Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    AŞKIN YENİLGİSİ

    Paylaş

    1001110017

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 09/12/10

    AŞKIN YENİLGİSİ

    Mesaj  1001110017 Bir Paz Ara. 19, 2010 11:09 am

    . Neyse ben gitmesem de olur. Yeter ki ailelerimiz yine eskisi gibi olsun. Akşam olunca bizimkiler Zeyneplere gittiler. Ben de dışarıya çıktım. Sahilde gezindim, durdum. Çay falan içtim. Eve döndüğümde bizimkiler hala gelmemişlerdi. Televizyonu açtım. Televizyona bakıyordum ;ancak onu görmüyordum. Çünkü aklım Zeyneplerdeydi. Acaba neler yapıyorlardı. Eskisi gibi sıcak bir ortam oluşmuş muydu? Birazdan bizimkiler geldi. Annemin gözleri adeta gülüyordu. O gözleri görünce görüşmenin iyi geçtiğini anlamıştım. Yine de nasıl geçti diye sordum. Muhtar Hasan, ben görevimi yaptım yeğenim. Bundan sonrası size kalmış. Aranızı bir daha bozmayın. Birbirinizi idare eden. Babanla Zeynep’in babası da sözleştiler. Sen de söz ver Zeynep’i üzmeyeceksin, dedi. Bu cümleyi duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım. Zeynep’i üzmeyeceksin, demişti Muhtar Hasan. Şaşkınlığımı herhalde dışarı vurmuştum. Annem, evet oğlum yanlış duymadın. Zeynep’i sana istedik. Onlar da sözünü verdiler. Yarın seninle görüşmek istiyorlar, dedi. Ben adeta yerimde duramıyordum. Uçacak gibiydim. Anneme sarıldım. Sonra da babama sarıldım. Biraz sonra bizimkiler yatmaya gittiler. Muhtar Amca da yarın köye dönecekmiş. Ona teşekkür ettikten sonra ben de yatmaya gittim. Yatakta sürekli olumlu hayaller kuruyordum. Uyandığımda dışarıdaki kuşların cıvıltıları kulağıma çok güzel geliyordu. Kendi kendime bunun güzel bir işaret olduğunu kabul ediyordum. Çünkü öyle olmasını istiyordum. Güzelce kahvaltımı yaptıktan sonra Zeyneplere gitmek için hazırlandım. Öğle ezanı okunuyordu ben evden çıkarken. Zeyneplerin ziline bastım. Kapıyı Zeynep açtı. Zeynep’i ne zamandır ilk defa görüyordum. Güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Hala çok güzeldi. İçeri girdim. Zeynep’in babasının ve annesinin ellerinden öptüm. Sonra öğle yemeğini yemek için mutfağa geçtik. Zeynep’in babası yavaş yavaş konuya girmeye başlamıştı. Ve bana bakarak:
    -Sen Zeynep’i mutlu edeceğinden emin misin?
    -Evet efendim. Eminim.
    -Bu aralar iş olarak ne yapıyorsun?
    -Şuan herhangi bir işim yok;ama buradan çıkar çıkmaz iş arayacağım.
    -Bak oğlum, dün sizinkilerle de görüştük. Ailen iyi insanlar;ama senden pek emin değilim. Bu iş başımıza gelince senin hakkındaki görüşlerim tamamen değişti.
    -Ne demeye çalışıyorsunuz?
    - Sana karşı önyargılıyım. Bu önyargıyı da ortadan kaldırmadan sana Zeynep’i vermem . Kızım benim için değerli. Kendine biran önce çeki düzen ver.Git adam gibi bir iş bul. Sonra kendini bana affettirmeye bak. Sana Zeynep’i vermem demiyorum;ancak hemen olmaz. Kendini bize ispatlaman lazım. Başka türlü olmaz.
    -Tamam efendim, kendimi size ispatlayacağım, dedim ve çıktım. Aslında onlardan bu kadar sert göndermeler beklemiyordum. Daha sakin geçeceğini düşünüyordum.;ancak öyle olmadı. İşçi aranıyor yazılı iş yerlerini bir bir gezdim ve onlar arasından en iyisini seçtim. Bir markette kasiyer olarak çalışacaktım. Ayrıca sigortam da yatacaktı. Bir ay çalıştıktan sonra Zeynep ile sözlendik. Nişanı da altı ay sonra yapacaktık. Zeynep’in ailesiyle buzları biraz eritmiş gibiydim. Eskisi kadar olmasa da yine de aramız iyiydi. Özellikle annesiyle aram iyiydi. Babası mesafeli davranıyordu bana. Bir zaman sonra Zeynep de aynı iş yerine girmişti. Gün boyu Zeynep ile aynı binadaydı. Görevlerimiz gereğince fazla görüşemiyorduk;ancak öğle yemeğine falan beraber gidiyorduk. Zeynep’in ailesi akşam yemeğe çağırmış beni. Herhalde onlar da bendeki düzelmenin farkındaydılar. İnşallah bu sefer hissettiğim olur. Akşam işten çıktıktan sonra direkt Zeynep ile birlikte onlara geçtik. Yemek hazırdı, yemeği yedik sonra da çay içtik. Babası sanki bana karşı biraz daha ılımlıydı. Bunu kendisi de söyledi.
    -Aferin sana. Gözüme girmeyi başardın. Sürekli böyle ol. İşinden de ayrılma. Şurada nişanınıza da pek bir şey kalmadı. Paranı da gereksiz yere harcama. Düğünde size çok lazım olacak. Kız evi naz evi derler ona göre paranı biriktirmeye bak. Ayrıca kimseyle de tartışma,dedi. Ben de Zeynep için yapamayacağım şeyin olmadığını söyledim. Sonra da izin isteyerek evden ayrıldım. Eve doğru giderken adamın biri bana omuz attı. Bilerek yapmadığını düşünerek adamdan özür diledim. Omuzu o atmasına rağmen ben adamdan özür diledim. Ama adam “adam gibi yürü” gibi tahrik edici sözler söyleyince dayanamadım. Çok sinirlendim;ama Zeynep babasına sözüm vardı.Sabırla olay yerinden ayrıldım. Sabah iş yerine gittiğimde Zeynep hala gelmemişti. Halbuki her zaman benden önce gelirdi. Merak edip aradım Zeynep’i. Telefona annesi çıktı. Zeynep hasta. Bugün işe gelmeyecek. Patronuna söyledik, dedi. Ben de neyi var,dedim. Annesi de önemli bir şeyinin olmadığını söyledi. Dün akşam üstü açık yatmış. Penceresi de açıkmış. Üşütmüş. Şimdi uyuyor, dedi. Ben de tamam efendim, dedim ve telefonu kapattım. O gün hem çalıştım hem de sürekli Zeynep’i düşündüm. Bayağı hasta olması gerekiyordu. İşe başka türlü gemlemezlik etmezdi. Akşam işten ayrılır ayrılmaz Zeyneplere gittim. Kapıya babası çıktı. Ve bana sert bir şekilde bakıyordu. Ne olduğunu anlamamıştım. Sonra başlandı söylenmeye:
    -Ne oldu Kemal? Bir sorun mu var? Her akşam buraya gelemezsin.
    -Ama efendim,biz sözlüyüz. Dedikodu çıkar diye endişe etmeyin.
    -Ne sözlüsü be! Biz sözü bozduk. Zeynep’i başka birisiyle evlendireceğiz, dedi ve o an ben yıkıldım. Duyduklarıma inanamamıştım. Şimdi anlamıştım Zeynep’in neden işe gelmediğini. Aslında hasta falan değildi. Ailesi göndermemişti işe Zeynep’i. Sonra ben de üslubumu değiştirerek:
    -Ne söylüyorsun sen ya! Lafını bil de konuş. Biz Zeynep ile birbirimizi seviyoruz. Bu evliliğe kimse engel olamaz.
    -Ne sevmesi be! Sevgi insanın karnını doyurmuyor. Kızımı sana veremem.
    -Neden daha önce bunlardan bahsetmedin de Zeynep ile sözleşmemize izin verdin?
