Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Hürriyet'e Dönüş

    Paylaş

    1001110026

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 20/12/10

    Hürriyet'e Dönüş

    Mesaj  1001110026 Bir Cuma Ara. 24, 2010 6:12 pm

    HÜRRİYET’E DÖNÜŞ


    Bu öykü yüreğimde izini taşıdığım insanlara ,belki de asla bilemeyecekleri , bir yansımadır.

    Bir bayram sabahı…
    Her bayram olduğu gibi babam camiye gitmiş ; kardeşim ben ve annem ise hazırlanmaya koyulmuştuk.Biz aheste aheste süslenirken babam gelmiş ve söylenmeye başlamıştı :
    —Hala hazırlanamadınız mı? Yine geç kalacağız.Bir kere de zamanında hazır olun.
    Ben:

    —Of…

    ¬ Babamın yersiz heyecanlarını, aceleciliğini hiç anlayamamış ve sevememişimdir zaten.
    Evden aceleyle çıkmış ve arabayla on dakikalık uzaklıkta oaln dedeme gelmiştik. Dedem Hürriyet Mahallesi Hasan Tahsin Bulvarı’nda otak Siteleri A Blok’ta otururdu.Onun deyimiyle Hürriyet’teki göbeğin tam karşısında… (Göbek diye bahsettiği şey ortasında havuz olan bir kavşaktı.).
    Arabayla mahalleye girmiştik.Bulvarın sol kısmında Gürsoy Siteleri bulunuyordu,sağında ise Gürsoy’ un bazı blokları ve tek sitelerinin blokları…
    Bu mahalle bir zamanlar öyle güzel öyle sevimliydi ki , şimdi huzursuz bir sessizliğe bürünmüştü.Yılların alıp götürdüğü şeyler onu çıplaklaştırmıştı.Sıradan bir mahalle oluvermişti,içinde mutluluğumun sallandığı bu mahalle.
    Dört katlı, bahçeli bir binaydı dedemin oturduğu bina. Çok değil 4 sene önce bu bahçe içinde domateslerin, biberlerin,kabakların olduğu, herkesin imrenerek baktığı bir bahçeydi.Bahçenin bu hale geleceğini söyleseler kimse inanmazdı buna. Babaannem sabah namazını kılıp bahçesine inerdi. Dedemle birlikte bahçeyi sular, temizlerlerdi. Annem ve babam çalıştığı için arabayla bizi babaannemlere bırakıp işe giderlerdi.Hava güzelse biz de bahçede vakit geçirirdik.Babaannem her sabah ne istersek onu yapardı.Kahvaltılarını biz gelmeden yapmazlardı yalnız dedem biz gelmeden sabah birkaç bardak çay ya da kahve içerdi.Kahvaltı masasında dedem,kardeşim ve ben çay yarışı yapardık.Babaannemi esprilerimizle ,hareketlerimizle deli ederdik.
    Arabayı babaannemin gözü gibi baktığı bahçesinin yerine yapılan otoparka park edip bina girişine doğru ilerledik . Zemin kattaki kapalı mutfak balkonundan kareli gömleğiyle sigarasını tüttürüyordu Nuh Amca .Eşi Fatma teyze,çocuklar Kübra ve Ahmet’le sessiz bir aileydiler.
    Nuh Amca Fatma Teyzeye biraz baskıcı bir tavır sergiliyordu ki Fatma teyze kendisinden hep çekinir ve hareketlerinden belli ederdi bunu.
    Nuh amcayla Selamlaşıp içeri girmiştik . Kapının hemen sol tarafında Jale teyzeler otururdu.onun da iki çocuğu vardı.Adanalılardı ortaokul arkadaşlarımdan birinin komşusuyken buraya taşınmışlardı.Salkım saçak bşr görüntüsü vardı jale teyzenin.Kayseri tabiriyle hiç ‘’sepli’’ değildi.bir oğlu bir kızı vardı,kocası pek ortalıkta görünmezdi.
    Jale teyze taşındığı günden beri babaannemin kapısını aşındırmıştı.çocuklarını yollar sürekli bir şeyler talep ederdi.Kendi düdüklüsü olduğu halde babaannemin Almanya'dan getirdiği ve her eşyası gibi ona da gözü gibi baktığı düdüklüsünü isterdi.Jle Teyze itinasız bir hanım olduğundan babaannemin saatlerce temizleyip pırıl pırıl yaptığı düdüklüyü kapkara getirirdi.Babaannem :
    ‘’Şunung yaptığına ne deng? İle garşı insang bir pahler de getirir.’’
    Babaannem kimseden bir şey istemez ama kendisine gelen istekleri kolay kolay geri çevirmezdi.
    Babaannem ve dedem Almanya’dan gelirken gelişen teknolojiye uygun aygıtlar değil kap kacak getirmişlerdi. Babaannem bu konu açıldığında o zaman buralarda böyle şeylerin olmadığını ve bizim evdeki kadar kimsenin evinde mutfak eşyası olmadığını kıvançla söylerdi. Gerçekten de bu kadar mutfak eşyası hele ki az kullanılarak hiçbir yerde muhafaza edilemezdi.
    Babaannem bulaşık yıkarken, yıkatırken bardakları ayrı bir yere koydurur ; o eşyaları vitrinde,sucuk odasında saklardı.Takımın bozulması ihtimali onu çileden çıkarır bu yüzden defalarca ikaz ederdi bizi.

    Nuh amcaların karşısında Hacı amca ve Fatma teyze otururdu.55- 60 yaşlarında bir çiftti onlar, Nevşehirliydiler. Hacı amca uzun boylu esmer, uzun burunlu bir adamdı. Yanağında bir beni vardı. Fatma teyze ‘’yanağında bir beni mutlaka olsun.’’ Diyerek onunla evlenmişti belki de. Dedem ona uzun burunu ve duyduğu öfke yüzünden ‘’Gagaç Burun’’ derdi. Fatma teyze kısa boylu,toplu,beyaz tenli bir bayandı.İki çocukları vardı Mükremin ve Gülşen.Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen babaannemler ve hacı amcalar bahçe mevzusu yüzünden tartışıp küsmüşlerdi birbirlerine.
    En üst katta oturan hava teyze ve kocası babaannem ve dedemin emek verdikleri bahçeye göz koymuş , bahçeyi ortadan kaldırmak için belediye belediye gezmiş ; bütün mahalleyi ayaklandırmıştı.Dedemin binaya taşınırken diktiği ağaçların çevreyi görmelerine engel olduğu gerekçesiyle kesilmesini talep etmişti.Hatta talep etmekle kalmamış mahallede imza bile toplamıştı.En çok Gürsoy Sitesi c blokta oturan Rıdvan amca dedeme destek olmuş ve bu duruma hayli sinirlenmişti.
    İşte bu olaydan sonra dedemin halihazırda öfkeli olan bünyesi daha da öfkeli olmuş ve yine onu yatıştırmak babaanneme kalmıştı. Bu küslük senelerce sürdü. Hava teyzeler binadan taşındıktan sonra hatalarını anladıkları için mi yoksa eski günleri özleyen bir yalnızlık yüzünden mi bilinmez binadakilerin bazıları zeytin dalları uzatmaya başlamıştı ama dedemin kin güden tarafı buna müsaade etmedi
    Samimi olduğumuz dönemde arada sırada Gülşen ablalara gider kapalı balkonda otururduk Gülşen ablayla. O dantel örerdi ,ben bilmiş bilmiş konuşup güldürürdüm onu.Bir zaman sonra Gülşen abla da Mükremin ağabey de evlendi,Hollanda’ya gittiler.
    Zemin kattan yukarı doğru uzanan merdivenlerin başına gelmiştik. Kardeşim heyecan içinde merdivenleri koşar adımlarla çıktı .Bu hevesi bayram için değildi onun derdi kuzenimin çocuğunu görmekti.İrem 4 yaşında ,esmer, çok şirin bir kızdı.Cimcimenin tekiydi.Hafif kilolu bir kızdı.Oyun oynamayı çok seviyordu özellikle Buse ablasıyla.En sevdiği oyun benim bir kedim vardı.
    Kuzenim ve eşi ölen bebeklerinden sonra İrem ‘in üstüne öyle titriyorlardı ki bazı insanlar bu duruma hayret ediyorlardı. Ama bu acıyı yaşamayan anlayamazdı ki. Hele bir anne için içinde aylarca büyüyen şeyi yitirmek , kendinden kopuşunu seyretmek son derece acı vericiydi…
    Hep beraber yemek yediğimiz akşamlardan biriydi. Meryem ablam bebeğin kıpırdamadığından yakınıyordu. Kimimiz gereksiz yere telaşlandığını düşündük kimimiz onunla telaşlandık. Merak edip Meryem ablamı hastaneye götürdüler.Kapıyı açtığımızda Meryem ablamın yüzündeki gözyaşlarından bir şeylerin ters gittiğini anlamıştık.Herkesin yüzünden düşen bin parçaydı.Meryem ablam yatak odasına gitti ve sessizce ağladı.acısını bile rahatça yaşayamıyordu.gelinler büyüklerin yanında ağlayamaz mıydı ?
    Meryem’ in bağırsakları bebeğin boğazına dolanmış.Yarın suni sancı verip doğurtacaklar. Demişti biri sessizce.

