Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    VUSLAT (ESRA BAYKARA)

    Paylaş

    1001110012

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    VUSLAT (ESRA BAYKARA)

    Mesaj  1001110012 Bir Cuma Ara. 24, 2010 2:39 pm

    Kış yaklaşıyordu yavaş yavaş. Havalar git gide soğumuştu bile. Bu kadar soğuğa karşı herkes dışarıdaydı. Kadınlar bahçelere toplanıp sohbet ediyor komşularına dert yanıyor, erkeklerse kahvelere gidip oyun oynuyorlardı. Bazen kavgalar oluyor kahvehanedeki sandalyeler havada uçuşuyordu. Bugünlerde pek bir olay olmuyor günler sakin geçiyordu.

    Kamil ve aynı yaştaki arkadaşları köydeki son günlerini geçiriyordu. Birkaç gün sonra askere gideceklerdi. Köyün meydanında kasıla kasıla yürüyor, son günlerinin tadını çıkarıyorlardı.

    Kamil’in askerliği Siirt in Şirvan ilçesine çıkmıştı. Ardında üç çocuğu ve sevmeyerek de olsa amcasının isteği üzerine amcasının kızı Ayşe’yi bırakacaktı. Gideceği gün yaklaşıyordu. Bir yandan çok uzaklara üstelik terörün hat safhalara ulaştığı bir bölgeye gideceği için içten içe üzülüyor, kendini şanssız görüyor fakat erkeklik gururuna yedirip de bunu kimseye söyleyemiyordu. Bir yandan ise o mutsuz zoraki geçen hayatından kısa süre içinde olsa uzaklaşacağı için seviniyordu. Gitme günü gelmişti artık… Bütün köylüler köyün meydanında toplanmış davul zurna eşliğinde halay çekiyorlardı. Vatan uğruna bir evlat daha yetiştirmenin sevinci içinde şenlikler yapıyorlardı. Etraftaki bu mutluluğa bu hareketliliğe karşı Kamil’in içinde garip duygular, heyecan ya da korku anlayamadığı hisler vardı. Önce çocuklarını öptü. Sonra annesine yönelip onun hayır duasını aldı, babasına dönüp helallik istedi. En son Ayşe’nin yanına gelip, sadece çocuklara ve kendine iyi bakmasını söyleyerek sanki bir yabancıyla vedalaşırcasına ayrıldı.

    Yolu uzundu Kamil’in. Aklında nereye gittiğine, neler görüp neler yaşayacağına dair hiçbir şey yoktu. Koca bir boşluk içinde bilinmezliğe doğru gidiyordu. On beş saat yol gitmişti, fakat hiç uyumamıştı, sersem gibiydi. Sonunda Siirt e vardı. Otobüsten inince önce bir etrafı süzdü ne yapacağını nereye gideceğini bilemedi bu yabancı memlekette. Köyünden dışarıda bir yere ilk defa geliyordu üstelik. Artık teslim olması gerekiyordu. Etraftaki insanlara sora sora askerlik şubesini buldu ve teslim oldu. Artık resmi olarak bu vatanın bir askeriydi. İlk günleri zor geçti alışamamıştı başlarda ama nöbetler eğitimler derken zaman su gibi akıp gidiyordu. Bu yabancı şehre geleli üç ay olmuştu bile. Şu kısa zamanda kendini herkese sevdirmişti bile. Dürüstlüğüyle bilgisiyle ön plana çıkmıştı. Çarşı iznine çıktığı zamanlarda şehir halkından kendine bir çevre edinmişti bile. İzin günleri onlara yemeğe gidiyor, onlarla konuşup dertleşiyordu. En çok Ahmet Ağabeyi seviyordu. Kendinden yaşça büyük olmasına rağmen onun dilinden anlıyor ona yardımcı olmaya çalışıyordu. Ahmet de onu çok sevmişti, onu kendi kardeşi yerine koymuştu. Ahmet Kamil’i sık sık evine getiriyor,özlediğini düşünerek çeşit çeşit ev yemekleri yediriyordu.

    Kamil bir gün yemeğe gitmişti. Evde önceden hiç görmediği, Ahmet abisinin yeğeni vardı. Kamile…

    İçinde anlam veremediği bir şeyler oldu. Kamile’yi öncenden görüp görmediğini hatırlamaya çalıştı. Ama yok yok görse kesinlikle unutmazdı böyle bir güzelliği utangaç bakışları, uzun sarıya yakın renkte ki saçları o tutsan kırılacak gibi duran narin elleri unutulacak gibi değildi . Bütün gün gözünü Kamile’den alamadı. Onda kendini büyüleyen bir şeyler buldu ama hala ne olduğunu bulamadı, birden içinden onunla evlenmek geldi. Evet evet onu istiyordu. Bu geçici bir duygu değildi. Zaten Ahmet abi ve ailesi tarafından çok seviliyordu, Kamile’yi ona vermemeleri için hiçbir sebep yoktu. Bu fikir uzun süre kafasını meşgul etti. Askerliğinin bitmesine sayılı günler vardı, gidip isteyecekti Kamile’yi

    Askerde ki son günü geldi çattı. Bir yandan seviniyor, arkadaşlarından ayrılacağı içinse çok üzülüyordu. Herkesi tek tek öptü ve kapıdan çıktı. Bir iki adım attıktan sonra arkasını dönüp arkadaşlarına baktı. Neredeyse iki senesi geçmişti onlarla, birlikte gülüp birlikte ağlamışlardı. Gözleri doldu birden meğerse bilmeden ne çok bağlanmıştı onlara Ümit, Samet, Mesut, Mahmut, Vedat, Lütfü ve daha birçok arkadaşı…Onları çok arayacak özleyecekti.

