Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    AŞK UĞRUNA

    Paylaş

    1001060043

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 25/12/10

    AŞK UĞRUNA

    Mesaj  1001060043 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 12:13 pm

    Kızımın tatlı sesiyle uyanmıştım. İlk işim pencereyi açıp dışarıya bakmak oldu. Dışarıda güzel bir hava vardı ama benim için bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü ne kadar güzelde olsa bana bir faydası yoktu. Bugün hastaneye gidecektim. Karımın ısrarlarına karşı koyamamıştım bu sefer. Son günlerde bir garip davranıyormuşum. Bakışlarım bile değişmiş, ona göre her şeye sinirleniyormuşum. Ama ben hiçbir şey fark etmiyordum. Kızım ve oğlum da öyle deyince gitmeye karar verdim. Durumumuz pekiyi değildi. Bir arabam olmadığı için dolmuşa binmiştim. Çok kalabalıktı ve bu beni rahatsız etmişti. Anlam veremedim çünkü ben insanları severdim. Şimdi niye böyle düşünüyordum anlayamadım. Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra İstanbul’un en iyi hastanelerinden birine gittim. Psikiyatri bölümünde nerdeyse hiç hasta yoktu. Sıra bana geldiğinde içeri girmek istemedim, gerçekten hastalığım varsa diye düşündüm. Kızım, oğlum canımdan çok sevdiğim karım benden uzak duracaklardı belki de. Tüm bu düşünceler kafamı kurcalarken dayanamadım ve dışarı attım kendimi. Eve gittiğimde onlara hiçbir şeyim olmadığını söyleyecektim. Zaten psikolojik bir rahatsızlığım olacağını zannetmiyordum. Ben her zaman ki bendim. Eve giderken yürümek istedim. Düşünmek istiyordum kafamı kurcalayan soruya yanıt bulmam lazımdı. Böyle düşünürken dalmışım, yanlışlıkla bir bayana çarptım. Elindeki tüm poşetler yere düştü. Kadın tam bana kızacaktı ki:
    —Ahmet, sen buralarda ne arıyorsun, dedi ve boynuma sarıldı.
    Cemre’ydi bu. Lisedeki en yakın arkadaşımdı onu çok seviyordum.
    Konuşa konuşa bir çay bahçesine gittik. Cemre 1.70 boylarında alımlı ve güzel bir kızdı. Daha evlenmemişti. Kariyer peşinde koşuyordu. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra büyük bir şirkette hukuk danışmanlığı yapıyordu. İkimizde yirmi sekiz yaşındaydık. Benim 5 yaşında iki çocuğum vardı. O ise hala bekârdı. Lise yıllarında ki güzelliğini hiç kaybetmemişti. Bütün erkekler onun peşinde koşardı. O hiçbirine yüz vermezdi. Tabi ben çok sevinirdim. Çünkü bende onu seviyordum ama öyle çok seviyordum ki arkadaşlığını kaybetmemek için söylemiyordum. Ve lise bitene kadar söylememiştim. Onu asla unutamayacağımı biliyordum ama kararlıydım, söylememiştim ona. Üniversitelerimiz farklı şehirlerdeydi ondan uzaktaydım. Onu aklımdan silmek için iyi bir fırsattı. Zaten ben sıradan bir öğretmenlik okurken o hukuk fakültesine gidiyordu. Yıllar ondan ayrı geçtikçe arkadaşlığımızda bitiyordu. Üniversite bitmeden bağlantımız kesilmişti. Nerde çalıştığını falan başka arkadaşlardan öğrenmiştim. Şimdi yıllar sonra karşılaşmak beni o yıllara götürdü. Aradan tam altı yıl geçmişti ama gördüğümde hala bir şeyler kaldığını anladım…
    Saatlerce konuştuk o şirin çay bahçesinde. Benim evlendiğimi duyunca çok şaşırdı. Ama sevinmiş gibi duruyordu ve beni tebrik etti. Eskiye göre daha olgun durduğumu söyledi. Daha da bir karizmatik olmuşun dediği zaman kalbim duracak gibi oldu. Gözleri çok güzel bakıyordu bana sanki hala o yıllardaymışız gibi geldi. Konuştukça etkileniyordum, kendine bağlıyordu beni. Karım aklıma birden onu da seviyordum ama Cemre’yi gördüğüm zaman onu unutmuştum galiba.
    Çay bahçesinden çıktığımızda saat dokuzu geçiyordu her yer kararmıştı. Evinin yakın olduğunu kendi gidebileceğini söyledi. Ama ben evini öğrenmek istiyordum. Israr edince dayanamadı ve evine kadar götürmeme izin verdi. Ayrılırken sarıldı. Kalbimi hissetmiyordum artık.
    —Yarın tekrar görüşelim, dedi.
    Tabi ben buna çok sevinmiştim.
    —Tabi ki dedim.
    Ayrıldıktan sonra eve gitmek istemedim. Karımı görmek istemiyordum. Aradım bir hafta eve gelmeyeceğimi işlerimin olduğunu söyledim. Üzülerek tamam dedi. Kafamı dağıtmak için sahile indim ve denizi seyrettim saatlerce. Hava çok serindi bayağı üşümüştüm. Oradan en yakın öğretmen evine gittim. Yattığımla uyumam bir oldu. Sabah erken kalktım. Cemre’nin evine gittim. Yeni kalkmıştı o da içeri kahvaltı yapmak için çağırdı. Girmek istememiş gibi davrandım ama ısrar edince devam ettirmedim oyunumu ve girdim. Ben gazete okurken o kahvaltıyı hazırladı. Çok güzel bir sofra hazırlamıştı. Üzerine düzgün bir şeyler giymeye gittiğinde içimden düşünmeye başladım. Keşke bu ev bizim olsaydı ve Cemre karım olsaydı…
    Tekrar içeri geldiğinde gözlerimi ondan alamadım. O kadar narin ve alımlı duruyordu ki sözlerime engel olamadım ve çok güzelsin dedim. O da şakaya vurarak:
    —Hadi oradan ben mi?
    —Yok, yok gerçekten çok güzelsin deyince teşekkür etti ve oturdu masaya.