    -Çünkü o zaman Zeynep’i sen istemiştin. Şimdi başka biri daha istedi. Hem hali vakti yerinde biri.
    Zeynep’i görmek istiyorum.
    -Zeynep’i bir daha görmene asla izin vermeyeceğim. Çek git evine. Zeynep’ten sana fayda yok. Söylediğim gibi onu başkasıyla evlendireceğim, dedi ve beni ite ite kapıdan dışarı attı. Bu hareketi bir başkası yapmış olsaydı oracıkta hesabını görürdüm;ama söz konusu Zeynep olunca adeta ellerim bağlanmıştı. Karşılık veremedim. Eve gittim. Bizimkilerin de morali bozuktu. Sonra onlara da söylediklerini öğrendim. Babam üzülme oğlum, her şeyde bir hayır vardır, dedi. Annem de babamı destekler gibiydi. Aslında onlar da içlerinden geldiği gibi konuşmuyorlardı. Benim acımı azaltmak için çabalıyorlardı. Ben hepsinin farkındayım. Zeynep ile görüşmeliydim;ama nasıl olacaktı bu iş. Zeynep’in telefonunu aradım;ama kapalıydı. Sonra bir arkadaşıyla haber yolladım. Bir yer söyledim şurada buluşalım diye. Ama Zeynep gelemeyeceğini söylemiş. Kızın başında adeta nöbet tutuyorlarmış. Bir an bile yalnız bırakmıyorlarmış. Bir yolu olmalı diye düşünmüyordum. Çok düşündüm;ancak hiçbir şey gelmiyordu aklıma. Sanki beynim durmuştu. Zeynep’i isteyen kişiyi Zeynep’in arkadaşından öğrenmiştim. Adı Alp’miş. Alplerin giyim üzerine birkaç tane mağazası varmış. Evin de tek oğluymuş. Yani bayağı zenginlermiş. Ama beni bunların hiçbiri ilgilendirmiyor. Aslında Zeynep’i de ilgilendirmediğinden adım gibi eminim.Daha sonra Alp’in yanına gitmeye karar verdim. Alp’i arayarak nerede olduğunu sordum. İlk başta tanımadığım kişilerle görüşmem falan dedi; ama konunun Zeynep ile ilgili olduğunu söylediğimde tamam, dedi. Onların mağazasının yanında bir kafe varmış. Oraya gittim. O da geldi. Birer bardak çay içtik. Sonra lafa atıldım.
    - Bak Alp kardeş, biz Zeynep ile birbirimizi seviyoruz. Hatta sen bu işe girmeseydin biz birkaç ay sonra nişanlanacaktık. Ama sen bu işe girince Zeynep’in babası, sözü bozduğunu söyledi. Sevenlerin arasına girme. Zeynep de beni istiyor, dedim. Sonra da sustum. Ondan birkaç cümle bekliyordum. Daha sonra Alp konuşmaya başladı:
    - Ben Zeynep’i seviyorum. Ayrıca senin ile Zeynep arasında geçen her şeyi biliyorum. Bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Zeynep’in ailesi de benden yana. Sen çekil aramızdan. Bu iş sessiz sedasız bitsin. Aksi takdirde başına geleceklerden ben sorumlu değilim, dedi.
    Bu tehdit eder gibi konuşmalar beni iyice sinirlendirmişti. Daha sonra ben atıldım söze:
    -Parana güvenerek mi tehdit ediyorsun beni. Erkek gibi yüreğine güven yüreğine. Hem elinden geleni ardına koyma. Ben Zeynep’i seviyorum. O da beni seviyor. Aradan çekilmesi gereken biri varsa o da sensin, dedim ve hızlı bir şekilde kafeden ayrıldım. Sinir küpü olmuştum. Adam beni apaçık tehdit etti. Var mı böyle bir şey? Ama görecek o, parasına güvenip artistlik yapıyor. O parayı yok edeyim de görsün o Alp. Ondan sonra görüşelim onunla. İçimden bunun gibi düşünceler geçiyordu. Daha sonraki zamanlarda Zeynep’e evde baskı yapıldığını öğrendim. İlle de o adamla evlenecekmiş. Zeynep istemiyormuş; baskılara dayanacak gücü de kalmamış. Zeynep’in arkadaşı böyle diyor. Bunları duyduğumda daha da kötü oldum. Artık kararımı vermiştim. Zeynep ile benim arama giren şeyi ortadan kaldıracaktım. Havanın kararmasını bekledim. Hava kararınca da hemen dışarı çıktım. Alplerin mağazalarından birinin yanına gittim. Mağaza henüz kapanmamıştı. Mağazanın kapanmasını bekledim. Yarım saat sonra mağaza kapandı. Daha sonra ortalığın sakinleştiği bir zamanda mağazanın camını kırarak içeriyi ateşe vererek olay yerinden ayrıldım. Eve doğru giderken yapmamış olmam gereken bir şeyi yapmış gibi hissediyordum kendimi. Aslında bunları yapacak insan değilim ;ama yapabileceğim başka bir şey yok.Evin kapısını sessizce açıp yatağa girdim.Bundan sonra ne yapacağımı düşünüyordum. O sırada kapının zili çaldı. Babam açtı kapıyı. Gelenler polislermiş. Sakin olmam gerekiyordu. Onların geleceğini biliyordum. Babama beni sordular. Babam da hayırdır memur bey!Neden Kemal’i soruyorsunuz?dedi. Polisler bir şey söylemediler. Beni aşağı çağırmasını istediler babamdan. Babam da telaş içinde beni çağırdı. Garibim benim, ne kadar da korkmuştu. O zaman aileme ne kadar çok zarar verdiğimi fark ettim. Yavaş yavaş aşağıya indim.
    -Ne oldu baba, diye sordum hiçbir şey yokmuş gibi.
    -Bilmiyorum oğlum, seni soruyor bu beyler, dedi.
    Sonra polislerden biri:
    -Kemal sen misin?
    -Evet, Kemal benim.
    -Bizimle merkeze kadar geleceksin.
    -Neden?
    -Orada öğrenirsin dediler.
    Tıpkı filmlerdeki gibi. Babamın ve annemin gözlerinden yaşlar geliyordu. İşte o zaman kendimden nefret ettim. Ne kadar iğrenç bir insan olduğumu anladım.Ailemi çok üzmüştüm. Onları hayal kırıklığına uğratmıştım. Sonra hep birlikte merkeze geçtik.Soru üstüne soru sormaya başladılar.
    -Bu gece neredeydin?
    -Evdeydim.
    -Hiç mi dışarıya çıkmadın?
    -Hayır, evde uyuyordum.
    -Seni dışarıda görenler var ona ne söyleyeceksin?
    -Ben hiç dışarı çıkmadım bu gece. Kimin gördüğünü de görmek isterim.
    -Boş ver sen görenleri. Bu gece şu ileride bir mağazada yangın çıktı.Haberin var mı?
    -Hayır,yok.
    -Senin çıkardığını söylüyorlar. Ne diyorsun?
    -Ben yapmadım. Bütün gece evdeydim.
    -Bu kameralar yalan mı söylüyor o zaman?
    -Hangi kameralar? Ben kamera falan bilmiyorum.
    -Bilmezsin tabi. Şimdi izle de gör,dedi polis. Olanlar apaçık ortadaydı. Hiçbiri değil de aileme karşı yaptıklarım zoruma gidiyordu. Onlar bunların hiç birini hak etmemişlerdi. Tam bir hayal kırıklığıyım ben. Ailemi üze üze annemin ve babamın saçlarına aklar düşmüştü. Onların yüzüne bile bakamıyordum artık. Bir sevdaya düştük başımıza neler geldi neler.Sonra beni içeri attılar.Mağazanın da sigortası varmış. Yine baştan aşağı döşemişler mağazayı. İşte o zaman paranın güçlü olduğunu daha iyi anlamıştım. Artık ziyaretime bile kimse gelmiyordu. Haber de alamıyordum ailemden, Zeynep’ten. Hala Zeynep’i seviyordum;ama bu başıma gelenler sevgimi karartmıştı. Ailemin başına gelenleri düşündükçe bu sevgiden nefret ediyordum. Dışarı bir çıksam bir daha asla Zeynep ile görüşmeyecektim. Zor olacaktı; ama ikimiz için de en hayırlısı buydu. Çünkü sevgimle çevreme özellikle de aileme zarar veriyordum. Hiç beklemediğim bir zamanda ziyaretçimin olduğunu öğrendim. Tam bir yılı aşkın süre sonra biri gelmişti. Heyecanlanmıştım. Aslında biraz da korkuyordum. Görüşme yerine gittim. Karşımdaki Zeynep ile haber gönderdiğim kişiydi. Adı Hasret. İyi bir kız. O olmasa Zeynep’e haber bile gönderemeyecektim. Allah ondan razı olsun. Zeynep ile bende çok hakkı var. Tam bir yıl olmuştu onunla görüşmeyeli.Sonra Hasret’in yanına gittim.