    Yolda giderken birden aklına Ahmet ağabeyi geldi. Ona gidip Kamile’yi isteyecekti. Hemen Ahmet ağabeyin yanına giderek konuyu ona açtı. Niyetinin ciddi olduğunu, Kamile’yi çok mutlu edeceğini söyledi ama atladığı, anlatmadığı, gizlediği bir nokta vardı; Ayşe ve üç çocuğu. Onlardan evli olduğunu gizlemiş kendini kimsesiz olarak tanıtmıştı. Şuan Kamile’den başka hiçbir şey düşünemiyor, söylediği yalanlar aklına bile gelmiyordu. Şimdi tek hayali Kamile idi. Ayşe’yi ve çocukları daha sonra bir şekilde söylerdi ya da bir daha memlekete bile gitmez ve hiçbir şey açıklamak zorunda kalmazdı. Aslında ne büyük bir çıkmazın içindeydi. Bir yanda görür görmez tutulduğu Kamile bir yanda ise sevmeyerek de olsa aldığı Ayşe ve kendi kanından kendi canından olma üç çocuğu vardı.Ne yapmalıydı? Biraz da kendini düşünmeliydi galiba…

    Sonunda istediği oldu Kamil Kamile’sine kavuştu. Çok mutluydu Kamil,memlekete dönmek aklının ucundan bile geçmiyordu.Siirt’e yerleşmişler bir düzen kurmuşlardı bile.Ayşe,çocuklar annesi,babası kimse gelmiyordu aklına.Mutluluğunun keyfini çıkarıyordu,sadece Kamile ve o…Mutlulukları daha da artacaktı,çünkü Kamile hamileydi.Kamil sanki ilk defa çocuğu olacakmış gibi sevinçliydi.Kamile’ye gözü gibi bakıyor,elini sıcak sudan soğuk suya değdirmiyordu.Oysa Ayşe’ye hiç böyle davranmamıştı Ayşe’den olan çocuklarına bile yakın davranmazdı ki Ayşe’ye ilgi göstersin.Her şey o kadar yolunda gidiyordu ki şimdi Ayşe’yi düşünmek istemiyordu.Tam o sırada telefon çaldı,arayan Kamil’in annesiydi.Nasıl bulmuştu acaba Kamil’i?Annesi:

    -Kamil, nerdesin?
    -Anne!!!!
    -Oğlum, annem, kınalı kuzum,
    -Baban çok hasta çok, sabaha çıkmaz çabuk gel oğul…

    Zeynep anne bunları söyleyerek telefonu kapattı. Aylar sonra ilk defa oğlu ile konuşabilmişti.Oğlunun sesini duyduğuna çok mutlu olmuştu aslında, ama içi yanıyordu.Kocası Mehmet efendi çok hastaydı.Belki de şuan son anlarını yaşıyordu.Onu kaybetmek Zeynep anneyi çok üzüyordu,yaşlı yüreği bu yükü nasıl taşıyacaktı bilemiyordu…

    Kamil telefonu kapadıktan sonra koşar adımlarla eve ilerliyor bir yandan da babasıyla olan anıları aklına geliyor gözyaşlarına engel olamıyordu. Kamil hiç vakit kaybetmeden Kamile’yi de alarak hemen yola koyuldular. Yol boyu Kamil hiç konuşmadı, konuşamadı… Kamile ise Kamil’in bu haline üzülüyor ama söyleyecek bir söz bulamıyordu. Aslında yol boyu Kamil babasını düşünürken Kamile’yi tamamen unutmuştu, o çok sevdiği Kamile’si Ayşe ve üç çocuğunu öğrenecek belki de Kamil’e olan büyük aşkı bir an nefrete dönüşecekti ama Kamil babasının acısıyla bunları düşünemiyordu…

    Kamil’in geleceğini herkes duymuştu. Köyün girişinde karşıladılar onları fakat meraklı gözler Kamil’in yanında ki Kamile’nin kim olduğunu anlamaya çalışıyorlardı ve en kötüsü bu gözlerden birisi ise üç çocuğunun annesi olan Ayşe idi.İşte o an Kamil Kamile’sine bir açıklama yapması gerektiğini hatırladı. Ama şimdi bunun ne yeri nede sırasıydı. Köylü kadınlar Kamil ve Kamile geçerken oturup onları izliyor kendi aralarında Kamil Kürt kızı getirmiş diye konuşuyorlardı. Kamil kimseye aldırış etmeden hızlı hızlı yürüyordu. Birden büyük oğlu Hikmet’in koşarak yanına geldiğini fark etti. Oğlunu görünce sevinmişti aslında ama bir yandan da panik oldu. Kamile’ye ne diyecekti? Kamile duysa ne tepki verirdi acaba? Şimdi bunları düşünecek zaman değildi ama elinde olan bir şey değildi bu. Derin bir boşluk hissetti içinde Kamil. Kime ne diyecek, ne açıklama yapacaktı. En önemlisi bütün bunları ne zaman yapacaktı, yapabilecekti. Her şey iyice sarpa sarmıştı Hikmet’i Kamile’ye kardeşi olarak tanıttı. Şimdilik böyle diyerek bir yol bulmuştu ama daha sonra ne yapacaktı. Nasıl çıkacaktı bu işin içinden. Buraya babası için gelmişti şimdi onu düşünmeliydi ama yapamıyordu aklı hep Kamile’ye ne diyeceğindeydi. O kadar düşünüyordu ama hiçbir çıkar yol bulamıyordu. Hayatının en zor dönemiydi bu galiba. Kamile’yi çok seviyor onu kaybetmek istemiyordu ama bir yandan da üç çocuğu vardı. Tamam Ayşe’yi isteyerek almamıştı sevmiyordu ama üç çocuk kendi canındandı ne olursa olsun onları bir kenara atamazdı. Ya babası? Şimdi önemli olan o’ydu. Kendinden utandı babası bu durumdayken bunları düşünebildiği için.

    Kamil düşünceleri eşliğinde bayağı hızlanmıştı. Kamile ona yetişmekte güçlük çekiyordu ama Kamil bunun farkında bile değildi kendini öyle bir kaptırmıştı ki… Babasının evi göründü hemen koşarak içeri girdi. Babası beklediğinden daha kötü haldeydi. Beklide son anlarını yaşıyordu şu an. Kamil babasının yanına gitti, dizlerinin üzerine çöktü ve babasının ellerini avucunun içine aldı. O an aklına babasıyla yaşadığı anıları geldi. Baba oğuldan çok arkadaş gibiydiler onla. En yakın dostuydu babası Kamil için. Ona hiçbir zaman bir şey olmayacağını düşünür babasını hep güçlü görürdü ama şimdi… Babası Kamil’e bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Tam olarak ne demek istediği anlaşılmıyordu ama galiba annesine ve ailesine sahip çıkmasını onları bir daha yalnız bırakmaması gerektiğini söylüyordu. Kamil babasına ailesini bir daha ne olursa olsun yalnız bırakmayacağına daima onların yanında olacağına dair söz verdi.

