Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    HER ŞEYE RAĞMEN (DEVAMI) EMİNEÖZTÜRK

    Paylaş

    01001110022

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    HER ŞEYE RAĞMEN (DEVAMI) EMİNEÖZTÜRK

    Mesaj  01001110022 Bir Cuma Ara. 24, 2010 2:22 pm

    - Öyle mi? İyi olur. Böyle birilerini tanımak gerek.

    - Evet. Beni de üst sınıflardan bir kız tanıştırdı onunla. Kitap işi olsun başka şeyler olsun yardımcı olurmuş bize.

    Yanına gidip kızla tanıştırdı Ayşe’yi. Onlara elinden geldiğince yardım edebileceğini söyledi tanıştıkları kız. Sonra tekrar sınıfa gittiler. Derse yeni bir hoca gelmişti. Bu ve diğer derslerde de hocalar öğrencilerle tanışıp dersle ilgili bilgiler verdiler. Bugün öyle geçmişti. Bütün dersler bitince çıkmak için hazırlanan Ayşe;

    - Hasret sen nerde kalıyorsun?

    - Yurtta kalıyorum devret yurdunda.

    - Ben de orda kalıyorum.

    - Öyle mi beraber gidelim o zaman.

    - Evet, iyi olur canım. Deyip okuldan ayrıldılar. Yürüyerek yurda gittiler.

    Elmas durmadan koşuşturuyor bir işi bırakıp diğerine başlıyordu. Evin hem hanımı hem de beyi olmuştu sanki. Bir yandan hayvanlarla bir yandan tarlayla bir yandan da dikiş nakış işleriyle uğraşıyordu. Fatma nine de ona yardımcı oluyordu ama yaşı ilerlediği için eli ayağı iyi tutmuyordu. Nedense o Elmas’a ısınamamıştı. En küçük bir yanlışında hemen yüzüne vuruyor onu azarlamak için yer arıyordu.

    - Elmas Osman’a yemek hazırladın mı?

    - Dünden kalan yemekler var ya onlardan yeriz dıye yapmadım.

    - Ayıp ayıp kocana bir kap yemek yapmaya bile üşeniyorsun. Ne biçim eşsin sen! Kocana böyle mi bakıyorsun?

    - Ne demek bu şimdi? Ben işten işe koşturuyorum. Yorgunluktan ölüyorum. Senin bana dediğin şeye bak. Ben onu aç mı bırakıyorum sanki. Yeter artık sürekli bana laf atıyorsun. Ağzımla kuş tutsam yaranamam sana. Artık hiçbir şekilde bana bir şey söyleme.

    - Terbiyesiz! Sonunda bunları da mı duyacaktım. Tüh sana!

    Elmas daha bir şey söylemedi. Odadan çıktı. Kendini dışarıya attı. Zaten yeterince stresliydi. O da üstüne gelince dayanamayıp ağlamaya başladı. Belki akıttığı gözyaşları biraz da olsa rahatlamasını sağladı.

    Artık Ayşe yurda, okuluna alışmıştı. Sınıfını da çok seviyordu. Ama sınıfta istemeden de olsa bir şey dikkatini çekiyordu. Ömer sürekli onun yanına geliyor, onunla çok ilgileniyordu. Ayşe farklı düşünerek bunu istemiyor “yanlış anlıyor olabilirim” diyordu kendi kendine. Bir kere ders arasında Hasret’le dolaşırken Hasret bir anda;

    - Ayşe, bu Ömer senle neden bu kadar ilgileniyor?

    - Nee? Hasret ne diyorsun sen? Nerden çıktı şimdi bu?

    - Fark etmedin mi? Çocuğun gözü sürekli senin üzerinde.
    Hasret Ayşe’nin utanıp kızardığını fark etti. Onu daha fazla sıkıştırmak istemiyordu ama sormadan da edemiyordu.

    - Hem fark ettim de sende onunlayken yüzün bir başka gülüyor, yanılıyor muyum?

    Hasret hem bunları söylüyor hem de Ayşe’nin haline gülüyordu.

    - Hasret yok öyle bir şey sana öyle geliyor.

    Ayşe de hem utanıyor hem de bunu söylerken gülümsüyordu.

    - Hadi ama Ayşe bunda utanıcak ne var söyle işte. Sen de ona karşı boş değilsin di mi?

    - Ya ne bileyim. Onunlayken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Bazen onu düşündüğümü fark ediyorum. “Bana ne oluyor” diyorum kendi kendime. Sence bu aşk mı?

    - Aşk mı bilmem ama sen bu çocuktan baya bir hoşlanıyorsun arkadaşım. Ama bir şey söyleyeyim mi? Ben sizi çok yakıştırıyorum. Yani birlikte olmanızı ben çok isterim.

    - Aman Hasret alemsiz ha... Deme öyle şeyler. Sen çok cadı bir kızsın. Gözünden de bir şey kaçmıyor.

    Böyle birbirleriyle şakalaşarak derse girdiler. Ayşe Ömer’le göz göze geldi. Hasret Ayşe’nin koluna vurdu. Ayşe Ömer’in anlayıp anlamadığını düşünerek utanıp kızardı.

    - Hasreeet! Delirdin mi sen? Anlayacak şimdi.

    - Yok ya anlamaz dert etme sen. Diyerek kıkırdamaya başladı Hasret.

    Ömer de derste gözlerini Ayşe’den alamıyordu. Aslında Ömer ondan ilk gördüğünde etkilenmişti. Ama onu daha tanımıyordu bile. Sınıfta sürekli beraber olunca yavaş yavaş birbirlerini tanımaya başladılar. Ömer çok hoşlanmıştı Ayşe’de. Ayşe çok temiz kalpli hem çok güzel bir kızdı. Diğer kızlar gibi şımarık ya da kendini beğenmiş ukala kızlardan değildi. Bu yönlerin tam Ömer’in istediği gibiydi. Yavaş yavaş ona açılmayı düşünüyordu. Artık Ayşe’yi istediğinden emindi ve bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Hem ona göre Ayşe de ona ilgisiz değildi. Ama arkadaşlık başka sevgili başkaydı tabi. Ayşe arası bozulsun istemiyordu. O yüzden ya istemezse ve bunu söylediğim için bir daha benle konuşmak istemezse diye düşünüyordu. Ama her ne olursa olsun bu riski göze almıştı. Ona açılacaktı. Kararlıydı.


    Dersler ilerlemeye başlamıştı. Artık iyice konuların içine girmişlerdi. Öğretmenler öğrencilere araştırmaları için ödevler veriyor, öğrencilerin kendilerini geliştirmelerini sağlıyorlardı. Dersler dolu dolu geçerken sınıftakiler arada toplanıp gezmeye gidiyorlardı. Böylece birbirlerini de daha iyi tanımış oluyorlardı.

    - Bir gün de tepeye çıkalım hep beraber. Dedi sınıftan bir çocuk.