    üzülme Meryem her şeyde bir hayır vardır. Belki de çocuğun sağlıksız olacaktı.


    hem sana bir şey olmadı Allahtan. Çocuk yine yapılır.

    Ertesi gün Meryem ablam ölü bebeğini doğurmuştu. Bu sefer kapıdan daha da bitkin ve üzgün girmişti.artık gözyaşlarını saklayamıyordu ve acısını bir şey dindirmiyordu.yengem de onunla birlikte hastaneye gitmişti. : saçları upuzun olmuş dedi.meryem ablam uzun süre kendine gelemedi ta ki İrem doğana kadar.

    Merdivenleri çıktıktan sonra zile uzun uzun bastı, zil çok güçlü çalıyordu.dedem kulakları iyi duymadığı için oturma odasına zilin bir uzantısını takmıştı.kapı oturma odasındaymış gibi zil çınlıyordu içerde.buse İrem’i görmek için sabırsızlanıyordu.aynı şekilde irem de onu görmek için…birbirlerini görünce sevinç çığlıkları attılar yıllardır birbirini görmeyen iki kardeş gibi.
    Kapının kenarları beyazdı ortası çizgili ve kahverengiydi. Kapıyı Meryem ablam açmıştı. Her bayram olduğu gibi saç modelini ve rengini değiştirmişti ve yine benim hoşuma gitmişti.İrem’le buse çoktan kucaklaşmış İrem’in bayramlıkları hakkında konuşmaya bile başlamışlardı.
    Kapının eşiğinden başlayan açık kahverengi muşamba karşısındaki aynı tondaki vestiyere kadar uzanıyordu. Ayakkabılarımızı orada çıkarırdık.o muşambayı silmek için özel bir bez vardı ve yatak odasına doğru giden koridorda duvara yaslı dururdu.vestiyerde dedemin ceketleri, şapkaları asılıydı.bir de üzerlik tohumu vardı.yıllar önce arkadaşım Dilara ile yapmıştık ve ilk günkü gibi orda duruyordu,sanki yıllar geçmemiş gibi…
    .selamlaşmalar ve bayramlaşmalar başlamıştı. Dedem oturma odasında köşesine çekilmiş suratı asık bir şekilde oturuyordu.İçinden bir şeylere söver gibiydi.odaya girip elini öptüm,zorla öptürüyordu sanki ; kimseye yüz vermek istemeyen bir hali vardı.Adeta ikinci ergenliğini yaşıyordu.

    Yengem babaannem için diktiği mutfak önlüğünü takmış su böreğini kızartıyordu ocağın üstünde. bakır tepsinin içinde nar gibi kızarmış kıymalı su böreği…kokusu ortalığa dağıldıkça insanın iştahı kabarıyordu...Her bayram aynı yemekler yapılırdı : su böreği ,bamya, nohut ,pilav ,baklava.yengem yıllarca babaannemle yaşadığı için ondan çok şey öğrenmişti.Mavi gözleri ve beyaz teniyle Fatma Girik’ in bir kopyasıydı sanki.Sol göğsü babaannem ölmeden 2 yıl kadar önce kanser sebebiyle alınmıştı.Nasıl olduğumuz ,neler yaptığımız hakkında konuşmaya başlamıştık..
    Mutfak kapısı vestiyerin hemen dibindeydi. Evdeki bütün kapılar beyaz boyalı ve kahverengi camlıydı . Mutfak kapısının hemen solunda türünün ilk örneklerinden olan set üstü ocak vardı.Bu set ahşaptan yapılmış bir gözün üstüne oturtulmuştu.altında tüp ve ekmek koyduğumuz kapaklı koyu gri bir bidon vardı.bu gözü bebe mavisi renginde , başına lastik geçirilmiş bir örtü kapatıyordu.ocağın üst tarafı beyaz seramikle kaplıydı.sol üst köşede çakılan çivide ocağı yakmak için kullandığımız çakmak vardı.bu çakmak yanarken garip sesler çıkarır ve yabancısını korkuturdu.
    Mutfaktaki dolaplar beyaz boyalı ahşap dolaplardı ve geçmişi hatırlatan oymalara sahipti.
    Tezgah ocağın hemen bitişiğindeydi ve mermerden yapılmıştı. Babaannem ev

    limon mermeri deler , bu mermer çok kaliteli diye başlar.mermerin buraya

    yapılmasının hikayesi ve bizim evdeki mermerle kıyaslanması ile devam ederdi.
    Babaannemin mermeri elbette hafife alınmayacak derecede özgün bir sanat eseriydi.O asla zedelenmemesi gereken bir inanç sistemi gibiydi.
    Tezgahın üstündeki dolaplar tabaklarla, dolabın üstü de tencerelerle doluydu.Tezgahın bittiği yerde fırın vardı,üstünde taş ocak olanlardan.
    Babaannemler Almanya’dan gelince küçük olan mutfağı genişletmek için balkonla mutfak arasındaki duvarı yıkıp balkonla mutfağı birleştirmişlerdi. Balkonun olduğu kısımda açık kahverengi muşamba vardı, üstünde de çöp kutusu.
    Tezgahın karşısında kapıdan pencereye doğru derin dondurucu,buzdolabı ve tel dolap adını verdikleri beyaz boyalı,ahşaptan yapılmış kapağının telle kaplandığı bir dolap vardı.Bu dolabın alt kısmında makarna,çay şeker,kahve gibi şeyler bulunurdu.dolabın içinde tabaklar ve saklama kapları ,üstünde ise tencere ve düdüklüler vardı.

    Babaannem ilerlemiş yaşına rağmen tüm gün mutfaktan çıkmaz,çeşit çeşit yemekler yapardı.Erinmek nedir bilmezdi.Hem de öyle güzel yemekler yapardı ki eline kimse su dökemezdi.Su börekleri,keteler,börekler,mantılar,yaprak sarmaları onun elinden çıkınca muhteşem olurdu.Dedem tansiyonuna rağmen hepsinden yemek isterdi babaannem :

    —Hacı Memet şu boğazına acık dur de , derdi.

    Ona böyle demesine rağmen kendisini de pek frenlediği söylenemezdi.Yaptığı yemekleri mutfakta tadar hatta sonuna kadar keyfine varırdı.Masaya oturduğumuzda ise:

    —Hiç iştahım yok niyeyse yiyesim gelmiyor derdi.

    Babam annesine çok düşkün olduğu için anacığım niye yemiyorsun bak senin yemen lazım derdi. Babaannemin mutfakta yediğini bilen gelinler ve torunlar bu duruma bıyık altından gülerdi.
    Babaannem yaşamının son zamanlarında güçlükle ayakta duruyordu.Arada sızlansa da elinden her iş gelirdi.Ne bahçesine,ne mutfağına ne de bizlere olan ilgisini hiç kaybetmedi.
    Bazı zamanlar dedemin verdiği gazla kete,su böreği,katmer gibi zahmetli işlere girdiğinde yengemi de çağırırdı.Beni de mutfağa ve ev işlerine aşina etmek için çabalardı.

    ‘’Yaptığın banaysa öğrendiğin sana.’’ derdi.