    Bütün bunlar en fazla beş dakika içinde oldu. Kamil babasını en fazla beş dakika görebildi ve Mehmet Efendi ruhunu teslim etti. Herkes bu sonuca kendini hazırlamıştı. Kamil hariç herkes üzülmüştü ama bu durum en fazla Kamil’i etkiledi. Ya yetişemeseydim babamı son kez göremeseydim diye geçirdi içinden. Evin içinde çığlıklar yükseliyordu. Ağıtlar yakılmaya başlanmıştı bile. Zeynep anne bu yaşananlara daha fazla dayanamamış fenalaşmıştı. Herkes onun başına toplandı. Kamil annesini sakinleştirmeye çalışıyordu ama nafile. Zaten bu durumda nasıl sakin olunabilirdi ki. Hayat arkadaşı can yoldaşı gözlerinin önünde ölmüştü. Zeynep anne gerçekten iyi değildi. Kamile kolonya bulup getirmiş Kamil’e uzatmıştı. Kamil de kolonyayı annesine koklatıyor sakin olması kendini bırakmaması için ona dil döküyordu. Kamile ortalarda boş boş dolanıyor kimseyi tanımadığı için bir köşede öylece dikiliyordu. O kargaşada kimse Kamile’yi fark etmemişti. Kamil Kamile’yi alıp başka bir odaya götürdü.Ona dinlenmesini odadan çıkmamasını tembih etti.Kamile denileni yaptı ve odadan çıkmadı.Dışarıdan sesler geliyordu..Biri:

    ‘Kamil karın seni çağırıyor’ diyordu.

    Kamile düşündü ben onu aramıyordum ki zaten beni de burada kimse tanımıyor. Bu ne demek oluyordu şimdi…Yanlış duymuş olamazdı herhalde başka bir Kamil’den bahsediyorlar diye düşündü ve yatağına yattı.

    Gözlerini yavaşça araladı sanki daha yeni yatmıştı ama saate bakınca yeni değil yatalı beş saat olduğunu fark etti. Dışarıda ki gürültü daha bitmemişti, hala bir koşuşturmaca vardı. Çok susamıştı su almak için mutfağa doğru yöneldi. Mutfakta iki üç kişi vardı ama mutfak küçük olduğu için çok kalabalık görünüyordu. Mutfakta ki bir kadın..

    ‘Gözün aydın Ayşe Kamil dönmüş’ dedi.

    Ayşe ise sadece gülümsüyor ağzını açıp tek kelime etmiyordu. Kamile bu olanlardan hiçbir şey anlamamıştı. Acaba bahsettikleri Kamil benim Kamil mi? Diye düşünmeden edemiyordu. Kamile sessizce tekrar odasına yöneldi ama aklı hala mutfakta ki konuşmalardaydı. İçine bir kurt düşmüştü bile. Biran önce Kamil’i bulup konuşmak istedi ama nerede olduğunu bilmiyordu bu yüzden mecbur odada beklemeliydi. Çokta sıkılmıştı… Odanın perdesini arayıp camı açtı. Dışarısı çok kalabalıktı, sanki bütün köy oraya toplanmıştı. Daha da yolda gelenler görünüyordu.

    Kamile bu kadar kalabalığı görünce çok sevilen ve itibarı olan bir aile galiba diye düşündü. Nitekim gerçekten de öyleydi. Kamil’in ailesi köyün en zengin, en sevilen saygı gösterilen ailelerinden biriydi. Derdi olan herkes onlara gelir derdine derman bulmadan gitmezlerdi. Kamil’in rahmetli babası Mehmet Efendi çok bilgili bir adamdı, Kamil’i de öyle yetiştirmişti. Bütün bildiklerini ona öğretmişti. Oğlunun da bilgili saygın biri olmasını istiyordu çünkü. İstediğinde olmuştu zaten Kamil babasının bütün dediklerini yapmış öğrenmesi gereken her şeyi öğrenmişti ondan.

    Eve gelen misafirlerden Kamile’yi camda görenler birbirlerine bir şeyler fısıldıyordu Kamile’yi konuşuyorlardı. Herkes onun Kamil’in getirdiği Kürt kızı olduğunu biliyordu ama onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Nerden bilsin ki garibim sorgusuz sualsiz güvenmiş Kamil’e kalkıp buralara kadar gelmişti. Kamile camı kapatıp içeri doğru yöneldi. Odanın içinde gidip gelmeye başladı bu sırada bir şeyler düşünüyordu ama ne olduğunu kendide bilmiyordu. Birden gözüne duvardaki resim ilişti. Resimde Kamil üç çocuk ve o mutfakta gördüğü kadın vardı Ayşe. Çocuğun biri Kamil’in kardeşim diye tanıttığı Hikmetti. Kamile bu resme bir anlam veremedi. Hepsini kardeş sandı ve kardeşler birlikte fotoğraf çekinmişler diye geçirdi içinden. Masumene bir fotoğraftı ona göre.

    Dışarıdaki sesler git gide arttı. Ölü yıkama işlemi bitmişti galiba. Kamile odada durmaya daha fazla dayanamadı ve Kamil’i aramak için dışarı çıktı. Evde adım atacak yer yoktu. Zorla geçtiği kalabalığın arasından bahçeye doğru ilerledi. Biraz etrafa bakındıktan sonra Kamil’in kardeşi olarak tanıttığı Hikmet’i gördü. Hikmet’e doğru yürüdü.

    “ Hikmet Kamil ağabeyi gördün mü? “ dedi.
    Ahmet :
    “ Babamı mı? “ diye karşılık verdi.