    Bunu duyan Ayşe yanındaki Hasret’e;

    - Aaa! Ben oraya ilk geldiğim günlerde tek başıma gitmiştim. Çok güzel bir yer ben çok etkilendim ordan. Yine gitmek isterim.

    - Olur, gidelim bana uyar. Dedi Hasret.

    Hasret’le Ayşe birbirleriyle konuşurken Ömer onları duydu. Ayşe’nin bu tepeyi sevdiğini, onu etkilediğini öğrenmesi onun için iyi olmuştu.

    - O zaman yarın tepeye çıkıyoruz erkenden. Unutmayın sakın ha! Derse girmeden önce iyi bir gezelim.

    Yarın gitmek üzere anlaştılar ve herkes evine yurduna gitti.

    Saat sabahım sekizi olmuştu. Ayşe kalkıp hazırlanmaya başladı. Bugün içinden daha bir süslenmek geldi. Memleketinden önceden aldığı kahverengi elbisesini giydi. Kahverengi dalgalı saçlarını dağıttı. Elbisesine uygun hafif bir makyaj yaptı. Gerçekten güzel olmuştu. Hasret Ayşe’nin odasına Ayşe’nin hazırlanıp hazırlanmadığını bakmaya geldi.

    - Ooo! Ayşeciğim bugün çok şıksın. Ne güzel olmuşsun böyle!

    - Teşekkür ederim Hasretçiğim. Bir değişiklik yapayım dedim işte. Hadi gidelim geç kalmadan.

    Haftasonu olduğu için Ayşe’nin işe gitmesine de gerek kalmamıştı. Hasretle yurttan çıkıp arkadaşlarıyla buluşacakları yere gittiler.

    Ömer arkadaşlarıyla konuşurken bir anda gözü bir yere takıldı. Karşıdan kız arkadaşları geliyordu. Ama onun gözü içlerinden yalnızca birindeydi. Ayşe elbise giymişti saçlarını dağıtmıştı ve çok güzel olmuştu. Ömer daha da etkilenmişti Ayşe’den. Onunla bir an önce konuşmak istiyordu. Derken arabaya bindiler. Biraz gittikten sonra tepeye vardılar. Arabadan indikten sonra hep beraber manzaraya bakan bir çay bahçesinde oturdular. İçecekleri ısmarladıktan sonra derslerden ordan buradan konuşmaya başladılar. Sınıftakilerin hepsi iyiydi. Birbirleriyle de iyi anlaşıyorlardı. Bazı gıcık tipler vardı ama onlar da kendi hallerindeydiler. Çaylarını içtikten sonra dolaşmak için kalktılar. Etraf çok güzeldi. Hava da iyiydi. Temiz hava hepsine iyi gelmişti. Kimi arkadaşlarıyla tur atıyor, kimi taşların üstüne oturmuş manzarayı seyrediyordu. Ayşe’yle Hasret diğer kızlarla beraber dolaşıyor sohbet ediyorlardı. Sonra Hasret’le Ayşe aralarından ayrılıp manzarayı seyretmek için taşın üstüne oturdular.




    - Ohh! Havayı içine çek hasret. Ne güzel di mi?

    - Evet, çok güzel.

    - Tıpkı bizim köy gibi. O yüzden burayı çok seviyorum.

    - Özledin di mi oraları, aileni?

    - Özlemez olur muyum? Şimdi onların yanında olmayı çok isterdim. Babam sakat kaldıktan sonra bütün yük anneme kaldı. O yüzden onu yalnız bırakmak çok zoruma gitti.

    - Ama sende burada çalışıyorsun. Hatta ilk maaşını onlara gönderdin.

    - Evet, ama daha fazlasını yapabilsem keşke.

    - Üzülme sen elinden geleni yapıyorsun. Hadi düşünme bunları en azından bu günlük. Buraya eğlenmeye geldik. Neşelen biraz.

    Ayşe gülümsedi;

    - Evet, haklısın seni de sıktım kusura bakma.

    - Ne kusuru arkadaşım. Ben seni mutlu görmek istiyorum.

    - Kızlar gelebilir miyim?

    Kızlar arkalarını dönünce sesin Ömer’e ait olduğunu anladılar.

    - Ömer, tabi gelebilirsin. Dedi Hasret.

    - Konuşmanızı bölmedim umarım.

    - Yok canım konuşuyorduk öyle.

    - Şey… Hasret sana ayıp olmazsa Ayşe’yle yalnız görüşebilir miyim? Ayşe şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı. Gözlerini fal taşı gibi açtı farkında olmadan. “Ömer benle niye konuşmak istesin ki hem de yalnız” diye geçirdi içinden.

    - Aa! Konuşun tabi Ömer. Ben sizi yalnız bırakayım. Deyip ayağa kalktı Hasret. Giderken arkasına dönüp sırıtarak Ayşe’ye göz attı.

    - Oturabilir miyim, Ayşe?

    - Otur tabi Ömer.
    Bu soruyu sormak içinden pek gelmese de sordu Ayşe “Benimle ne konuşacaksın ki?”

    - Seninle ne zamandır konuşmak istiyordum. Ama hem kendimde cesareti bulamadım hem de doğru zamanın gelmesini bekledim. Ayşe susmaktan başka bir şey yapmıyordu. Ömer’e bile zor bakıyordu utancından.

    - Ayşe ben senden çok hoşlanıyorum. Umarım bana kızmazsın bu söylediklerim için. Beni de az çok tanımışsındır. Eğer ciddi olmasaydım, yani kendimden tam emin olmasaydım bunları sana söylemezdim. Sen çok güzel, çok efendi bir kızsın. Seninle arkadaşlıktan daha öte olalım istiyorum.


    Ömer Ayşe’den cevap beklercesine susup Ayşe’ye baktı. Ama Ayşe konuşmayınca devam etti.

    - İstersen şimdi bana bir şey söyleme biraz düşün olur mu? Konuşmak istediğin zaman konuşuruz.

    - Şey… Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bence de en iyisi sonra konuşuruz.

    - Tamam, Ayşe ama unutma ki cevabını bekleyeceğim.

    - Tamam, ben hasret’i yalnız bırakmayayım diyerek kaçamak bir laf uydurdu Ayşe. Tam gidecekken Ömer arkasından seslendi.

    - Ayşe!

    - Efendim.

    - Bugün daha bir güzel olmuşsun. Elbise sana çok yakışmış.


    Ayşe kızarmıştı utancından.

    - Teşekkür ederim. Dedi gülümseyerek ve Ömer’in yanından uzaklaştı.