    Onu izlerken öğrendiklerim bile bana çok şey katmıştır.Yalnız o kadar yıl o güzelim yemeklere alışmak sonrasında başkalarının yemeklerini beğenmeyi getirdi.Damak zevkim son derece eleştirmenleşti.
    Babaannemlerde kaldığım zamanlarda okuldan gelince daha kapı açılmadan kokuya kendimi kaptırır ve içeri girip de holde ayakkabılarımı çıkarırken babaannemin hangi yemekleri yaptığını tahmin ederdim. Burnum kokuları iyi tahlil eder o zamandan beri.
    Bazen babaannem o gün canımın ne istediğini biliyormuş gibi önüme getirirdi dün içinde düşlediklerimi. Nasıl hissederdi bunu bilmiyorum ama aramızdaki telepatik ilişki hoşumuza giderdi ikimizin de.


    Tam da bugün derste aklıma gelmişti bu yemek derdim ve gülümserdik birbirimize.

    Masayı oturma odasına kurmuştuk.Eskiden salonda büyük masada yerdik.şimdi küçük bir masa yetiyordu bize.sayımız zamanla azalıyordu.
    Oturma odası mutfağın bitişiğindeydi.Kapının solundan başlamak üzere odanın diğer ucuna kadar bir köşe takımı vardı.Üzerinde eski uygarlıkları hatırlatan garip garip desenleri olan ve tabi ki de kahverengi bir takımdı bu.Amcam yeteneğini konuşturmuş ve bu koltukların altına 5 cm boyunda oyma ayaklar yapmıştı.Koltukların üstünde örtüler vardı.Bu örtüler yalnızca bayram günlerinde kaldırılırdı.Oturma odasındaki halı da karmaşık desenlere sahip bir halıydı.Bayram günlerinde daha sade deseni olan, krem –yeşil ağırlıklı bir halı serilirdi.Ev bile bayramlıklarını giyerdi.Koltukların arkasında pencere vardı , bahçemiz buradan net bir şekilde görünürdü.Televizyon koltukla balkon kapısının arasında kahverengi bir dolabın üzerindeydi.Bu dolabın bir kapalı bir de açık gözü vardı.Kapaklı yeri alt taraftaydı ve içinde babaannemin tığ ile ördüğü rengarenk battaniyeler vardı.Küçük deltoitlerden oluşan bir desene sahipti.Kapaksız tarafında babaannemlerin Almanya’dan getirdiği siyah renkli çift kaset takılabilen, bir sürü düğmesi olan bir teyp vardı.
    Balkonumuz sobayı erk edip de kat kaloriferine geçmeye karar verdiğimizde babamın çalıştığı şirketçe kapatılmıştı. Fakat babaannem rahatça hava alabildiği tek yerin kapanmasına izin vermediği için balkonun yarısı kapanmış, kat kaloriferinin kazanı kapanan bölüme koyulmuştu.
    Babaannem çok sevdiği çiçeklerden bazılarını buraya ,bazılarını da sucuk odasına koymuştu.Dedem o kısımdaki kalabalıktan sinirlenip çiçekleri atacağını söyler babaannem korkar ve üzülürdü.
    Oturma odasının penceresine güneş hep uslu uslu vururdu. Bize gelen misafirler koltuğun pencereye yakın yerinde oturmayı yeğlerdi.Pencerenin perdesi hava karardığı anda kapatılırdı.Kimsenin bizi izlemesine fırsat verilmezdi.
    Benim ruhum daralırdı.Kendimi kapana kısılmış gibi hissederdim.İşte belki bu yüzden hiç sevmem perdelerin kapanmasını.Annemle büyük tartışmalar içine girmişimdir yıllarca.

    kapat şu perdeleri teşhirci

    ay ne alakası var ya


    Şimdi kendi kendime kapatıyorum mecburi perdeleri.Şimdi kendimi kapatıyorum perdeler ardına.Yüreğim görmüyor günü , güneşi...
    Yemekler yendikten ve mutfak toplandıktan sonra eve göz atmak istemiştim.Önce salona girdim.Salonda açık yeşil renkte köşe takımı vardı eskiden ,şimdi ise aynı renkte farklı bir koltuk takımı…Vitrinde çeşit çeşit bardaklar ,fincanlar bulunurdu.Vitrinin bir köşesinde kırmızı mantolu resmim vardı.orda resmi olan tek torun olmak oldukça gurur vericiydi.Ders çalışırken bu odada olur,yatak odasındaki radyoyu bu odaya getirip hem çalışır hem dinlerdim.
    Vitrinin gözlerinden birinde çocuklar için bayram şekeri vardı. Eski bayramlarda susamlı bir şeker alırdı dedem.o şekeri yeliz ablam ve ben çok severdik.bayram öncesi çarşıya giderlerdi babaannemin iyi olduğu zamanlarda.sonra dedem bu alışverişi yalnız yapar olmuştu.

    Bayram şekerleri yatak odasında dolabın içinde dururdu hep.Yatak odası dış kapının solundaki koridorda hemen ilk odaydı.Bu oda küçüktü ve eşyalar odayı karmaşıklaştırıyordu.Bir köşede halılar yığılıydı.Yatağın sol tarafında bir dolap vardı.Bu dolabın içinde benim çeyizimin bir kısmı vardı.üstünde de o radyo vardı.dedem gün içinde uyumak isterse bu odaya gelir ,radyoyu açar ve uyumaya çalışırdı.Küçüklüğümde bu yatağın yanında babaannemin kendi elleriyle yaptığı, yumuşacık yer yatağım vardı.O zamanlar ev sobalı olduğu için babaannem kendi yatağını elektrikli battaniyeyle ısıtırdı.bana da bir tuluk verirdi.
    Yatmadan bir saat önce elektrikli battaniyenin fişini takardı ve elektrikli battaniyenin ne kadar tehlikeli bir nesne olduğunu ‘’Gerçek kesit’’ tadında hikayelerle anlatırdı.
    Aynı şeyi düdüklüde yemek pişirdiğinde de yapardı. Patladı patlayacak korkusuyla hepimizi mutfaktan uzaklaştırırdı.Hala düdüklü tereddütle ,temkinle yaklaştığım bir nesnedir.
    Yatak odasında artık ne benim yatağım vardı ne de babaannemin geceliği...
    Sucuk odasına geçip ne var ne yok göz atmak istemiştim. Eskiden buz mavisi olan bu oda artık açık pembeydi. Kurban bayramında sucuk ve pastırmaların burada yapılması ve kurutulması nedeniyle sucuk odası ismini takmıştım bu odaya küçükken ve öyle de anıldı o adı taktığımdan beri.
    Mutfaktaki tel dolap ve dondurucu buraya taşınmıştı. Babaannem bu odada kekik, biber, reyhan ve bazı çiçekleri yetiştirirdi. Yaptığı mantıların içine kendi yetiştirdiği reyhandan eklerdi. Artık hiçbir bitki kalmamıştı bu odada.
    Banyonun kapısını aralayıp bakmıştım. Babaannem beni burada pembe bir tasla yıkardı ve saçlarımı kemikten , siyah bir tarakla tarayıp örerdi karışmasın diye.
    Her gün okula gitmeden saçım taranır ve sıkı sıkı örülürdü. Babaannem saçlarımın ucundan dahi alınmasına kızar , ortalığı birbirine katardı.
    Zaten babaannem kendi kontrolü dışında olan şeylerden pek de hoşlanmazdı sanırım.
    Kontrol değildi belki bu üzerimize titrerdi her konuda ve yanlış yapmamızı istemezdi.


    Önce amcamın kızı olan Yeliz ablam ayrılmıştı aramızdan. Evlendikten sonra bayramları eşiyle ve eşinin ailesiyle geçirmeye başlamıştı doğal olarak.Önceleri bu duruma çok sinir olsam da kabullenmiştim artık.Büyüyordu aileler ,biz büyüyorduk ama kopuyorduk sanki.
    Yeliz ablamı her gördüğümde ona sımsıkı sarılıp şap diye öperdim ve buna çok gülerdik.

    burcu tamam yeter artık yanağım acıdı derdi yine de bırakmazdım.