    Baba kelimesi Kamile’nin kafasına inen bir tokmak gibiydi. Biranda söyleyecek bir söz bulamadı. Ayaklarında bir güçsüzlük, ellerinde bir uyuşma hissetti. Gözleri kararıyor, ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Hemen duvarın yanına gidip yaslandı. İçinde koca bir boşluk hissetti. Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. İçinden kaçıp gitmek geldi ama nereye gidebilirdi ki burada hiçbir yeri bilmiyordu. Mecbur Kamil’i bulmalıydı ama kendinde yürüyecek gücü bulamadı. Tam bu sırada Kamil bahçe kapısında göründü. Kamil hemen Kamile’nin yanına koştu. Yüzünde bir endişe belirtisi vardı.

    Kamil :
    “ Ne oldu sana? “ diye sordu.
    Kamile :
    “ Sen evli misin Kamil? ”diye sordu.

    Kamil biranda şok oldu. Böyle bir günde böyle bir şey beklemiyor, daha sonra söylerim diye planlıyordu ama Kamile bir şekilde öğrenmişti. Öğrenmişti öğrenmesine ama nasıl?

    Kamil :
    “ Nerden çıktı bu şimdi? “ diye sordu.

    Kamile geldiğinden beri duyduğu cümleleri, resimleri ve son olarak Hikmet’in dediklerini Kamil’e anlattı. Kamil’in kaçacak bir yeri kalmamıştı artık mecbur bir açıklama yapmalıydı ama şimdi diyecek bir söz bulamadı. Kamile’yi kaybetmek istemiyordu onu daha fazla üzmeden daha fazla yaralamadan bir şeyler yapmalı olanı biteni anlatmalıydı. Artık gerçeği söylemeliydi. Ama şuan böyle bir şeye hazır değildi Kamil.

    Kamil :
    “ Daha sonra konuşalım mı bunları Kamile? “ diyerek lafı geçiştirdi.

    Kamil’in bu halleri Kamile’yi daha da kötü yapmış duyduklarının doğru olduğuna iyiden iyiye inandırmıştı. Kamile cenaze olduğu için bu konuyu daha fazla uzatmadı ama sadece görünürde… Gerçeği tam olarak öğrenmeden asla içi rahat etmeyecekti. İçindeki huzursuzluk geçmeyecekti. Kamile sürekli olanları düşünüyor bir türlü çıkar yol bulamıyordu. Kamile kendini toplayıp odasına doru ilerledi. Koridordan geçerken sanki herkesi kendine bakıyor gibi hissetti. Kendini hemen büyük bir gayretle odaya attı, yatağın üzerine uzandı. Gözü tavandaki lambaya takıldı kaldı. Derin düşüncelere daldı Kamile. Memleketi geldi aklına. Orayı şimdiden çok özlemişti. Burası Kamile’yi boğuyordu sanki memleketinin kokusunu havasını özlemişti daha ilk günden. Keşke gelmesem diyordu bir yandan da. Ne işi vardı ki burada buraya ait değildi o. Burası tamamen yabancıydı ona konuşmalarını bile tam anlamıyordu zaten. Yeni yeni öğrenmeye başlamıştı Türkçeyi.

    Kamile Kafasını yavaşça yana doğru çevirdi. Gözüne tekrar o fotoğraf çarptı. Yavaşça yatağından kalkarak resme doğru yöneldi. Resmi duvardan söküp eline aldı ve tekrar yatağına dönüp yattı. Uzun bir süre resmi inceledi. İncelemiyordu aslında boş boş bakıyordu sadece. Birden gözüne Ayşe takıldı. Onunla aynı evde bulunuyorlardı ama birbirlerinden habersizdiler. En azından şimdiye kadar. Kamile biliyordu artık Ayşe’yi. Kuma diyeceklerdi onlar için bu çok ağır bir sıfattı Kamile’ye göre. Ayşe’den sonra Hikmet çarptı gözüne. Kamil onun için kardeşim demişti meğerse oğluymuş nasılda inandım diye düşündü Kamile. İki çocuk daha vardı hiç görmediği. Kamil ne zaman evlenmişti acaba? Fotoğrafı birlikte çekinmişlerdi ama hiç mutlu görünmüyorlardı. Ayşe ve Kamil hiç karı koca gibi durmuyordu. İkisi de birbirine çok uzak durmuş sanki tanımıyormuş gibi çektirmişlerdi fotoğrafı.

    Kamile hemen şu cenaze işlerinin bitip Kamil’in bir açıklama yapmasını istiyordu. Ne oluyordu? Kamil neden yalan söylemişti? Daha birçok soru vardı cevaplanmayı bekleyen. Artık beklemekten ciddi anlamda sıkılmıştı ama biraz daha sabır etmesi gerekiyordu. Merak ettiklerini öğrenebilmek için biraz daha dişini sıkacaktı. Elbet her şeyin bir açıklaması vardı her şey eninde sonunda gün yüzüne çıkacaktı çıkmalıydı da.

    Aradan bir hafta geçmişti. Evdeki kalabalık git gide azalmış, eve sessizlik hakim olmaya başlamıştı. Kamile’nin sonunda istediği oldu. Kamil evin sakin olduğu bir zamanda Kamile’nin yanına gitti. Gitmişti gitmesine ama ne söyleyeceğini kendiside bilmiyordu. Cümlelerini toparlamada güçlük çekiyordu Kamil. Zaten ne diyeceğini de bilemiyordu. Nerden başlamalıydı acaba? Evet bir açıklama yapmalıydı ama yaptıklarının bir açıklamadı yoktu ki. Kamil’in bu suskunluğunun sonunda Kamile’nin daha fazla sabrı kalmamıştı.

    Kamile :
    “ Evet Kamil seni dinliyorum “ diye bir çıkışta bulundu.
    Kamil :
    “ Kamile bak öncelikle seni sevdiğimi bil. Seni kaybetmek istemiyorum. “ dedi.
    Kamile :
    “ Hala bir açıklama bekliyorum Kamil, neler oluyor “ diye karşılık verdi.

    Kamil tekrar düşünmeye başladı. Camın kenarına gidiyor söyleyeceklerini tasarlıyordu kafasında. Kamile’nin daha fazla sabrı kalmamıştı oda farkındaydı ama elinden de bir şey gelmiyordu ki. Kamile daha fazla dayanamadı ve;

    “ Sana soruyorum Kamil “ diye bağırdı.