    Gezi çok güzel geçmişti. Herkes halinden çok memnundu. Derslerin sıkıntısının ardından bu gezi çok iyi gelmişti onlara. Derken hava kararmaya başlamış herkes toplanıp arabaya binmişti evlerine, yurtlarına gitmek için. Arabada herkes birbirleriyle konuşuyor, birbirlerine takılıp kahkaha atıyorlardı. Ama iki kişi hariç… Ömer ve Ayşe suskundu. Ömer Ayşe’nin ne cevap vereceğini düşünüyor, Ayşe ise bugün olanları, Ömer’in dediklerini aklından çıkaramıyordu. Bir yandan neden olduğunu bilmeden seviniyor bir yandan da ne diyeceğini bilemiyordu. Kafası çok karışmıştı Ayşe’nin. Ama her şeye rağmen günü güzel geçmişti. Onun unutamayacağı bir gün olmuştu. Tabi Ömer için de…

    Derslerde iyice ilerlemiş, vize haftasına girmişlerdi. Ayşe’lerin ilk sınavları olduğundan herkeste ayrı bir korku vardı. Kimi gecelere kadar çalışmış, kimi doğru düzgün bakmamıştı bile. Ama gece okudukları için hem okuldan sonra hem de sabahtan akşama kadar çalışma imkânları vardı. Herkes ilk sınavın olacağı sınıfa gitmiş, boş olan sıralara oturmuşlar ve hocayı beklemeye koyuldular.

    - Ben hiç çalışamadım yaa! Arkalara oturayım en iyisi kopya çekerim. Dedi sınıftan bir çocuk.

    - Daha ilk sınavdan su koy verdin, sen de ne rahatmışsın böyle Hasan.

    - Ne yapayım Ali zaten anlamıyorum bu dersten boşuna kafa yormayayım dedim.

    Sınıftakiler böyle konuşurken hoca geldi. Her zamanki klasik kopya çekmeyin faslını yaptıktan sonra sınav kâğıtlarını dağıtmaya başladı. Sınavda kimi harıl harıl bildiklerini yazarken kimi de öteden beriden bir şeyler bakmaya çalışıyordu. Sınav bittiğinde ilk sınavı atlatmanın rahatlığıyla herkes derin bir “ohh” çekti. Bazılarının sınavı iyi geçmese de yapacak bir şey yoktu artık. Bundan sonra diğer sınavlara bakmak lazımdı.

    - Mine sınavın nasıl geçti?
    - İyiydi Ayşe. Çalıştığım yerlerden çıktı çoğunlukla. İçim rahat o yüzden. Senin nasıldı?
    - Benim de iyiydi işte. Çok iyi olmasa da ben de iyi bekliyorum.
    - Yaa! Benim pekiyi geçmedi. Diye üzüntüyle belirtti Hasret.
    - Ben sana çalış demiştim. Beni hiç dilemedin.
    - Deme öyle Ayşe çalıştım ya!
    - Çalıştın ama yeterince değil. Hem geçti artık umarım diğer sınavlarında böyle yapmazsın.
    - Haklısın Ayşe bundan sonra daha çok çalışmalıyım.
    - Kızlar sınavınız nasıl geçti bakayım? Diye sorarak Ömer geldi yanlarına. Birden Ayşe’nin kalbi hızla atmaya başladı. O günden sonra pek konuşmamışlardı. Şimdi Ömer ona bir şey diyecek diye tedirgin oluyordu.
    - Benim sınavım kötüydü Ömer ama Ayşe’yle Mine’ninki güzel geçmiş.
    - Öyle mi Ayşe güzel miydi sınavın?
    - Evet, iyi geçti. Senin sınavın nasıl geçti?
    - Benimki de iyiydi. Baya bir çalışmıştım ondan pek zorlanmadım.
    - Ayşe gidelim mi artık?
    Hasret’in bu sorusu Ayşe’ye ilaç gibi gelmişti. Bir an önce oradan uzaklaşmak istiyordu.
    - Gidiyor musunuz? Diye sordu Ömer.
    - Evet dedi Ayşe. İyi akşamlar.
    - İyi akşamlar, yarın görüşürüz.

    Aslında Ömer Ayşe’ye ne düşündüğünü sormak istiyordu ama yanında birileri olduğu için bir şey demedi. Artık başka bir güne kalmıştı. Sınıfta kimse kalmamıştı. Herkes yurduna çekilip dinlenmeye ve bir sonraki sınava çalışmaya koyulmuştu…

    Gün geçtikçe insanlar birbirlerini daha iyi tanıyor, kimin ne olduğunu, ne düşündüğünü daha iyi biliyorlardı. Ayşe gördüğü kadarıyla Ömer tam onların istediği gibiydi. Ömer’in teklifini kabul de etmişti bu yüzden.

    - Ömer konuşabilir miyiz?
    Ayşe Ömer’e konuşabilir miyiz diye sorunca Ömer heyecandan bir an tepkisiz kalmıştı.

    - Aaa! Tabi konuşalım Ayşe. Dışarıda bahçede oturalım istersen.

    - Evet iyi olur.
    Beraber dışarı çıktılar. Bahçede banklardan birine oturdular.

    - Evet, Ayşe seni dinliyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse bana vereceğin cevabı çok merak ediyorum.
    - Ömer seni iyi tanıdım desem yalan olur. Zaten yeni yeni birbirimizi tanıyoruz. Ama gördüğüm kadarıyla sen efendi bir çocuksun davranışların olsun, konuşman olsun gayet düzgün. Ve ben de sana karşı ilgisiz değilim. Bunları söylemek benim için çok zor. Çekinirim aslında ben bunları konuşmaya ama benden cevap bekliyorsun ne zamandır. Teklifini kabul ediyorum. İlerde ne olur bilmem ama şuan senle olmak, seni daha da iyi tanımak istiyorum.

    - Ohh bee! İçim nasıl rahat etti bilemezsin Ayşe. İnan çok ama çok mutlu oldum. Seninle çok mutlu olacağımıza inanıyorum.

    - Orasını bilemem ama sınava geç kalıyoruz hadi kalkalım.

    İkisi de birbirinden mutlu sırıtarak sınıfa girdiler. Hasret hemen neden beraber içeri girdiklerini sordu. Hasret olanları duyunca çok şaşırmıştı. Ayşe’nin Ömer’den hoşlandığını biliyordu ama bu kadar erken karar vereceğini düşünmüyordu.

    - Ayşeciğim çok sevindim sizin adınıza. Ömer iyi çocuk pişman olmayacaksın görürsün.
    - Umarım Hasret umarım dediğin gibi olur.

    Hoca gelmiş, sınav kâğıtlarını dağıtmıştı. Bu sınav da bittikten sonra vize haftasının bitmiş olacaktı ve herkes derin bir “ohh!” çekecekti. Bu sınavı da başarıyla geçip rahatlamışlardı. Vize sonrası bayram tatiliydi ve herkes eve gitmeye can atıyordu. Herkes evini ailesini çok özlemişti. Sınavlardan sonra herkes iyi bir tatili hak ediyordu.