    Yeliz ablamdan sonra babaannem aramızdan ayrılmıştı .İşte buna alışmak hiç de kolay değildi.
    Babaannemin öldüğü gün… Hayatımın en kötü günlerinden biriydi. Babaannem ,dedem ve kardeşim yaklaşık on gündür köydeydiler.Babaannem giderken böbrek ilacını şehirdeki evde unutmuş ve sonunu hazırlamıştı.El ve ayakları iyice şişmiş ,iç organları su toplamıştı.Babaannem köye gitmeden önce beni aramış ve yine tutumlu olma konusunda aramızda bir münakaşa başlamıştı.Köyden gelince dayanamayıp ilk adımı kendisi atmıştı.Oturma odasında oturuyordum , telefon çalmıştı ve arayan babaannemdi.Köyde yaptıklarından, hastalıklarından bahsetti.Son konuşmamızdı bu…onun tatlı sesini duyduğum son konuşma.özlemini çekeceğim bir konuşma.
    O gün babaannem ne kadar istemese de babam onu hastaneye götürmüştü.Doktor birkaç gün hastanede kalmasının onun açısından iyi olacağını söylemişti.Babaannem hastaneye yattığı için babam onu evde yalnız bırakmak istememiş zorla bize getirmişti.Hep beraber yemek yiyip espriler yapıyorduk birbirimize, yaklaşan ölümden habersiz.dedem evine gitmek istedi zaten bizde fazla kalamazdı,kendi hakimiyetinin olduğu yer mutlu ederdi ancak onu.Babaannemin kıyafetlerini yıkayıp balkona asmıştık annemle.geceliği,yazması,elbiseleri….
    Ertesi gün ders çalışmak için erkenden kalkıp ders notlarımı elime almıştım.Saat yedi sularıydı, telefon çaldı.Babam telefonu açtı,sesi koridorun diğer ucundan geliyordu.Evet diyordu, sonra bir şeyler söyledi.Bir huzursuzluk yayıldı kelimelerinden.Koridordan odama doğru hızlanan ayak sesleri geldi önce, sonra dünyamı bir anda yıkan cümlesi :

    —Burcu babaannen ölmüş kızım. Bu cümleyi öyle çaresiz öyle şaşkın söylemişti ki babam…

    —Ne ölmüş mü ?

    dedim hayretler içinde. Nasıl ölebilirdi o ,daha dün konuşmuştuk.Bu olsa olsa bir şakaydı.Biri ölmedi demeliydi.Bir yanlışlık olmalıydı.
    Şaşkınlıktan, mutsuzluktan kendimi balkona atıvermiştim. Kendimi tutamayıp bir anda haykırarak ,hıçkırarak ağlamaya başlamıştım.Annem gelip : ‘’Burcu içeri gir.’’ , dedi.Bense herkese onun öldüğünü anlatmak istiyordum. O ölmüşken bu şehrin ,insanların umursamazlığı niyeydi? Benim canım böylesine yanarken , biri daha ölüme gitmişken...
    Çamaşırları balkonun ipindeydi ,dokundum.Artık o yoktu , yeşil yazmasını takamayacak ; buz mavisi geceliğini giyemeyecekti.
    Annem , babam ,kardeşim halime öyle şaşırmışlardı ki…Beni ilk defa öyle görüyorlardı ,ben ilk defa böyle oluyordum.Sanki ölen sadece benim yakınımmış gibi kendilerini bırakmış ,benimle ilgileniyorlardı.Hüznüme hayret bulaşmıştı.Beni susturdular.
    Evden apar topar çıkıp içinde artık babaannemin olamayacağı eve gelmiştik. Kadir amca bu zor günümüzde bize destek olmaya gelmişti herkesten önce.Hastaneye

    cenazeyi almaya ,cenazeyi yıkamaya gidecekleri götürmüş ; her şeyle
    ilgilenmişti.Babaannem ölmeden önce kefenini bile hazırlamıştı.Sucuk odasında duran sandığın içinde saklıydı.Arada sırada sandığın içini boşaltır, kefeni görünce de ölürsem kefenim burada bakın unutmayın derdi.İtiraz ederdik sanki hiç ölmeyecekmiş gibi.Saçmalama derdim , böyle bir anı düşünmek bile son derece acıtırdı canımı ; konuşamazdım ,katlanamazdım.
    Babaannem ölmeden bir ay önce rüyamda babaannemin öldüğünü görmüştüm.Yeşil bir alanda arkadaşımla dolaşıyordum.Elimde poşetler vardı.Eve geliyordum ve annem babaannen öldü diyordu.Çok üzülüyordum.Diyordum ki : ‘’Ben şimdi kimden öğreneceğim o yemekleri ? ‘’.Böyle saçma sapan cümleler kurduğum olur rüyalarımda.Ağlayarak uyanmıştım uykumdan.Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum…İlerleyen günlerden birinde mutfakta yemek yaparken babaanneme anlatmıştım rüyamı.

    Ben ölürsem üzülür müsün gerçekten ?

    —Tabi ki de üzülürüm.
    Demiştim ve sarılmıştık birbirimize.Gözlerime gelen yaşları başımı yukarı kaldırarak geri yollamıştım.


    Dedem ayakta durmakta güçlük çekiyordu.

    —Buse’ yle ben öksüz kaldık diyordu.

    Her cenazede olduğu gibi yangına körükle gidenler vardı.Babaannemsiz evin boş olacağını , dedemin yalnız kalacağını ; babaannemin nasıl bir insan olduğunu, hatıralarını anlatıyordu bazı ağızlar.Halam bunları duydukça daha da fenalaşıyordu.Ağıtlar yakıyordu onun ardından…
    Ev başsağlığı dilemeye gelenlerle dolup taşıyor, dualar ve gözyaşları durmuyordu.Çektiğim acı yetmezmiş gibi bir de gelenlere yemek vermek , onlarla ilgilenmek canımı sıkıyordu.Yine de bunu yansıtmamış her şeye koşuşturmuştum.Evdeki her şeyin yerini en iyi ben biliyordum ve herkesten hızlıydım.Bir hafta dinlenmeden bu işlerle uğraşmıştım.Herkes hayretle , gıptayla bakıyordu.’’Babaannesinin emeklerinin karşılığını verdi.’’ diyorlardı hakkımda.
    Kendimi hizmet etmeye o kadar kaptırmıştım ki duygularımı belli edemiyordum.Belki de üzüntümü bastırmak için hizmet ediyordum.Tam manasıyla yaşayamadığım acım beni gelip bulacaktı ,gecikmeli de olsa.Ki radar gibiydi acılar, nereye saklansam bulurlardı beni.Kaçmak boşunaydı.
    Küçük bir çocuk gibi gözlerimi kapatıp , beni kimsenin göremediğini zannederdim.


    ‘’ ELVEDA
    Çocukluğum uzaklarda kaldı
    Oyun bozan o küçük şeytan ben değilim
    ...olmadım hiç
    Bi kere olsun da şans bize gülsün
    Önümü kapatır o kırık oyuncaklarım
    Çocuk parkı olur umutlarım ama
    Ben o kumlara minik yüreğimi gömdüm
    Geride kalsın hepsi bana ne veda et
    Göremez oldum
    Dediler körsün
    Bir mızıkçısın
    Her defasında körebe oldum
    Gözümü yumdum karanlıkta bi divane
    Susmak oldum
    Sessizim şuan gömdüm
    Gizeme kondum
    Yağmur yağar gözlerime hayatım bulut olur
    Diyorsun unut onu bi tek o somut olur
    Yaş düşer göz bebeklerime kurutun
    Önüme bakamaz oldum inanın aptal benim
    Tabip haplar verir
    Gözüm kapanır Azrail atlar gelir
    Uyutur haplar beni.
    Seni gördüm yağmurlu bir günde
    İçim yandı , parçalandım.
    Yaralandım yüreğimden
    Dön geri...’’