    Kahvaltıyı yaptıktan sonra onun arabası ile İstanbul turu yapmaya karar verdik. Çocuklar gibi gülüyorduk. Lunaparka, sinemaya, hayvanat bahçesine gittik. Çok ama çok keyifli bir gündü. Yine akşam olmuştu. Ondan ayrılmam gerekiyordu yine. Ama hiç istemiyordum bunu. Oda bu günün bitmesini istemediğini söyledi. Ama yapacak bir şey yoktu. Yarın holdinge gitmesi gerekiyordu. İşyerine gelmemi istedi. Vedalaştıktan sonra tekrar öğretmen evine gittim ve düşüncelere daldım. Yaptığım doğrumuydu bilmiyordum.
    Karım, çocuklarım mutlu bir hayatım vardı ama ben hala yanlış bir sevdanın peşinde koşuyordum. Böyle düşünürken uyumuşum.
    Ertesi gün kalktığımda saat 10’u geçiyordu. Hızlıca çıktım ve Cemre’nin işyerine gittim. Odasına gittiğimde bir beyle konuşuyordu. Çok samimi görünüyorlardı. El kol şakaları da yaptıklarını da görünce kıskanmıştım. Gözlerim öyle hiddetli bakıyordu ki yerlerinden çıkacak gibiydi. Ellerim titriyordu kendimi tutamıyordum. Ne olduğunu anlayamadım. Bağırdım birden adama. Cemre beni böyle görünce çok şaşırdı. Kenan sen dışarı çıkar mısın? Kusura bakma dedi. Bana oturmamı sakin olmamı söyledi. Özür diledim defalarca ne olduğunu bende anlayamamıştım. Galiba karımın bahsettiği şey buydu. Sinirlendiğim zaman kendimi kaybediyordum. Galiba ben gerçekten hastaydım. Cemre beni sakinleştirdi ve benimle konumsak istediğini söyleyerek iki gün önce gittiğimiz çay bahçesine gitmek istedi. Çaylarımız geldiğinde Cemre:
    —Ahmet senin neyin var anlayamadım? Dedi.
    —Karımın da aynı şeyleri söylüyordu, dedim.
    Bana hemen doktora gitmem gerektiğini söyledi. Bende tamam dedim ve geçiştirdim.
    Cemre bana bir şey söylemek istediğini söyledi. Bende umutlandım. Herhalde benden etkilendi diye düşünürken odadaki o kişinin kendisine evlilik teklif ettiğini ve ne yapması gerektiğini bilmediğini söyledi. Adeta beynimden vurulmuştum. Kekeleyerek ne yapacaksın dedim. Cemre bilmiyorum düşünmek için zaman istiyorum dedim. Biraz sevinmiştim. Vazgeçirebilirdim onu bende ona iyi düşünmesi gerektiğini hatırlattım ve kapattı konuyu. Ayrılıktan sonra hızlı adımlarla öğretmen evine doğru gittim ve odama kapandım. Plan yapıyordum. O adamı öldürmem gerekliydi. Yoksa cemre onunla evlenebilirdi. Bunları nasıl düşünüyordum bilmiyorum. Ben şimdiye kadar kimseye zarar vermemiştim. Engel olamıyordum bu düşüncelere, kendimi tanıyamıyordum. Planlarım bitmişti. Kenan’ı nasıl öldüreceğimi kararlaştırmıştım. Bir arkadaşımın arabasını alacaktım Kenan’ı takip edecektim ve tenha bir yerde onu vahşice ezecektim. Araba benim üzerime kayıtlı olmadığı için birileri görse bile benim yaptığımı kimse bilmeyecekti. Herkes arabanın sahibini arayacaktı. Bu iğrenç düşüncelerle yattım. Sabah kalktığımda bunları düşündüğüme inanamadım güldüm ve geçtim cemreyi görmek için holdinge gittiğimde cemreyi Kenan’ın arabasına binerken gördüm. Öyle sinirlenmiştim ki beynim çatlıyordu. Kendi kendime düşündüm. Kararım galiba doğruydu ve Kenan ölmeliydi.
    Doğruca planımı devreye koymak için arkadaşım Ali’nin evine gittim ve arabasını istedim. Hiç sorun çıkarmadan verdi. Başına nelerin geleceğini bilemezdim. Arabayı aldıktan sonra cemreyi aradım. Kenan’la yemek yediklerini söyledi. Hangi lokantaya gittiklerini söyledi. Ama Cemre'ye geleceğimi söylemedim. Oraya vardığımda gülerek lokantadan çıkıyorlardı. Onları takip etmeye başladım. Kenan Cemre’yi eve bıraktıktan sonra kendi evine gitmişti. Tam arabadan ineceği anda arabayı çalıştırdım ve hazırlandım. Arabadan inmişti ve evine gitmek için karşı kaldırıma geçmeye hazırlanıyordu. Planım burada devreye girdi ve her şey 2 dakika sürdü hızla arabayı üzerine sürdüm. Ona çarpmıştım havada taklalar atarak yere düştü. Emin olmak için 2–3 kez üzerinden geçtim arabayla…
    Ertesi gün kalktığımda öyle pişmandım ki kendime inanamıyordum kendimden nefret ediyordum adeta. Hemen aklıma geldi gazeteye baktım. Evet o olay gazetede vardı. Suçlu ortada yoktu. Ali’yi suçlu olarak görüyorlardı. Hemen giyindim ve Cemre'nin yanına gittim. Oda öğrenmişti Kenan’ın öldüğünü, ağlıyordu. Zor teselli ettim onu.
    —Niye bu kadar çok üzülüyorsun?
    —Evlenecektik, teklifini kabul etmiştim.
    O anda doğru bir şey yaptığıma karar verdim…


    ***



    Aradan bir ay geçmişti. Cemre olayların etkisinden kurtulmuştu. Bu zaman zarfında her günümüz beraber geçti. Ona öyle bağlanmıştım ki hiçbir dakikam ayrı geçsin istemiyordum. Eve çok nadir gidiyordum. Karımla aramda bu yüzden tartışmalar çıkmıştı. Ama benim umurumda bile değildi. Cemre ile her buluştuğumda aynı çay bahçesine gidiyorduk. Burasının bizim için ayrı bir önemi vardı. Cemre’de son günlerde bir tuhaflık vardı. Bana karşı çok samimi davranıyordu. Anlam veremiyordum bir gün bana bir şey söylemek istediğini söyledi bende dinliyorum dedim sesi çok tatlı ve okşayıcıydı Ahmet bunu söylemesi çok zor geliyor bana ama söylemem lazım dedi ve sana aşık oldum dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Konuşmak istiyordum ama konuşamıyordum. Biraz su içip kendime geldikten sonra her şeyi anlattım. Lise yıllarından beri onu sevdiğimi söyledim şaşkınlıkla beni dinledi ve birbirimize sarıldık. Tarif imkânsız duygular içindeydi mi. Kaç yıldır sevdiğim kişiden karşılık bulmuştum. El ele tutuşup sahile indik. Cemre birden bire ne yapacağız dedi. Bu soruyu hiç beklemiyordum sustum oda sustu sadece birbirimize bakıyorduk. Ben evliydim ve 2 tane çocuğum vardı. Onları ne olacaktı. Ben tam bunları düşünürken Cemre bu soruyu bana sordu ve ben ne diyeceğimi bilemedim. Düşünmüş gibi yaparak boşanırım dedim. Ama cemre istememişti. Çocukların var onlar bizim yüzümüzden babasız kalmayı hak etmiyor dedi. Belki hiç konuşmamalıydık seninle dedi. Bana sadece sus dedi. Bunları konuşmak için erken olduğunu söyledim ve biraz daha gezdikten sonra onu evine bırakıp evime gittim Zehra ve Yusuf koşarak boynuma atıldı hoş geldin baba diye onları orda gördüğümde kendim den utandım. Karım bana bakmıyordu bile sadece kapıyı açtı ve mutfağa gitti. Kafayı yememek için gittim ve direk yattım. Sabah iki yanağımın da ıslandığını hissederek uyandım bunlar benim canım evlatlarımdı. Mutfağa gittiğimde harika bir sofranın beni beklediğini gördüm oturdum ve eski günlerdeki gibi bir kahvaltı yaptık ne yapacağımı şaşırmıştım şimdi ben ne yapacaktım bir tarafta ailem vardı bir tarafta Cemre. Kurulmuş bir düzenim vardı ve ben onu kendi ellerimle yıkıyordum. Kendime inanamıyordum bu ben miydim? Yıllar sonra karşıma çıkan lise aşkıma tekrar kendime kaptırmıştım onun için karımdan ve çocuklarımdan vazgeçecektim bu düşüncelerle evden çıktım mantıklı düşünmek için deniz kenarına gittim ve kayalıklara oturdum. Dalgaların sesi o kadar rahatlıyordu ki beni 1–2 saat öylece oturdum. Dalgaları kendime benzetiyordum bazen hırçın hırçın kayalıklara vuruyordu. Bazen durgun ve sessizce kumsalı okşuyordu. Bende öyleydim kendimi yitirdiğim zaman çevremdekilere zarar veriyordum bir insanın canına bile kıyabiliyordum. Deniz gibi durgun olduğum zamanlar da ise sevecen bir dost, bir baba bir arkadaş oluyordum. Hala bir karar vermemiştim cemreyi aradım ve onunla konuşmak için çay bahçesine gittim. Ona da bu karamsarlığıma yansıtmış olacağım ki:
    —Neden böyle düşünceli ve durgunsun.
    Bende niçin olduğunu söyledim. Onu çok sevdiğimi ama ailemden de vazgeçemeyeceğimi söyledim. Cemre gayet sakindi. O da zaten çocuklarımı bırakmamı istemiyordu o zaman bu iş nasıl olacaktı bunu ona sordum. O da kararsızdı. Zamana bırakalım acele edersek pişman olabiliriz dedi. Bana da mantıklı geldi bu düşünce. Çaylarımızı içtikten sonra cemreyi bürosuna bıraktım. Sonra rahatlamanın da verdiği öz güvenle eve gittim evde kimse yoktu karım çocuklarımı alıp parka götürmüştü önceden hep ben götürürdüm onları parka ama son zamanlarda eve uğradığım yoktu ki 1–2 saat sonra geldiler. Zehra ile Yusuf bana biraz kırılmıştı. Yanıma bile gelmediler. Karım nazlı zaten eskisi gibi değildi. Hoş geldin bile demiyordu artık.
    —Ahmet doktora gittin mi?
    Aklıma geldi sabah evden doktora gidiyorum diye çıkmıştım.
    —Evet dedim.
    Nazlı sadece:
    —Tamam, artık nasıl olduğun ilgilendirmiyor beni dedi
    bir şeylerden şüpheleniyordu çünkü. Başka bir kadın ya da farklı bir şeylerin olduğunu tahmin ediyordu. Böyle soğuk bir hava ortama hâkimken kapı zili çaldı. Gelen en yakın arkadaşım ve meslektaşım güvendi. Tam sekiz yıl beraber okumuştuk. Lise ve üniversitede aynı sınıfta idik.
    Aynı şehirde olmamıza rağmen görüşmeyeli uzun bir zaman olmuştu görünce çok şaşırmıştım onu. Sarıldık ve hasret giderdik. Çocuklarımı en son gördüğümde ikisi de daha yeni yürümeye başlamıştılar. Şimdi nerdeyse okula gideceklerdi. Güven çocuklarla oynadıktan sonra lise yıllarından konuştuk. Hocalar, arkadaşlar derken cemre konusu açıldı. Cemre, güveninde yakın arkadaşıydı. Ama onlarda görüşmüyorlarmış. Bana cemre ile görüşüyor musun dedi. Bende evet dedim. Aslında bağı koparmadığımızı ama tesadüfen karşılaştığımızı anlattım. Sonra olanları anlatacaktım ama vazgeçtim. Güvenebilirdim ona yinede anlatmak istemedim. Böyle konuşurken güven yarın beraber cemreyi görmeye gidelim hadi seninle dedi. Bende kabul ettim ertesi gün cemreyi aradım ve her zamanki gibi gelmesini istedim. Güven'in yanımda olduğunu söylemedim ona. Sürpriz hazırlamıştık ben tek başıma bekleyecektim Cemre de gelince güven garson kılığında gelecekti öyle yapmaya karar verdik ben cemre gelince güvene işaret yaptım. Güven rolünü çok güzel oynadı geldi ve cemreye ne içersiniz cemre hanım dedi. Cemre şaşkınlıkla güvenin suratına baktı. O kadar şaşırmıştı ki kalktı ve kucaklaştılar. Birbirlerine sarılırken kıskanmıştım. Birden ne olduğunu anlamadım. Hastalığım yine baş gösteriyordu. Biraz yüksek bir sesle ve asık bir suratla:
    —Yeter! Oturalım isterseniz dedim.
    Güven şaşkınlıkla oturdu ve bana tuhaf tuhaf baktı. Cemre hemen araya girerek konuyu değiştirdi. Sürekli güvenle konuşuyordu. Ben orda yokmuşum gibi davranıyorlardı adeta.
    İçten içe kıskanıyordum. Cemrenin beni sevdiğini biliyordum. Ama lise yıllarında araları cok iyiydi onlarında. Bu duruma son vermek için:
    —İsterseniz kalkalım geç oldu dedim.
    —İstersen sen git evde beklemesinler seni dedi güven.