    Ayşe bavullarını hazırlamış, biletini de önceden almıştı. Arkadaşlarıyla vedalaştı. Ömer Ayşe’yi yurdun dışında bekliyordu. Onu otobüse bindirip akşam da kendi memleketine gitmek için otobüse binecekti. Ayşe bavullarıyla yurdun önüne geldi, Ömer hemen elinden bavulları aldı. Beraber arabaya binip otogara gittiler. Bavulları bir kenara koyup otobüsü beklemeye başladılar.

    - Memleketine varınca beni ara Ayşe tamam mı?
    - Tamam, ararım merak etme. Senin otobüsün kaçta?
    - Akşam 6’da.
    - Ayşe!
    - Efendim!
    - Ben seni çok özleyeceğim. Hep senle beraberdim fena alışmışım sana şimdi zor olacak bu ayrılık.
    - Haklısın benim için de zor olacak ama tatil az ne de olsa hemen biter.
    - Allahtan öyle yoksa otobüse atlar sizin oraya gelirdim.
    - Saçmalama Ömer dediğin şeye bak!

    Ömer’le Ayşe birbirleriyle şakalaşırken otobüs geldi. Ayşe’nin bavulları bagaja
    yerleştirildikten sonra Ayşe Ömer’e veda etmek için ona doğru döndü.

    - Ayrılma vakti geldi.
    - Evet Ayşem ama seni çok özleyeceğim. Diyerek Ayşe’ye sarıldı.
    - Seni çok seviyorum Ayşem
    - Ben de seni seviyorum.

    Ayşe’nin artık otobüse binmesi gerekiyordu.

    - Kendine çok iyi bak Ömer sen de varınca eve bana telefon et.
    - Tamam canım. Hadi iyi yolculuklar.
    Ayşe Ömer’den ayrılıp arabaya bindi. Birbirlerine el sallarken otobüs onları ayırırcasına oradan ağır ağır uzaklaşmaya başladı.

    Ömer üzülmüştü Ayşe’nin bu gidişinden. Ama bir yandan da seviniyordu. Çünkü Ömer bir örgütün üyesiydi ve bu tatil süresinde örgütün yapmayı planladığı eylem vardı. Ömer buna katılmayı çok istiyordu. Fakat daha Ayşe’ye böyle bir örgüte üye olduğunu bile söylememişti onun buna çok kızacağını düşünerek. Ayşe’ye yalan söylemek zorunda kalmıştı bu yüzden. Memleketine gitmeyecekti. Eylem için hazırlık yapacaklardı. Tüm bunlardan Ayşe habersizdi tabi…

    Sabah olmuş Ayşe evine varmıştı. Onu otogardan amcasının oğlu almıştı arabasıyla. Sohbet ede ede eve vardılar. Annesi Ayşe’yi görünce o kadar mutlu oldu ki sanki yıllardır birbirlerine bakıp da kavuşamayan iki dağ birbirlerine kavuşmuşlardı. Birbirlerini o kadar özlemişlerdi ki… Babası da Ayşe’yi görünce çok mutlu oldu. Kızına sımsıkı sarıldı. Ayşe’yi soru yağmuruna tuttular. Ayşe’de şimdiye kadar olan biten her şeyi; yurdunu, okulun, arkadaşlarını onlara anlattı. Tek bir şeyden bahsetmedi, bahsedemezdi de Ömer’i onlara nasıl anlatacaktı ki… Yalnız gittiğinde Ayşe’yi üzen bir durum olmuştu. Ninesi hastaydı, yatıyordu. Onu pek böyle görmediği için üzülmüştü. Ama çok da kötü değildi ninesi. Ayşe hemen eşyalarını yerleştirip zaman kaybetmeden annesine yardım etmeye başlamıştı. Çünkü yük bu sefer tamamen annesinin üstüne kalmıştı.

    Ömer yurttan ayrılmış arkadaşlarıyla buluşmaya gitmişti. Onlarla beraber eylemde kullanacakları pankartları hazırlayacaklardı. Bu örgüt diğerlerinin aksine daha sakindi. Onların amacı bazı şeyleri eylemlerle gün yüzüne çıkarmak, seslerini eylemlerle duyurmaktı. Ama yinede bazen kendilerini istemeden de olsa kargaşanın içinde buluyor, gözaltına alındıkları da oluyordu.

    Bayramın ikinci gününde tüm hazırlıklar tamamlanmıştı eylem için. Üçüncü gün ise eylemlerini gerçekleştirmeyi planlıyorlardı, öyle de oldu. Sabah erkenden kalkıp hazırladıkları pankartları alıp şehrin en işlek caddesine gittiler. Baya kalabalık bir gruptular. Gereken hazırlıklar tamamlandıktan sonra grubun sözcüsü konuşma yaptı, onlara göre yapılan yanlışlıkları, istenen şeyleri tek tek saydı. Konuşmadan etkilenenlerin ya da ne söylediğini dinlemek için gelenlerle beraber kalabalık daha da artmıştı. Sözcü konuşmayı bitirdikten sonra hep bir ağızdan sloganlar atmaya başladılar. Gruptan birkaç kişi karşıt görüştekilerle çatışmaya başlayınca olan olmuştu. Polis gelmiş grupları dağıtmaya çalışıyordu. Ama kavgaya tutuşanların gözü karşısındakini dövmekten başka bir şey görmüyor, başka bir şey düşünmüyordu. İnsanlar anlık sinirle kalkıştıkları işlerde ailesinin, çevresinin ve en önemlisi kendisinin ne hale geleceğini düşünmüyordu bile. Tabi ki doğru bildiği düşünce savunulmalıydı ama kendine ya da başkalarına zarar vererek değil. Kötü sonuçlar doğuracak, başkasını incitecek sonuçlara eğilmek; kişi haklıysa bile onu haksız duruma düşürebilir. Bir şeye kalkışırken bunu yaparsan sonucunda ne olur, beni daha mı iyi dinlerler yoksa daha da mı yanlış anlaşılırım diye düşünmeli. İşte gençlerin en büyük yanlışı da sakince düşünmemek, aklına geleni tereddütsüz yapmak… Ömer’in de içinde olduğu bu grup polis tarafından gözaltına alındı. Daha önce de birkaç kez bu olaylara karıştıkları için bu sefer ki cezaları daha ağır oldu. Ömer ve birkaç arkadaşı iki ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Ayşe bütün bunlardan habersiz bayramın keyfini çıkarıyordu. Fatma nine Osman’ın evinde yaşadığı için diğer çocukları da bayram ziyaretine Osman’ın evine geliyordu. Yani bütün akrabalar orada toplanıyordu. Bayramda hep beraber olmak güzel oluyordu onlar için. Fakat gelenleri ağırlamak da bir o kadar zahmetliydi. Gelenleri yedirmek, yatırmak bir hayli yorucu oluyordu. Yine de bayramı birlikte geçirmek bunlara değerdi. Bu bayramda daha çok misafir gelmişti. Osman’ın başına gelenler nedeniyle hem onu ziyaret etmek hem de bayram için gelmişlerdi. Geldiklerinde bir de Fatma ninenin hasta olduğunu öğrendiler. Fatma nine Ayşe’nin geldiği günkü halinden daha kötüydü. Doktora getirmişlerdi kaç kere ama kullandığı ilaçlar da fayda etmiyordu artık.