    Gözlerinde büyük bir kızgınlık hissediliyordu. Kamil böyle bir çıkış beklemiyordu Kamile’den. Sonunda başladı olanı biteni anlatmaya.

    “ Ben henüz on beş yaşında amcamın kızıyla evlendirdiler. Çocuktum tabi böyle şeyler düşünmüyor bilmiyordum. Büyüklerim ne derse onu yapıyordum. Amcam beni çok severdi ve kızını hep bana vermek isterdi ki istediği gibide oldu. Evlendim ama sevmeden. Zaten bilmiyordum ki sevmenin nasıl olduğunu. Sadece bana denileni yaptım ben hiç düşünmedim olabilecekleri. Sonra işte askerlik zamanım geldi. Kader işte askerliğim Siirt’e çıktı senin yanına. Seni gördüm bir gün görür görmez sevdim seni. Senle anladım sevmenin ne demek olduğunu. Eğer size evli olduğumu söyleseydim ne seni bana verirdi amcanlar, ne de sen beni severdin. “

    Kamil bütün bunları gerçekten hissederek söylüyordu. İlk defa birini sevmişte ve kaybetmekten korkuyordu. Kamil’in ağzından bu cümleler dökülürken Kamile’nin de gözünden yaşlar akıyordu. O da Kamil’i çok seviyordu. Onun için doğup büyüdüğü toprakları memleketini bırakıp gelmişti ama bu olanlar Kamile’nin çok zoruna gidiyordu. Onun bir suçu yoktu ki sadece güvenmekti bu kadar derinden. İkinci insan olmak kuma diye adlandırılmak ona çok ağır geldi. Ama artık dönemezdi. Onlarda evden gelinlikle çıkılır ancak kefenle geri girilebilirdi. Ne kadar güçte olsa bütün bunlara katlanmak zorundaydı. Sadece boynunu bükebildi Kamile. Elinden gelen tek şey ağlamaktı. Kaderim böyleymiş deyip katlanacaktı her şeye hamileydi üstelik zaten dönüşü yoktu bu işin, çocuk olunca da hiçbir şekilde geri dönemezdi. Bütün bu olanların ardından Kamil gayet rahat bir şekilde:

    “ Hadi kendini toplada annemin yanına gidelim artık, onun asıl gelini sensin seni görmek ister. “ dedi Kamil.

    Kamile kendini topladı, gözünün yaşını sildi ve Zeynep annenin yanına doğru gitti. Kamile biraz heyecanlıydı geldiğinden beri ilk defa biriyle tanışacaktı üstelik bu Kamil’in annesiydi. Onunla iyi geçinmeli kendini sevdirmeliydi. Zeynep anne çok sıcak kanlı bir insandı. Kamile’ye hemen ısınmış çok sevinmişti. Kamile’nin becerikli, bilgili olması da ayrıca hoşuna gitmişti. Bütün bunlar olurken birden içeriye Ayşe girdi. Kamile Ayşe’yi görünce ne yapacağını bilemedi. Ayşe zaten sessiz, mülayim bir insandı. Bir şey diyecek hali yoktu. O her şeyi kabullenmişti çoktan. Herkesin kafasının içinde bir sürü konuşmalar vardı fakat kimse söylemiyordu. Odaya derin bir sessizlik hakim oldu. Kamil iyice gerilmiş,hava almak için dışarı çıkmıştı. Kamil gidince Zeynep anne bu sessizliğe bir son verdi.

    “İkinizde benim gelinimsiniz. Biliyorum ikiniz içinde çok zor bir durum ama kaderiniz böyleymiş yapacak bir şey yok. Eğer birbirinizle iyi geçinirseniz hiçbir sorun olmaz. Kamil de mutlu olmuş olur “ dedi
    Mecbur iyi geçineceklerdi. Yoksa bir ömür böyle geçmezdi. Hem Kamile hem de Ayşe uyumlu insanlardı. İyi anlaşacakları, kuma değil de kardeş gibi olacakları kesindi.

    Günler, aylar geçti. Herkes yeni durumuna alışmıştı. Artık ne olanlara neden,niye diyorlardı ne de yaşanacaklara. Hayat önlerine ne sunarsa onunla yetiniyor fazlasını istemiyorlardı.

    Kamile hamileliğinin son günlerini yaşıyordu. Birkaç gün içinde doğum yapacaktı. Artık yerinden birinin yardımı olmadan kalkamıyor, zorlanıyordu. Bütün işler de Ayşe’ye kalmıştı. Kumasıydı belki ama ona çok üzülüyor onu artık kardeşi gibi görüyordu. Kamile her gün olduğu gibi yine aynı saatte yattı yatağına. Memleketini düşünürken uyuya kalmıştı. Gece yarısı büyük bir sancıyla uyandı. Doğum yapacaktı. Kamil hemen koşup köyün ebesini çağırdı. Onlar gelene kadar Kamile’nin doğumu başlamıştı bile Zeynep Anne ile Ayşe hemen bir sıcak su hazırladılar o sırada ebe geldi. Kamil’i odadan dışarı çıkardılar. Kamile’nin doğumu çok zor olacağa benziyordu, nitekim öyle de oldu. Kamile’nin çok kanaması vardı ebe önce çok telaşlandı ama sonra kanamayı durdurmayı başardı. Çocuk ise çok sağlıklı görünüyordu. Sonunda her şey yoluna girdi. Anne oğul gayet iyilerdi ve derin bir uykuya daldırlar. Kamil bütün gece onları izledi. Bu gece yaşananlar Ayşe’yi çok etkilemiş hüzünlendirmişti. Ayşe Kamil’e üç çocuk vermişti ama Kamil hiçbirinde ne kapıda beklemiş ne de sabaha kadar onları izlemişti. Ebeyi bile çağırmaya rahmetli babası gitmişti kendini çok kötü hissetti Ayşe ama yapacak bir şey yoktu. Ertesi gün çocuğa isim koydular Cevat…

    Artık Cevat Kamile’nin en büyük uğraşı olmuştu. Olanları düşünüp ağlamıyordu kaderine lanet etmiyordu. Cevat ona yeniden hayat vermiş gibiydi. Ondan başka kimseyi düşünmüyor kimseyle ilgilenmiyordu. Kamil’in Ayşe’nin yanına gitmesine çok üzülür ağlardı. Şimdi ise hiç takmıyordu bile. Gözü oğlundan başkasını görmüyordu.