    O kadar sinirlenmiştim ki bu söze kendimi zor tuttum vurmamak için samimi arkadaşım olmasa onu oracıkta öldürebilirdim. Sonra Cemre de beni anladı ve:
    —Bence de kalkalım sonra yine buluşuruz dedi.
    Ayrılırken Güven Cemre'nin numarasını almıştı. Dikkatimden kaçmadı tabi. Şüphelenmeye başlamıştım. Zaten bugün güvenin Cemre'ye karşı davranışları hiç hoşuma gitmemişti. Çok yakındı ve yalakalık yapıyordu. Cemre de onun her esprisine gülüyordu. Oradan hep birlikte kalktık ve her birimiz farklı yönlere doğru dağıldık. Kafam yine allak bullaktı. Acaba onları buluşturmakla hatamı etmiştim. Cemre beni seviyordu ama ondan da etkilenebilirdi. Bu ihtimal beni deli etmeye yetiyordu. Numarasını da almıştı. Onları takip etmeye karar verdim. Güven'in cemre ile tekrar buluşacağından emindim. Bu düşüncelerle uyumuşum. Kalktığımda saat 9’u geçiyordu. Hızlıca giydim ve çıktım. Tam çıkarken canım kızımın sesini duydum:
    —Baba kendine dikkat et!
    O kadar içten söylemişti ki orda bir kez daha onlardan vazgeçemeyeceğimi anladım. Holdingin önüne geldim ve beni göremeyeceği bir yere saklandı. 15 dakika sonra Cemre biri ile dışarı çıktı. Evet, fark etmiştim bu Güven'di. Yanılmamıştım güven tahmin ettiğimi yapmıştı ve adi herifin niyeti bana hiç iyi gelmiyordu. Galiba Cemre'den hoşlanmaya başlamıştı. Ama bu sadece benim fikrimdi. Emin olmam lazımdı. Onları takip ettim güve sürekli pis pis gülüyordu. Ama Cemre o kadar samimi durmuyordu. En son bir lokantada yemek yediler ben okula gitmem gerektiğini anlayıp oradan ayrıldım. Nerdeyse 3 gün geçmişti. Ama ne Cemre ne de Güven beni hiç aramadı. İyice şüphelenmeye başladım. Onları yine birlikte görürsem güvenin niyetinin tahmin ettiğim gibi olduğundan emin olacaktım onları birlikte görmemek için dua ediyordum nerdeyse. Çünkü eğer öyle bir şey olursa kendime hâkim olamayacağımı biliyordum. Biraz düşündükten sonra Güven'i aradım. Nerdesin diye sordum. Okuldayım işlerim var dedi. Sesi biraz titriyordu. Yalan söylüyordu bana anladım. Sonra Cemre'yi aradım nerdesin buluşalım dedim. Çay bahçesindeyim güvende oraya gelecek sende gel dedi. Beynimde vurulmuşa döndüm bu nasıl olabilirdi Güven bana yalan söylemişti Cemre ile buluşacağını benden saklamıştı. Ayrıca ben cemreyi aramasam buluştuklarını bana söylemeyeceklerdi. Öfkemden olduğum yere oturdum. Düşünmeye başladım. Tahminlerim doğruydu güven Cemre'den hoşlanıyordu. Taksiye atladığım gibi çay bahçesine indim. Beraber oturuyorlardı. Güven beni görünce kıpkırmızı oldu tokalaşırken kulağına sessizce seninle sonra görüşeceğiz dedim. Güven sesini çıkaramadı ve oturdu. Cemre benim çok sinirli olduğumu anlamıştı sessizce oturduk birkaç dakika kimseden ses çıkmıyordu. Sessizliği bozan Cemre oldu Güven dün ayrıldıktan sonra ne yaptın dedi sanki beni çıldırtmak istiyorlardı duymazlıktan geldim yine onlar bir şeylerden konuşuyorlardı. Ben onları dinlemedim bile kalktım ve gittim arkamdan seslendiler ama duymazlıktan geldim.

    Gece Cemre beni aradı ve konuşmak istediğini söyledi ne konuşacağız diye sert çıktım. Niçin o gelince beni unuttun diye ona sitem ettim beni hale seviyormuşsun diye sordum. Yorum dedi cemre delimsin tabi ki seviyorum dedi yoksa Güven'den kıskandım dedi ve kapattı ona güvenmediğim için kırılmıştı bana sabah kalktığımda cemrenin yanına gittim yüzüme bile bakmadı gözlerinin bile benden kaçırıyordu özür diledim ve onu çok sevdiğim için kıskandığımı söyledim biraz yumuşamıştı. Güven'le görüşmesini istemediğimi söyledim niçin diye sordu bana Güven'in onu sevdiğinden şüphelendiğimi söyledim hayır o sadece benim arkadaşım oda böyle düşünüyordur dedi ve kapandı konu ama benim içinde fırtınalar kopuyordu hala bu duruma. Kesinlikle biçare bulmalıydım bir hafta sonra Güven'i aradım ve buluşmak istediğimi söyledim. Tereddütle kabul etti çünkü bana yalan söylediği o da biliyordu çekiniyordu benden bir saat sonra benim okula gel dedim. Onu beklerken neler konuşacağımı düşünme fırsatım oldu. Güven gelince hiç sesimi bile çıkarmadım arabaya bindik ve konuşabileceğimiz bir yere gittik ona sert sert baktım ve bana niçin yalan söylediğini sordum suçluluk psikolojisiyle yüzü kızardı ve kekeleyerek öyle gerekiyordu dedi. Bu laf çok sinirlendirdi beni ona bir yumruk attım yere yuvarlanmıştı. Karşılık vermedi sadece hiç bir şey bilmeden davranıyorsun hata yapıyorsun dedi onu dinlemedim bile sadece cemreden uzak dur bir daha sakın onunla görüşme dedim ve oradan ayrıldım.

    Hata mı yapıyordum acaba doğrumu söylüyordu bilmediğim şeyler mi vardı. Sonuçta benim sekiz senelik arkadaşım dostumdu. Biliyordu cemreyle birbirimiz sevdiğimizi ona ilk gün söylemiştim çok şaşırsa da inanmıştı bütün bu karmakarışık düşüncelerle yoluma devam ettim…