    Ayşe gelenleri ağırlayan annesine yardım ediyor bir yandan babasıyla bir yandan da ninesiyle ilgileniyordu. Elmas tek başına hangi birine yetişebilirdi ki zaten. Ayşe yoruluyordu ama bunları da yapmak zorundaydı. İşinden de bayram olduğu için izinliydi. Ayrıca bayram ikramiyesi de almıştı. Bu yüzden biraz da olsa ailesine katkısı olmuştu. İşlerden vakit bulduğunda Ömer’le konuşuyor, neler yaptıklarını birbirlerine anlatıyorlardı. Ama Ömer birkaç gündür telefonu açmıyordu. Ömer’e bir şey mi oldu diye düşünüyordu. Ömer’i memleketinde biliyordu Ayşe, hâlbuki hiçbir şeyden haberi yoktu.

    Ayşe dışarıda dinlenmek için otururken bir yandan da kafası Ömer’in onu neden aramadığıyla meşguldü. Sonra içerden halasının kızı koşarak yanına geldi.

    - Ayşe abla kalk, nineme bir şey oldu. Herkes başına toplandı. Çok korkuyorum.
    - Ne diyorsun Seda, ne olmuş ki? Hadi gel benimle.

    Hemen Seda’yı da alıp içeriye ninesinin odasına gittiler. Herkes ordaydı gerçekten. İçerden ağlama sesleri geliyordu. Halaları, amcaları ağlıyorlardı. Fatma nine hastalığa daha dayanamamış, ölmüştü. Hastaydı, yaşlıydı ama büyükleriydi, anneleriydi sonuçta. Onun bu gidişi herkesi derinden üzmüştü. Osman’ın geçirdiği felaketten sonra aile yeni yeni toparlanmaya başladı derken bu ölüm tekrar üzüntüye boğdu herkesi. Evde bayram neşesi yerini cenaze hüznüne bırakmıştı. Özellikle de Osman ve onun ailesi daha çok etkilenmişti ölümünden. Ne de olsa hep onlarla yaşıyordu. Onun yokluğu en çok onları üzecekti. Çoğu akrabalar Osman’ın evindeydi. Olmayanlara da Fatma ninenin ölüm haberi verildi. Onun öldüğü gün gömmeye karar verdiler. Osman’ın ağabeyleri gereken hazırlıkları yaptırdılar. Zor olsa da bu işlerle onlar ilgileniyordu mecburen. Ayşe, ninesinin ölümüyle yıkılmıştı adeta. Ona göre bütün kötü şeyler üst üste geliyordu. Bu olan bitenin ardından insanın psikolojisinin bozulmaması imkânsızdı. Ama insan eninde sonunda acıya da alışıyor, bir süre sonra unutuluyor bile. Zaten unutulmasaydı insanlar ne hale gelirdi bilmiyorum… Haberin duyulmasıyla ev daha da kalabalıklaştı komşuların, diğer akrabaların gelişiyle. Duyan herkes şaşırmıştı bu habere. Çünkü Fatma nineyi yatakta hasta yatarken bile pek görmemişlerdi. Ama ecel işte… “ömrü bu kadarmış” deyip durumu kabullenmekten başka bir şey de gelmiyor insanın elinden. Ve o an geldi… Çok sevdiği, sanki gidince vücudundan bir parça koparılmış gibi hissettiğin, değer verdiğin insanı şimdi toprağın altına koyma vakti gelmişti. Cenazede neredeyse herkes ağlıyordu. Gelini Elmas’a çok yüklenmesine, her fırsatta ona laf sokmasına rağmen Elmas da gözyaşlarını tutamamış, onun ölümüne çok üzülmüştü. Ne de olsa küçüklüğünden beri onlarla yaşıyordu. Pek anlaşamasalar da ölüm gibi soğuk bir olayın yaşanması bu olumsuzlukları unutturuyordu insana. Cenaze defnedildikten sonra konu komşu yakınlarına baş sağlığı dileyip oradan ayrıldılar. Yakınları mezarın başında biraz durduktan sonra onlar da oradan ayrılıp evin yolunu tuttular. Eeee… Ne de olsa hayat onlar için devam ediyordu.

    Okulun başlamasına birkaç gün kalmıştı. Herkes yavaş yavaş memleketinden ayrılıyor, okudukları yerlere gidiyorlardı. Ayşe de kız arkadaşlarıyla konuşmuş, anlaşmış, okulun açılmasına birkaç gün kala gitmişlerdi.
    Ayşe yurda gider gitmez odasına Hasret geldi. Haberleştikleri için Ayşe’nin ne zaman geleceğini biliyordu.

    - Ayşeciğim hoş geldin canım.
    - Hoş bulduk Hasretçiğim nasılsın, tatilin nasıl geçti?
    - Ben iyiyim de senin başın sağ olsun arkadaşım. Babaannen vefat etmiş duyunca çok üzüldüm.
    - Biz de öyle. Tam her şey yoluna giriyor derken başımıza bir de bu geldi. Ninemin yokluğuna nasıl dayanacağız bilmem. Çok zor olacak bizim için onu çok seviyordum. Bu gidişi bizi çok etkiledi.
    - Üzülme desem faydası yok biliyorum. Ama yapacak bir şey de yok. Bu duruma katlanmak, sabır göstermek gerekir.
    - Öyle tabi…
    - Bu arada Ömer’i aradım kaç gündür ama hiç cevap vermedi, aramadı da. Haberi var mı ninenin ölümünden.
    - Bilmiyorum. Ben de aradım ama ne telefonu açan oldu ne de arayan. Bir şey oldu diye korkuyorum. Hiç böyle yapmazdı. Neyse okula gidince öğreniriz artık.

    Okula gittiklerinde Ömer’i aradılar ama yoktu, gelmemişti. Yarın gelir diye düşünüp yarını bekledi Ayşe. Ama yine gelmemişti. Birkaç gün olmuştu ama Ömer hala ortalıkta yoktu. Bir gün sınıfta erkekler kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Sonra bir çocuk dayanamayıp Ayşe’nin yanına geldi.

    - Ayşe olan bitenden haberin var mı?
    - Ne olan biteni, ne olmuş ki?
    - Ömer’le ilgili söyleyeceklerim.
    - Ne olmuş ki Ömer’e söyle hadi.
    - Ömer birkaç gündür gelmiyor ya... Hapishanedeymiş. 2 ay hapis cezası varmış.
    - İnanmıyorum bu söylediklerine. Ömer ne yapmış olabilir ki? O sakin, kendi halinde bir çocuktu. Şaka mı bu?
    - Hayır, gayet ciddiyim ben. Ömer bir örgüte üyeymiş. Tatilde de burada eylem yapmışlar. Kavga çıkmış, polisle de çatışmışlar. Daha önce de aynı suçlardan içeri alınmışlar ama bu seferki cezaları daha uzun oldu.
    - İnanamıyorum, bana memlekete gittim demişti. Demek bir örgüte üyeymiş. Hiç aklımın ucundan geçmezdi Ömer'in böyle bir şeyin içinde olacağı.

