‘’Uzatmayın’’ diyor.’’Gelecek misiniz, gelmeyecek misiniz; onu söyleyin, önden gidip bilet alacağım ben…’’
    Ayşegül hemen atlıyor.
    ‘’ Ben geliyorum.’’ Murat’tan izin alamayacağımı düşünmüş olacak ki acır gibi bakıyor yüzüme Ayşegül. Biraz düşünüp ‘’Ben de geliyorum, beni de yaz Ömer.’’ Diyorum. Ne zamandır böyle keyifli günler geçirmemiştim. Murat olmadan ama mutlu…

    Sorgulama saatimin gelmesini bekliyorum. Çok geçmeden Murat bekleneni yapıyor. Solgun bir yüzle ve asıl bir suratla…Hemen konuya giriyor.

    ‘’Ne oldu bize ? Aramızda ki yakınlığın git gide yok olduğunu görebiliyor musun ?’’
    ‘’Demek ki farkındasın. Bak bu iyi işte.’’ Diye mırıldanıyorum.
    Gözleri doluyor. Ağlayacak gibi…Ciddileşiyorum.
    ‘’Bak Murat seninle çok güzel şeyler paylaştık. Ama artık beraber olamayacağımızı hissediyorum. Sende bana hak vereceksin bir düşün.’’
    ‘’Bitti mi yani’’ diyor.
    ‘’Belki de hiç başlamamıştı. Sürdürürsek seni kırmaktan korkuyorum. Oysa burada bırakırsak arkadaşlığımızı ve dostluğumuzu sürdürebiliriz.’’
    ‘’Arkadaş ve dost’’ deyip gülümsüyor. Üzgün bir şekilde yerinden kalkıp uzaklaşıyor yanımdan. Özgürlük diye geçiriyorum içimden. Kafesinden salıverilen bir kuş gibi hissediyorum kendimi. Tek başınalık ne güzel bir ayrıcalıkmış meğer.
    ***
    Bahar yüzünü göstermeye başlıyor. İnsanın içini kıpır kıpır yapan coşkuyla dolduran mayıs günleri…

    Ardı ardına girilen vizeler, üst üste gelen dersler… ‘’Bahar gezisi düzenliyoruz arkadaşlar.’’ Diyerek geliyor Fatih. Bizim sınıfın temsilcisi Fatih ve Mehmet. Yiyecek, içecek ve organizasyon yapılması..Hepsi onlara ait. Zor bir iş üstlendiklerinin farkında olsalar da severek yaptıkları yüzlerinden belli oluyor.

    Birinci sınıfın bitişini müjdeleyen yaz günleri geliyor. Havalarında ısınmasıyla birlikte derslere, sınavlara girmek iyice zorlaşıyor. Son psikoloji sınavından çıktığımız gün bahçede kutlama yapıyoruz. Banklarda elimizde içeceklerimiz yazın gelişini kutluyoruz.
    Fatih:
    ‘’Yazın bir şeyler yapalım.’’ Diyor.
    ‘’ Beni saymayın’’ diyorum. ‘’ Yaz boyunca Çorludayım.’’
    Zehra:
    ‘’Ben buradayım.’’ Diyor.
    Fatih:
    ‘’Sende bir ara gelirsin.’’
    ‘’Sanmam.’’ Diyorum.’’Yaz boyunca dinlenip, eğleneceğim.’’
    ‘’Anlaşıldı.’’ Diyor Fatih.’’Senden hayır yok bize.’’
    O sırada Ömer geliyor.
    ‘’Nihal bir şey duydum, Muratla ayrılmışsınız doğru mu?’’
    ‘’Zaten bir şey yoktu aramızda.’’ Diyorum. ‘’Başlamadan bitti.’’
    ‘’Neden.’’ Diyor.
    ‘’O biraz fazla ciddiye aldı bu işi galiba. Benim düşündüğüm sadece bir arkadaş. Farklı bir şekilde algılaması hoşuma gitmedi.’’
    ‘’Desene üçüncü şahıslara duyuru yapmak lazım. Kızımıza ciddi düşüncelerle gelinmeyecek.’’ Diyor.
    ‘’Dalga geçme.’’ Diye sızlanıyorum.
    Birden yüzünü çeviriyor.
    ‘’Merhaba Ahmet Bey.’’ Diyor.
    Evet o bu! Ayşegül ve benim kız arkadaşı ile gördüğümüz adam. O ise sadece başını sallıyor. Garip bir şey dikkatimi çekiyor. Ahmet Beyin beni tepeden tırnağa inceleyen bakışları. Kafamı çeviriyorum hemen.
    Ömer:
    ‘’Ahmet Bey, bizim fakülteden.’’diyor.
    Bu kadar muhabbet kafi diyerek arkadaşlarımla vedalaşarak ayrılıyorum.
    ***
    Yapacak çok işim var. Çorlu’ya götüreceğim kitapları ve giysileri hazırlamam bir günümü alıyor. Ertesi gün yola çıkıyoruz. Yolculuğumuz üç saat sürüyor. Annem, babam ve kardeşimle birlikte keyifli bir yolculuk geçiriyoruz. Sonunda Çorlu’da ki evimize varmayı başarıyoruz. Çorlu’da ki evimiz tek katlı bahçeli bir ev. Burası benim okuldan, babamın işten, annemin evden vakit buldukça kaçamak yaptığımız sığınağımız. İlk gün evimizi toparlayıp, yerleştiriyoruz. Sonraki gün yol yorgunluğunu denizde atmak muhteşem oluyor. Burada ki tanıdıklarımıza ziyarete gidiyoruz. Sonraki günler annemin pastaları babamın mangal günleri… Derken tatil bitiyor.