    -Nasılsın Hasret?
    -İyiyim kemal. Sen nasılsın?
    Ben de iyi sayılırım.Ailemi , Zeynep’i düşünür dururum. Zeynep nasıl?
    -Zeynep pek iyi değil.Hele de senin hapishaneye gelişin onu epey çökertti. Kaç defe intihar etmeye kalktı. Alp ile evlenmesi konusunda özellikle de babası çok baskı yapıyor. Tam bir yıldır bu baskılara rağmen alp ile evlenmeyi kabul etmiş değil. Defalarca dayak yedi babasından;ama Zeynep pes etmedi. Açıkçası daha da dayanacak gücü kalmadı.
    -Bak Hasret. Beni iyi dinle. Zeynep’e, ona karşı sevgimin azaldığını söyle. Artık eskisi kadar sevmiyorum onu. Alp ile evlensin, mutlu olsun. Benimle mutlu olma şansı yok. Ben ona sadece çile çektiririm;ama Alp öyle değil. Paraları da var zaten. İstediği gibi yaşar. Alp ile evlenmesi daha hayırlı. Hem ben dışarı çıksam bile eskisi gibi olmayacak. Çünkü bu sevgi yüzünden Ailemi çok üzdüm. Onlara hiç hak etmedikleri şeyler yaşattım. Artık onlara zarar vermek istemiyorum. Onun için Zeynep Alp ile evlensin. İkimiz için de en hayırlısı bu. Beni unutmaya baksın. Ben onu unutmaya başladım bile.
    -Sen ciddi misin Kemal?
    -Hasret, ne olur bu söylediklerimi Zeynep’e ilet. Ben çok ciddiyim.
    -Ne diyorsun sen be! Kızcağız senin yüzünden kaç defa hastanelik oldu. Kaç defa dayak yedi biliyor musun? Bilmiyorsun tabi. Nereden bileceksin. Sen benim tanıdığım Kemal değilsin. Hapishane seni çok değiştirmiş. Bundan sonra benimle de görüşme, dedi ve çıktı gitti. O cümleleri söylerken neler çekmiştim neler. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Hayırlısı böyleydi ama. Böyle olması da gerekiyordu. Bu saatten sonra ailemi bir daha üzmeyecektim. Buradan çıkar çıkmaz onların gönüllerini almam lazımdı. Onların istedikleri biriyle evlenirsem bu amacıma ulaşacağımı düşünüyordum.Hasret, olup bitenleri Zeynep’e anlatmış.Zeynep adeta vurulmuşa dönmüş.Ne yapacağını şaşırmış.Bundan sonra da Alp ile nişanlanmayı kabul etmiş.Hasret, onunla son görüşmem diye diyerek haber yollatmış bana.Aslında üzülmüştüm;ama bir bakıma da böyle olmasını istiyordum. Zeynep Alp’i daha sonralara doğru sevecekti. Kim bilir, inşallah sever de mutlu bir hayat yaşar diye temenni ediyordum. Uzun bir zaman Zeynep’ten ve ailemden haber alamamıştım. Dışarı çıkmama da pek bir şey kalmamıştı. Onun için pek sıkıntı yapmıyordum bu durumu. Bir ay sonra tekrar özgürdüm. Bir daha ne olursa olsun hapishaneye düşmemeye yemin etmiştim. Sayılı günler tez geçermiş. O bir ay da hemen geçmişti. Dışarı çıkmıştım işte. Bu kez beni karşılamaya gelen yoktu. Fazla içerlenmedim açıkçası. Çünkü bütün bu yaptıklarımdan sonra gelmemeleri gayet normaldi. İlk önce eve gittim. Kapıyı annem açtı. Onunla doyasıya kucaklaştık. Babamı sordum dışarı da dedi. Ablam da bu arada nişanlanmış. Evin haline bakılırsa eskiden daha kötü durumdaydık. Annem bir şeyler hazırladı. Onları yedim. Daha sonra babam geldi. Babamın da ellerinden öptüm. Sonra onlara neden ziyaretime gelmediklerini sordum. Onlar da seni görmeye dayanamazdık, dediler. Daha sonra babam kendisine bakmamı söyledi.Herhalde bana söyleyeceği vardı
    -Bak oğlum. Sen içerideyken Zeynep’i nişanladılar.
    -Biliyorum baba. Her şeyden haberim var.
    -Lafımı kesmeden beni dinle.Bir daha onlara bulaşmayacaksın. Bırak artık şu kızın peşini. Görmüyor musun sürekli birbirinize zarar veriyorsunuz. Birbiriniz yüzünden çevrenizdekilere de zarar veriyorsunuz.Sizin yüzünüzden hem Zeynep’in ailesi hem de biz iyice yıprandık.Sana da hayırlı bir nasip çıkar. Onunla evlenirsin. Kim bilir ileriye doğru onu da Zeynep kadar sevebilirsin. Ben kendimden geçtim artık. En çokta şu annene üzülüyorum. Zaten yoklukla savaşıyoruz bir de senin sebep olduğun olaylar kadını yıprattı. Bana acımıyorsan bari şu annene acı be evladım. Ne olur bu sefer beni dinle. Tamam mı?
    -Sen hiç merak etme baba. Bunların hepsini içerideyken düşündüm. Artık Zeynep ile bir ilişkim olmayacak. Belki zor olacak;ama bunu yapmak zorundayım. Hepimiz için en hayırlısı bu. Size çokça çile çektirdim. Sizi hayal kırıklığına uğrattım. Ama bunların hepsini telafi edeceğim. Size söz veriyorum ki bir daha asla Zeynep’in hayatına karışmayacağım. Ben de senin gibi en çok anneme üzülüyorum. Kadını çok gücendirdim. Ona layık bir evlat olamadım. Bu aşk beni çıkmaz sokaklara doğru sürükledi. Ama inşallah o çıkmaz sokaklardan alnımın akıyla çıkacağım.Bu kez bana güvenin baba.
    -İşte sende görmek istediğim kararlılık bu. Sen öncelikle kendini mutlu etmelisin. Sen mutlu oldukça biz de mutlu oluyoruz. Git kendine göre bir işe gir. Olmazsa köyümüze döneriz. Orada bağımız bahçemiz var. Orada çalışır ekmeğimizi kazanırız. Karar senin.
    - Ben burada kalmak istiyorum. İş aramaya da çıkacağım birazdan. Önceki çalıştığım yere gideceğim. Belki yine kasiyer olarak çalışabilirim. Hem bildiğim bir iş. En azından zorluk çekmem.
    -Tamam oğlum. Karar senin. Sana saygı gösteririm bu konuda. Hem halimiz de ortada. Evimize artık sen bakacaksın. Bundan sonra bu evden sen sorumlusun.
    -Olmaz öyle şey baba. Bu evin büyüğü sensin. Bu evin de sorumlusu sensin. Sen varken ben ev reisliği yapamam.
    -Tamam, öyle olsun;ama benim gözümde sen artık ev reisisin. Bu evi geçindirecek olan da sensin. Sorumlulukların arttı. Ona göre hareket et. Çevrendekilerle yoktan yere kavga etme.
    -Tamam baba.Eski Kemal öldü artık. Namusuyla ekmeğini kazanan insanlardan olacağım. Sen hiç merak etme.
    -Tamam oğlum. Ben sana güveniyorum.
    -Baba izninle dışarı çıkayım artık.