    Sokrat ST & Kamufle & Ais - Elveda



    Çalan zil beni kapıya yönlendirmişti. Gelen karşı komşu Emine teyze ve eşiydi.Emine teyze gelirken bir tabak kendi yaptığı baklavadan getirmişti.Emine teyzeler Sivaslıydı.Emine teyze uzun boylu beyaz tenli ,kahve gözlü bir kadındı.Gözlerine hep sürme çekerdi.Ve kendisiyle bütünleşen bir nesneye sahipti : ‘’sakızı’’ .Emine teyzelerin üç oğulları bir de kızları vardı.Onun kocası birkaç sokak ötedeki kahvede çalışıyordu, sanırım bir yerlerden emekliydi.Durumları iyi değildi.En büyük oğulları Habil askerdeydi ilk taşındıklarında.Onun varlığından bir bayram günü haberdar olmuştuk.Bayramlaşmak için geldiklerinde biz bu kim diye düşünürken tanıştırmıştı annesi.Annemle bu duruma hayli şaşırmıştık.
    Habil’in bir küçüğü Habip’ti.Lise terkti kendisi.Saçlarını ensesine kadar uzatır, jöleler ; değişik takılar takardı.Başta İsmail YK olmak üzere tüm garip şarkıcılar dinlerdi.O zamanlar böyle bir tabir yoktu ama şüphesiz ilk ‘’apaçiler’’ dendi.
    Durumları kötü olduğu halde pahalı telefonlarla gezerdi. Ayranı yoktu içmeye…
    Sürekli benimle konuşmaya çalışır, beni görünce heyecanlanırdı.Bana karşı bir ilgisi vardı ve büyük ihtimal bundan ev ahalisinin haberi vardı.Ha bire beni evlerine çağırır, muhabbet etmek isterlerdi.Annesi bana öğütlerde bulunur ; hayatıma ,düşüncelerime dair konuşturmak isterlerdi.
    Habip ve Habil ‘in Firdevs adında bir ablaları vardı. Isparta’da maliye okumuştu ve KPSS ’ ye hazırlanıyordu. Çok tatlı ve iyi biriydi. Hanım hanımcık derdi dedem ve babaannem ondan için.Firdevs ablayla sohbet etmeyi çok severdim , fırsat buldukça birlikte vakit geçirirdik.Aklı başında biriydi gerçekten.

    Evin en küçüğü Cihan’dı. Lisede okuyordu. Uzun boyu , beyaz teni ve kahverengi gözleri vardı.Gerçekten çok yakışıklı ve saf bir çocuktu.Birine bakarken kızarır , konuşurken şekilden şekle girerdi.






    Mutfağa baklavayı bırakıp misafirlerle bayramlaştım.Geri gelip misafirler için tatlı ve içecek hazırladım.Hal hatır sorma faslı başlamıştı.Emine teyze beni hala gözleriyle süzüyor ve imalı bir şekilde gülümsüyordu.Emine teyze son haberlerden bizi haberdar ediyordu :

    —Firdevs ablan nişanlandı.

    —Aaa gerçekten mi? Hayırlı olsun.

    —Sağ ol canım.

    —Daha önceden tanıdığınız biri miydi?

    —Bir akrabamızın tanıdığıydı ; görmüş , beğenmiş Firdevs ‘i.

    —Düğün ne zaman?

    —Önümüzdeki yaza olur herhalde.

    —İyi hadi bakalım.

    Firdevs abla senelerini okuyarak geçirmişti , KPSS’ yi kazanmıştı ama devlet dairesinde çalışmaktan vazgeçmişti.Başını açmak istemiyordu.Bazıları onun bu görüşürünü saçma buluyordu ama o buna inanıyordu ve içi böyle rahat ediyordu.Bir şirketin muhasebesini tutmaya başlamıştı son yıllarda ve kendi yolunu çiziyordu işte.Onun adına çok sevinmiştim.
    Babaannemin cenazesinde benim kadar onlar da çalışmışlardı bunun için minnet duyuyorduk onlara. Dedemi de elerlinden geldiğince yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı ,arada hal hatır soruyorlardı.

    ….
    Firdevs ablalardan önce karşı komşumuz Fatma teyzelerdi.Fatma teyze ve Rıfat amcanın iki kızı bir de oğlu vardı.Nimet ve Nurcan lisede okuyorlar Recep ise ilkokula gidiyordu.Rıfat amcanın sanayide bir dükkanı vardı.
    Fatma teyze pazartesi günleri yapılan bina yıkama aktivitesine bile katılmaz vekili olan kızlarını yollardı.Haftanın en az 6 günü ‘’gün’’ e katılır , evde hiç görünmezdi.
    Kızları ise ev işi yapar dururlardı.O nasıl temizlikti ? Bayram temizliği gibi itinalı olurdu günlük temizleri.
    Babaannem bu durumu sık sık irdeler ve başıma kakardı :

    —Bak Fatma ‘ nın kızlarına nasıl iş görüyorlar , maşallah.

    Dedem :

    —Valla bravo bu kızlara.

    Bu cümleler sinirlerimi bozardı ve deli olurdum.Fikrimce daha önemli şeyler vardı insanları kıyaslamak için.
    Dedem Fatma teyze ‘ nin sabahın köründe evden çıkıp ,akşama zor gelmesini ironik bir şekilde eleştirirdi.Babaannem Fatma teyze ‘ yi severdi ama yemek konusunda pek güvenmezdi ona.Çünkü yemek yapma tarzı babaannemden çok farklıydı ve bu konuda çok da becerikli olduğu söylenemezdi.
    Bir keresinde babaannem küçük sehpayı alıp yaprak sarmaya koyulmuştu.Ben de kah ona yardım ediyor ,kah ders çalışıyordum.Birden zil çaldı.babaannem :

    —Kapı deliğinden bak önce

    Dedi.Gelen Fatma teyzeydi.Bunu babaanneme söylememle babaannemin tepsiyi alarak mutfağa gitmesi bir oldu.

    —Şimdi aç.

    Kapıyı açtım ve Fatma teyzeyi karşıladım :

    —Hoş geldin Fatma teyze

    —Hoş buldum.Babaannen nerde?

    —içerde

    Bunu söylerken Fatma teyze çoktan oturma odasına doğru yönelmişti.

    —Nördün hacanne ?

    —Nörüyüm Fatma oturuyom öyle.

    Babaannem sanki saatlerdir boş boş oturuyormuş gibi davranıyordu.Fatma teyzenin yapraklarını sarmasını istemiyordu.

    —O yaprağın kenarını içine bükmüyor derdi, titizdi bu konuda da.

    Bir gün 27 Mayıs Caddesinde gezerken Fatma teyze, Rıfat amca ve Recep ‘i gördüm.

    —Burcu sen tanımasan tanıyamayacaktım seni , değişmişsin.Hele Buse ne kadar büyümüş.

    —Olsun ben sizi tanırım yine, demiştim gülümseyerek .

    —Nasılsın canım?

    —İyiyim işte nasıl olayım asıl siz nasılsınız

    —Biz de iyiyiz.Görüşemedik kaç zaman oldu.Rıfat amcanla hep gelelim diyoruz

    ama fırsat olmadı.

    —Bekleriz buyurun gelin her zaman.

    —Babaannen nasıl , hastalıklarından şikayetçi mi hala ?

    —Babaannemi kaybettik Fatma teyze , iki sene oluyor.

    —Bunu söylememle Fatma teyzenin gözlerinden yaşlar dökülmüştü.Babaannemle

    birbirlerini severlerdi, bu yüzden yıkılmıştı.

    —Bize niye haber vermediniz kızım.Bilsek gelirdik.

    —Valla Fatma teyze aklımız başımızdan gitti , kusura bakmayın.O kadar

    karmaşanın arasında…

    —Haklısın kızım.Nur içinde yatsın , çok iyi bir insandı.Ölmeden önce helalleşmek

    isterdim.
    —O hakkını helal etmiştir ,üzülmeyin.

    —Neden öldü kızım kalpten mi ?

    —İç organları su toplamış.Hastaneye yatırmıştık ,sabahına çıkamadı.

    —Vah…

    —Kimse bize söylemedi ,nasıl oldu da duymadık.

    —Biliyorsunuz sanmışlardır onlar da.




    Bir gün annem ve kardeşimle yine 27 Mayıs Caddesindeydim.Karşıdan Uzun boylu , tesettürlü bir bayan geliyordu.Kucağında bebeği , yanında da yaşlı bir kadın vardı.Dikkatli bir şekilde bakıyordum , birine benzetiyordum genç bayanı ama kime ?
    Kendisine baktığımı görünce o da bana bakmaya başlamış, birbirimize yaklaştıkça yüzlerimiz daha da garip bir hal almıştı.Ve sonunda…

    —Nimet abla!

    —Burcu!

    —Az kalsın tanıyamayacaktım , dedim gülerek.