    Eylülün gelişi ile beraber herkes evine dönmeye başlıyor. Tek tek kapanan ışıklar moralimi bozuyor. Büyük heyecanla hazırlayıp getirdiğim bavulumu, şimdi gönülsüzce topluyorum.

    Dönüyoruz. Yeni bir yıla, yeni bir döneme… İkinci sınıf öğrencisiyim artık. Dış görünüşümde çok fark edilir bir değişikliğe uğramasam da, yaşadığım olaylar ve kazandığım deneyimler olgunlaştırıyor beni.

    Özlediğim yüzleri arıyor gözlerim okulun ilk günü. Hepsiyle teker teker sarılıp hasret gideriyorum. Sohbete başlıyoruz hemen. Herkes tatilde neler yaptığını anlatıyor. Ayşegül ve Esat’ın ayrıldığını öğreniyoruz.
    Ayşegül:
    ‘’Boş verin, zaten fazla uzamıştı.’’ Diyerek geçiştiriyor.

    Bu yıl öğrenciliğimi doyasıya yaşayacağım. Hayatımın tadını çıkaracağım bir yıl olmalı benim için. Öyle olacak da…

    Derslerim, arkadaşlarım, yapacağımız geziler, gideceğimiz sinemalar, konserler… Başka denizlere yelken açmaya hiç niyetim yok! Ne var ki çevremdekiler en az benim kadar kararlılar üzerime gelmeye. İlk girim Ayşegül’den geliyor.
    ‘’Ömer’le aranızdaki yakınlığı en yakın arkadaşına anlatmanın zamanı gelmedi mi artık?’’
    ‘’O nereden çıktı şimdi.’’ Diyorum.
    ‘’Bırak bu ağızları, sürekli seninle ilgileniyor.’’
    ‘’Aramızda bir şey yok. Hepinize olduğu kadar yakınım ona.’’diyorum
    ‘’Yapma Nihal! Neden bir bakası de o, ilgileniyor işte seninle. Sana açılırsa senin ondan uzaklaşacağını düşünüyor.’’
    ‘’Yok artık.’’ Deyip öfkeyle bakıyorum yüzüne. Sorduklarının, söylediklerinin doğruluk payı korkutuyor. Ömer gibi bir arkadaşı kaybetmek istemiyorum.

    Korktuğum gibi olmuyor. Ömer’le aramızda ki ilişki, benim istediğim yönde ilerliyor. Tavırları beni haklı çıkarır cinsten.

    İlk yarı yılın tek kayda değer gelişmesi Ayşegül’ün yeni aşkı Orhan oluyor. Orhan dördüncü sınıfta okuyor. Çok yakışıklı bir çocuk. Son model bir arabası var. Ayşegül’den ailesinin çok zengin olduğunu öğreniyoruz. Yine de bu ilişkinin ne kadar süreceğini merak etmiyor değilim.