    Ayşe üzüntü üstüne üzüntü yaşıyordu. Olan biteni en yakın arkadaşı Hasret’e anlattı. Hasret de Ömer hakkında bu duyduklarına inanamadı. Şimdiye kadar nasıl olmuştu da kimseye bir şey belli ettirmemişti. Kimse de öyle bir şey düşünmemişti hiç. Sınıfın dilinde Ömer vardı. Herkes onu konuşuyordu. Kimisi Ömer’in yaptıklarının kahramanlıkla, cesaretlikle nitelendiriyor, kimileriyse yaptığının boş iş olduğunu söylüyordu.

    Günler geçtikçe Ayşe bu duruma daha çok alışıyordu. Ömer içinde bulunduğu bu durum yüzünden okuldan atılmıştı. Hapisten çıkmasına da az kalmıştı. Ama hapishanedeyken yaptığının bu yaşadıklarına değip değmediğini uzunca düşündü. Okuldan atıldığını da öğrenmişti. Artık Ayşe’nin onun hakkında her şeyi öğrendiğini biliyor, Ayşe’nin ondan nefret ettiğini düşünüyordu. Annesi babası da çok kızmıştılar. Ömer’in bu işlere girişmesinden dolayı. Ama çocuklarıydı ne de olsa yanlışlarıyla, doğrularıyla kabulleneceklerdi. Ömer yaptıklarından daha doğrusu hapse düşecek kadar yapmış olduklarından pişmandı. Bir yandan da düşündüğü, doğru bulduğu şey için bunları yapmanın gururunu yaşıyordu. Ama bu yaşadıkları ona ne katmış, ne kazandırmıştı. Şu an için kendinde pek bir hata göremiyordu. Zaten biz insanların hatası da sürekli kendini haklı bulmak, kendi üstüne toz kondurmamak değil mi?

    Kış yavaş yavaş bastırmış, etraf bembeyaz olmaya başlamıştı. Köyde yeşil çimenler yerini beyaz örtülere bırakmış, bir süreliğine gözden kaybolmuşlardı. Her mevsimin ayrı bir güzelliği vardı, kış mevsiminin de öyle. Ama kışın soğuğu, insanı bir başka yoruyordu. Hele de köyde yaşayanlar için daha da kötüydü. İnekleri yedirmek için o soğukta dışarı çıkıp bir şeyler hazırlamak zorundaydı. Aslında şehirde yaşayanlar için de zor. Sabahın soğuğunda kalkıp işe gitmek için ya da okula gitmek için otobüsü bekleyen insanlar, kışın soğuğunda bir şeyler satmaya çalışan pazarcılar, balıkçılar… Ayrım yapmak yanlış olur aslında. Hayat herkes için zor, yaşamak herkes için zahmetli… Ama çocuklar ya da hayatın tadını çıkarmak isteyenler için bir o kadar güzel ve umut dolu…

    Okul devam ediyordu. Ayşe işine gidiyor ardından da okula gidiyordu. Ninesinin ölümüne yavaş yavaş alışıyordu. Çünkü o hayatta değildi artık. Ona ümit bağlayamıyordu istese de. Ama Ömer için hissettikleri böyle değildi. O yaşıyordu, hayattaydı. Onunla hüzünlü de olsa mutlu bir şekilde ayrılmışlardı en son. Ona kavuşacağı günü beklerken o yanında bile yoktu. Hem de hiç beklemediği bir sebep yüzünden. Ömer’e çok kızgındı Ayşe. Ona bu kadar güvenmişken ve onu bu kadar sevmişken onun Ayşe’ye hiç tereddüt etmeden yalan söylemesi onu çok kızdırmıştı. Ayşe’yle memleketindeymiş gibi günlerce konuşması ve en önemlisi bu kadar zamandır böyle bir örgütün içinde olup bundan Ayşe’ye hiç bahsetmemiş olması Ayşe’nin kızması için yeterli hatta fazla sebeplerdi. Ayşe kendini sınıftan soyutlamıştı, Hasret’le bile doğru düzgün konuşmuyordu. Bu yaşadıkları ona çok ağır geliyordu. Bir türlü Ömer’in yokluğuna alışamıyordu. İlk defa sevmiş, ilk defa aşık olmuştu. “Peki, Ömer beni hiç sevmedi mi, bana bütün söyledikleri yalan mıydı, beraber geçirdiğimiz günler boşuna mıydı?” bu soruları kendi kendine sormadan edemiyordu. Dışarıda herkes birbirleriyle kartopu oynarken Ayşe onları uzaktan seyrediyor, içinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Bu hali onun da hiç hoşuna gitmiyordu.” Ne oldu bana böyle? Beni sevmeyen, bana değer vermeyen birisi için niye kendimi üzüyorum bu kadar?” diye kendisine sitem ediyordu. Ama elinde değildi. İçinden gelmiyordu artık gülmek, zevk alacağı bir şey yapmak…

    Bir gün ders sırasında Hasret’in gözü Ayşe’ye takılmıştı. Onunla konuşmak için dersin bitmesini bekledi.

    - Ne oluyor sana? Sevgilisinden ayrılan bir sen misin? Mahvettin kendini kaç gündür. Kendine gel artık!
    - Üstüme gelme Hasret. Deyip oradan uzaklaşmaya başladı.
    - Dur nereye hemen? Seninle konuşuyorum burada!
    - Konuşmak istemiyorum, lütfen beni rahat bırak.
    - Bırakmayacağım. Seni böyle görmek istemiyorum artık. Hadi yapma böyle, biraz konuş benle belki rahatlarsın. Bak ben de üzülüyorum sen böyle yapınca.
    - Ne yapayım Hasret? Ben Ömer’i çok sevdim onunsa bana yaptığına bak. Şu yaşadıklarıma bak! Tam mutlu oluyorum derken yine hüzünler beni buldu.
    - Haklısın canım. Ama sana değer vermediğini düşündüğün birisi için üzme kendini bu kadar. Böyle yaparak daha mı iyi olur sanıyorsun. Sen güçlü bir kızsın bunu da atlatacağını biliyorum. Kendini bırakma yeter!