    -Çık tabi oğlum.
    -Görüşürüz baba,dedim ve evden çıktım.İlk önce eski çalıştığım yerin sahibiyle görüşecektim. Odasının kapısına vurdum.
    -Girin.
    -Selamünaleyküm.
    -Aleykümselam Kemal, sen ne zaman çıktın içeriden?
    -Bugün çıktım Arif bey.
    -Hayırdır, bir şey mi söyleyeceksin?
    -İşçiye ihtiyacınız var mı diye soracaktım.
    -Şu an işçiye ihtiyacımız yok.Ama ihtiyaç olursa ben sana haber veririm.
    -İçerideki kasaların başında kasiyer göremeyince umutlanmıştım.
    - Onların başında kasiyer var. Dediğim gibi sana ihtiyaç duyarsam seni ararım.
    -Tamam, sizden haber bekliyorum, dedim ve iş yerinden ayrıldım.Halbuki kasalarda kasiyer yok gibiydi. Belki de hapishaneye giren birine iş vermek istemiyordu. Belki kendine göre o da haklıydı. Ama aynı durumda ben olsam kesinlikle aynı şeyi yapmazdım. Hapishaneye giren herkes hırsız veya katil değil ki. Onların içinde de çokça temiz insan var. Ben bunların hepsini gördüm. Yolda bunları düşünüyorken işçi arayan yer var mı diye de etrafıma bakınıyordum. Bir iş yerinde garson arandığını gördüm. Bundan önce hiç garson olarak çalışmamıştım; ama becerebilirdim. Hemen iş yerine girdim. Orada çalışan birine:
    -Garson arıyormuşsunuz. Ben bunun için gelmiştim.
    -Evet garson arıyoruz;ama iş sahibini bekle.
    -Ne zaman gelir?
    -Birazdan gelir. Bir şey içer misiniz?
    -Yok. Teşekkür ederim, dedim. Daha sonra iş sahibini beklemeye başladım. Epey zaman geçmişti ;ama iş sahibi hala gelmemişti. Aynı adama dönerek:
    -Bugün gelmeyecek herhalde.
    -Yok ya birazdan gelecekmiş. İşi uzamış. Senin geldiğinden bahsettim.Beklesin dedi bana.
    -Tamam. Sağ ol.
    - Önemli değil,dedi.
    Ben tekrar yerime geçtim.Adam on beş dakika sonra geldi. Beni odasına çağırdı. Ben de peşinden gittim. Emredici bir üslupla konuşuyordu.; ama hepsine katlanmak zorundaydım. Babamın da dediği gibi sorumlu olduğum kişiler vardı. Onları düşünerek katlanıyordum olanlara.Beni koltuğa oturttu. Sanki beni sorguya çekiyordu. Bana dönerek:
    -Adın nedir?
    -Kemal.
    -Daha önce bu işi yaptın mı?
    -Hayır, ilk defa olacak;ama becereceğime eminim.
    -Zaten herkes öyle der;ama geneli yapamaz.
    -Ben beceririm.
    -Gel de deneyelim o zaman.
    -Tamam, dedim ve yine adamın gerisinden yürümeye başladım.Bir şeyler yapmamı söyledi. Onun dediklerini de yaptığımı düşünüyordum. Sonra tekrar odasına çıktık. Bana bakarak:
    - İlk denemeye göre hiç fena değilsin;ama müşterilere karşı güler yüzlü olman gerekiyor.
    -Olacağım efendim.
    -Daha önce herhangi bir işte çalıştın mı?
    -İki yıl önce kasiyerlik yapmıştım.
    -Geçen yıl çalışmadın mı?
    -Hayır, geçen yıl bir sevda yüzünden başıma birtakım olaylar geldi. Ve sonunda da hapishaneye düştüm.
    -Bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren müşterilerin yap dediklerini yapmandır. Güler yüzlü olmandır. Ben bunlarla ilgilenirim.
    -Size bir şey sorabilir miyim?
    -Sorabilirsin.
    -Maaş işini nasıl yapacağız?
    -Ben bütün işçilerime aynı maaşı veriyorum.Asgari ücret.
    -Sigorta var mı?
    -Evet, var.
    -Anladım. Sonuç olarak kararınız nedir? Beni işe alıyor musunuz?
    -Evet. Yarın gel başla.
    -Tamam. Yarın erkenden gelir başlarım. İzninizle ben çıkabilir miyim?
    -Tabi, çıkabilirsin.
    -İyi günler.
    -Sana da iyi günler Kemal.
    Oradan ayrılır ayrılmaz evimin yolunu tuttum. Özgürlüğün tadını çıkarırcasına yürüyordum yollarda. Kendimi hemen eve atıp iş bulduğumu söylemek istiyordum. Eminim onlar da bu habere çok sevineceklerdi. Eve geldiğimde Zeynep’in babası da bizdeydi. Selam verdim ve annemi odaya alıp olup biteni anlatmasını söyledim. Annem de:
    -Zeynep çok hastaymış oğlum.Sürekli seni sayıklarmış. Babası da bu yüzden gelmiş.
    -Anne, ben Zeynep’i göremem.Onu görmem Zeynep’i unutmama yardımcı olmaz.Aksine ona daha çok bağlanırım.Zeynep’i unutmanın tek yolu onu görmemek. Zeynep’in aklımda olmadığını mı sanıyorsunuz. Her an aklımda Zeynep. Aklımdan bir an bile çıkmıyor. Ama o bir başkasıyla nişanlı artık. Zeynep’i görmemek zaten içimi yakıyor.
    -Sen bırak şimdi sen bunları. Ayrıca onlar nişanı bozdular.
    -Ne olmuş onların da mı paraları bitmiş. Babası para diye ikimizi de yaktı.Şimdi de Zeynep’in hasta olduğunu söylüyorsun. Bu olanların tek sorumlusu o adam.
    -Sus oğlum. Duyacak şimdi.
    -Duyarsa duysun. Beni kapıdan dışarıya ite ite attığını hiç unutmadım.
    -Kemal, oğlum, şu garip anneni bir kez olsun dinle.Ne olur şu kızın yanına gitsen. Babası hüngür hüngür ağladı yanımızda.
    -Bırak ya anne. O, duygu sömürüsü yapıyordur.
    -Ne duygu sömürüsü ya. Adam hüngür hüngür ağladı diyorum. Bana inanmıyor musun?
    -Anne, sana tabi ki inanıyorum;ama o adama inanmıyorum.
    -Kemal , sana son kez söylüyorum. Git şu kızı gör.Aksi takdirde…
    -Aksi takdirde ne anne.Söyle. Yoksa evlatlıktan mı reddedersin. Şu adam için değer mi?
    -Gel etme oğlum. Şu kızı gör.
    -Görmek istemediğimi mi sanıyorsunuz. Biraz önce de söyledim. Onu görmem bir daha unutamama sebep olur. Ve ben bundan çok korkuyorum. Zeynep’i hala çok seviyorum. Ama bu aşk her iki tarafa da zarar veriyor. Ben artık başkalarına zarar vermek istemiyorum.
    -Büyük sözü dinle Kemal. Sen beni kırmazsın. Şu annenin sana vermiş olduğu sütün hatırına şu kızı gör. Kız zor durumdaymış diyorum,dedi ve annem ağlamaya başladı. Ağlamasına , incinmesine dayanamadığım annem şimdi de ayaklarıma kapanmıştı.O an kendimden çok utandım. Ve annemin yanına ben de diz çöktüm. Annemin elinden, yüzünden öpmeye başladım ve anneme:
    -Tamam. Sen yeter ki ağlama. Birazdan Zeynep’in yanına gideceğim. Zeynep’i görmekten korkuyorum;ama bunu senin hatırına yapacağım. Belki onu gördüğümde içim yine cız edecek;ama seni kıramam. Hayatta hatırını kıramayacağım tek kişi sensin anne. Tek kişi sensin,dedim. Annem yavaş yavaş doğruldu.
    -Aferin oğlum. Senden de bu davranışı beklerdim. Beni yanıltmadın. Zeynep’in babası sizi ayırmış olabilir;ancak ona karşı saygısızlık yapma.