    Ömer ile aramız iyi değil. Her söylediğime karşı çıkıyor, beni başkalarının yanında tersliyor. Bana haber verilmeden geziler düzenleniyor, sinemalara gidiliyor. O öyle davrandıkça üzerine gitmiyor, yaptıklarına kayıtsız kalıyorum. Benden bir tepki alamamak onu iyice çıldırtıyor. Onunla aramızda ki tatsızlığın tüm arkadaş grubumuza yayılması beni üzüyor.
    ***
    Derslere ara verilip, dönem sonu sınavlara girmeye hazırlandığımız dönem. Okulda düzenlenen bahar şenliği ile moral buluyoruz.

    Ayşegül burada da yalnız bırakmıyor beni. Orhan, Ayşegül ve ben neşeli bir üçlü oluyoruz. Diğer arkadaşların da katılımıyla kalabalık bir grup oluyoruz. Ömer ortada yok. Eğlencenin sonuna doğru yanında bir kızla çıkageliyor. Adı Aylin. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde okuyor Ömer’in dediğine göre. Ayşegül hemen koluma yapışıyor.
    ‘’Sakın oltaya takılma, bu yeni taktiği.’’

    Ayşegül’ün uyarısından olacak ki, Ömer’i ve kız arkadaşını yok sayıyorum. Şenliğin bundan sonrasında, eski cıvıltılarına kavuşmuş, arkadaşlarıyla şakalaşan, kahkahalar atan bir Nihal var artık.

    ‘’Haydi kızlar sinemaya gidiyoruz.’’ Diye geliyor Ömer. Eski sıcaklığına kavuşmuş.
    ‘’Dur bakalım.’’ Diyor Ayşegül.’’İfadeni alalım bakalım. Şenlikteki kız Aylin mi ne… Kimdi o? Bizim bilmediğimiz özel bir durum mu var.’’
    ‘’Yok valla.’’ Diyor Ömer. ‘’ Dedim ya liseden arkadaşım. O gün partiye onunla gelmek istedim hepsi bu. ‘’
    Ayşegül:
    ‘’Kusura bakma Ömerciğim; senin de üzerine geldim. Sinemaya gelemiyorum maalesef. Orhan’la buluşmam gerek.’’ Deyip topluyor kitaplarını ve uzaklaşıyor yanımızdan.

    Ömer’le baş başa kalıyoruz uzun bir aradan sonra.
    Ömer:
    ‘’Kızdın mı bana?’’ diyor.
    ‘’Yok neden kızacakmışım ki’’ diyorum.
    ‘’Sorun da bu ya.’’ Diyor.
    ‘’Hangi sorun?’’
    ‘’Bak Nihal, ben yoruldum artık. Kendimi durdurmaktan, etrafımdakilere durumu anlatmaktan sıkıldım. İnsanlar ya birliktedir ya da değillerdir. Bu aramızdaki belirsizlik ortadan kalksın.’’
    ‘’Ortada belirsiz bir durum yok. Benim düşüncelerim gayet net. Ben seni çok yakın bir arkadaşım olarak görüyorum. Daha ötesini düşünemem. Lütfen sen de beni anlamaya çalış. Ben seni kaybetmek istemiyorum.’’ Diyorum.
    ***
    Küs değiliz Ömer’le. En azından ben değilim. Bana kızgın olduğunu biliyorum. Haklı da. İstemeden de olsa kalbini kırdım, üzdüm onu. Ama beni de anlamalı. Sevgi benim için çabuk bulunan, kolay yaşanan bir şey değil. Ona karşı özel hisler duymadan onu kabul etmem mümkün değil. En önemlisi ben onu arkadaşım olarak seviyorum. Zamanla beni anlayacağını umuyorum.