    ***


    Zaman hızla geçiyordu. Aradan bir ay geçmişti. Nerdeyse vaktimin tamamı Cemre ile geçiyordu. Eve çok nadir uğruyordum. Hastalığım ise hala devam ediyordu. Sinirlendiğim zaman kendimi kontrol edemiyordum yaptıklarıma kendim bile şaşırıyordum. Ama doktora gitmek istemiyordum. Zaten bunun tedavisi de olmaz diye düşünüyordum.
    Yine Cemre'yi almaya gittiğim bir gün Cemre'nin hızla iş yerinden çıkıp bir taksiye atladığını gördüm. Hemen bende bir taksiye bindim onu takip ettim. Bizim her zaman gittiğimiz çay bahçesine gidiyordu ama bana haber vermemişti. Acaba kiminle buluşacaktım merakla onu takip ettim. Gizlice uzak bir masaya oturdum. Birini bekliyordu çok tedirgindi. Sürekli saatine bakıp duruyordu. Beş dakika sonra gördüğüm kişi Güven'den başkası değildi tam her şey bitti güvenden kurtuldum derken şimdi buda ne oluyordu. Hem Cemre'ye kızmıştım hem Güven‘e. Düşüncelerim yine bedenimi esir almıştı. Kendimi kontrol edemiyordum aklıma iğrenç bir fikir geldi. Güven ‘i öldürürsem kurtulacaktım hemen planlar kurmaya başladım. Çok zekice ve dâhice planlardı bunlar. Kenan’ı öldürdüğüm zaman kimse benden şüphelenmemişti. Yine kimsenin benden şüphelenmeyeceği bir yer bulmalıydım.
    Yaklaşık bir saat sürmüştü sürekli konuşuyorlardı ve etrafa bakıyorlardı her fırsatta belli ki benden korkuyorlardı. En sonunda ayrılmışlardı Cemre yine bir taksiye binmiş Güven ise yürüyerek gidiyordu. Çok mutlu görünüyordu onu öyle gördükçe daha fazla sinirleniyordum. Cemreyi kandırmıştı kesin onu elimden alacaktı diye düşündüm. Buna izin vermeyecektim ama. Kimse benden alamazdı onu. Kenan alamamıştı Güven de alamayacaktı. Hızlıca yanına gittim ve biraz yürüyelim dedim. Korkmuştu her halinden bu belliydi. Hava kararmak üzereydi. Sahilde kimse yoktu. Zaten burası şehir dışına yakındı. Onu bilerek buraya getirmiştim. Planımı rahatça uygulayacağım bir yerdi.
    —Güven, neden söylememe rağmen cemre ile görüştün?
    —Söylemek istemiyorum, dedi.
    Bu sözü beni iyice delirtmişti bu kadar yakın bir arkadaşım benden ne saklıyor olabilirdi. Kesinlikle Cemre'yi seviyordu o yüzden böyle davranıyordu. Konuşa konuşa fark ettirmeden kayalıklara doğru çıktık. Başına geleceklerden habersiz olan güven niçin buraya geldik dedi. Cevap vermedi kaygı gözlerle bana baktı. Yüzümdeki nefret bakışlarından korkmuş olacak ki ben gidiyorum seninle konuşacak bir şey olduğunu sanmıyorum dedim. Sana yalan söyledim senden bir şey saklıyordum ve bunu sana asla söylemeyeceğim artık aramızda bir arkadaşlık olduğundan emin bile değilim dedim. Bende böyle olmasını sen istedin dedim. O an öylesine sinirliydim ki onu öldürecektim ama nasıl yapacaktım bilmiyordum. Güven hızlı adımlarla uzaklaşırken arkasından koştum ve silahı kafasına dayadım ne olduğunu anlamamıştı bende anlayamıyordum. Bunu nasıl yapıyordum korkudan gözleri yerinden fırlayacak gibi oluyordu ve bana yalvarıyordu ben ne yaptım gibisinden. Öylesine bir öfke vardı ki içimde onun yalvarmaları içimi sızlatmıyordu bile. Cebimden bir kâğıt ve kalem çıkardım söylediklerimi yaz dedim o da elleri titreyerek yazdı. Onu öldürüp intihar süsü vereceğimi bununda bir intihar mektubu olduğunu anlamıştı ama yapacak bir şeyi olmadığı için ağlaya ağlaya yazıyordu söylediklerimi. Böyle bir şey nasıl aklıma gelmişti hatırlamıyorum bile. Mektubu bitirdikten sonra ceketinin cebine koymasını söyledim. İstemeyerek de olsa söylediklerimi yaptı. Bu onun son dakikalarıydı oda biliyordu içinden dualar mırıldanıyordu. Kendi kendine pişman değilim diyordu anlam verememiştim bana sürekli büyük bir hata yapıyorsun lütfen bekle. Zamanla her şey göreceksin diyordu. Ben aldırmıyordum yine. Artık feryatlarından bunalmıştım. Bir an önce bitmesini istiyordum şu dakikaların. Uçurumun ucuna getirdim beynine silah dayalı olduğu için söylediklerimi ister istemez yapıyordu. Bunu sen istedin dedim ağlamayı kesmişti. Saat 12yi geçiyordu. Her yer zifiri karanlıktı. Güven'i zor görüyordum. Ay’ın ışığı denize vuruyordu ve görülen tek ışık buydu. Kafasına silah dayalı olan güven artık sakinleşmişti. Sanki ölümü bekliyordu. Bir an bir ses duyuldu kafamı o tarafa çevirirken bir yumruk inmişti suratıma yere düşmemle silahın uçurumdan aşağı fırlaması bir oldu. Güven tekmeliyordu beni sanki beni ölmek istiyor gibiydi. Birden doğruldum ve karşılık vermeye başladım. Uçurumun kenarında boğuşuyorduk resmen ikimizin de gücü bitmişti neredeyse. Ama Güven son bir hamle ile üzerime çıktı ve yumrukları peş peşe suratıma indirmeye devam etti. Acıyla kıvranırken elime büyük bir kaya parçası geçti. Can havli ile bütün gücümle taşı güvenin kafasına indirdim. Sendeleyerek yanıma düştü. Başından kanlar fışkırıyordu resmen. Yüzü kanlar içerisinde kalmıştı. İnilti ile kıvranıyordu. Daha fazla acı çekmesini istemedim ve ayaklarından tutup uçurumdan aşağı fırlattım…
    Ne olmuştu şimdi her şey bitmiş miydi? Bayağı yorulmuştum yavaş adımlarla sahilin kenarına geldim ve silahımı alıp uzak bir yere gömdüm güvenin cesedini ne yapacaktım onu da gömebilirdim ama o kadar gücüm kalmamıştı. Kıyıda bir sandal ilişti gözüme. Hemen cesedi sandala doğru taşıdım. Bayağı açılmıştım etrafa son bir kez baktıktan sonra cesedi denize bıraktım. Öylesine güçsüz düşmüştüm ki eve gidecek gücüm yoktu. Nasıl gittim eve hatırlamıyorum.
    İki gün geçmişti aradan Güven'den bahseden bir haber yoktu gazetelerde. Her gözümü kapattığımda yalvarışları gözümün önüne geliyordu. Her zaman bir kez daha yaşıyordum o ızdırap gibi gelen dakikaları. Her geçen gün kendimden daha fazla nefret ediyordum. Ben böyle bir insan mıydım? İki kişinin canına kıymıştım bir aşk uğruna. En yakın arkadaşımı bile öldürmüştüm. Sinirlendiğim zaman kendime hâkim olamıyordum. Şüphesiz bununda büyük bir etkisi vardı.
    Bir hafta sonra güvenin cesedi bulundu ve herkes onun intihar etti diye bildi. Zaten cebindeki kâğıtta onu gösterdiği için poliste başka birinin onu öldürdüğünden şüphe etmedi. Cemre Güven'in intihar etmesi için bir sebep olmadığını düşündü o birini seviyordu niye intihar etsin ki dedi bana. Bende birini mi seviyordu dedim. Evet, senin kız kardeşini seviyordu onunla sürekli bunu konuşuyorduk sana söylemeye çekiniyordu senden gizli buluşmamızın sebebi buydu dedi. Birden tüylerim ürperdi aklımı yitirecektim nerdeyse ben onu cemreyi seviyor onu benden alacak diye öldürmüştüm. Onu hiç dinlememiştim bile. Bilmediğin şeyler var ama sana bunu söyleyemem demesinin sebebi buymuş meğer. Güven, en yakın arkadaşım, bana ihanet etmemişti yani. Suçsuz yere ona sinirlenip onu öldürmüştüm. Kendimi asla affetmeyecektim. Cemre:
    —Bu işin peşini bırakmayacağım o intihar etmiş olamaz dedi.
    Onu benim öldürdüğümü bilse beni hiç affetmez benden nefret ederdi. Bundan emindim onu bu işten vazgeçirmeliydim bunu asla onun öğrenmemesi lazımdı. Ama beni dinlemiyordu kendi kendine o intihar etmiş olmaz diyordu.
    Onu vazgeçiremeyeceğimi anlamıştım.
    —Tamam, beraber araştıralım dedim.
    Geride delil bırakmadığım için herhangi bir iz bulamayacağını biliyordum. Ertesi gün beraber morga gittik. Ceset tanınmayacak hale gelmişti nerdeyse. Cemre bir dilekçe yazdı ve adli tıpta incelenmesini istedi. İki gün sonra cesedi otopsi yapmak için adli tıpa sevk ettiler. Cemre gelecek sonucu çok merak ediyordu. Biraz korkmaya başlamıştı. Cemre çok inatçı bir kızdı. İyi bir saygınlığı da olduğu için geniş bir çevresi vardı. Bir gün sonra tekrar hastaneye gittik. Sonuç gelmişti. Sonuç cemrenin tahmin ettiği gibiydi Güven'in intihar etmediği ve biri tarafından öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Bedeninde ki morluklar biri ile kavga ettiğini gösteriyordu ve ölüm sebebi de kafasına aldığı sert bir darbe olarak belirtilmişti. Cemre iyice umutlanmıştı. Ama onun hiç düşmanı yok ki dedi birden bire. Onu kim neden öldürmek istesin. Bende belki vardır nerden biliyorsun bu kadar emin olma kaç yıldır görüşmüyorduk onunla dedim. Belki de bir serseri parasını gasp etmek için öldürmüştür dedim. Cemre hemen hayır ya olamaz cüzdanın cebindeydi telefonu da dedi. Cemrenin her şeye böle dikkat etmesi beni endişelendirmeye yetiyordu. İyi bir hukukçuydu ve bence bununda etkisi vardı. Olayların seyri böyle devam ederken gazetede bu haberi okuyan birisi olayı gördüğüne dair ifade vermişti. Biriyle dövüştükten sonra uçururumdan aşağı yuvarlandığını söylemiş. Devamını görmediğini ve zanlının yüzünü tam seçemediğini belirtmiş. Tüm bu bulgular polisi de harekete geçirdi ben iyice endişelenmeye başladım. Fakat emindim benden bir iz kalmamıştı. Ertesi gün cemre olayın gerçekleştiği uçuruma gitmek istediğini söyledi. Ben boş ver cemre gitmeyelim hiç bir şey bulamazsın desem de beni dinlemedi. Baktım vazgeçmeyecek tamam gidelim dedim. Oraya vardığımızda o gün aklıma geldi. Yaptığım vahşet içimi tekrar ürpertti. Güvenin yalvarışları tekrar aklıma geldi bendeki durgunluğu fark eden Cemre:
    —Ne oldu niçin durgunlaştın dedi.
    —Yok, bir şey dedim ve incelemeye başladık.
    Ben bir şeyler aramış gibi yapıyordum ama hiç bir şeye bakmıyordum. Cemre çok dikkatli bir şekilde inceliyordu olay yerini olayı kafasından canlandırmaya çalışıyordu tam olarak nerde gerçekleştiğini tahmin etmeye çalışıyordum. Cemre çok zeki bir kızdı. Hemen buldu kavga ettiğimiz yeri. Yerdeki kan lekelerini görmüştü. O taşı ortadan kaldırmamıştım aklıma yeni geldi onu cemreden önce bulup fark ettirmeden yok etmeliydim. Çünkü o taşta parmak izim vardı cemre kan lekelerine bakarken çaktırmadan o taşı buldum her tarafı kurumuş kanla kaplıydı. Hemen yok etmeliydim ama cemre fark etmemeliydi. Cemre kan lekelerinden örnek almak için orda ki toprakları poşete koymak istedi. Ben oraya gidiyorum bir poşet alacağım dedi tam bir fırsattı bu. Taşı hemen aşağı atmam lazımdı. O arabaya gittiği zaman yavaşça ayağıma dokunarak aşağı yuvarladım 1–2 dakika sonra geldi. Yerdeki kanlı topraklardan poşete koydu kan tahlili yaptıracaktı cemrenin bu kadar işin üzerine gitmesi beni çileden çıkarmıştı yeter artık diye bağırdım. Sanki katili bulununca güven gerimi gelecek dedim sesini bile çıkarmadı. Ben konuşmaya devam edince onun kanı yerde kalmamalı. Bu caniliği yapan cezasını çekmeli konuşmamın bir anlam ifade etmediğini anladım ve sustum. Kan örneğini hastaneye götürdü ve kan tahlilli yaptırdı. İki farklı kan çıkmıştı verdiği örnekte bu hiç aklıma gelmemişti. Kavga ederken benimde kanım akmıştı. Bu örneği adli tıpa götürmeden yok etmeliydim yoksa her şey ortaya çıkacaktı cemre bu delili bulmanın mutluluğu ile bana sarıldı bir bilseydi aradığı kişinin ben olduğunu hastaneden çıktıktan sonra Cemrenin evine gittik o kan örneğini ona fark ettirmeden yok etmenin yollarını aradım. Cemre elbiselerini değiştirmeye gittiğinde çantasından alıp tuvalete gittim ve oraya atıp sifonu çektim bundan da kurtulmuştum. Yüzümü yıkayıp cemrenin odasına gitmiştim elbisesini değişiyordu beni görünce utandı. Hemen üzerine bir şey aldı çok güzeldi onu kaybetmek istemiyordum.
    Onun için iki kişiyi öldürmüştüm. Bir kez daha anladım onu çok ama çok seviyordum. Onun için her şeyi göze alırdım ben.
    Biraz dinlendikten sonra yemek yeyip evden çıktık çantasını sımsıkı tutuyordu adli tıpa vardığımızda bulamadı tabi deli olmuştu o kadar uğraşmıştı bunun için. Nasıl kaybolmuştu ki bana sordu bende düşürmüşsündür dedim ve sıyrıldım işin içinden. Çok yorulmuştu artık devam edemem dedi. Zaten poliste kapatmıştı bu dosyayı. Çok rahatlamıştım sanki güzel bir iş yapmış gibi sevindim. Cemre yıkılmıştı resmen. Ona teselli vererek çıktı oradan.