    Yurda gittiler Ayşe odasına çekildi. Hasret de daha üstüne gitmek istemedi. Ayşe üzerini değiştirip yattı hemen. Yatakta bugün Hasret’in ona söylediklerini düşünüp durdu. “kendini bırakma yeter!” evet, Hasret haklıydı. Ayşe, niye böyle yapıyorum kendimi neden üzüyorum diye düşündü. “ben iyiyim, ben iyiyim…” diye diye uykuya daldı. Ertesi gün Ayşe uyandığında kendisini daha dinç hissediyordu gerçekten. Giyinip güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra işine gitti. Oradakiler de farkındaydı ne zamandır Ayşe’nin moralinin bozuk olduğundan. Ama Ayşe bugün daha bir neşeliydi. İçinde bir şeyler acıyor olsa da kendini iyi hissetmeye zorluyordu. Ayşe kendini işe vermiş, başka bir şey düşünmek istemiyordu. Gelen müşterilerle özenle ilgileniyor, onlara yardımcı olmaya çalışıyordu. Akşam da dersi olmadığı için biraz daha uzun kalmayı planlıyordu. Bir şeyle meşgul olması odada boş boş oturup kendini üzmesinden iyiydi. İşini bitirip çıkmak için elinde kalan son hesapları da kontrol etti. Bitirince montunu alıp arkadaşlarına iyi işler diledikten sonra yurda gitmek için yola koyuldu. Dışarısı buz gibi soğuktu. Küçük küçük kar yağıyordu. Dışarısı soğuk olsa da Ayşe’ye yürümek iyi gelmişti. Her ne kadar iş yaparken kafası rahat olsa da yorulmuştu. Ayşe hızlı hızlı yürümeye devam ederken birden karşısına Ömer çıktı. Ayşe şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmıştı. Sonra Ömer’i yaptıklarını düşünerek birden kendine geldi.

    - Ayşe seninle konuşmak istiyorum.
    - Sen hala ne hakla yanıma geliyorsun? Ben seninle konuşmak istemiyorum. Rahat bırak beni.
    - Beni dinle lütfen. Sana anlatmam gereken şeyler var. Hayır deme bana lütfen.
    - Beni duymuyorsun galiba? Çekil yolumdan.

    Ayşe hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Ömer’in ne diyeceğini dinlemek istemiyordu. Ömer de hızla arkasından koşup kolundan tuttu Ayşe’nin.

    — Ayşe beni dinle. Gidip oturalım bir yerde konuşalım. Seni arayamadım. Olanı biteni anlatamadım.
    — Bana evimdeyim dedin. Bana yalan söyledin. Bu kadar zamandır beraberiz bana böyle bir şeyin içinde olduğunu bile anlatmadın. Şimdi nasıl inanayım ben sana?
    — Haklısın, gerçekten çok haklısın ama burada konuşmayalım. Gel şuradaki kafeye gidip oturalım. Hava da soğuk üşümeyelim burada.

    Ayşe Ömer’in bu ısrarlarına dayanamayıp onunla kafeye gitti. Karşılıklı oturdular.

    - Evet, seni dinliyorum. Beni bunca zamandır kandırmanın nedeni beydi?
    - Nasıl anlatayım bilmiyorum. Ama ilk önce şunu bilmeni isterim ki ben seni gerçekten çok sevdim. Hala daha çok seviyorum. Sevgimden şüphen olmasın hiç. Sana bu örgütte olduğumu söylememin nedeni de seni çok sevmemdir. Senin nasıl bir tepki vereceğini bilmediğim için söyleyemedim sana. Seni kaybetmekten korktum. Ama görüyorum ki şimdi daha kötü olmuş her şey. Sana zamanında söylemediğim için çok pişmanım.
    - Sana ne kadar kızgın olduğumu bilemezsin. Beni büyük hayal kırıklığına uğrattın. Sana çok güvenmiştim.
    - Senin güvenini boşa çıkaracak bir şey yapmadım ben. Eninde sonunda bunu sana söyleyecektim.
    - Peki, ne olacak şimdi. Okuldan da atıldın. Değdi mi bunlara?
    - Bu sefer aşırıya kaçtık, farkındayım. Bu yüzden de çok pişmanım, çok üzgünüm. Ama olan oldu işte. Şimdi tek istediğim seni de kaybetmemek.
    - Hapse düşecek kadar ne yaptınız? Bu konuları açmak istemiyorum ama bilmek istiyorum.
    Ömer Ayşe’ye nasıl gruba üye olduğunu, neler yaptıklarını anlattı. Birkaç kere de gözaltına alındıklarını, şimdi ki olay da eklenince o yüzden bu kadar ceza aldıklarını anlattı. Ayşe dikkatle Ömer’i dinliyordu. Ömer’e pek fazla suç bulamıyordu aslında ama yine de ona kızmadan edemiyordu. Böyle bir işin içinde olmasını istemiyordu Ömer’in.

    - Bana hala kızgın mısın?
    - Kızgınım. Senden bir haber alamayınca sana kötü bir şey oldu sandım ki öyle de olmuş. Bu tür işlere kalkıştığın için de kızgınım. Şimdi sana ne diyeyim bilmiyorum.
    - Beni hala seviyor musun?
    - Bunları konuşmak istemiyorum.
    - Söyle lütfen, bilmek istiyorum. Benim için çok önemli.
    - Seni sevmesem bu zamana kadar neden senin için üzüleyim ki!
    - Çok özür dilerim canım. Seni bu kadar üzmeye hakkım yoktu. Ne olur beni affet. Eskisi gibi olalım. Beni bırakmayacaksın değil mi?
    - Bütün bu olanlara rağmen istesem de bırakamıyorum ki seni…
    - Seni çok seviyorum Ayşe’m benim. Seni bir daha üzmeyeceğim. Unutalım geçmişte yaşananları.
    - Bir daha öyle eylemler falan katılmanı istemiyorum. Başına yine dert açmanı istemiyorum.
    - Bir şey olmayacak merak etme. Daha öyle şeylere bulaşmayacağım. Katılsam bile senin haberin olacak bunlardan.
    - Tamam, o zaman. Kalkalım mı artık? Yurda geç kalıyorum.
    - Kalkalım canım, ben seni yurda bırakayım. Geç oldu yalnız gitme.

    Beraber kalkıp yurda doğru kış soğuğunda yürümeye başladılar. Konuşa konuşa yürümeye devam ettiler. Yarın görüşmek üzere anlaşıp ayrıldılar. Ömer Ayşe’yi bunca zamanın özlemiyle öpüp uğurladı. İkisi de aralarının yeniden düzelmesinden dolayı mutluydular. Ömer Ayşe yurttan içeriye girene kadar arkasından baktı. Sonra o da arkadaşlarıyla kaldığı eve gitti gecenin karanlığında…

    Ömer’le Ayşe okulda olmasa da neredeyse her gün görüşüyorlardı. Artık araları iyice düzelmiş, her şey yoluna girmişti. Ömer de iş bulup çalışmaya başlamıştı. Günler hızla geçiyordu. Yaz gelmiş Ayşe’nin sınavları bitmiş, memleketine gitmişti bile. Evde artık her şey yoluna girmişti. İyi kötü evlerini geçindiriyorlardı. Seneler böyle geçiyor, hayat tüm hızıyla devam ediyordu.