    Yaz tatilinin gelmesine birkaç gün var. Öğrenci işlerinin önünde panoya asılı sınav sonuçlarını incelerken, arkamdan sarılıveriyor Ayşegül. Kıpır kıpır içi içine sığmıyor.
    ‘’Sana bomba gibi bir haberim var, evleniyoruz.’’ Diyor. Şaşkınlığımı ifade edecek söz bulamıyorum.
    ‘’Nasıl oldu bu, nerden çıktı bu fikir?’’ diyorum.
    ‘’Başka biri falan yok artık. Dün gece yemeğe çıktık. Çok şık bir restoranda yemek ardından da beyaz bir pasta geliyor önümüze. Üzerinde ne yazıyor biliyor musun? Asla tahmin edemezsin.’’
    ‘’Söyle o zaman.’’ Diyorum.
    ‘’Benimle evlenir misin?’’
    ‘’Harika bu! Aferin Orhan’a bu teklifi böyle romantik bir şekilde sunacağını düşünemezdim. E… sen ne dedin peki?’’ diye soruyorum.
    ‘’Ne diyebilirim ki , koskoca bir ‘evet’ demekten başka?’’ diyor.
    ‘’Çok sevindim arkadaşım, inşallah mutlu olursun.’’ Diyorum ve sarılıyoruz.

    Ayşegül’ün nişan haberini yazın Çorlu’da alıyorum. Çok şık bir salonda oluyor nişanı. Canım arkadaşım! O beyaz elbisesi içinde ne kadar da güzel olmuştu.

    Gece yatağıma yattığımda kendimi onun yerine koymuş buluyorum. Orhan’ın yerine kimseyi koyamayarak. Değiştiğimi anlıyorum. Önceden olsa böyle hayaller aklıma bile gelmezdi.
    ***
    Yeni yılın başlarındayken bu yılın hayatımın dönüm noktası olduğunu bilmiyorum tabi… Kantinin çıkışında Ömer’i görüyorum. Yanında biriyle konuşuyor. Başımı çevirmemle göz göze geliyoruz. Ahmet Bey bu!
    Ömer:
    ‘’Siz tanışıyor muydunuz? Ahmet Bey bu bizim prensesimiz, Nihal.’’

    Fazla ayrıntıya girmiyor Ömer. Görünüşüyle bile bizden farklı biri olduğunu hissettiriyor Ahmet Bey. Çünkü bir ‘Bey’ o. Takım elbiseli görünüşüyle bizim yansıttığımız öğrenci profilinin çok dışında.

    ‘’Derse geç kalıyoruz.’’ dememle ayrılıyoruz Ahmet Bey ve korumalarından.

    Kantinde otururken Ahmet Bey görünüyor kapıdan. Hiç duraksamadan bizim oturduğumuz masaya doğru ilerliyor. Sohbetin ortalarına doğru bana dönüyor.
    ‘’Sizi daha önceden tanıyor gibiyim sanki.’’ Diyerek başlıyor sorularına. Ders vakti gelince sınıfın kapısına kadar eşlik ediyor Ahmet Bey. Ayşegül her zamanki derin gözlemciliğiyle,
    ‘’ Bak.’’ Diyor.’’ Ben sana söyleyeyim. Bunun devamı gelir. Ahmet Beyin sana nasıl baktığını gördüm.’’

    Bu uyarısı rahatsız etmiyor beni. Onunla karşılaşacağım bir sonraki zamanı bekliyorum.Kısa zamanda bizim grubun bir üyesi olup çıkıyor Ahmet.

    Ayşegül:
    ‘’Sıkı dur Nihal. Kısa süre sonra bambaşka bir teklif gelebilir.’’
    Fazla beklemiyor Ahmet.
    ‘’Akşam çıkışta bir yerlere oturup çay içmeye ne dersin?’’ diyor.’’Olur.’’ diye kafa sallıyorum sadece.

    Şık bir pastaneye gidiyoruz. Çikolatalı bir pasta ile birlikte çaylarımızı yudumlarken başlıyor Ahmet konuşmasına.
    ‘’Nihal, sana olan duygularımı az çok biliyorsundur.’’
    Sessiz kalıyor, yüzüne bile bakamıyorum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyor. Cevap veremiyorum.
    ‘’Aşık oldum sana.’’ Diyor lafı dolandırmadan. ‘’ Ve seninle evlenmek istiyorum.’’
    ‘’Evlilik mi? Evlilik çok ciddi bir karar. Beni eşiniz olarak düşünüp buna layık gördüğünüz için teşekkür ederim ama ben henüz buna hazır değilim.’’
    ‘’Bende hemen yarın olsun demiyorum zaten.’’ Diyor gülerek.
    ‘’Sadece böyle bir teklifimin olduğunu bil. Okul bitince taşırız bu durumu ailelere.’’ Diye devam ediyor.
    Söylediğim sözler, gösterdiğim engeller onu yıldıracak gibi görünmüyor. ‘’Beklediğimi bil, Nihal.’’ Diyor ve kalkıyoruz.