    ***



    Aradan tam 2 ay geçmişti kendimi daha iyi hissediyordum. Eskisi gibi sinirlendiğim zaman öfkem vücudumu kontrol etmiyordu. Ama tam olarak iyileşmemiştim işte. Bu nasıl bir
    hastalıktı anlayamamıştım tüm kontrolümü kaybediyordum kriz geldiği zaman. Cemre beni iyi bir doktora götüreceğini söyledi birden bire. Bende nerden çıktı ki şimdi bu dedim senin için istiyorum bunu dedi. Cevap veremedim. Normal bir hastalık zannediyordu bunu. İki kişiyi öldüren bir hastalık olduğunu nerden bilecekti ki. Hayatım ikilem arasında geçmeye devam ediyordu. Bu karmaşa beni her gün daha fazla yıpratıyordu. Yeter diyordum artık kendime bir karar vermeliydim iyi ya da kötü bir karara vermem lazımdı ama çok zor bir şeydi bu hiçbir şeyden vazgeçmek istemiyordum zaman böyle geçiyordu. Her günüm evimle Cemre’nin evi arasında gidip gelmekle tükeniyordu.
    Yine böyle bir gün cemreye gittiğimde bir sürprizle karşılaşmıştım. Cemre valizleri topluyordu. Onu öyle görünce şaşırmıştım. Ve ona:
    —Bir yere mi gidiyorsun?
    -(üzülerek) evet dedi.
    —Neden daha önce bana söylemedin?
    —Eşyalarımı toplayınca arayacaktım birden gerçekleşti her şey.
    —Nereye olduğunu söylemeyecek misin?
    —Londra’ya çalıştığım şirket istedi.
    —Gitmek zorunda mısın Cemre?
    —Maalesef gitmek zorundayım çünkü şirketin Londra’daki şubesi büyük bir dava ile uğraşıyor.
    Bozulmuştum bu cevaba, gitmek istemese belki gitmezdi. Ama kariyeri için
    gidiyordu işte. Gözlerim halının desenlerini inceliyordu.
    —Ne zaman geleceksin ne kadar sürek işin?
    —En az 3 ay
    (Kafamı kaldırdım ve gözlerine bakarak)
    —Gitmesen olmaz mı çok uzun bir süre bu?
    —Kariyerim için çok önemli gitmem lazım.
    —Kariyerin benden önemli mi?
    Sinirli bir tavırla:
    —Saçmalama ne alakası var, dedi.
    Daha fazla uzatmadım ne yapsam dönmeyecekti. Kararını vermişti, kararından vazgeçiremeyecektim.
    —Sen bilirsin, dedim.
    Elbiselerini bırakıp yanıma geldi ve ellerimden tuttu gözlerimin içine bakarak:
    —Böyle yapma sen böyle yaparsan aklım hep burada kalacak
    Ellerimi tutunca heyecanlanmıştım. Daha önce hiç el ele tutuşmamıştık sesim biraz titriyordu.
    —Seni çok seviyorum bunu bil dedim.
    Gözleri dolmuştu onun da, ben öyle söyleyince yanaklarından yaşlar süzülmeye başlamıştı. Ellerimle sildim gözyaşlarını.
    —Ağlama sakın ağlama istemem
    —Biliyorum Ahmet, ben de seni çok seviyorum sende bunu iyi bil.
    Sonra birbirimize sarıldık son bir kez. Üç ay onu görememek çok zor olacaktı benim için. Bir yıldır hayatımı değiştiren kadın gidiyordu. Sabah erken gidecekti. Hava limanına bende gidecektim onunla ama izin vermedi. Oraya gelirsen daha zor olur benim için dedi. Onu kırmak istemedim ve kabul ettim
    Evden çıktığımda o sanki hayatıma hiç girmemiş gibi geldi. Sanki bir daha dönmeyecekti yaşadıklarımız sadece bir hayaldi.
    Cemre Londra’ya gideli bir ay olmuştu her gün arıyordu beni ama yinede çok özlemiştim. Cemrenin yokluğunda evime daha çok zaman ayırıyordum. Karımla aramız düzelmişti. Çocuklarıma bir başka bağlanmıştım. Daha iyi anlamıştım onlar olmadan yaşayamazdım ben. Bir taraftan bu düşünceler kafamı meşgul ederken bir taraftan da cemreyi düşünüyordum. Ben bu ikilem olmadan yaşayamazdım onu çok iyi biliyordum.
    Yine bir gün Cemre ile konuşurken müjdeyi vermişti bana yarın geliyormuş. Üç ay demişti ama sadece 1 aydan biraz fazla sürmüştü.
    —Niçin geliyorsun?
    —Seni çok özledim Ahmet burada kendimi çok yalnız hissediyorum.
    —İşlerin bitti mi ki?
    —Yok, ama hiç umurumda değil.
    Bu sözleri çok hoşuma gitmişti. Benim için kariyerinden vazgeçmesi onu daha çok sevmemi sağladı.
    —Kaçta burada olursun?
    —En geç akşam 10’da.
    —Tamam, o zaman seni karşılamaya geleceğim.
    —Sen bilirsin ama gelirsen çok iyi olur.
    Ben oraya gittiğim zaman benden soğuyacak diye düşünürken o bana daha fazla bağlanmıştı. İstediğim buydu zaten. Cemre’nin benim onu sevdiğim gibi sevmesi.
    Onu almaya gittiğim zaman boynuma sarıldı ve bende onun boynuna sarıldım. Dakikalarca böyle durduk. Susuyorduk ne o konuştu ne ben sonra sessizliği bozan cemre oldu. Gülümseyerek:
    —Hoş geldin demeyecek misin?
    —Kusura bakma heyecandan unuttum hoş geldin.
    —Hoş bulduk, dedi ve elindeki hediyeyi bana uzattı.
    Şaşırmıştım sonradan öğrendim güzel bir bileklikti aynısından kendinde de vardı. Bir birimize bağlılık sözümüzdü bu. Arkasında isimlerimiz yazılıydı çok hoşuma gitti.
    —Teşekkür ederim çok anlamlı bir şey dedim.
    —Senden sadece bunu kolundan hiç çıkarmamanı istiyorum dedi.
    —Tamam, ama sen de çıkarmayacaksın dedim.
    O da kabul etti ve bir taksiye binip havalimanından ayrıldık. Onu eve bıraktıktan sonra eve gittim. Bilekliğe bakarak uyudum. Sabah kalkınca duş almak istedim. Bilekliği de çıkarıp masanın üzerine koydum. Duştan çıkınca karımın elinde gördüm bilekliği. İyice inceliyordu. Galiba isimleri de okumuştu, bana ters ters baktı. Ağlamıştı, her halinden belliydi. Sesi titreyerek:
    — Bana bunu neden yaptın dedi.
    Ne söyleyeceğimi bilemedim. Nasıl böyle bir hata yapmıştım. Ortalıkta nasıl bırakırdım böyle bir şeyi. Kekeleyerek:
    —Affet beni dedim.
    —Niçin affedeceğim söyler misin dedi ağlayarak, istersen tebrik edeyim.
    —Lütfen dinle nazlı her şey birden oldu bende anlayamadım. Kendimi bir boşlukta hissediyordum. O boşluğu da böyle yasak bir aşkla doldurdum dedim.
    Ağlamıyordu artık nefretle yüzüme bakarak:
    —Nefret ediyorum senden hiç utanmadan söylüyorsun
    —Bunu senden daha fazla saklayamazdım. Şimdi öğrendiğin daha iyi oldu
    —Yeter artık sus!
    —Lütfen sakin olur musun diye onu sakinleştirmeye çalıştım. Ama beni dinlemiyordu bile
    —Defol bu evden!
    Gözlerinin içine baktım, utanarak:
    —Nazlı sus çocuklar duyacak!
    —Duysunlar, duysunlar da babalarının eve neden gelmediğini anlasınlar hergün onlara yalan söylemekten bıktım. Gerçeği öğrensinler.
    —Şimdi çok sinirlisin sonra konuşalım
    —Seninle konuşacak hiç bir şeyimiz kalmadı.
    Daha fazla ısrar edemedim çıktım evden. Cemre’yi aradım çay bahçesine gelmesini istedim. O gelmeden önce oraya gidip düşünmem lazımdı hızla hareket ettim buluşma saatinden çok önce ordaydım. En ıssız ve kuytu bir köşe seçmiştim kendime, kendi iç dünyamda kendi yaptıklarımla hatalarımla yüzleşmem ve bu içinden çıkamadığım durumdan en yakın zamanda kurtulmam gerekiyordu. Bu işi bir karara bağlamam gerekiyordu. her boyuttan düşünerek karar vermem gerekiyordu. Beynimde cevabını veremediğim sorular içimi kemiriyordu ne yaptıysam da buna bir çare bulamıyordum.
    Önce cemre’den başlamıştım o’ na karşı neler hissettiğimi iyi biliyordum. O’nu seviyordum galiba O’da beni seviyordu ve bu beni az da olsa mutlu eden olayların başında geliyordu. Birden Nazlı’yı düşünmeye başlamıştım O’nu gerçekten istiyor muydum ya da isteyerek mi evlenmiştim. Görücü usulüydü evliliğimiz. Ama iki tane çocuğumun annesi idi. Zaten işi çıkmaza götüren de buydu. Cemre gelince düşünmeyi bıraktım.