    —Ben de emin olamadım.

    —Nasılsın kaç yıl oldu görüşemiyoruz.

    —Evet , geçen annemleri görmüşsün.Çok üzüldüm gerçekten, başınız sağ olsun.

    —Siz de sağ olun.

    —Bu bebek de kim ? Kimin çocuğu?

    —Benim dedi bir kahkaha attı.Bak bu da kayınvalidem.

    —Ay inanmıyorum sen ne zaman evlendin? Çok sevindim , hayırlı olsun.

    —Bu sana pek benzemiyor yahu.

    —Babasına benziyor o.

    Konuşmaya dalıp yanımızdakileri unutmuştuk.Nimet abla annemle ben de

    kayınvalidesiyle ilgilendim bir süre , sonra da ayrıldık.

    Gerçekten çok şaşırmıştım.Daha birkaç yıl önce okula gidiyordu nimet abla ,şimdi kucağında çocuğu vardı.Babaannem ölmüştü , her şey ne kadar da değişmişti.



    Emine teyzeler kalktıktan sonra tabakları mutfağa taşımıştım.Pencereden bakarken gözüm pencerenin üst tarafındaki aliminyum korumalığa takıldı.Yıllar önce yapılmıştı bu.
    Babaannemlerin üst katında Kozaklılı bir aile oturuyordu.İki kızları iki de oğulları vardı.Binaya taşındıklarından beri babaannemlerle yıldızları hiç barışmamıştı.Taşındıkları ilk hafta kızları balkondan dedemin kafasına pis su dökmüş, bir özür dahi dilememişti.Yıllarca süren gerginlik bu olayla başlamıştı ama dedemin sinirini artıran başka olaylar da olmuştu.
    Her gün sabahın köründe kalkıp evdeki tüm halıları balkondan aşağıya silkeler ; hem gürültü yaparlardı hem de balkonumuzu , camlarımızı kirletirlerdi.Sürekli gürültü yaparlardı.Taşla bir şeyler kırar , misket ve top yuvarlayıp fantastik sesler çıkarırlardı.Televizyon ve müzik sesi zaten hiç eksik olmazdı.En kötüsü de sabahın köründe çalıştırdıkları süpürgenin sesiydi.Nerdeyse sabah namazının ardından başlardı süpürge sesi.
    Mutfağın penceresinin önünde duran çamaşırlarımızı ıslatmak için biz çamaşırları asar asmaz balkonu yıkarlar yahut aşağıya bulaşık suyu dökerlerdi.Bu durumdan yılan ailem (kim akıl etti bilemiyorum ) bir çözüm bulmuştu : ‘’pencerenin üstündeki tenteye benzeyen korumalığı uzatmak’’.Normalden hayli uzun olmuştu ama artık bize zarar veremiyorlardı , en azından bu şekilde.Zarar veremeyince kendilerini rahatsız hisseden üst komşumuz yetkili mercilere şikayet etmişti , yetkili insanlar gelip durumu kontrol etmiş ve bizi haklı bulmuşlardı.
    Başka yollardan çirkinleşmeye devam ediyorlardı.Bahçelerindeki kuru otları yakıp bizim camları simsiyah yapmışlardı.
    Babaannem bu yüzden o evin hanımının olduğu oturmalara gitmezdi.

    Birden aklıma Makbule teyze gelmişti.Makbule teyze iki kat üstümüzde otururdu eşi Bekir amcayla.Makbule teyze beyaz tenli ,kısa boylu ,yaşlı bir kadındı.Arada sırada gözlük takardı.Babaannem makbule diyemez ‘’Makgule’’ derdi.Makbule teyze çok konuşurdu.İnsanı ne zaman yakalasa saatlerce oyalardı konuşarak.Babaannem ne zaman iş yapmaya kalksa o gelir , babaannemin iş yapmasına engel olurdu.Babaannem bu yüzden ona ‘’çenecek avrat’’ derdi.
    Ev işi yapmayı pek sevmez, sık sık dışarı çıkardı.Ev işlerini kocası Bekir amca yapardı.Ne zaman onlara gitsem kapıyı mutfak önlüğünü bağlamış olarak , elinde toz bezi ya da elektrik süpürgesiyle açardı.Bu duruma dedem ve babaannem hem kızar hem de çok gülerlerdi.
    Bekir amca esmer ,zayıf , dokunulsa yıkılacak bir adamdı.Ecevit ‘ e benzerdi.Tıpkı onun şapkası gibi bir şapkası vardı hiç çıkarmadığı.
    Makbule teyze bize her gün gelip mutlaka bir şey isterdi.En çok istediği şey damızlık yoğurttu.Babaannemin mayaladığı yoğurdun çok iyi olduğunu söylerdi elinde kaseyle her geldiğinde.Damızlık yoğurt istemeye o kadar büyük bir kaseyle gelmesi de hayli komikti.






    Kafamı Gürsoy Sitesi C blok ‘ a , ikinci kata çevirmiştim.aralanan perdeden evin içi görünüyordu . Burada çocukluk arkadaşım Dilara’ nın dedesi oturuyordu . Dilara ve ben aynı yaştaydık . Eskiden Dilara annesi , babası ve kardeşi İstanbul’ da oturuyordu , babasının görevi nedeniyle. Metin amca astsubaydı .daha sonra elazığ’da sonra da kayseride yaşamaya başlamışlardı.

    Yaz tatillerini Dilara gelecek diye iple çekerdim hep.Sadece ben değil tüm mahalle onun gelişini beklerdi.Çünkü onun gelişiyle ekibimiz tamamlanır ve mahalle şenlenirdi.Dilara’yla bizim asmanın altına minderleri serer , oyuncaklarımızı dökerdik.Bütün gün orda oyunlar oynardık.Bizi diğer çocuklar çok kıskanırdı , özellikle de Dilara’nın kuzeni Bilal.Bilal ilkokula gidiyordu ve pek arkadaşı yoktu.Biz oynarken yanımıza gelir oynadığımız oyunları hayretle izlerdi.Kız olduğumuz için oyuncaklarımız da ilginç gelirdi , merak ederdi.
    Bir keresinde Bilal :

    —N’olur Dilara abla ,Burcu abla bari köpeğiniz oluyum diyip evcilik oyunumuza

    katılmak istemişti.Bu cümle Bilal ‘ in babası Nihat amca tarafından hala söylenir ve

    dalga geçilir.

    Dilara küçükken Dalin reklamındaki kız gibiydi.Sarı saçları vardı.O evde ,oturma odasında örülmüş bir tutam saç asılıydı.Kırmızı bir kurdele ile bağlanmıştı ucu.Babaannem saçımı ördürmek istemediğimde :


    —Dilara saçını ördürmediği için annesi sinirlenmiş , saçını kestirmiş.Gel

    seninkini örelim karışmasın , kestirmek zorunda kalmayalım, diye hafiften

    korkuturdu beni.
    Dilara’nın dedesi Bilal amca ve eşi Fatma teyze babaannem ve dedemin ahbabıydılar.Birbirimize sık sık gelip giderdik.Bilal amcalar o zamanlar oğlu Nihat amca ve gelini Zuhal teyzeyle oturuyorlardı.Bir de küçük Bilal vardı.



    Soğuk bir kış günüydü.Kurban bayramı yaklaşıyordu.Kapı çalmıştı , gelen Fatma teyzeydi.



    —Kurban bayramında Elazığ’a gideceğiz.Hem kızı , torunları görürüz hem de

    Elazığ nasıl memleketmiş öğreniriz dedik. Demişti Fatma teyze

    —İyi düşünmüşsünüz ,değişiklik olur



    —Helalleşmeye geldim sizinle.

    Düşünmüştüm içimden.Ne gereği vardı ki helalleşmenin ?Yaşlı insanlar neden hep ölümden bahsederlerdi ki ?

    —Hakkınızı helal edin.


    Helal olsun .

    —Helal olsun.




    Aradan birkaç gün geçmişti.Bayramın ikinci günüydü.Babaannemlere uğramıştık ne yapıyorlar diye bakmak için.Dedem koltuğun pencerenin önündeki kısmına oturmuş , üzgün üzgün düşünüyordu.Babaannem ağlıyordu sessiz sessiz.

    —Ne oldu dedim ürpertiyle

    Dedem ah edip duruyordu.