    -Sen hiç merak etme anne. Ben büyüklerime nasıl davranacağımı sizin gibi gönlü büyük insanlardan öğrendim.
    -Hadi içeri gidelim. Biraz da babanlarla sohbet et.
    -Peki anne. Gidelim, dedim.
    Annemin elinden tutarak içeri geçtik. Daha fırsat bulup iş bulduğumu bile söyleyememiştim. Belki de şuan zamanı değildi. Akşam söylersem daha yerinde söylemiş olurum diye düşündüm ve iş bulduğumu söylemedim.Babamlar laflaşırken bir anda bana döndü:
    -Şükrü Amcanın neden geldiğini biliyor musun?
    - Evet, biliyorum. Annem anlattı.
    -Gidecek misin Zeynep’in yanına.
    -Evet, gideceğim. Zeynep’i görmekten çekiniyorum;ama onu göreceğim, dedim . O sırada Zeynep’in babası:
    -Sağ ol Kemal, dedi; ama yüzüme bile bakamıyordu. O da anlamış gibiydi hatasını. Vicdan azabı çektiği belliydi. Para diye diye kızını da beni de aşkımızı da bitiren adam hatasını anlamıştı. Daha sonra annem ile birlikte Zeyneplere gitmek için yola çıktık. Annem marketten bir şeyler aldı. Zeynep’in babası da bizimle geldi. Kapıyı anahtarla açtıktan sonra içeri geçtik. Zeynep yatağında yatıyordu.Onu rahatsız etmek istemediğimizden bir başka odaya geçtik.Zeynep bayağı solgun görünüyordu;ama benim kalbimdeki yeri hala doluydu. Onu her zaman kalbimde taşıdım ve taşımaya da devam edeceğim. Zeynep’in annesi, Emine Teyze, bize çay yapmıştı. Sağ olsun onunla bir sıkıntım yoktu. O , bize sürekli yardımcı olmuştu; ama beyinin lafının üstüne laf söyleyememişti. Olanları sürekli içine atmış.Bu apaçık belli oluyordu.Çünkü bir buçuk yılda epey geçmişti.Bunların tek sorumlusu vardı.O da Zeynep’in babasıydı.Tüm bu olanları düşündükçe o adama karşı beslediğim kin gitgide artıyordu.Çayımızı içerken Zeynep’in uyandığını fark ettik ve hemen Zeynep’in yanına gitti annemler.
    Ben ise en arkadan gittim.Zeynep’i o halde görmeyi hiç istemezdim.Yatarken pek belli olmuyordu;ama uyandığımda kollarında hastalığın etkisi ile ortaya çıkmış yaralar vardı.Ben cesaret edipte Zeynep ile konuşamadım. Annem bunu fark edip lafa atıldı:
    -Nasılsın kızım?
    -İyi sayılırım,derken gözlerinin içi gülüyordu.Emine Teyze altı aydır ilk kez gülüyor,dedi.Annem tekrar devam etti:
    -İnşallah tamamen iyileşeceksin.Doktorlar hastalığın hakkında ne diyor?
    -Geçebilecekmiş bir hastalıkmış;ama bu hastalığı yenmesi de zormuş.imkansız değil;ama güç diyorlar.
    -İnşallah tamamen iyileşeceksin kızım.Bak sana Kemal’i de getirdik,dedi annem.İşte o an kalbimin hızına yetişemiyordum.Belki de şimdiye dek bu kadar heyecanlanmamıştım.Zeynep anneme cevap verdi:
    -Gördüm; ama pek konuşacağı yok gibiydi.
    - Konuşacak;ama bizden çekiniyor,dedi ve odadan hep birlikte çıktılar.Odada Zeynep ile baş başa kalmıştık.Lafa bir türlü giremedim.Yine her zaman ki gibi Zeynep girdi.
    -Nasılsın Kemal?
    -İyiyim.Senin hasta olduğunu söylediler.Ziyaretine geldik işte.
    -Sağ olun.Hapishanede çok sıkıntı çektin mi?
    -Bu sefer fazla bir zorluk çekmedim.Zamanın da nasıl geçtiğini fark bile edemedim.
    -Ben zamanı bir türlü geçiremedim.Bu bir buçuk yıl bana bin yıl gibi geldi.Sensiz vakit geçmiyor Kemal geçmiyor,dedi ve ağlamaya başladı.Onu öyle görünce yüreğim parçalandı.Ona sarılmak,onu öpmek,koklamak için ;ancak böyle bir an olabilirdi.Sarıldım gönlümün sultanına.Artık ben de dayanamamıştım.Bende ağlamaya başladım.Konuşmalarımızı ağlaya ağlaya devam ettiriyorduk.
    -Ağlama.Sen ağladıkça ben de dayanamıyorum,dedim Zeynep’e.
    -Dayanamadım, ne yapayım, dedikten sonra Zeynep kendine gelmiş gibiydi.
    -Alp ile nişanlanmışsın.
    -Evet,nişanladım;ama babamın yüzünden.Babamın para aşkı yüzünden.
    -Hepsinde haberim var.Olanları hasret anlattı bana.Kaç defa bu sebepten dayak yediğini kaç defa hastanelik olduğunu.Hepsini anlattı Zeynep’im hepsini.
    -Bana karşı söylediklerin senin duyguların mı diye kendimi yedim,durdum.En sonunda da bu ızdıraba dayanamadım ve Alp ile nişanlanmayı kabul ettim.
    -Aslında o düşünceler benim kalbimin düşünceleri değildi. Aklımın düşünceleriydi.Senin belki Alp ile daha çok mutlu olabileceğini düşündüm. O sözleri bundan dolayı söyledim.
    -Nasıl düşünebilirsin böyle bir şeyi.Ben senden başkası ile mutlu olamam.Ben mutluluğu senin yanında buldum.Ben senin ile tattım sevgiyi.
    -O an öyle düşünüyordum.Alplerin paraları da vardı.Baban da bunu istiyordu zaten.Sizi mutlu ederler diye düşünmüştüm.Ama galiba yanılmışım.
    -Evet,yanıldın.Onların yüzünden daha da kötü hale düştüm.Ben para falan istemiyordum ki.Ben seni istiyordum.Senin aileni,soyadını istiyoırdum.
    -Demek ki bunları senin istemen yetmiyormuş.Babanın da istemesi gerekiyormuş.O da istemedi, parayı istedi.İkimizi de bitirdi ve en önemlisi senin hastalanmana neden oldu.
    -Ne dememi bekliyorsun.Babamı mı suçlayayım.
    -Öyle demek istemiyorum tabi ki. O, hepimizin büyüğü, ona tepki gösteremeyiz. Ama onu affetmeyeceğim.
    -Benim de içimde ona karşı bir soğukluk var;ama yapabileceğim bir şey yok. O benim babam ve ona her zaman saygılı olmam lazım.
    -Ona bir şey demiyorum zaten.
    -deme zaten. Alınıyorum sonra.
    -Tamam, demem bir şey. Zeynep sana bir şey sorabilir miyim?
    -Buyur, sor.
    -Alp ile nişanı neden bozdun? Anneme sordum ;ama bir şey demedi.Sadece nişanı bozduğunuzu söyledi.
    -Anlatayım;ama bir daha bu konuyu açmayacaksın.
    -Tamam. Bir daha asla bu konuyu açmayacağım.Hadi sen anlatmaya başla.
    -Nişanlandıktan iki ay sonra ben bu çocukla yemek yemeye gittim;ama istediğimden falan değil, tamamen baskıdan dolayı gitmek zorunda kaldım. Neyse yemeği yerken bana senin hakkında bir şeyler sormaya başladı.
    -Ne gibi şeyler?
    -Sözümü kesmeden dinlersen cevabını alırsın.
    -Tamam, sen devam et.
    -Senin nasıl bir çocuk olduğunu falan sordu.Ben de senin gayet iyi bir çocuk olduğunu söyledim.Bunları duyunca senin hakkında atıp tutmaya başladı. Ben de dayanamadım.Yemekten kalktım ve eve doğru gitmek için dışarı çıktım. O sırada arkamdan kolumu tuttu;ama o an canım çok yanmıştı.