    Cevat günden güne büyüyordu. Çok ta tatlı olmuştu ama bir gün kızamığa yakalandı. Ölümcül bir hastalık olmamasına rağmen bir gün beşiğinde ölü olarak bulundu. Kamile Cevat’ı öyle görünce ne yapacağını bilemedi bağırmak istiyordu ama sesi çıkmıyordu sanki.Şu an için tek yapabileceği Cevat’ın ölü bedenini alıp göğsüne bastırarak ağlamaktı sanki. Kamile kendisi dalı kırılmış ağaç gibi hissediyordu. Gözü artık hiçbir şey görmüyor. Yaşamaktan zevk almıyordu Kamil de çok üzülmüştü ama elden gelen bir şey yoktu.

    Cevat’ın ölümünden üç dört ay geçti. Kamile kendini iyice işe vermiş zaten kimsesiz olduğu şu memlekette kendini daha da yalnız hissetmeye başlamıştı. Karar verdi buradan gidecek ve yaşadıklarını unutacaktı. Kamil’in evde olmadığı bir gün bütün eşyalarını toplayıp yola koyuldu. Gitmekte kararlıydı ama nasıl? Tepeler aşmış köyü çok gerisinde bırakmıştı. Ne yöne gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Yoldan gelip geçen bir arabada yoktu ki ortada… Etrafına bakındı ama görünürdü tek bir Allah’ın kulu bile yoktu. Gidemeyeceğini buraya mahkum olduğunu anlayarak dizlerinin üzerine çöktü. İçinde öyle bir acı vardı ki. Yerde ki taşların dizlerine batığını canını acıttığını hissetmiyordu bile. Ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu elinden. Memleketini düşünüyordu ailesini… Annesini çok özlemişti küçük bir kardeşi vardı şimdiye yürümeye başlamıştır, konuşuyordur diye düşündü. Birden aklına Kamil geldi. Bütün bu yaşadıkları acısı onun yüzünden diye düşündü. Sonra gözünün önüne Cevat geldi. Tek dayanağı onu buraya bağlayan tek şeydi o,ama artık oda yoktu. Sanki içinde koca bir ateş yanıyordu. Ne yapsa söndüremediği koca bir ateş.

    Kamile akşama kadar o tepede ağladı. Artık eve dönmesi gerekiyordu. Eve dönecek yine o hapse girecekti. Alışmıştı artık bu hapis hayatına, alışmışlık değil zorunda olmaktı belki de. Kaderini değiştiremezdi ya. İsyan etse bile kim duyacaktı onu kim silecekti yaşanılanları. Susmaktı tek yapabildiği , susmak ve boyun eğmek.

    Zaten zor geçen günler evlat acısıyla daha da zorlaşmıştı üstüne bir de memleket özlemi eklenince iyice çekilmez olmuştu. Ailesini çok özlemişti ama Kamil onlara ne bir adres ne bir telefon numarası vermişti Kamile’nin annesi kızından haber alamadığı için kahroluyor. Daha tam tanımadan birine verip gönderdiği için üzülüyordu. Her gün ağlıyordu, Kamile için...Gözleri tam görmüyordu artık çok ağlamaktan. Hasretlik bitirmişti hem Kamile’yi hem de ailesini. Ama çaresi yoktu, dönüşü yoktu olanların.

    Aradan yıllar geçti Kamile’nin iki kızı oldu. Güldane ve Vahide. Onlarla avunuyordu. Ayşe ‘in ise üç oğlu daha oldu. Bayağı geniş bir aile olmuşlardı artık. Beş erkek bir kız Ayşe’den iki kız da Kamile’den vardı çocuk. Hepsi öz kardeş gibiydiler. Ayrı gayrı yoktu aralarında. Her şey yolunda giderken birden Ayşe ‘in ölüm haberi geldi. Ayşe tarlada at arabasından düşüp bacağını yaramış vücudunda yara varken köye gelen sağlık görevlilerinden birinin yaptığı tetenoz aşısını olmuştu. Ertesi gün de ateşler içinde kıvrandıktan sonra ruhunu teslim etmişti. Ayşe’nin en küçük çocuğu Ömer daha bebekti ve Kamile’ye kalmıştı.

    Kamile hem kendi kızları hem de Ayşe’nin çocuklarını büyütüyordu. Durumları bayağı iyiydi. Kayadan oyma evlerden çıkmışlar yüksek bir yere o zamanın konağı denecek kadar güzel bir ev yaptırmışlardı. Evin etrafında büyük arazileri vardı. Evlilik çağına gelen oğullarını evlendirip herkese arazinin etrafına birer ev yaptırıp oturtmuştu Kamil.

    Artık Kamile çok seviliyordu köyde. Herkes onu tanıyor ona imreniyordu. Kamile çok çalışkandı. İneklere bakar, süt sağar, peynir yapardı . Bütün bu işlerin arasında çocuklarını da hiç ihmal etmezdi. Çocuklar artık büyümüştü ama yine de aklı hep onlardaydı. Köyde ona Siirt’ten geldiği için Kürt kızı diyorlardı. Bütün köy ona garip diye acırdı ama artık garip sayılmazdı çünkü çocukları vardı. Elinden her iş gelirdi düğünlerde aşçılık yapar civar köylere doğuma giderdi. Kamile’yi bu kadar bilgili ve becerikli gören herkes oğullarına Kamile’nin kızlarını alabilmek için adeta yarışırlardı ama Kamile kızları küçük olduğu için daha böyle şeyler düşünmüyordu. Kendisi küçük yaşta evlendiği için kızlarının da erken yaşta evlenip kendisi ile aynı kaderi paylaşmasından korkuyordu.