    Cemre oturur oturmaz:
    —Önemli bir şey mi oldu sesin endişeli geliyordu.
    —Evet, nazlı bilekliği gördü. İsimleri de okudu.
    —Ciddi mi söylüyorsun?
    —Maalesef ciddiyim. Artık bir karar vermemiz lazım Cemre bu iş böyle yürümeyecek dedim.
    Birden düşünmeye başladı. Çok karamsar görünüyordu. Vereceği cevabı merak ediyordum. İstediğim cevap neydi ben de bilmiyordum. Biraz tereddütle bana baktı:
    —Benim yüzümden aileni dağıtacaksın, inan ki bunu hiç istemem.
    —Bunu ben de biliyorum ama öyle de mutlu olamam ki dedim.
    Ne Cemre konuştu ondan sonra ne de ben. Sadece çaylarımızı içiyorduk. Bu kez sessizliği bozan ben oldum.
    —Cemre ben kararımı verdim, Nazlı da kabul ederse ondan boşanıp senin ile evlenmek istiyorum.
    —Ahmet seninle evlenmeyi ben de çok istiyorum ama bilmiyorum işte çocukların babasız kalacak dedi.
    Çocuklarım, çocuklarım her şeyi onlar bozuyordu. Keşke onlar olmasaydı dedim. Düşüncelerimi yine kontrol edemiyordum. Onlardan kurtulma fikri bile geçti aklımdan. Sonra kendimden utandım tabi. Ama bu düşünceleri isteyerek geçirmiyordum aklımdan. Anlayamadığım bir şey her şeyime hakim oluyordu sinirlendiğim zaman. Tam böyle dalmışım ki birden seslendi Cemre:
    —Ne oldu sustun.
    —Bir şey yok dedim.
    Yine bir sonuca varamamıştık. Cemre’yi evine bırakıp Nazlı ile bu konuyu konuşmak için eve gittim. Gittiğimde kimse kapıyı açmadı. Anahtarla açıp girdim eve Nazlı mutfaktaydı. Suratı asıktı hala. Doğrudan konuya girmek istedim.
    —Çocuklar nerde?
    —Uyuyorlar.
    —Nazlı konuşmamız lazım, bu iş böyle yürümeyecek.
    —Bence de.
    —Ayrılalım istiyorsan Nazlı.
    —Hayır, beni ve çocuklarını böyle yüz üstü bırakıp gidemezsin!
    —Sanki böyle çok mu iyi çok mu mutluyuz dedim.
    Çok sinirliydi ağlar diye bekliyordum. Ama tam tersine çok dik başlı duruyordu. Yüzü bembeyaz ve asıktı. Hiç yüzüme bakmıyordu beni çileden çıkarmıştı bu tavırları. Yüksek bir sesle bağırdım:
    —Ayrılmak zorundayız, ben hiç mutlu değilim ve başkasını seviyorum bunu sende biliyorsun.
    —Senin mutlu olup olmaman umurumda bile değil, dedi.
    Anlamıştım sırf bana inat olsun diye ayrılmayacaktı benden. Ama buna bir çare bulmam lazımdı. Artık tercihim kesinleşmişti, bu işi çözüp Cemre ile evlenmeliydim. Ama nasıl olacaktı bilmiyordum. Evde duramazdım. Ceketimi aldım ve doğru Cemre’nin evine gittim. Cemre sevinçle açtı kapıyı.
    —Ne oldu Ahmet sonuç ne?
    —Kabul etmiyor boşanmayı, sırf bana inat kabul etmiyor.
    —Tamam, olsun gel dedi.
    Kafayı yemek üzereydim. Hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Her şey zıddına gidiyordu. Bıkmıştım artık bütün bu çelişkilerden. Ne olacaksa bir an önce olsun bitsin istiyordum. İçeri girince gittim ve bir kanepeye uzandım, uyuyakalmışım. Sabah uyandığımda saat yediye geliyordu. Cemre daha yatıyordu. Yanına oturdum ve onu izledim. O kadar güzel ve masumdu ki bakmaya doyamadım. Bir taraftan onu hak etmiyordum o benim gibi lanet bir insandan daha iyisine layıktı diye düşünüyordum. Diğer taraftan ise ben onun için yapmıştım her şeyi diye düşünüyordum. Bildiğim tek bir şey vardı onu çok seviyordum. Cemre uyandığında başucunda beni görünce şaşırdı.
    -Niçin uyandırmadın beni.?
    —Kıyamadım çok güzel uyuyordun.
    Gülümseyerek:
    —Şımartma beni lütfen.
    —Tamam şımarma sende dedim.
    Gülüşerek kahvaltı hazırladık beraber. Aradığım şey buydu işte. Ve ben bunu için her şeyi yapardım çekinmeden. Kahvaltıdan sonra çıktık evden beraber. Sahile indik. Hava bugün çok güzeldi. El ele tutuştuk, kalbim hiç atmadığı gibi delice atıyordu. O anın bitmesini istemiyordum. Ama ölümsüz bir şey yoktu ki zaman ölümsüz olsun…
    Hayat belki iki hecedir ama içine girsen çıkamazsın bir bataklık gibi çeker seni içine yaptığın şeyler sürekli birbirini takip eder. Bir kötülük mü yaptın devamı gelir kesinlikle. Ve bende de devam ediyordu bu düzen. Aklıma her türlü yapmam dediğim şey geliyordu. Şimdi işte karımı öldürecektim. Evet, yine sinir anımda alınmış bir karardı bu ve uygulamamak için kendimi tutamıyordum. Nasıl yapacağımı düşünüyordum. Tam o sırada Cemre:
    —Üşüdüm, gidelim mi artık dedi.
    —Nasıl istersen dedim.
    Cemre’yi eve bıraktıktan sonra düşündüklerimi nasıl uygulayacağımı bulmaya çalıştım. Bir taraftan yürüyordum ve bir taraftan düşünüyordum. Birden dikkatimi sokaktaki koşuşturma çekti. Sokağın sonunda bir ev yanıyordu. Tüylerimi ürperten bir düşünce belirdi aklımda istemeyerek söyledim kendi kendime karımı böyle öldürecektim.
    Nasıl bir düşünceydi Allah’ım bu bir insan ne kadar sevmezse sevmesin karısını yakarak nasıl öldürürdü ama düşüncelerime söz geçiremiyordum, yapamıyordum. Elimde değildi sanki hiçbir şey. Yakacaktım evi karar vermiştim ama çocuklarıma zarar vermemeliydim. Ona göre ayarlamam gerekiyordu her şeyi. Çocuklarımın evde olmadığı bir gün evimi yakacaktım. Bütün planlarımı hazırlamıştım tek yapmam gereken müsait zamanı kollamaktı.
    Tam bir hafta olmuştu plan hazırlayalı ve işte şimdi tam zamanıydı. Zehra ve Yusuf bugün dedelerinde kalacaktı. Bundan iyi bir fırsat olamazdı. Eve gittiğimde saat on ikiyi geçiyordu. Gizlice girdim eve. Ellerim titriyordu ne yapacağımı şaşırmıştım. Ayağım yanlışlıkla sehpaya çarptı ve vazoyu düşürdüm. Çok büyük bir gürültü kopmuştu. Olmaması gereken hesapta olmayan bu ses karımı uyandırmaya yetmişti. Korkarak kapıyı açtı beni görünce rahatlamıştı her halinden belliydi.
    —Ne işin var burada dedi.
    —Çocuklarımı özledim, onları görmeye geldim.
    Sinirliydi. Her halinden belli oluyordu.
    —Bu saatte mi? Onlar burada yok, defol git buradan dedi ve gitti yattı.
    Kararımda haklıydım bu kadın ölmeyi hak ediyordu. Nazlı gidip yatmıştı. Yaklaşık bir saat sonra her yer sessizliğe büründü. İşte şimdi planımı uygulayabilirdim. Emindim de artık çocuklarım evde yoktu. Yavaş ve sakin hareket ediyordum. Ne yapacaktım, nasıl başlatacaktım yangını onu düşündüm. Yangının çabuk yayılması lazımdı. Kilerde ki mazot aklıma geldi Nazlının odasından başlayıp her yere döktüm ve bütün kapıları kilitledim. Her türlü önlemi almam lazımdı. Benzin şişesini elime aldım anlamamaları lazımdı yangının kasti yapıldığını. Çakmağı yakmıştım ama bir türlü cesaret edemiyordum yakmaya. Nazlının bana karşı tutumu geldi aklıma ve elimden bıraktım çakmağı. Ateş hızla ilerliyordu her tarafı alevler sarmıştı. Kapıyı kapattım ve çıktım çığlıkları duymak istemiyordum. Arkama bakmaya cesaret edemedim hızla uzaklaştım oradan. Benzin bidonunu da uzakta bir çöplüğe attım. Arkama dönüp baktığımda sadece gökyüzüne uzanan koyu dumanları görüyordum. Evet, her şey bitmişti…