    -Vay ş…….
    -Ağzını bozma sana hiç yakışmıyor.
    -Neyse sen devam et.
    -Kolumu tuttuktan sonra bana hakaret etmeye başladı.Yok ben nişanlıymışım yok ben senin hakkında böyle güzel şeyler söyleyemezmişim de. Ben de ona sert bir şekilde cevap vermiştim. O an kendimi kaybetmişim. Kolumu çekip yoluma devam ettim. Peşimden o da geldi. Yüzsüz işte. Ta eve kadar geldi. Ben gelme desem de geliyordu. Ailemden yüz buluyordu. Başka bir nedeni yok. Özellikle de babam çok destek oluyordu ona.
    -Ona mı destek oluyordu; yoksa paraya mı?
    -Tamam Kemal uzatma. Tamam sen devam et.
    -Evde annem yemek hazırlıyordu. Birazdan babam da geldi eve. Ama suratından düşen bin parça gibiydi.Nedenini sorduk;ama söylemedi.Alp’e karşı biraz da soğuk davranıyordu.Şüphelenmiştim o an babamın hareketlerinden. İçime bir umut düşmüştü. Neyse yemekten sonra Alp gitti. Annem babama tekrar sordu aynı soruyu.Babam da anlatmaya başladı.
    -Hanım, biz galiba büyük bir yanlış yaptık.
    -Ne yanlışı?
    -Kızımızın hayatıyla oynadık.
    -Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.
    -Kızımızı nişanladığımız kişi aslında bizim tanıdığımız gibi biri değilmiş. O aslında evli biriymiş,dedi ve o an annem vurulmuşa dönmüştü. Ve cevabı sert olmuştu:
    -Bey, ben sana kaç defa söyledim şu kız evleneceği kişiyi kendi seçsin. Daha fazla zorlayamadım. Zeynep çocuğa zaten ısınmamıştı. Ben de sana uydum ve büyük bir suç işledim.
    -Haklısın hanım. Bütün suç benim.Sırf paraları var diye kızımı az kalsın ateşe atacaktım.
    -Sen nasıl öğrendin Alp’in evli olduğunu.
    - Tamamen tesadüf. Kahvehanede otururken tanımadığım iki gencin sözleri sonrası olanları anladım.
    -Ne diyorlardı?
    -Alp’i göstererek şu ş…… bak. Ne güzel hanımı var ;ama hala başkalarının kızlarının peşine düşüyormuş. Ayrıca çocuğu da varmış.İ….. bu adam i…. Bu sözleri duyunca şok oldum. Hemen Alp’in babasının yanına gittim. Olanları tek tek anlattım. O da bana ne dedi biliyor musun? N e yapalım yani. Evliyse ne olmuş. Kinci kez evlenilmiyor mu?
    -Bunlar ailece bozukmuş ,bey.
    -Evet, öyleymiş. Çok şükür Allah’a ki bizi erken uyardı.
    -Sana bir şey sorabilir miyim?
    -Sorabilirsin.
    -Peki, bu çocuğun karısı biz nişanı yaparken neredeymiş?
    -Ne yapsın. O da garibin tekiymiş. Hiçbir şey söyleyememiş korkudan.
    -Zaten nerede bir garip var hemen onu eziyorlar.
    -Aynan öyle yapıyorlar. Hanım, çok büyük günah işledik. Daha doğrusu ben işledim.Hem Zeynep’i hem de Kemal’i çok üzdüm.
    -Doğru söylüyorsun ;ama benim de suçum var.
    -Neyse ben biraz kafa dağıtayım.Dışarı çıkıyorum. Bir isteğin var mı?
    - Yok . Sen çık.
    -Akşam görüşürüz o zaman.
    -Görüşürüz, dedi annem. Babam da kapıyı kapattı, çıktı.
    -Olaylar aynen böyle oldu Kemal.
    -Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış.Alp’in de öyle olmuş.Ayrıca babanın pişmanlık duyması da sevindirici. En azından duygusuz bir adam haline gelmemiş. O andan sonra Alp’i görmedin mi?
    -Görmez miyim yüzsüzü. O gece bize gelmişti.Olup bitenleri babası tek tek anlatmış. O da özür dilemek için gelmiş. Tabi babam da onu dinlemedi. Onu kovmaktan beter etti. Geçen gün dışarı çıkmiştım. Doktora gidiyordum. Bu hastalığın ne olduğunu öğrenmek için. O da peşimden gelmiş. Beni sıkıştırmaya başladı. O anda senin amca oğlun var ya işte o da oradan geçiyormuş. Alp’in bana yaptıklarını görmüş.Sonra yanımıza geldi.Ne oluyor burada diye sordu.Ben de beni sıkıştırdığını söyledim.Orada bir güzel dayak attı Alp’e. O gün bu gün bir daha bana sataşmadı.
    -O zaman amca oğluna teşekkür borçluyum.
    -Evet borçlusun, dediği anda annemin beni çağırdığını fark ettim.
    -Efendim anne.
    -Geç kaldık oğlum,gel de gidelim.baban da gelmiştir.Yemek yapacağım.
    -Tamam, geliyorum anne,dedim. Zeynep ile vedalaştık. Ona tekrar geleceğimi söyledim.O da tamam beni ihmal etme, dedi.Evden ayrıldık.Eve doğru giderken annem olanları sordu.Ben de aramızın düzeldiğini söyledim.O zaman annem de çok sevindi.Bir daha aranızı bozmayın, dedi.Anneme iş bulduğumu da söyleyince annem daha da çok sevindi.Babana da söyle de adamcağız sevinsin.O zaten çalışamıyor.En azından senin çalışacak olman onu bir nebze rahatlatır, dedi.Annemden bu sözleri duydukça kendimden gurur duymaya başlamıştım.Hayatımda en çok aileme zarar verdim.Bu saatten sonra tek amacım var.O da onları mutlu, huzurlu bir ortamda yaşatmak.Onlar her şeyin en güzeline layık insanlar.Annemin kalbi sanki bir gül bahçesi.O güllerin dikensiz hali gibidir annemin kalbi.Hele babam, o bambaşka bir insan zaten.İçinde merhamet var,insan sevgisi var.Bu güne kadar bana el kaldırmışlığı bile yoktur.İşte ben o insanların kalbini çokça kırdım.Onların canlarını çok yaktım.Ama böyle bir şey asla tekrarlanmayacak.Eve giderken hep bunları düşündüm.Eve geldiğimizde annem içeri gitti.Ben ise kapıda oturdum.Orada bir ağaç gözüme çarptı.Ağacın yapraklarının dökülmesi gerekiyordu şimdiye kadar ama dökülmemişti.Tıpkı benim hapisteyken aşkımı söndürmek isteyip söndüremediğim gibi.evin önündeki o yeşillik beni köyüme götürdü.Yeşilliklerin hiç eksilmediği güzel köyüm benim.Çocukluğumun baharında oralardan ayrılıp böyle boğucu bir yere geldim.Aşkım beni bir çiçeği koparan insan misali beni o yeşillerin içinden, cennetimden koparıp almıştı.Oradaki akrabalarımı da çok özlemiştim.Çocukluk arkadaşlarımı da epeydir göremiyordum.Belki Zeynep ile evleneceğimiz vakit köyümüze geri dönerdik.Babamın da zaten gönlünün köyde olduğu her halinden belli oluyordu.O da haklı tabi.Köy onun her şeyi.Ben işte o her şey olan köyü de aldım babamın elinden.Sadece babamın değil annemi de aynı şekilde bıraktım. Bazen annem ile babamın konuşmalarına rastlıyorum da köye gitsek artık diyorlar. Oğlan kalsın; ama biz gidelim diyorlar. Ama be onları yalnız başlarına oralara göndermem. Zaten onlara hasret kaldım. Artık hasret kalmaya dayanacak gücüm kalmamıştı. Bir evlenelim köye gideriz diye düşünüyordum ki o sırada babam geldi.
    -Selamünaleyküm.
    -Aleykümselam.
    -Nasılsın Kemal,ne yaptınız Zeyneplerde?
    -İçeri geçelim de anlatayım baba.