    —Bilal dedenler kaza yapmış.

    —Nasıl kaza yapmışlar ?

    —Bayram ziyareti için akrabalarına gidiyorlarmış.Huriye teyzen , Barış

    ,Fatma teyzen , Bilal amcan varmış.Metin amcan da arabayı kullanıyormuş.Nasıl

    oldu bilmem , araba otobüsün altına girivermiş.

    —Ne diyorsun ! Birine bir şey olmuş mu?

    —Huriye teyzenin beyni hasar görmüş ,barışın dalağı ezilmiş , yoğun

    bakımdalarmış.

    —metin amca , Fatma teyze , Bilal dede ?

    —Bilal deden iyi

    Ya Fatma teyzeyle metin amca ?

    —onları kurtaramamışlar.

    Bu cümleyi duyunca o kadar kötü olmuştum ki…Kendi ailem gibiydiler.Fatma teyzenin gitmeden önce bize uğrayışını ,helalleşmesini hatırladım.Ölümün ne zaman geleceği ve kimi alacağı hiç belli olmuyordu.İyi ki Dilara ‘ya bir şey olmamıştı.Ders çalışmak için evde kalmıştı o.Halini düşünüyordum kim bilir ne kadar mutsuzdu , bir değil iki kişiyi kaybetmişti ; diğerlerini kaybedip kaybetmeyeceği de belirsizdi.




    Huriye teyze ve Barış zor da olsa kurtulmuşlardı.Barış ‘ ın dalağının bir kısmı alınmıştı.Huriye teyzenin alnında dikiş izi duruyordu.Dilara bu günleri zor geçirmişti.Annesi üzülmesin diye kendi üzüntüsünü rahat yaşayamıyordu.


    Başka bir şehirde olmanın kendilerine zor geleceğini düşündüklerinden Kayseri ‘ye yerleşmişlerdi.Aynı şehirde olmamıza rağmen Dilara’yla daha az görüşür olmuştuk.
    Oysa eskiden her yaz birlikeydik.
    Dilara benim ilk arkadaşımdı .Daha kendimi bilmeden onu tanımıştım.Ve onu çok severdim.Yazları o geldiğinde sabahtan akşama kadar dışarıda olurduk.Mahallenin bütün çocuklarını toplar , oyunlar oynardık.Genel olarak herkes bizi severdi.Bazıları ise çekemezdi.
    Gürsoy sitesi A blok ‘ un son katında Ağrılı bir aile otururdu.Babaannem onlara
    ‘’ perişangil’’ derdi.Büyük kızları bizle yaşıttı.Adı Esra ‘ydı.Kardeşinin adı Rabia ‘ydı.Bir de erkek kardeşleri Abdullah vardı.Mahalleye çeşitli şekillerde zarar verir ve huzur kaçırırlardı.Dilara ve bana sinir olurlardı.Hep muhalefetlerdi bize.Mızıkçılıkta üstlerine yoktu.
    Bisiklet sürerken tek terlikle dışarı çıkarlardı.Biri bisikleti yalınayak sürerken diğeri terliği giyerdi.Bisikletle terliği değiştirirlerdi kendi aralarında.Dilara ‘yla bu durumu çok garipserdik.Zaten onları garipsememekti garip olan.

    Dilara ‘dan sonra en yakın arkadaşlarım Şeyma ve Saniye ‘ ydi.
    Saniye Gürsoy sitesi B blokta ,ikinci katta oturuyordu.O zaman karşı komşuları olan Selma ablagil bizim çok samimi komşularımızdı.Babaannem herkese bir isim taktığı gibi onlara da ‘’taksiciler ‘’ ismini takmıştı.Fatma teyze ev hanımıydı , Mustafa amca taksi şoförü.Bu yüzden lakaplarını taksiciler yapmıştı babaannem.Fatma teyze ve Bilal amca ‘ nın üç kızları bir de oğulları vardı.En büyükleri sezen ablaydı.Yan binada oturan hava teyzelerin bir akrabasıyla evlenmişti.Engelli bir çocuğu vardı ve boşanmak istiyordu.Arada sırada evi terk edip baba ocağına gelirdi.Kaynanası ve görümcesi ona çok eziyet ederdi.
    Serap abla liseyi bitirmişti.Bir yerlerde çalıştığı olmuştu diye hatırlıyorum.Bir
    markette kasiyerlikti sanırım yaptığı iş.Mavi gözleri vardı, kumraldı.Serdar Ortaç ‘ ı çok severdi.Teyzesinin oğluyla evlenip Hollanda ‘ ya gitmişti yıllar sonra.
    Selma abla çelimsiz ve çilli bir kızdı.Uzun boyluydu.Liseye gidiyordu. Mahalledeki tüm çocukları arkasına toplar , oyunlarda başı çekerdi.Aklı biraz hinliğe çalışırdı.Çocukları toplayıp komşuların bahçesinden meyve çalar, Özlem Abla ‘ yı bile kandırırdı. Sık sık bizim eve gelirdi. Babaannem beni oynatması için Selma ablayı sık sık çağırırdı.Selma abla da evlenmek için fazla beklememişti.En son evlendiğini , bir oğlunun olduğunu ve eşinin askere gittiğini duymuştum.
    Samet abi mahallede top peşinde koşan bir çocuktu o zamanlar. Evde pek bulunduğu söylenemezdi.
    Hepsi beni çok severdi. Ben de onları çok severdim ve canım sıkıldığında onlara giderdim. Gittiğimde onların ilgi odağı olurdum. Koskoca kızlar benimle saklambaç oynarlardı evin içinde.’’Karabiberim ‘’ i , ‘’Gamzelim ‘’ i dinleyip dans ederdik.



    Mustafa amca hatırlayamadığım bir nedenden dolayı taksiciliği bırakıp , Estaş ekmek fabrikasının şoförlüğünü yapmaya başlamıştı.Bu fabrika mahalledeki caminin çaprazındaydı.
    Bir gün Mustafa amca kamyonu kullanırken çocuğun tekini ezmişti.Aslında Mustafa amcanın bir suçu yoktu.Çocuğu uyarmıştı ve gittiğini sanmıştı.Mustafa amca hapse girince hepimiz çok üzülmüştük. Hakimin adaletine razı olmayan aile Muatafa amca ve ailesinin peşine düşmüş.Sürekli canlarını yakmaya çalışıyorlardı.

    Bu sebeple Taksiciler taşınmaya karar vermişlerdi.Birkaç sene Adana ‘ da yaşamışlardı.Daha sonra mahallede birkaç kere görmüştüm onları , fazla değil. Nedense bize uğramıyorlardı geldiklerinde.Babaannemin cenazesine gelmişlerdi en son.Sezen ablanın bir çocuğu daha olmuştu.Diğerlerinde pek değişme yoktu.Samet abi üniversiteye başlamış , sürekli siyasi olaylara karıştığı için okulu bırakmıştı.Hürriyet Mahallesi ‘nin ülkücü gençlerindendi o.En son kız meselesi yüzünden birileriyle tartışmış , Mustafa amca ‘ nın tahammül sınırını zorlamıştı.



    Saniye ‘ yi ilk gördüğümde uyuyordu.Selma abla beni onlara davet etmişti.Saniye ‘nin annesi Hamidiye teyze ile oturmuştuk.Bize çay ve mantar kurabiye ikram etmişti.Mantar kurabiye o zamanlar moda olmuştu.Selma abla tarifi ona da vermişti.

    —Dün abisiyle anneannesigile gittiler ; orda uyuyamamış , gelince buraya yattı.Uyandırsam iyi olur , sizi görsün.

    —Yok yok , bırak uyusun çocuk.

    Saniye benimle aynı yaştaydı.Sarışın , çilli bir kızdı.Benim gibi içten içten gülümserdi.Mahalledeki çocuklar adıyla dalga geçip dururlardı :

    —Saniye saatin kaç ?

    Abisi Gazi mahallenin ağır ağabeylerindendi. Atilla, Cahit , Ömer Faruk… vs toplanıp sopalarla , bıçaklarla kavgalara giderlerdi
    Gazi çok güzel bağlama çalardı.Bağlamanın akordunu yaparken Saniye çileden çıkardı.
    Bir keresinde Saniye ‘ yi çağırmaya gelmiştim.Kapıyı dakikalarca çalmıştım , içerden bağlama sesi geliyordu ama kimsenin kapıyı açtığı yoktu.Biraz daha bekledim , kapıyı Gazi açmıştı :

    —Saniye yok diyip kapıyı şak diye kapatmıştı.