    Yatağıma yattığımda uzun uzun düşünüyorum Ahmet’le konuştuklarımızı. Yaptığı davranışlardan, söylediği sözlerden etkilendim bu doğru. Ama onun bana hissettikleri kadar yoğun değil duygularım ona karşı henüz.

    Ahmet’le aramızdaki ilişkiyi arkadaşlık düzeyinde tutmaya çalışıyorum. En azından duygularımdan emin olana kadar. Bunu başarabildiğimi de düşünüyorum. Arkadaşlarımızın yanında otururken sanki herkes bizi izliyor gibi hissediyorum. En çok da Ömer’in bakışları rahatsız ediyor. Onun üzülmesini hiç istemiyorum.

    Yarı yıl tatili geliyor. On beş günlük bir ara veriyoruz Ahmet’le görüşmelerimize. Arada bir telefonlaşıyoruz. Tatil dönüşü gümüş bir yüzükle geliyor. Kabul edip etmemek konusunda kararsız kalıyorum. Israrların dayanamayıp, kabul ediyorum hediyesini.

    Neydi ondaki beni bu kadar etkileyen? Çevremizdekilere göre daha olgun oluşumu? Ya da daha güçlü duruşu. Diğerlerinde olmayan sıcak davranışları. Arada kaldım. Ne düşüneceğimi, neye karar vereceğimi bilmiyorum. Kendimle baş başa kalıp, sağlıklı düşünemiyorum.

    Kantinde otururken Ahmet geliyor yanıma.
    ‘’Nihal, biliyorsun okulda herkes beni tanıyor. Aramızdaki yakınlığında herkes farkında. Rica etsem senden, davranışlarına biraz dikkat eder misin? Mesela arkadaşlarınla şakalaşırken, özellikle de erkeklerle…’’ diyor.

    Küplere biniyorum.
    ‘’Bana hangi sıfatla bunları söylüyorsun?’’ diye bağırıyorum. ‘’Kimse, hiç kimse bana ne yapacağımı söyleyemez. Sen benim hareketlerimi kısıtlayamazsın. Benimle ilgili gelecekteki düşüncelerine bir son ver artık Ahmet Bey. Çünkü bir daha gündeme geleceğini sanmıyorum.’’ Deyip cevabını beklemeden uzaklaşıyorum yanından.

    Ayşegül’e anlatıyorum durumu.
    ‘’İyi yapmışsın, daha şimdiden bu kadar üzerine gelmesi yanlış. Ağzının payını vermişsin, bir daha böyle konuşamaz.’’ Diyor.
    ‘’Artık hiç bir şekilde konuşamaz.’’ Diyorum. ‘’Bitti artık. Kimseyi istemiyorum hiç kimseyi.’’

    Kendimi bir kuş gibi hafif hissediyorum. Akşamki düşüncelerden sıyrılmış, rahatlamış…

    Ayşegül ile Orhan katinin en köşesinde oturuyorlar. Biraz daha ilerledikten sonra yalnız olmadıklarını görüyorum. Hemen yanlarında ki masada Ahmet oturuyor. Bir an, oturmakla geri dönüp kaçıvermek arasında bocalıyorum. Beni görmesiyle ayağa fırlaması bir oluyor Ahmet’in.
    ‘’Gel şöyle.’’ Diye kolumdan tutup yan masaya oturtuyor beni. ‘’Bağışla beni Nihal. Hata ettim. Bir daha olmayacak.’’ Diyor.

    Söylediklerindeki samimilik ve çocuksu tavrı etkiliyor beni. Halbuki bunlar, Ahmet Beyden beklenmeyecek şeyler. Elimi tutuyor. Karşı koyamıyorum. Elimi geri çekmek istediğimden de emin değilim zaten.

    Ders dışında tüm zamanımızı birlikte geçiriyoruz Ahmet’le. Okul çıkışı arkadaşlarımla gezmeye, sinemaya gitmek yerine onu bekliyorum. Gitsem, bir şey söylemeyeceğini biliyorum ama onu beklediğimi görünce, yüzünde beliren gülümseme beni daha çok mutlu ediyor. Eminim artık duygularımdan, onu seviyorum.