    Ertesi gün bütün akrabalarım aradı beni. Hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranıyordum ve ağlamam gerektiği için ağlamaya çalışıyordum. Morga gittiğimde tüm yakınlarım ordaydı. Başsağlığı diliyorlar ve beni teselli etmeye çalışıyordular. Birden irkilmiştim duyduğum bir sözle. Kısık bir sesle söylenmişti ama ben duymuştum “yazık adamın tüm ailesi öldü” tüm ailem mi? Nasıl olurdu bu. Sonra morgdan üç tane ceset çıkardılar. Hiçbir şey hissetmiyordum artık çocuklarım onlar da evdelermiş. Neden bana yalan söylemişti. Bağırıyordum, çağırıyordum Allah’ım ben ne yapmıştım. Günahsız meleklerin, çocuklarımın da katili olmuştum onları da öldürmüştüm. Hem de yanarak ölmüşlerdi. Figanlarımı, çığlıklarımı saklayamıyordum. Yerden yere atıyordum kendimi…
    Ertesi gün hastanede açtım gözlerimi. Dün ağlarken bayılmışım. Çocuklarımın ve karımın cenazelerini kaldırmışlar ben yatarken. Hiçbir şey yapmak istemiyordum sadece sayıklıyordum, Zehra’nın ve Yusuf’un isimlerini…
    Hayat bana büyük sürprizler yapmıştı. Ailemi kendi ellerimle yakmıştım. Cemre de olmasa yaşamak anlamsız olacaktı benim için. Tam iki ay geçmişti olayın üzerinden. Ben kendimi daha yeni toparlamıştım. Cemre’nin yardımı olmasa çok zordu bu şoku atlatmam. Artık hiçbir engel kalmamıştı Cemre ile evlenebilirdik. Bu düşünce rahatlatıyordu beni. Cemre de böyle düşünüyordu bir an önce evlenip tüm sıkıntıları unutmak istiyorduk ikimiz de. Bunun için tüm hazırlıklara başladık ve sade bir törenle evlendik. Eş, dost, akraba kimseyi çağırmadık nikâha. Sadece nikâh memuru ve şahitler vardı.
    Cemre’nin isteğiyle onun evinde yaşamaya başladık. Her yeni güne onun yanında uyanmak benim tek tesellimdi. Bütün zamanlarımızı beraber geçiriyorduk. Hayatımın en mutlu zamanlarını geçiriyordum diyebilirim. Bir de her gün uykularımı bölen kâbuslarım olmasa hayattan başka bir beklentim olmazdı. Kesintisiz her gece Kenan’ın, Güven’in, Nazlı’nın ve çocuklarımın çığlıklarıyla uyanıyordum. Cemre bir gün benim sayıkladığımı duymuştu. Beni izlemiş, ben uyanana kadar başımda beklemişti. Ben kan ter içinde uyanınca sordu:
    —Ahmet ne oldu yine kâbus mu görüyordun?
    —Evet, yine çocuklarımı ve karımı gördüm. Ateşin içinde kalmışlardı, beni çağırıyorlardı, dedim.
    —Peki, Kenan ile Güven’in isimlerini niye sayıklıyordun, dedi.
    —Bilmiyorum, hatırlamıyorum bile dedim.
    Korkmuştum başka şeyler de duymuş olacağından şüphe etmeye başladım. Belki sa-yırlarken yanlış şeyler söylemişimdir diye düşündüm ama söylemiş olsaydım. Cemre bunları da sorardı bana diye düşündüm içimden.
    —İstersen bir psikologa gidelim yarın dedi, Cemre.
    —Yok, gerek yok, ne yapabilirler ki boş ver dedim.
    —Sen bilirsin ama her gün senin böyle ateşler içinde uyanmanı istemiyorum bir tanem dedi.
    Beni düşünmesi, sadece beni düşündüğü için böyle davranması beni mutlu etmeye, kâbuslarımın dinmesine yetiyordu. Sabah kalktığımızda beraber yürüyüşe çıktık. Onunla yaptığım her şey çok anlamlı geliyordu bana. Eski günlerim aklıma geliyordu. Bugünleri elde etmek için yaptığım pislikler, bu aşk uğruna feda ettiğim kişiler, aşkın kurbanları aklıma geliyordu. Evet, Kenan, Güven karım ve çocuklarım benim aşkımın kurbanlarıydı hepsi de günahsızdı. Ölmeyi hak etmiyorlardı. Yaptıkları tek bir suç yoktu ölmesi gereken birisi varsa o da bendim. Böyle düşüncelere dalmıştım. Cemre seslendi birden:
    —Ahmet dünyaya dön artık dedi gülümseyerek.
    —Bakıyorum da keyiflisiniz bugün Cemre Hanım hayırdır dedim.
    —Niçin mutlu olmayım ki sevdiğim adam yanımda dedi,
    O böyle gözlerinin içi gülerek bana baktığı zaman her şeyi unutuyordum. Hiç aklıma gelmezdi lisedeyken, onunla evleneceğim. Ama olmuştu işte bunun için çok şey feda etsem de olmuştu.
    İki yıl böyle geçti. Yine her günüm güzelliklerle her gecem kâbuslarla geçiyordu. Dayanamıyordum artık kâbuslarım her geçen gün daha da fazlalaşıyordu. Mutluluğuma engel oluyordu Cemre tüm bunlardan habersizdi. Bunları bilmek onun da hakı diye düşündüm. Ona her şeyi anlattığım zaman rahatlayabileceğimi düşünüyordum. Evet mutlaka her şeyi öğrenmeliydi. Benden nefret edebilirdi. Belki de onun için yaptığımı açıklayabilirsem beni affedebilirdi ve hiçbir şey olmadan devam edebilirdik. Bu düşüncelerle Cemrenin yanına gittim. Onu da alıp bizim mekanımıza çay bahçemize gittik. Her şey burada başlamıştı ve her şey ya burada son bulacaktı ya da devam edecekti. Bu masum insana bu iğrençlikleri nasıl anlatacağımı düşündüm biraz sonra:
    —Cemre sana anlatmam gereken çok önemli şeyler var.
    —Çok merak ediyorum Ahmet bir an önce anlatır mısın lütfen!
    Kaygılı gözlerle bakıyordu bana anlatacağım şeyleri duyunca nasıl tepki vereceğini çok merak ediyordum.
    —Sözümü kesmeden sonuna kadar dinleyeceksin her şeyi tamam mı?
    —Anlaştık hadi anlat dedi
    Nasıl başlayacağımı bilmiyordum böyle çekinmem çok normaldi zaten. Anlatacaklarım bir seri katilin yapacağı şeylerdi kendimi zor da olsa toparladım, buna mecburdum çünkü ve anlatmaya başladım.
    —Cemre, şu karşında duran adam pisliğin teki öncelikle şunu bil ki ben bu yaptıklarımı sadece senin için yaptım ve yaparken hiç birinde kendimde değildim. Kenan’ı senin için öldürdüm.
    —Neler söylüyorsun Ahmet dedi
    —Dur sözümü kesme, anlaşmayı bozma dedim ve devam ettim. Eğer onu öldürmeseydim sen şimdi onunla evli olacaktın. Güveni de ben öldürdüm ve intihar süsü verdim. Sen tam suçluyu yani beni bulacaktın ki çantan da ki delilleri yok ettim. Seni sevdiğinden şüphelenmiştim ve yine senin için öldürdüm.
    Ağlamaya başladı kalkacak gibi oldu. Zor tuttum ve dinlemeye devam etti.
    —Sonra senin ile evlenmek istiyordum ama evliydim. Karımdan boşanmak istedim ama kabul etmedi. Yine senin için onu onu öldürmek istedim. Evet, evi de ben yaktım ama çocuklarımdan haberim yoktu. Onların evde olmadığını sanıyordum. Yani senin için ailemi öldürdüm hem de canice. Şimdi her gün vicdan azabı çekiyorum. Sen yanımdasın ama mutlu olamıyorum. Belki sana anlattığım zaman rahatlarım diye düşündüm ve bütün bunları nasıl biri ile evli olduğunu bil diye sana anlattım.
    Cemre hıçkırıklarla ağlıyordu. Ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu elleri titriyordu yalvaran gözlerle yüzüme baktı:
    —Böyle bir şey olamaz lütfen bunların sadece bir şaka olduğunu söyle.
    —Keşke şaka olsaydı Cemre bende çok isterdim ama değil.
    —Sen nasıl bir insansın yaa dedi ve arkasına bakmadan gitti.
    Tahmin ettiğim olmuştu. Cemre benden nefret ediyordu artık ama içim rahattı. Benim nasıl biri olduğumu biliyordu şimdi. Hemen peşinden koştum ve kolundan tutarak durdurdum onu.
    —Cemre lütfen bütün yaptıklarımdan pişmanlık duyuyorum. Ayrıca ben hepsini seninle mutlu olabilmek için yani senin için yaptım beni affet, bırakma beni dedim.
    Dinlemedi bile beni çekip gitti. Ne yapacaktım ben şimdi bu hayatta en çok sevdiğim kişi beni bırakıp gitmişti. Oysa ben her şeyi onun için yapmıştım. Her pisliği onunla mutlu olabilmek için yapmıştım. Ama o yaptıklarımdan dolayı beni terk etti. Tam her şey yoluna girdi derken daha kötü bir hal aldı. Önceden beni seviyordu ve hep yanımdaydı. Oysa şimdi benden nefret ediyordu ve benden çok uzaktaydı…