    Günler geçiyordu geçmesine ama aile hasreti hiç geçmiyordu. Yıllardır görüşememişti hiçbiriyle acaba ne durumdalar idi? Diye düşünmeden edemiyordu. Onlarda Kamile’yi düşünüyorlardı. Kızı vermişlerdi ama kime neye nasıl birine ve nasıl bir yerdeydi bunca zaman büyük çabalara rağmen Kamile’nin izine yıllarca rastlayamayan ailesi içinde durum çok zordu. Bir gün Nevşehirli bir polisle tanışmışlardı ona Kamile’yi anlattılar. Aslında anlatacak pek de bir şeyleri yoktu tek bildikleri Nevşehir’de olduğuydu. Ama neresinde ne şekilde ne halde…Polis bunlara çok acımış içi parçalanmış ve onlara çok acımıştı. Kamile’yi bulacağına dair söz verdi ve sözünü tuttu. Kamile’nin yerini öğrenir öğrenmez onlara telefon açtı Kamile’nin ailesi haberi alır almaz yola koyuldular ailesi de zaten bir annesi birde kardeşiydi. Kardeşi o buraya gelmeden önce kundakta bir bebekti şimdi ise askerliğini yapmış koca bir delikanlıydı. Birbirlerini görseler tanımazlardı bile

    Nihayet köye ulaştılar. Köylüler Kamile’yi kimsesiz sandıkları için gelen insanlara çok şaşırmışlardı. Büyük bir merak içinde onları Kamile’nin evine getirdiler. Kamile hasta yatıyordu o sırada üşütmüştü hiç hali yoktu kalkıp etrafına bakacak.

    Köylülerden biri:
    ‘Kamile kalk sana birini getirdik hele bir bak.’dedi.
    Komşusu Emine Hanım:
    ‘Bak bakalım tanıyacak mısın? Bunlar kim ‘ diye yineledi.
    Kamile güç bela kafasını kaldırıp baktı. Karşısında genç bir adam duruyordu onu iyice süzdü. Uzun boylu sarışın beyaz tenli bir delikanlıydı oldukçada yakışıklı olan bu gencin kim olduğunu çıkaramamıştı. Köylülere dönerek;

    ‘Ben bu kişiyi tanımıyorum bu kim?’ dedi
    Emine Hanım:
    ‘İyi bak bu senin kardeşin diye karşılık verdi’

    Kamile o sırada gözyaşlarına engel olamadı kardeşini bile tanıyamamıştı. Nasıl tanısın ki yıllardır görmüyordu hiç birini. Kardeşi o gittiğimde henüz kundaktaydı şimdi ise yakışıklı bir delikanlı duruyordu karşısında Kamile bir anda eskiyi düşündü ailesiyle geçen güzel günlerini acaba hatamıydı Kamil onun için bu soruyu daha öncede çok sormuştu kendisine ama Kamil’e olan aşkı her zaman baskın gelmişti tıpkı şimdi olduğu gibi. Kamile’yi uzun zamandır bu kadar sevindiren bir olay olmamıştı. Kardeşine sıkı sıkı sarıldı.yılların hasretini giderebilmek için…

    Kamile daha kardeşini görmenin şokunu atlatamamışken birden karşısına annesi çıkıverdi. Kamile bir şok daha yaşamıştı. Yıllardır hasretini çektiği annesine kavuşuştu sonunda. Annesi sanki hasretin verdiği ağırlıkla daha da yaşlanmıştı. Yüzü buruş buruş olmuştu. Gözleri ağlamaktan kör olmuştu. Anne kız kendini tutamıyor sürekli ağlıyorlardı. Onları gören köylülerde kendilerini alamıyorlardı ağlamaktan, köylüler Safiye anneyi ve Mustafa’yı çok sevmişlerdi. Her gün biri evine yemeğe davet ediyor çok güzel misafir ediyorlardı. Gitme vakti gelmişti. Giderken Kamile ve kızlarını da alıp götüreceklerdi. Herkes bunları çok merak ediyor ve görmek istiyorlardı. Son anda Kamil’de gelmeye karar verdi bu karara Kamil’in annesi karşı çıktı. Oğluna bir şey olacak diye çok tedirgindi yolculuk için hazırlık yaparken Zeynep anne kızları yanına çağırdı.

    Zeynep anne:
    ‘Bakın babanızı yalnız bırakmayın yoksa babanızı Kürtler öldürecek’ diye söyledi. Kızlar babalarına bir şey olacak diye çok endişelenmişlerdi.Bir anda gitme hevesleri körelmişti sanki. İki kız kardeş kendi aralarında konuştular

    Güldane:
    ‘Babaannemin söyledikleri sence doğru mu? Gerçekten babamı orada öldürecekler mi? Dedi

    Vahide:
    ‘Öyle olur mu bilmiyorum ama bence hiçbir şey olmayacak hem yalnız olmayacak ki babamda her zaman yanında bizlerde olacağız korkmamıza gerek yok Ablacığım. ’dedi

    Herkes hazırdı Zeynep anne ile vedalaştıktan sonra yola çıktılar. Uzun bir tren yolculuğunun ardından Siirt’e ulaşmışlardı. Kamile kız kardeşi Cemile ve akrabalarıyla hasret gideriyordu. Uzun yılların hasreti. Bütün bunlar olurken Güldane babasının peşini bırakmıyordu. Evde kadınları rahat bırakmak için Mustafa ve akrabaları ava gitmeye karar verdiler. Kamil’i de davet ettiler ve hep birlikte av için evden ayrıldılar. Ama Güldane bu durumdan çok rahatsız olmuştu hemen Vahide’yi kenara çekip Zeynep annenin söylediklerini hatırlattı. Vahide ise küçük olmanın verdiği rahatlıkla olsa gerek korkmasının yersiz olduğunu yanlarından Mustafa dayısının olmasının babalarına kimsenin zarar veremeyeceğini yineledi ve kadınların yanına geri döndü ancak Güldane bu kadar rahat olamasa da annesini huzursuz etmemek için mutluymuş gibi görünüyordu.

    Bu sırada Kamil’lerde av alanına varmışlardı bile, hemen avlanmaya koyuldular. Yakaladıkları avları hemen pişirip yiyorlardı yemeğin yanına bir şişe rakı açtılar Kamil çok içmiş orda sızıp kalmıştı. Bu durumda Mustafa’da eniştesini yalnız bırakmak istemedi orda kaldılar beraber diğerleri köye geri döndüler.