    Okulu bittikten sonra askere gidiyor Ahmet. Bir aylık eğitim döneminin bitiminde izinli çıkıyor. Saçları kısacık, asker tıraşlı…
    ‘’Yakışmış.’’ Diyorum. ‘’Yüzün, gözün açılmış.’’
    Gülüşüyoruz. Askerde yaşadıklarını anlatıyor. Eğitim döneminin ardından kura çekeceklermiş.

    ‘’Keşke İstanbul olsa.’’ Diyor. ‘’Hemen evlenirdik.’’
    Onun bu isteğini paylaşamıyorum. Ona belli etmesem de evlilik için daha erken olduğunu düşünüyorum.

    Ahmet’in benimkinden farklı yaşantısı tedirgin ediyor beni. Onun zenginliğinin ağırlığını taşıyamazsam; her şey yaşanmadan bitecek. Ailem de ben de kaldıramam bu durumu. Ama bunları ona anlatamıyorum.

    Askerliği bittikten sonra ailelerimiz tanışıyor. Benim ailemin çok da olumsuz düşündüğünü söyleyemem. Bu teklifi aileme sunduğumda beklediğim tepkileri almıyorum. Aslında babamın daha erken diye karşı çıkması gerekirdi. Annem de babam da onu çok sevdiler. Ahmet’in zenginliği, gücü müydü onları etkileyen? Ama ben bu gücün altında kalmaktan korkuyorum. Benim tarafımda durumlar böyleyken aynı durumun Ahmet’in ailesinde de geçerli olduğunu söylemek zor. O bana hissettirmemeye çalışsa da belli oluyor beni istemedikleri. Böyle bir evliliğe razı olabilir miyim bilmiyorum.

    Tüm bu soru işaretlerine rağmen, ona karşı duyduğum sevgiye dayanamayıp kabul ediyorum. Evet, hayatımı onunla geçirmek istiyorum. Güzel bir salonda oluyor düğünümüz. Tüm okul arkadaşlarımız, tanıdıklarımız bizlerle. Bu bizim hayatımızın en önemli günü ne de olsa. Mutluyum hem de çok. Ahmet’in annesi Feride Hanım hoşnutsuzluğunu o kadar belli etmese daha mutlu olacak herkes.

    Feride Hanım’ın Ahmet için düşündüğü başka bir kız varmış. Uzaktan akrabaları oluyormuş. Ahmet bu konuda annesinin sözünü dinlemeyince kızmış onlara. Bunun benden kaynaklandığının arkında ki o yüzden haz etmiyor benden. Ahmet’in on yedi yaşındaki kuzeni Halide’den öğreniyorum bunları.
    ‘’Ne olursa olsun mutluluğumun bozulmasına izin vereceğimi düşünmesin, bu annen de olsa.’’ Diye sert çıkıyorum Ahmet’e.

    İlk zamanlardan sonra Ahmet’in bana karşı ilgisinin eskisi kadar yoğun olmadığının farkına varıyorum. Düşünceli, sıkıntılı, mutsuz gibi bir hali var. Neyin var diye sorduğumda ‘hiç’ deyip geçiştirmesinden sıkılıyorum. Bir şeylerin yolunda gitmediği belli her halinden.

    Eskisi kadar konuşmuyoruz bile. Varlığıyla yokluğu arasında pek bir fark göremiyorum. Konuşmayı deniyorum; olmuyor. Ona bir türlü ulaşamamak beni delirtmeye yetiyor. Bir gece hiç gelmiyor Ahmet. Başka biri ile ilişkisi olduğunu öğreniyorum. Annesinin benim yerime gelin olarak kabul ettiği o kızla. Bunu yaptığına inanamıyorum, inanmak istemiyorum belki de. Kabul edip, üzerine konduramıyorum bu durumu. Ben, o özgürlüğüne düşkün kız, şimdi aldatılmış bir kadın. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ahmet arıyor.
    ‘’Konuşmak istiyorum Nihal, lütfen çok üzgünüm.’’ diyor.
    ‘’Konuşacak bir şey yok.’’ deyip kapatıyorum telefonu.

    Artık hayatımdan çıkarmak istiyorum. Onu ve onunla ilgili her şeyi. Eski halime dönebilirim, bu gücü kendimde görebiliyorum. Ve bu böyle de olacak. Bambaşka bir
    Nihal, güçlü ve kendinden emin…

      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:14 pm