    ***

    Cemre ile görüşmeyeli tam bir ay olmuştu ondan ayrı geçen her günüm bir sene gibi geliyordu bana. Kendimi çok yalnız hissediyordum. Etrafımda beni seven kimsecikler kalmamıştı. Okul da işime son vermişti. Hayattan tamamen kopuk bir şekilde yaşıyordum. Hayattan hiçbir beklentim kalmamıştı artık. Sadece Cemrenin beni sevmesi yeterdi. Oysa o telefonlarımı bile açmıyordu. Bu boşlukta yaşadıkça zihnimi, bedenimi, düşüncelerimi artık hiç kontrol edemiyordum. Her saat her dakika intihar etmek geliyordu ve bu düşünce aklıma iyice yerleşmişti. Artık kendimi nasıl öldüreceğimi düşünüyordum ama ben ölürken Cemre yaşayacaktı ve başkalarını sevecekti buna hiç dayanamazdım benimle birlikte o da gitmeliydi hatta birlikte ölmeliydik. Bu daha mantıklı geldi bana ve planlar kurmaya başladım onu son kez zorda olsa çay bahçesine getirecektim ve her şey başladığı gibi bitecekti. Cemre’yi aradım yine açmıyordu. Evine gittim ve ısrarla zili çaldım dayanamadı ve sonunda kapıyı açtı
    —Ne var, git buradan!
    —Son kez dinle bir şey söyleyeceğim, son bir dilekte bulunacağım senden benimle birlikte çay bahçesine gelir misin dedim.
    —Son ama bundan sonra beni rahatsız etmek yok tamam mı dedi.
    —Tamam, son dedim.
    Arabada giderken hiç konuşmadı sonunda o her şeyin başladığı ve biteceği çay bahçesine geldik ve oturduk. Nasıl yapacaktım ona nasıl kıyacaktım bilmiyordum.
    —Ne söyleyeceksen söyle artık dedi.
    Ona intihar etmek istediğimi söyledim. Hiç umurunda bile olmadığını söyledi. Benden bu denli nefret etmesi beni sinir etmeye yetmişti. Bu işkencenin burada bitmesi gerekiyordu. O da ben de bir an önce ölmeliydik son bir kez gözlerinin içine baktım:
    —Seni hala çok seviyorum beni affet dedim.
    Ve cebimde ki silahı çıkartıp ateş ettim. Bakmadım bile dayanamazdım onun bu haline. En son yere düşerken gördüm. Daha fazla beklememin mantığı yoktu. Altı kişinin canına kıyan bu ellerle kendimi öldürecektim artık. Silahı kafama dayadım ve tetiği çektim. Bu kirli hayat bitmişti artık.



    Evet, her şey burada başlamış, burada yaşanmış ve burada bitmişti…


      Forum Saati Ptsi Ara. 17, 2018 8:23 pm