    Güldane avdan gelenler arasında babasını göremeyince ağlamaya başladı

    ‘Ninem söylemişti babamı öldürdünüz değil mi diye bağırarak ağlamaya devam etti’ bu sırada

    Remzi dayı:
    ‘Korkma kızım biz senin babanı niye öldürelim hem sizlere kıyabilir miyiz sanıyorsunuz baban ve dayın birlikte kalacaklar bu gece av yerindeler sabaha burada olurlar.’diyerek Güldane’nin başını okşadı.

    Saat epey ilerlemişti herkes yataklarına geçti,o gece Güldane için çok uzun süreceğe benziyordu ağlamıyordu ama endişesi devam ediyordu ve babasını görene kadar da rahatlayamayacaktı zor geçen gecenin ardından sabaha karşı uyuyakalmıştı uyandığında ise saat öğleye gelmek üzereydi gözlerini açar açmaz salona koştu ve babasını görür görmez boynuna atladı bütün ev halkı buna kahkaha atarak güldüler. Siirt’te birkaç gün daha kalıp evlerine döndüler Kamil ve ailesi. Dönüş Kamile için çok zor oldu ama bunca yılın hasreti biraz olsun dinmişti artık daha huzurlu olabilecekti. Onlar için tekrar hayat mücadelesi başlamıştı bile.

    Yıllar su gibi akıp geçiyordu hayatlarında ise değişen neredeyse hiçbir şey yoktu çocuklar büyümüş Zeynep anne biraz daha yaşlanmıştı artık düğünlerin başlama zamanı gelmişti. Her şey çok güzeldi en küçük oğul Ömer dışında ki tüm erkekler evlendiler Güldane, Vahide ve Ömer kalmıştı geriye.Kamile gurbet acısı çektiği için kızlarının yakınında olmasını istiyor bu yüzden onları köyden birileriyle evlendirdi ama Güldane’nin eşini Fransa’ya işçi olarak çağrılmıştı bu yüzden artık Güldanesiyle yılda bir defa izine geldiklerinde görüşebilecekti ayrılık acısı onu içten içe yiyip bitiriyordu buna alışamadan Vahide’nin eşi Nevşehir de bir iş buldu ve köyde merkeze geçmek durumunda kaldılar. İstemediği halde iki kızı da kendisinden uzak yerlere gelin gitmişti Vahide’yi daha fazla görebilme şansı olduğu için aklı Güldane de kalıyordu. Şehirde ki kızına ara ara gelir peynir süt yumurta getirirdi 5 çocuk Güldane’nin 5 çocuk Vahide’nin olmuştu. Kendisi garip olan Kamile torunlarının her zaman çok olmasını istemişti. Torunlarını çok sever onlar ne isterse alır yedirirdi. Eli çok bol biriydi köyde onun ekmeğini yemeyen kimse kalmamıştı. Şehirden giderken aldığı erzakları köydeki komşularıyla yemekten büyük keyif alırdı Kamile. Her şey güzel giderken zaman ilerlemeye devam ediyordu

    Kamil artık yaşlanmaya başlamıştı akciğer kanseriydi. Kamile onun her zaman olduğu gibi hasta halinde de yanındaydı bir an olsun onu yalnız bırakmıyor elinden geldiğince ona iyi bakmaya çalışıyordu. Kamil’in Ayşe’den olan oğlu Ömer de Kamile’ye destek olur babasına çok üzülürdü yine bir gün Ömer ile Kamile tarladan döndüklerinde Kamil’i hasta yatağında ölü olarak buldular birbirlerine sarılarak ağlaştılar. Ama elden bir şey gelmiyordu. Artık Kamil yoktu. Ömer ile Kamile kalmıştı o kocaman aileden geriye. Tabi ki analık diye evlilik çağında olan Ömer ile Kamile’ye evi bölüştürdüler aynı evde aralarına örülen bir duvar ile bir oda bir antre Kamile’ye iki oda bir antre Ömer’e kalacak şekilde evi böldüler Kamile analık olmasına rağmen yine de Ömer’i evlendirdi. Yalnız kalan Kamile Nevşehir’de ki kızı Vahide’nin yanında bir süre kalır sonra sığınamaz torununun birini alarak köye geri dönerdi. Biraz köyde birazda şehirde kalarak hayatını geçiriyordu Kamile.

    Kamile artık atmış üç yaşına gelmişti.Siroz hastalığına yakalanmıştı. Şehir de olan Kamile köyüne dönmek istedi bu sırada Avrupa’dan dönüş yapan Güldane ve Vahide annelerinin yanından hiç ayrılmıyorlardı. Vahide Siirt de bulunan teyzesi Cemile’ye haber yollamıştı hasta olduğunu duyan Cemile çocuklarını da yanına alarak Kamile’yi görmeye geldi. Günlerdir yemek yemeden yatan Kamile kız kardeşinin memleketinden Siirt den getirdiği ekmekten birazda olsa yemişti. O güçsüz haliyle kızlarına teyzelerini karnını doyurmalarını söylüyordu. Ertesi güne uyandıklarında Kamile ruhunu teslim etmişti bile Güldane’nin feryat sesiyle uyanmıştı tüm ev artık Kamile çok özlediği Kamil’ine kavuşacaktı onu sadece bekleyen Kamil değil ilk göz ağrısı Cevat’ı da vardı…

    Onu yıkayıp kefenleyen kardeşi Cemile daha sonra oturup ablasının ardından ağıtını yaktı Siirt’te doğmuş olan bir kız Nevşehir’in köyünde bir kader yaşadı ve öldü…

    Kamile’nin ölümünün ardından geriye kalan çocukları Ayşe’den olan ve kendi kızları öz kardeş gibi büyüdüklerinden dolayı ve Kamile den almış oldukları eğitimden olsa gerek hiç kopmadılar yıllar boyu Kamil ve Kamile’nin onlara verdikleri sevgiyi yaşatmaya devam ettiler…







      Similar topics

      -

      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:03 pm