    Ayşe son sınıf öğrencisi olmuş, okuduğu bölüm hakkında epeyce bir birikimi olmuştu. Okul dışında yine bir işte çalışıyordu ama bu sefer maaşı daha yüksek bir işe girmişti. Ailesine daha çok para gönderebiliyordu böylece. Son sınıfa gelmiş olmanın rahatlığıyla derslerine daha bir sıkı çalışmaya başlamıştı. Ömer’le arası da iyiydi. Ömer eski işinde çalışmaya devam ediyordu. Arada grupla da görüşüyor, bazı eylemlere katılıyordu ama bunlardan Ayşe’nin haberi oluyordu. Ancak Ömer’e karşı gruptan birileri fena halde takmış durudaydı. Özellikle de önceden yaşanan olaylar nedeniyle. Ömer bir şey yapmadığı, sakin davrandığı için ona bir şey yapmıyorlardı. Sadece bu olaydan bahsetmemişti Ayşe’ye. Onun dışında aralarından su sızmıyordu neredeyse. Ayşe’nin bittikten sonra evlenmeyi düşünüyorlardı hatta. İstedikleri tek şey buydu. Birlikte mutlu bir yuva kurmak, ömür boyu beraber yaşamaktı.

    Ömer’le Ayşe birlikte yemek yemek için anlaşmıştı bir gün. Ancak Ömer’in yürüyüşü vardı yine. Yürüyüşün bitimine az kala Ömer Ayşe’yi aradı. Ayşe’de işinden izin alıp Ömer’in olduğu yere doğru gidiyordu. Tam o sırada hiç beklenmedik anda karşıt görüşteki grup geldi. Birden Ömer’lerin grubuna saldırmaya başladılar. Ellerinde silahları bile vardı. Her ne kadar ayırmaya çalışsalar da o kızgınlıkla iki grupta birbirlerine girmişti. Silahlar patlamaya başlamıştı. Ayşe o kargaşayı görünce korkudan tir tir titremeye başladı. Ömer kargaşanın arasında kalmıştı.

    — Ömer! Nerdesin?

    Ayşe bağıra bağıra Ömer’i arıyordu. Kendisine saldıranlardan kurtulmak için Ömer kendisini dövenlere karşılık verdi. Sonra Ayşe Ömer’i gördü.

    — Ömer! Gel lütfen. Bırak şu kavgayı çok korkuyorum.

    Ömer ona saldıranlara vurarak yere düşürdü. Tam Ayşe’ye doğru ilerlerken iki el silah sesi duyuldu. Ömer durdu bir anda. Ayşe ne olduğunu anlayamadan Ömer yere yığıldı. Kurşunlar Ömer’e sırtından isabet etmişti. Ayşe haykırarak Ömer’in yanına gitti. Ömer’i düştüğü yerden kaldırmaya çalıştı ama olmadı. İki kurşun da arkadan Ömer’in kalbine isabet etmişti. Arkadaşları Ömer’in ve diğer arkadaşlarının vurulduğunu görünce öfkeyle saldırdılar karşılarındakilere. Arkadaşlarını vuranı yakalayıp ona sertçe vurmaya başladılar. Olayı dışarıdan izleyenlerse yaralılar için ambulansı çağırdılar hemen. Polis olaya müdahale edemeden olan olmuştu. Ayşe Ömer’i uyandırmaya çalışıyordu.

    - Ömer uyan hadi ne olur! Bırakma beni…

    Ömer sadece “Ayşe’m” diyebilmişti ve gözleri kapandı. Ayşe hem ağlıyor hem de Ömer’in uyanıp ona “iyiyim, beni merak etme” demesini bekliyordu ama artık bu imkânsızdı. Ömer Ayşe’nin kollarında can vermişti. Ömer’in öldüğünü fark ettiğinde çığlıklarla ağlamaya başladı. Etraftakiler Ayşe’yi oradan uzaklaştırmak istediler.

    — Hadi kalk kızım, olan olmuş artık.
    — Bırakın beni!!! Gidin başımdan !!

    Ayşe Ömer’in öldüğüne inanmak istemiyordu. Uyanması için yüzüne vuruyordu ama nafile. Ömer’e sımsıkı sarıldı.”Bırakma beni, bırakma beni..” diye diye o da kendinden geçti.

    Uyandığında kendisini hastanede buldu. Yanında sınıftan arkadaşları vardı. Olan biteni öğrenmiş Ayşe’nin yanına gelmişlerdi. Ayşe ne olduğunu hatırlayınca ağlamaya başladı. Yattığı yerden kalkmaya çalıştı Ömer’e gitmek için. Onun kalkmasını önleyerek yatırdılar yeniden yerine. Kendini zorlamaya başlayınca hemşire sakinleştirici yaptı. Ayşe tekrar uyumaya başladı.

    Ömer’in ailesi olanları öğrendiğinde çılgına döndü. Hastaneye gelip oğullarının cansız bedeniyle karşılaşınca şok oldular. Ömer’in arkadaşları, sevdikleri, bu olayı duyan herkes hastaneye koşmuştu. Ömer’i vuran, kavgaya herkes tutuklanmış, gözaltına alınmıştı. Onlar cezalarını çekip çıkacaklardı peki ya Ömer… O geri dönebilecek miydi? Geride kalanlar onun acısına nasıl dayanacaklardı?

    Ömer’in cenazesine bütün, iş olsun, okul olsun arkadaşları, bütün akrabaları gelmişti. Ayşe de oradaydı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta zor duruyordu. Elinden ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu. Bu acıya nasıl dayanacak, Ömersiz nasıl yaşayacaktı? Sürekli bunları düşünüyor, sürekli ağlıyordu. Cenaze töreni yapıldıktan sonra Ayşe’yi yurda götürmek istediler. Ama Ayşe tepeye gitmek istediğini söyledi. Onlar da belki Ayşe’ye iyi gelir diye onu tepeye götürdüler. Ayşe Ömer’in onu sevdiğini söylediği yere gidip oturdu. Diğerleri de peşinden giderken Ayşe onları eliyle durdurdu. Onlar da Ayşe’yi yalnız bıraktı, uzaktan ona bakıyorlardı. Ayşe ağlayarak Ömer’le geçirdiği günleri düşünüyordu.

    — Ben sensiz ne yaparım şimdi? Seninle evlenecektik, küçük bir evimiz olacaktı. Şimdi neden ben yalnızım? Neden?

    Ayşe dalgın gözlerle denize bakıyordu. Bu acıya dayanması çok zor olacaktı. Yeniden hayata tutunmak, yeniden yemek, içmek, gülmek… Bunlar ona o kadar uzak geliyordu ki artık. Ama hayat bu işte. Bir şeyler bitse de yeni heyecanlar, yeni sevgiler tekrar başlayacaktı. Önemli olan hayata yeniden tutunabilmek, kendini bırakmamaktı…


      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:09 pm