    - Yok oğlum,sen burada anlat.Burası içeriden daha güzel.
    Babamın bu sözünden de anlaşılacağı gibi o artık burada duramıyordu.Küçük bir ağacın yanını eve tercih ediyordu.Bütün bunlara ben sebep olduğum için hala vicdan azabı çekiyordum.Neyse babamın sorusuna cevap verdim.
    -Tamam, burada anlatayım. Zeynep ile konuştuk olanları. Alp meselesinden tut da hastalık meselesine kadar. İyi ki sizin sözünüzü dinlemişim.Zeynep ile barıştık.Bu sefer bir engel de yok gibi.Babası da çok pişman olmuş bütün bu olanlardan.İşledikleri günahın farkındalar .
    -Evlenirsiniz artık.
    -İzniniz olursa evlenmek istiyoruz.
    -Veririz vermesine de küçük bir sorunumuz var.
    -Nedir o sorun?
    -bak oğlum,biz annen ile karar kıldık.Artık köye gitmenin vakti geldi.Buralarda daha fazla duramıyoruz.Gelecek hafta köye gideceğiz.
    -Bu acele niye ki baba.Hep birlikte giderdik.Hatta Zeynep hastalığını yener yenmez düğünü de köyde yaparız.
    -İyi, hoş söylüyorsun ama; Zeynep’in hastalığını yenmesi zaman alacakmış. Ben zaten çok sıkılıyorum.Annen de öyle.Biz artık köyümüze gidelim.Sen de gel.
    -Zeynep bu halde iken mi?
    -Haklısın,Zeynep’i unuttum bir an.
    O sırada annem babamın geldiğini far edip yemeği hazırlamış.Yemeğe geçtik.Sonra çayımız içtik.Babama iş bulduğumu hala söylememiştim;ama vakti gelmişti artık.
    -Baba, ben bu gün iş buldum,diye lafı attım ortaya.
    -Hayırlı olsun oğlum.Nasıl bir iş?
    -Garson olarak çalışacağım.
    -Eski iş yerine gittin mi?
    -Gittim;ama orda bana göre bir iş yokmuş.
    -Maaş işi nasıl olacak?
    -Asgari ücret.Ayrıca sigortam da yatacak.
    -İyi imiş,sigorta önemli dedi.
    Ben de bizimkilerden izin isteyip dinlenmek için odaya gittim.Yatağa doğru uzandım,kendi kendime tartışır olmuştum artık.Kendimle çelişiyordum adeta.Köye gitmeli miydim;yoksa gitmemeli miydim?Bir tarafı git diyor diğer tarafım gitme diyordu.Şaşırmıştım artık.Ne yapacağımı bilmiyordum.Bir tarafta annemleri köyde yalnız bırakmak işime gelmiyor diğer tarafta da Zeynep’i bu hastalığıyla baş başa bırakmayı istemiyordum.Ne yapmalıydım ki.Yine Zeynep ile kalmak ağır basıyordu;ama annemleri yalnız bırakacağım için içim sızlıyordu.Yine aşkımı aileme tercih etmiştim.Gerçi bu sefer ki durum biraz daha farklıydı.Ortada Zeynep’in hastalığı vardı.Onu o hali ile kesinlikle bırakamazdım.İyileşinceye dek onunlaydım.İyileşince de köyde düğünümüzü yaparız diye düşünüyordum.Aklıma kötü şeyler de gelmiyor değildi hani.Ya iyileşemezse? İşte bu sorunun cevabını vermek çok zordu.Zor olduğu kadar da acıydı.İyileşemezse bundan sonra ki hayatım tek seçenek olacaktı.Kimse ile evlenmeyecektim.Çocuğumda olmayacaktı haliyle.Ve en kötüsü annemlere yine layık bir evlat olamayacaktım. Ama bu sefer ki durumun farklı olduğunu onlar da bileceklerdir. Bana karşı anlayışlı olacaklardır. Ama böyle bir durum inşallah olmayacaktı. Zeynep iyileşecek ve onunla evlenip çocuklarımız olacak. Daha mutlu bir yuvamız olacak. Hem annemler de torunlarıyla oynar, dururlar artık. Tek istediğim onlara torun sevgisini tattırmak. Başka bir amacım yok. Tek amacım ailemin mutlu ve huzurlu olmasını sağlamaktı. O sırada aklıma amcaoğlu geldi. Nereden geldi bilmiyorum; ama geldi.Ona borcumu ödemeliydim. Zeynep’e sahip çıktığı için ona teşekkür etmeliydim, dedim ve yattığım yerden fırladım.Annemlere de amca oğlumun yanına gittiğimi söyledim.Selam söyle, dediler.Gerçi bugün iştedir;ama olmazsa iş yerine kadar giderim diye düşünüyordum.Evini ziline bastım;ama açan olmadı.Zaten evde olması düşük bir ihtimaldi.İş yerine kadar gittim; ama orada da bulamadım.Müdürün yanına çıktı dediler, bekledim; ama gelmeyince geri dönmek zorunda kaldım. Artık akşam gidecektim, başka çarem yoktu. Akşam olduğunda Metin’in yanına gittim. Çok şükür ki evdeydi.
    -Selamünaleyküm.
    -Aleykümselam. Sen hoş gelmişsen Kemal.
    -Hoş bulduk . Kemal nasılsın görüşmeyeli?
    -İyiyim ya sen nasılsın?
    -Sağ ol ben de iyiyim.
    -Nasıl gidiyor hayat?
    -Hayat şu an normal. Zeynep ile tekrar barıştık. Gerçi barıştık biraz garip oldu. Daha doğrusu Zeynep ile devam kararı aldık. Tek sorun Zeynep’in hastalığı.
    -Ha. O mesele. Gerçekten ben de çok üzüldüm.İnşallah hastalık veren Allah devasını da verir.
    -İnşallah Metin inşallah.Hem sana da teşekkür borçluyum.
    -Ne teşekkürü?
    -Geçen gün sokakta Alp Zeynep’e sataşmış.Sen de cevabını vermişsin.Çok sağ ol.
    -Önemli değil Kemal. Ne demek. Zeynep sadece senin namusun değil aynı zaman da bizim de namusumuz.
    -Tekrar sağ olasın Metin. Geç oldu. Ben artık gideyim. Yarın işe gideceğim.
    -İş mi buldun?
    -Garson olarak işe girdim.
    -Sigortası var mı_
    -Evet, var.
    -İyi o zaman.
    -Hadi görüşürüz Metin. Sen de yat artık.
    -Tamam, görüşürüz, dedi Metin. Eve doğru yol aldım. Hafiften bir heyecan basmıştı beni. Herhalde yarın işe başlayacağım içindir, diye düşünüyordum.Eve geçmiştim ve bizimkilere selam verip yattım.Kendimi çok yorgun hissediyordum.Yatar yatmaz uyumuşum. Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı hazırlamıştım.Annemi kaldırmaya kıyamamıştım. Kahvaltımı yaptıktan sonra işe gittim. Biraz erken gelmişim. Kapı kapalıydı. Bir on beş dakika bekledim. Sonra mutfakta çalışan biri geldi de içeri girdik. Sonra bana da bir anahtar verdi. Müşteriler yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı. Yorucu bir gün olacak gibi görünüyordu. Zaten adam bana bunun için veriyor, diye düşündüm. Üç saattir çalışıyorum;ama Allah’a şükür bir yaramazlığım olmamıştı. Şimdilik garsonluk iyi gidiyordu. Patronun gözünün bende olduğunu fark ettim. Bu benim daha da heyecanlanmama sebep oldu. Ama sakin olmaya çalışıyordum. Psikolojimken kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Neyse ki patron gözlerini üstümden çekmişti. Bu durum beni oldukça rahatlatmıştı. Akşam olduğunda patrondan izin alarak oradan ayrıldım. Bir gün, iki gün derken işe gireli iki ay olmuştu. Çok şükür bir yaramazlığım olmadı. Bizimkiler de köye gitmişlerdi. Telefonla annemlerle üç günde bir görüşüyordum. Bu iki ayda Zeynep hastanede tedavi görmeye başladı. Doktorlar durumunun iyiye gittiğini söylüyordu; ama Zeynep’in vücudu gün geçtikçe eriyordu. Bu durum da beni korkutuyordu. Doktorlar ise bu durumun normal olduğunu söylüyorlardı. Hapların bu duruma sebep olduğunu söylediler. Zeynep’in moralinin en yüksek seviyede tutulması için elimden geleni yapıyordum. Mehmet Amcayla da aramız ısınmıştı. Ben de Zeynep’i mutlu etmek için her şeyi unutmuş gibi yapıyordum; ama içimdekiler eskisi kadar olmasa da duruyordu. Belki isteyerek yapmadı; ama bizi bu hallere koyan o idi. Yine de söz konusu Zeynep olduğundan onu sevmek zorunda kalıyordum. Zeynep’in annesi ise adeta içimi okuyordu. Bir gün beni kenara çekip:
    -Kemal, senin Mehmet’e karşı böyle davranmanın sebebinin Zeynep olduğundan adım gibi eminim. Ne olur bu durumu En azından Zeynep iyileşinceye dek sergile. Zeynep’in morale ihtiyacı olduğunu sen de biliyorsun, dedi. Ben de tamam,dedim. İş yerinde tabakları götürürken bile Zeynep’i düşünüyordum. Çünkü Zeynep günden güne zayıflıyordu. Bu durum benim içime oturmuştu. Bilgisayardan bu hastalığın vermiş olduğu sonuçlara baktım. Orada da zayıflık yoktu. Bu durum beni iyice endişelendirmişti. Bir gün tekrar doktorun yanına çıktım:
    -Doktor bey, Zeynep’in durumu hakkında bilgi almak istiyorum.