    Neye uğradığımı şaşırmış , orda öylece kalmıştım.

    Gazi ve Saniye ‘ nin Alper adında dünyalar tatlısı bir kardeşleri vardı. Beni çok severdi.Elimden tutup annesinin yanına götürür :

    —Anne ben Burcu ‘yla evleneceğim derdi.

    Beni gördüğü anda bana doğru hızlı hızlı koşmaya başlar , boynuma atlayıp bir sürü öpücük kondururdu yanaklarıma.











    Saniye ‘ nin babası ayakkabıcıydı.Yeraltı Çarşısı ‘nda bir dükkanı vardı.İşler iyi gitmeyince Hollanda ‘ ya gitmiş , yabancı bir kadınla sahte evlilik yaparak oraya yerleşmişti. Aradan birkaç yıl geçince sahte evlilik yaptığı eşiyle birlikte Türkiye ‘ ye gelmişti.İlginç bir durumdu bu , gerçek ve sahte bir aradaydı.Sonra Saniye ‘nin babasının o kadınla gerçekten bir ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştı.Fakirlikten kurtulmaya çalışırken aileleri dağılmış ve aldatılmışlardı.

    Saniye ‘ yi en son otobüste görmüştüm , o da benim gibi üniversite sınavı için çalışıyordu.Artık perdeleri hep kapalıydı onların.Belki de utançlarını gizliyorlardı kapattıkları perdelerle.

    Şeyma ‘ yla tanışmamız biraz geç olmuştu . Aslında farkında olmadan tanımıştım onu. Babaannemin arkadaşı Ayşe teyze’ nin yağmur adında bir torunu vardı.Birlikte parka giderdik , ben ona göz kulak olurdum.
    Bir keresinde yine parka gitmiş oynuyorduk.Şeyma gelip Yağmur ‘ u salıncaktan indirmeye kalkışmıştı.Biz buna itiraz edince aramızda küçük bir münakaşa yaşanmıştı.
    Saniye beni Eda ve Ahmet adında iki kardeşle tanıştırmıştı.Ahmet bizden bir yaş küçüktü eda ise iki.Onlar da bizi kuzenleri Şeyma ‘yla tanıştırmışlardı.Şeyma ‘ yı hatırlamıştım hemen.Birden hepsiyle samimi oluvermiştik.
    Şeyma kilolu bir kızdı ve çok komikti.Birbirimize sürekli espriler yapardık.Esragile karşı hep yanımızdaydı ama Dilara ‘yla olan samimiyetimizi de kıskanmıyor değildi.
    Ahmetgilin komşularının kızı olan Nimet aynı zamanda Nurcangilin kuzeniydi.Her seferinde bizimle oynamaya gelir , ortalığı birbirine katardı.Esragilden bile beterdi.Tek başına hepimizi çıldırtırdı.
    Tuğçe ,Rıdvan amcanın torunuydu Mehmet adında bir kardeşi vardı..Mahallede tuğçe ‘nin yaşında hiç kız yoktu.O yüzden annesi Meliha teyze Dilara ve bana :

    —Kızlar Tuğçe ‘ yi de yanınıza alsanıza.Onun hiç arkadaşı yok.Mahallede başka onun yaşında kız yok.Sizi seyredip duruyor garibim.

    Dilara ‘yla bu duruma deli olurduk ama arada sırada onu da alırdık yanımıza.











    ….
    Yine kendi kendime yılları gezmiştim.Gözlerim Dilaragilin penceresinde kalmıştı.Eskiden pencereden baka baka haberleşirdik onunla.Önce ev telefonunu çaldırırdık.Sonra cama çıkar konuştuklarımızı anlamaya çalışırdık.
    Telefonumu elime alıp Dilara ‘ya bayram mesajı atmıştım ve mesaj yerine ulaşmıştı ki Dilara senelerdir olduğu gibi kafasını pencereden çıkarıp gülümsemeye başlamıştı.Ellerimizi kaldırıp birbirimize el salladık.Buraya gelsene manasında bir işaret yapmıştım , o da sen gel diyordu.İlk defa inat etmedi ve o geldi.Genelde ben onlara giderdim.Evdekilerle bayramlaştıktan sonra çıkıp onlara gitmiştik.Zuhal teyzenin evde olmaması beni şaşırtmıştı.Zaten Zuhal teyzeler birkaç yıl önce ayrı eve çıkmışlardı.Sordum :

    —Yengen yok mu Dilara ?

    —O , bu bayram annesigilde olacak.Dayımla biraz problemleri var da.

    —Öyle mi ? Umarım çabucak düzelir.

    Gözlerim duvarda duran Dilara ‘ nın saçına takılmıştı.Bu evden hiç çıkmadan oyunlar oynardık ta ki koca kız olana kadar.
    Barış , huriye teyze ,Nihat amca ,Bilal dede…hepsini bir arada görmek çok güzeldi.
    Duvarın birinde Fatma teyze ve Metin amca ‘nın fotoğrafı vardı.Nur içinde yatsınlar demiştim içinden.

    —Hadi mahalleyle bayramlaşalım.

    —Güzel fikir.Hem ne zamandır görmüyoruz kimseyi.

    İlk önce Kadir amcalara uğramıştık.Kapıyı biraz geç açmışlardı.Demet abla duştan yeni çıkmış , bizi görünce sevinçten bağırmıştı.Kapıya gelen Selma teyze ve Kadir amca da bizi görünce hem sevinip hem şaşırmışlardı.

    —Hoş geldiniz buyurun buyurun ,içeri çıkarın ayakkabılarınızı.

    —G elin bakalım sizi cimcimeler.Demek siz büyüdünüz de bayram ziyaretlerine gidiyorsunuz ailelerinizden ayrı.

    —Maşallah kadir amcaları şunlara bak nasıl da büyümüşler.



    —Demet kızlara baklava getirsene.






    —Daha dün küçücüktünüz , oynardınız şuralarda.Siz ne zaman büyüdünüz ?



    —Hacanne ‘ yle Fatma teyze çok iyi insanlardı , mekanları cennet olsun.


    Oradan kalkıp Saniye ‘ yi görmeye gitmiştik ama evde değillerdi.Sanırım köye gitmişlerdi.
    Mahallede gidecek pek kimse de kalmamıştı zaten.Ahmetgil okulun yanındaki siteden ev almış , oraya taşınmışlardı.Şeymagil de İldem ‘ e…

    —Mahalle ne kadar sessizleşmiş.

    —Eee artık gürültü yapacak pek kimse kalmadı.

    —Herkes ya taşındı ya evlendi ya da öldü.

    Öldü derken içim burkulmuştu.Ölümü hissetmiştim derinden…
    Sustuk , kimse duymadı suskunluğumuzu.Oyunlar oynarken düne bıraktık çocukluğumuzu…


    Dilara’yla ayrıldıktan sonra eve gelmiştim geri.Herkes oturma odasında toplanmıştı.Geçmiş günler hakkında sohbet ediliyordu.Eski bayramlar ne güzeldi diye başlayan cümleler sıralanıyordu.
    Üç yıl geçmişti babaannem öleli.Sanki o hiç bu evde olmamış gibi, sanki hiç yaşamamış ve aramızda olmamış gibi yeni günleri yaşıyorduk.
    Her şey nasıl da değişmişti.Her şey nasıl da anlamsızlaşmıştı.Yalnızlaşmıştık , yıllar çok şey alıp götürmüştü.Bir zamanlar ortak anlar yaşayan insanlar birbirinden habersiz olmuşlardı.
    Yüreğimde kıpırtılar oluşturan bu mahalle ve bu ev artık bir yabancıydı bana.Sadece anılarımın suskun birer tanığıydılar.’’Hürriyet’’ işte böyle anlamını yitirmişti…Belki de bilmeden yeni anlamlar yaratıp onları anlamsızlaştırarak yaşayacaktık hepimiz yarını…
    Belki de gerçek olan tek şey yalnızlığımızdı , birbirimize yabancılığımızdı…





      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:09 pm