    - Siz Zeynep’in neyi oluyorsunuz?
    -Zeynep’in nişanlısıyım.
    -Zeynep’in vücudunun verdiğimiz haplara nasıl bir tepki vereceği önemli. Şu ana kadar herhangi bir tepki vermedi; ama o gün de yakındırır.
    -Zeynep buraya geleli iki ay oldu. Hala hapa tepki tepki vermesini bekliyorsunuz.
    -Ne yapmamızı bekliyorsunuz?
    -Zeynep gün geçtikçe eriyor. Bunu görmüyor musunuz? Yapamıyorsanız söyleyin de başımızın çaresine bakalım.
    -Bize güvenmiyor musunuz?
    -Güvenmemeyle alakası yok.
    -Sorun nedir o zaman?
    -Defalarca mı söyleyeyim. Zeynep gözlerimin önünde eriyip gidiyor.Sorun bu.
    -Bize biraz daha zaman verin. Zeynep’in de buna ihtiyacı var.
    -İnşallah on beş gün içinde cevap verir. Aksi takdirde Zeynep’i buradan çıkaracağım.
    -Tamam, elimizden geleni yapıyoruz; ama biraz daha çabalayacağız, dedi ve ben oradan ayrıldım. İlle de sert yüzümüzü göstereceğiz. Başka türlü ilgilenecekleri yok. Dünyanın parasını veriyoruz yine de ilgi göstermiyorlar. Zaten on beş gün içinde bir düzelme olmazsa Zeynep’i çıkaracağım. Çıkaracağım;ama nereye götüreceğim onu de bilmiyorum. Allah bir yol gösterir artık diye düşünüyordum. Ben de zaten bu iki ayı aşkın sürede epey kilo vermiştim.Hem iş hem de hastane beni bayağı yormuştu. İşi bırakmayı düşündüm;ama sonrası benim için pek iyi olmayacaktı. O yüzden işten de ayrılamıyordum. Böyle ne kadar sürer onu de bilmiyordum. Dayanacak gücüm de kalmamıştı artık. Zeynep biran önce iyileşse de köye gidip kafamı dağıtsaydım. Ama şu anda bu mümkün değildi. İş, hastane derken aradan on beş gün daha geçmişti. Üzülerek söylüyorum; ama galiba Zeynep’in ömründen de on beş gün geçmişti. Bütün bunları söylerken içim yanıyordu. Ağlayacak hale geliyorum. Zeynep’e pek belli etmemeye çalışıyorum; ama galiba o da bunun farkında. İki de bir ben öleceğim, deyip duruyor. Annesi ise perişan durumda. Hele babasını tarif etmeye hiç gerek yok. Adamcağız tam bitmiş. Hangisine acıyacağıma şaşırmıştım. En çok da Zeynep’e acıyordum. Keşke o yatakta yatan ben olsaydım. Onun çektiklerini ben çekseydim.Aslında pek düşünmek istemiyorum; ama galiba biraz gerçekçi olmak gerekiyorsa Zeynep’im ölüyordu. En çok da Zeynep’in acı çekerek ölecek olması beni kahrediyordu. Akşamları eve gittiğimde saatin bile kaç olduğunu bilmeden yatar hale gelmiştim. Zeynep ile ben de eriyordum. Ertesi gün işe gittim. Öğle vaktine doğru Zeynep’in fenalaştığı haberi geldi. İş yerinden ok gibi fırlayarak hastanenin yolunu tuttum. Zeynep gerçekten de kötü durumdaydı.En sonunda o acı sözleri doktorun ağzından duymuştum. Zeynep her an diğer aleme göç edebilir, dedi. Zaten o sözü duyduktan sonra kendimi kaybetmişim. Doktorun yakasına yapışmışım. Doktoru elimden zorla almışlar. Bütün bu olanları dahi hatırlamıyorum. Zeynep’im, kalbimin gülü, solmak üzereydi. Hayat artık benim için de bitiyordu. Zeynepsiz bir hayatı ben ne yapayım ki derken bir koşuşturmadır gidiyordu Zeynep’in odasında. Emine Teyze o sırada fenalaştı. Doktorlar ona da baktı. Tansiyonu fırlamış. Babası ise kendini duvarlara vuruyordu. Ve en sonunda o acı gerçekle karşılaştım. Geçmiş olsun, dediler. Sadece geçmiş olsun. Başka bir şey yok. İşte o sırada ben de ölmüştüm. Kendimi Zeynep’imin kollarına attım. Onunla olan hayallerini gerçekleştiremeyecektim. Benim için artık hayal diye bir kavram kalmamıştı.Zeynep ile her şey bitmişti. Zeynep’imin cenazesini annesinin de köyü olan bizim köye götürdük;ama kıyametler kopuyordu o gün. Benim için çoktan kopan kıyamet başkaları için daha yeni kopuyordu. Zeynep’i toprağa vermiştik artık. Toprak benden önce davranıp Zeynep’imi aldı benden. O günden sonra ortalık sakin gidiyordu. Ta ki mezarlıktan gelen o sese kadar. Hemen mezarlığa koştuk. Mehmet Amca , kendini Zeynep’imin mezarı başında intihar etmişti. Emine Teyzenin feryadı ise dereleri inletmeye yetişti. Adamcağız vicdan azabına dayanamamış. Ban ise zaten ölüydüm. Babamla annem olmasa benim de sonum Mehmet Amca gibi olurdu. Hayatım artık uykuyla ev arasında geçiyordu. Kışın soğuğu her tarafımı yakıyordu. Arada bir de Zeynep’in yanına gidiyordum. Yine bir gün Zeynep’imin mezarına gidip onunla doyasıya laf ettim. Bu artık beni de sıkıyordu. Bir silah bulsam da bu beyaz örtünün üstünü kırmızıya boyasam diye düşünüyordum. Kendime Zeynep’e adamak istiyordum; ama o sırada da annem aklıma geliyordu. O, bana dayanamaz diye düşündükçe bir türlü cesaret edemiyordum intihara.
    Hayat garip. Hem de çok garip. İnsanın geliyor yüzünü güldürüyor daha sonra intikam alırcasına insanı yerden yere vuruyor. Bu hayata gönül bağlamak akıl işi değil. Hayat gelip geçici. Bu yüzden insan kalbi kırmaya gerek yok. Bu hayattan anladım ki Allah istemedikçe hiçbir şey olmuyor. En iyisi her şeyi içine atıp sessiz sessiz ölmek.


      Forum Saati Cuma Ocak 18, 2019 6:06 pm